Serdar
Bey sizi sözlük çalışmalarınızdan dolayı Arapça sahasında
tanımayan yok. Ancak sizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?
1964 yılında Denizli'de doğdum. Yaklaşık 3 yaşından beri
İstanbul'dayız. Yani 67'den beri. Öğrenimimi burada (İstanbul'da)
tamamladım. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik bölümü
mezunuyum. Askerliğimi yaptıktan sonra Arap Dili bölümüne
girdim. Ancak şunu da belirtmek doğru olur; ben kötü bir
mühendisim, zira Elektronik bölümünü okurken Arapçayla ilgileniyordum.
Şimdilerde bildiğiniz üzere Dağarcık Yayınevinin sahibiyim.
Nerden geldi bu Arapça sevgisi?
Bir ara başladık böyle. Geriye doğru dönüp baktığımız zaman
zihnimin matematiğe ve dile bir yatkınlığı görülüyor. O
kadar uzun bir zaman İngilizce görmüş olmanıza rağmen Arapçaya
başlayıp bir süre devam ediyorsunuz. Olur mu olmaz mı, belli
değil! Derken süreç içerisinde bir sürü kitap almaya başlıyorsunuz
ve bir an geliyor kendi kendinize; "Aaa ben bunları
söküyorum, harekesizleri bile okuyorum!" diyorsunuz.
Böyle bir seyir başladı ve bu Arap Dili'ne gitmeden önce
tabiî ki.
Arapça öğrenmekte zorlandınız mı?
Aslında elektronikte okurken evde kendi kendinize yazıyorsunuz,
çiziyorsunuz, kurcalıyorsunuz, böyle bir seyri var. Ve zor
da tabii. Kaldı ki her branşın kendi göre zorluğu var. Hatta
bir ara Almancaya yönelmiştim. Sevmiştim de, zira Arapçaya
çok benziyordu. Arapçaya zor diyenler Almanca ile uğraşsınlar!
Almancanın korkunç bir dilbilgisi var. Kurallar oldukça
katı. Zaten artikelleri tam baş belası.
Arapça-Türkçe sözlüğünüz öğrenciler arasında çok revaçta
kaliteli bir sözlük. Sözlüğü hazırlarken ne tür sıkıntılarla
karşılaştınız?
Sözlükleri sözlüklerden hazırlamak gibi bir durum var!
Bir de sözlükleri tarayarak hazırlamak gibi diğer bir durum
var!
Sözlüklerden faydalanarak sözlük yayınlamak durumunda sözlüğümüze
kadar gelen kaynakların çoğu "Arapça-Arapça" kaynaklardır.
Bu noktada önemli bir problem var, o da şu; çok iyi sözlük
bulmak zor. Aslında Arapçanın çok zengin bir leksikografisi
var. Yani Arapça, sözlük/sözcük açısından çok zengin. Ancak
Arapça-Arapça sözlükler çok defa tekrarlarla gelmiştir.
Diğer bir deyişle müellif bir öncekini tekrar etmiştir.
Bu, asırlar boyunca da böyle olmuştur. Oysa dil gelişiyor,
yeni kelimeler, yeni ifadeler dile giriyor. Kelimelerin
anlamlarında değişmeler, gelişmeler oluyor. Tekrar, tekrar...
Nereye kadar!.. Nedense Araplar bu meseleye gereken önemi
verememişler. Burada konunun ehemmiyetini dışarıdan bakan
gözler yakalamış. Satır arasında söyleyeyim; aşağı yukarı
100-150 yıldan beri en güzel sözlükler genelde Lübnan'dan-Hıristiyanlardan
çıkıyor. Çünkü onların farklı bakış açıları var. Tabii o
da bir yere kadar varıyor. Sonrasında tıkanıp kalıyor. Oysa
batı dillerinde hazırlanmış sözlüklere baktığınızda çok
güzel kaynaklar bulabiliyorsunuz.
Hal böyleyken iyi bir sözlük taranarak yapılır. Sözlüklerden
sözlük yaptığınız zaman çalışmanız eksik kalır. Oturursunuz,
sürekli tararsınız, tararsınız, tararsınız... Çalışmamızda
kullandığımız iyi kaynaklar bu minval üzere hazırlanmış
olanlardı, ama yine de bizim çalışmamız da sözlüklerden
sözlük yapmak oldu.
"Tarama Sözlük" belirttiğiniz üzere uzun vadeli
ve çok zahmetli bir iş, ancak sizin de işiniz sözlük üzerine...
Çalışmanızı geliştirmek için bir "tarama" faaliyetiniz
var mı?
Şu anda büyük sözlük (Arapça-Türkçe) için uğraştığımız
şey tarama. Ve hedefimiz; elde edilen donelerle çalışmayı
kapsamlı hale getirmek. Mesela; "heşeme" fiili
şu ana kadar birçok Arapça-Arapça sözlükte "kırılmak,
parçalanmak" gibi anlamlarla verilmiş. Bu kökten türemiş
olan "muheşşeme" kelimesi geçenlerde rastladığımız
"seyyâratun muheşşemetun" ibaresinde "enkaz"
anlamına kullanılmıştır.
Sözlüğümüzü kapsamlı hale getirmek yolundaki diğer bir çabamız
da kalıp ifadelerle ilgilidir. Çalışmamızda geçen deyimsel
ifadelerden motamot çevirisini verdiklerimizi bir kez daha
gözden geçirerek Türkçedeki karşılıklarını bulup koymak
diğer bir hedefimiz.
Türkiye'de Arapça öğretiminde -malumunuz- sıkıntılar
var, bu konudaki görüşleriniz nedir?
Öncelikle şunu göz ardı etmemek lazım; dil öğrenmek uzun
vadeli bir şeydir. Kolay olduğunu kimse söyleyemez. Bu böyledir.
Türkiye'de Arapçaya has problem gibi gözükse de aslında
benzer durumlar İngilizce için de geçerlidir. Arapça konusuna
gelelim; Arapça öksüz kalmış bir durumda, materyal bakımından
eksiklik var. Dolayısıyla; "İnsanlar niçin Arapça öğrenemiyorlar?"
sorusundan ziyade, "Niçin Arapça öğretemiyoruz?"
sorusunu sormak gerekir. Çünkü ana mesele; materyalin eksikliği
dedik. Bu ise Arapça öğreticisinin işidir. Ardından metodunuzu
hazırlayacaksınız. Bu diğer bir mesele. Klasik usûl kavgasını
da artık bir tarafa bırakmamız lazım. Bunun tartışması kimseye
fayda sağlamaz. Eskilerde kullanılmış çok iyi bir yöntem
şimdilerde işe yaramıyor olabilir. Kaldı ki, bir parantez
açmak istiyorum, Arapça bence Osmanlı için çok aman aman
bir şey değildi ve bu anlamda o dönem Arapça öğretimi için
kafa yorulup çok iyi metotlar geliştirilmemiştir.
Batılı metodunu geliştirmiş, materyalini hazırlamış. Mesela
Benny Farbar'ın Yabancı Dil Öğretim Yöntemleri adlı kitabı
söz konusu metot kitaplarından yalnızca biri.
Arapça öğretiminde doğru metodu yakalamış model ülkeler
hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz?
Arapça diline mahsus derseniz, o konuda çok fazla bir şey
söyleyemem. Ancak yine de Ürdün ilk aklıma gelen ülke. Üniversitelerinde
yapılan çeşitli etkinlikler var.
İsterseniz konuyu biraz açalım; "Acaba Arap ülkesine
gidersek ne elde ederiz?" veya "Arap ülkesindeki
eğitim bize ne sağlar?"
Aslında bütün diller için geçerli bir şey; gidersin dilin
memleketine ve dili doğal olarak kullanıldığı yerde daha
çabuk öğrenirsin. Bu, genel bir doğrudur. Ancak Arapçada
bu sorular beraberinde şu soruyu getiriyor; "Hangi
Arapçayı öğrenmek istiyorsun?" Arapçada konuşulan dil
ile yazı dili arasındaki büyük farklılık önemli bir sorun
teşkil ediyor, öyle ki abartılı söylersek -aslında abartı
da değil, gerçektir- hiçbir Arap topluluk yazı dilini kullanmıyor.
Durum böyle olunca; peki ben bir Arap ülkesine gidersem
zaten benim öğrenmeyi hedeflediğim şey, eğer oranın konuşma
dili/lehçesi değilse, o zaman benim orada işim ne?
Arapça bu haliyle yarı ölü bir dil oluyor. Ve bu noktada
Arapçayı Latinceye benzetiyorum. Yazıda kullanılıyor, ancak
konuşmada kullanılmıyor. Arap ülkelerinde kalanlar bilirler;
Arapların içinden biri çıksın ve sokakta fasih konuşsun
bakalım. Ona ne gözle bakarlar, biliyor musunuz? Ben size
söyleyeyim; Türkçesiyle "züppe!" Etrafındakiler;
"Züppeye bak gelmiş hava atıyor" derler. Suud'da
hadis doktoru kendisini teftişe gelen müfettişin notunda
kanaatini"dersi fusha veriyor" diye belirttiğini
söylemişti. Haa, yabancı farklı, onu mazur görürler. Hatta
yabancı eğer fasihi güzel kullanıyorsa, o zaman da ağızları
açık kalır ve hayran hayran dinlerler. İşin aslı fasih dil
Arap için zordur.
Fasih Arapça sorunu Kuzey Afrika'da daha vahim bir durumdadır;
bir Cezayirliye, bir Faslıya, fasih konuş, deyin bakalım!
Buna orta okul öğrenimi dahildir. Adam bir cümle kurar,
ikincisinde konuşamaz. İsteyen Cezayir televizyonunu seyretsin.
Korkunç bir ammice, öbür taraftan Fransızca. Takip edemezsiniz,
adam televizyonda konuşurken bir Fransızcaya bir ammiceye
döner! Arapça öğrenenler eğer oraların lehçesini bilmiyorlarsa
Cezayirliyi, Faslıyı gördüklerinde kaçsınlar derim.
Dil öğreniminde sözlük kullanımı nasıl olmalıdır?
Başlangıç aşamasındaki öğrencinin sözlüğe daha sık başvuracağı
aşikârdır. Ancak sürekli başvurmaması daha doğrudur. Metin
tahlili ile ilgili eserlerde değinirler bu konuya. Cümlenin
içinden kelimenin anlamını sözlüğe başvurmaksızın çıkarmak
için ipuçları olur. Arada sözlük takviyesiyle sürecin bu
minval üzere devam ettirilmesi gerekir. Bir diğer husus;
-ki refah seviyemizle bağlantılıdır- tek bir sözlük alınarak
her şeyin halledildiği zannediliyor. Ancak dil öğrenenin
çok sözlüğü olmalıdır. Çünkü dilde derinleştikçe başlangıç
aşamasında alınan sözlüğün yetersiz kaldığı görülecektir.
Diğer bir husus; başlangıç aşamasında Arapçadaki kök tertibinin
zorluğundan ötürü alfabetik sözlük kullanılmalıdır. Ancak
ileri seviyelerde böyle bir sözlük Arapçayla ilgilenen kişiyi
oldukça rahatsız edebilir.
Reklâm şeklinde anlaşılmasın lütfen, böyle bir çalışma yayımladık.
Gerekçemiz şu; ülkemizde imam hatip liseleri başta olmak
üzere Arapça öğreten kurumlarda hocaların ortak derdi, başlangıç
seviyesindeki öğrencilerine istifade edebilecekleri bir
sözlük tavsiye edememeleridir. Zira bu aşamada öğrencinin
yeterli morfolojik (sarf) bilgisi yoktur. Ve sözlük öğrenciye
ya ikinci dönem ya da 1 yıl sonra aldırılır. Böylesi geçirilen
1 dönem ya da 1 yıl ise öğrenci için ıstıraptır. Dikkat
edin röportajımızın başlarındaki hususa zaman zaman dönüyoruz,
o da şu; ülkemizde daha esaslı bir Arapça öğretimi için
ihtiyaca uygun materyal ve metotlar belirlenmeli. Bizim
mütevazi çalışmamız (alfabetik sözlük) başlangıç aşamasındaki
ihtiyaca göre belirlenmiştir.
Ülkemizde Arapça niçin öğreniliyor? Bu konudaki tespitiniz
nedir?
Arapça Kuran dilidir. Böyle bir hedef var. Ve bence bu
ihmal edilmemesi gereken bir nokta. Çünkü sadece iletişim
dili olarak baktığınız zaman kişiler şunu diyebiliyorlar;
ben İngilizce biliyorum, Araplar da zaten İngilizce biliyor.
Dolayısıyla bu, heyecanı kaybettiriyor. O anlamda Arapçayı
"Kuran Dili" olduğundan öğrenmek isteyeni görmezden
gelmemeliyiz.
Ancak diğer deyişle Klâsik Arapça olarak tanımladığımız
ve bizde sağda solda rastladığımız birçok kursta veya Arapça
denilince dilin öğretildiği yer olarak akıllarda ilk beliren
imam hatip liseleri ya da ilahiyat fakültelerinde yukarıda
belirttiğimiz amaca (Kuranı anlamak) yönelik Arapça verilebiliyor
mu? Elbette hayır! Mesela, şöyle bir çeviri yapılmış bir
zamanlar: "Sahebe müşriklere kendini kurtarmak için
dokuz tane ada verdi." Dikkatimi çekti, dokuz ada nasıl
verilir. Metnin aslına baktım "cezâir" kelimesi
geçiyor. Tamam, bu kelime "cezîra"nın çoğulu ancak
klâsik dilde "cezîra", kurbanlık deve anlamına
kullanılır.
Ama öğretim bu yönüyle de sınırlı kalmamalı tabiî ki. Zira
bizim sırtımız döndüğümüz Arap ülkeleri aslında çok yakınımızda,
dibimizdeler. Batı ülkelerinden yeri geliyor Irak'a Ürdün
üzerinden mal gidiyor. Sen burada -ülke olarak- böyle bir
ticarete sırtını çeviriyor, sadece İstanbul'da fahri bir
Ürdün konsolosluğuyla yetiniyorsun. Daha bunun gibi nice
örnek. Yüzlerce kilometrelik sınırının olduğu ve sırt çevirdiğin
Suriye... İyi ilişkilerin yolu yeterli sayıda iyi Arapça
bilen eleman olmasından geçer. Belki duyduğum abartılı ancak,
Moskova'da 2000 Türkolog var demişti birileri. Neden olmasın?
Bir ara bir hocam; "Nasır'ı dinlerdim radyodan, aradan
yarım saat geçerdi BBC'den yorumlu haberine rastlardım."
demişti. Bu neyle olur? Bu ancak uzman ordusuyla olur. Altını
çiziyorum uzman ordusu.
Hülâsa dil hayatın her alanında var, bu Arapça için de böyledir.
Bizim de ülke olarak bu dilin öğretim ve öğrenimindeki hedeflerimizi/gerekçelerimizi
gözden geçirmemiz ve genişletmemiz gerekir.
Son olarak bizi yakından tanıyan biri olarak onlinearabic.net
için neler söylemek istersiniz?
Onlinearabic, Türkiye'de Arapça öğretiminin gelişmesine
katkıda bulunmuştur. Dil öğrenme sürecinde insanlara dil
öğrenme sürekliliğini ve yoğunluğunu yaşatmak üzere internet
ve bilgisayar teknolojisi kullanılarak evlerinde otururken
Online Görüntülü Pratik Arapça dersler sunulmuştur. Bu derslerde
Arap hocaları takip edebilme imkânı sağlanmıştır. Öte yandan
Arapça öğrenen binlerce insanı bir araya toplayıp bir sinerji
oluşturulmuş, böylelikle heyecan ve motivasyon artırılmıştır.
Sitenizi zaman zaman takiplerimde aynı anda 2900 online
üyenin olduğunu gördüm. Bu takdire şayân bir başarıdır.
Sizleri takdir ediyor, nice başarıların sizlerin olmasını
diliyorum.