Mehmet
Hakkı Suçin, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı'ndan mezun oldu (1993).
Kuveyt Ankara Büyükelçiliğinde çevirmenlik yaptı (1993-1998).
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Arap Dili Eğitimi
Anabilim Dalında okutman olarak başladı (1998). Gazi Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsünde el-Fennu'l-Kasasi 'inde Yahyâ
Hakkî adlı tezle yüksek lisansını bitirdi (1998). Gazi Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Enstitüsünde Arapça Çeviride Sözcük ve
Kalıplaşmış İfadeler Düzeyinde Eşdeğerlik Sorunları adlı
tezle doktorasını tamamladı (2004). University of Manchester,
The Centre for Translation and Intercultural Studies (CTIS)'da
misafir akademisyen olarak çalıştı (2006). Hâlen Gazi Eğitim
Fakültesi, Arapça Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğretim
üyesi olarak görev yapmaktadır.
E-mail: mhakkisucin@yahoo.com
Mehmet Hakkı Suçin ile
Çeviri Araştırmaları ve Arapça Öğretimi Üzerine...
Röportaj: Erkan Avşar
- Hocam, çeviri üzerine değerli çalışmalar yapan ve bu
alanda ders veren biri olarak çeviriyi nasıl tanımlarsınız?
Mehmet Hakkı Suçin: Çok yönlü, çok boyutlu faktörler
tarafından sınırlanan çeviriyi tek bir cümlede tanımlamak
mümkün olsa 'çeviri, başka bir dilde doğmaktır' derdim.
Yapılan onlarca tanımlamaya -biraz kulağa egzotik gelse
de- birini de ben eklemiş olurdum. Bu yüzden çevirinin tanımını
aşkın tanımına benzetirim. Yani metot olarak. Şöyle etrafınızdaki
birkaç kişiye aşkı tanımlamalarını söyleyin. Kendi tecrübeleri,
okumaları, entelektüel düzeylerine göre belki birbirinden
farklı, belki birbirine benzer tanımlar bulacaksınız. Çeviri
de öyle. Hangi perspektiften bakıyorsanız ona göre tanım
şekilleniyor. Örneğin çeviriyi dilbilim perspektifinden
görenlerin tanımlamaları, onu bir metin, söylem, sosyal
etkileşim, kültürlerarası pragmatizm vs olarak görenlerden
farklıdır. Dolayısıyla yaklaşımlar da farklıdır.
- Oldukça farklı ve renkli bir bakış açınızın olduğunu
söylemeliyim. Bu noktadan hareketle son otuz yılda çeviri
araştırmalarında kırılma noktalarının neler olduğunu söyleyebilir
misiniz?
Mehmet Hakkı Suçin: Sorunuzu son otuz yılla sınırlamanız
çok akıllıca. Çevirinin bir bilim dalı olarak "ayakları
üzerinde durduğu" bir dönemden bahsediyoruz. Çeviri
araştırmalarının "karşılaştırmalı edebiyat" ve
"karşıtsal çözümleme"den bağımsızlığını kazandığı
bir dönemden söz ediyoruz. Buna "sistematik çeviribilim
dönemi" diyebilirim. Bu dönemin altyapısını ellili-altmışlı
yıllarda yapılan çalışmalar oluşturmuştur. Catford, Vinay
ve Darbelnet, daha sonra Mounin ve Nida'nın dilbilim odaklı
çalışmaları bu süreçte önemli kilometre taşlarıdır. Bunların
çalışmaları dilbilim odaklıdır.
Yetmişli yıllara geldiğimizde çeviriye dilbilimsel yaklaşımın
Almanya'daki araştırmacılar eliyle devam ettirilip geliştirildiğini
görüyoruz. Bu dönemde metindilbilim ve söylem çözümlemesinin
etkisiyle metin odaklı çeviri yaklaşımlarının da geliştiğini
görüyoruz. Reiss ve Vermeer'in çalışmaları bu anlamda çok
önemlidir.
Seksenli yıllarda ise karşılaştırmalı edebiyat teorilerini
temel alan betimleyici çeviri araştırmaları ortaya çıkmıştır.
İsrailli Gideon Toury'nin çalışmaları önemli bir kilometre
taşı niteliğindedir.
Doksanlara geldiğimizde özellikle uygulamalı çeviribilim
alanında doktora düzeyinde derslerinden istifade ettiğim
değerli hocam Mona Baker, Hatim ve Mason gibi araştırmacıların
iz bırakan çalışmalar yaptıklarını söyleyebilirim.
Çeviribilimi bu gelişme süreci perspektifinde değerlendirdiğimizde,
bu bilim dalının günümüzde disiplinlerarası çalışmalar yoluyla
gelişmeye devam etmektedir.
- Türkiye'de Arapça çeviri faaliyetlerini nasıl görüyorsunuz?
Mehmet Hakkı Suçin: Türkiye'de yapılan Arapça
çevirilerde birbirinden habersiz gibi gelişen iki trend
görüyorum. Birincisinde içerik ön planda tutulmaktadır.
'Bir mesajın muhtevası hedef dile çevrilsin de nasıl çevrilirse
çevrilsin, önemli değil' bakışı. Özellikle ideolojik ve
dini metin çevirilerinde bu yaklaşımın hâkim olduğunu görüyoruz.
Bu yaklaşımda kaynak metin hedef dil aracılığıyla yeniden
kaynak metne çevrildiği için birçok düzeyde çeviride kayıp
kaçınılmaz olmaktadır. Bu eğilimin doğru bir yaklaşım olduğunu
söylemem mümkün değil. İkinci trend daha umut vericidir.
Genellikle çeviri araştırmalarıyla beslenmese de çevirmenin
farkındalığı göze çarpmaktadır. Son yıllarda yapılan bazı
anlatısal ve tarihi metinlerin çevirileri, Türkiye'de Arapça
çevirinin artık 'normlaşmaya' doğru adım attığını göstermektedir.
- Bu durumda Türkiye'de Arapça çevirinin hâlâ bazı sorunları
olduğunu ve geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu söyleyebilir
miyiz?
Mehmet Hakkı Suçin: Türkiye'de Arapça çevirinin
birçok handikabı bulunmaktadır. Bunların arasında 'zayıf'
çevirileri sayabiliriz. Roman çeviren bir çevirmenin Türk
ve dünya klasiklerinin en azından bir kısmını okumuş olması
gerekmez mi? Şiir çeviren birinin sıkı bir şiir okuyucusu
olması gerekmez mi?
Arapça çevirilerinin ikinci bir handikabı, tek yönlü bir
çeviri hareketinin hâkim olmasıdır. Türkiye'de Arapça çeviri
denince ilk akla gelen Arapçadan yapılan çeviridir. Diğer
bir ifadeyle Arapça çevirideki 'ithalat-ihracat dengesi'
maalesef ithalat lehine gelişmiştir ve gelişmeye de devam
etmektedir. Türk edebiyatının ve düşünce tarihinin klasikleşmiş
isimleri henüz Arapçada yoktur.
- Arapça ve Türkçenin birbirinden oldukça farklı diller
olması da bu problemlere yol açıyor olabilir mi?
Mehmet Hakkı Suçin: Elbette olabilir. Türkçe
ile Arapça gerek ses, gerek biçim, gerekse sözdizimi açısından
birbirinden farklılıkları olan iki dil. Söz konusu farklılıklar
sadece sözcükler arası 'semantik boşluk'tan kaynaklanmıyor.
Arapçadan dilimize yerleşip anlam kaymasına uğramış birçok
sözcük vardır. Bunlara 'yalancı dostlar' diyoruz. Anadili
girişimi (L1 interference) veya olumsuz aktarım (negative
transfer) yoluyla dil öğrencisi bunları kullanma tuzağına
düşebiliyor. Hâlbuki öğrencinin Arapça sandığı malum kelime
artık 'Türkçeleşmiştir', dahası belki de Arapçada kullanılmıyordur
veya başka anlamda kullanılıyordur. Böyle bir sorun İngilizce
ile Arapça ikilisi arasında yok denecek kadar azdır. Özellikle
kültürel yakınlığı olan diller arasında önemli bir sorundur
bu.
Bu durumda dil farklılıklarından kaynaklanan problemleri,
sıkıntıları telafi etmek çevirmenin deneyimine ve becerisine
bağlıdır. Şiir çevirisinde olduğu gibi bazen bunu telafi
etmek mümkün olmayabilir de.
Ancak, Arapçadan veya Arapçaya yapılan çeviri uygulamalarında
iki dil arasındaki farklılıklardan çok çeviri yetersizlikleri
olumsuz bir rol oynamaktadır. Bunun üstesinden gelmek için
bir defa iki dil arasında karşıtsal dilbilim çalışmalarına
ihtiyaç vardır. Her şeyden önce iki dil arasındaki çeşitli
düzeylerde farklılıkların 'haritası' elimizde yok. Nitel
veya nicel araştırmalarla ortaya çıkarılmış veriler yok
denecek kadar az. Bu noktada 'akademi' çok önemli bir rol
üstlenebilir.
- Çeviri alanında yaşanan bu problemler Türkiye'de Arapça
öğretimine de yansıyor mu? Yansıyorsa, Türkiye'de Arapça
öğretiminde yaşanan sorunlar nelerdir?
Mehmet Hakkı Suçin: Türkiye'de Arapça öğretiminin
en büyük sorunu, sorunun farkında olmamak. Sorunu kabullenirseniz
çözüme odaklanırsınız. Hızlıca düşündüğümde Arapça öğretiminde
öğrenciyi saymazsak iki problem görüyorum: Ders kitabı ve
öğretmen. Demek ki her şey problemli (gülüşmeler). Ders
kitabına gelince sadece Türkiye'de değil dünyada Arapça
öğretiminde bu önemli bir boşluktur. Arap ülkelerinde hazırlanan
ders kitaplarında genellikle Arapça öğretmekten ziyade 'mesaj
verme' kaygısı dikkat çekmektedir. Kitaplar iletişimsel
değil. Görsel öğeler iç karartıcı. Metinler hayattan kopuk.
Etkinlikler tekdüze, yetersiz. İngilizce "face2face"
serisinin bir kitabıyla Arap dünyasında yayınlanan herhangi
bir serinin bir kitabının sadece sayfalarını çevirin. Aradaki
farkı hemen göreceksiniz.
Öğretmene baktığımızda Arapça öğretmenlerinde bir yabancı
dili öğretme motivasyonunun eksik olduğu sık sık görülür.
Özellikle ortaöğretim düzeyindeki öğretmen dil öğretirken
dramayı başarılı bir şekilde kullanabilmeli. Ders kitabını
kendi öğrencilerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirmeli.
Görsel ve işitsel araçlar kullanmalı. Burada metodoloji
dersi verecek değilim. Kısacası öğretmen 'bir şey yapmalı'.
- Metodolojiden bahsederken aklıma Multilingual'dan çıkan
kitabınız "Öteki Dilde Var Olmak" geldi. Doğrusu
kitabınızı bu alanda çığır açmış bir eser olarak görüyorum.
Neden 'Öteki Dilde Var Olmak'?
Mehmet Hakkı Suçin: Biliyorsunuz doktora tezimden
kitaplaştırdığım bir yapıt. Birçok okuyucudan, araştırmacıdan
son derece olumlu tepkiler alıyorum. Kitap eşdeğerliğin
çeşitli düzeylerini irdeliyor. Kaynak dille hedef dil arasında
bir eşdeğerlikten söz edildiğinde bir dizi parametre söz
konusu. Kanımca bunlar bir dil diğerine nazaran "öteki"
olduğu için meydana geliyor. Şöyle düşündüm: Hedef dilde
yani "öteki"nde öyle ya da böyle bir metin yaratıyorsanız
bir anlamda "öteki"nde mevcudiyetinizi gerçekleştirmiş
oluyorsunuz.
- İlginç bir yaklaşım. Son olarak Onlinearabic gönüllülerine
vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Mehmet Hakkı Suçin: Ne diyeyim? Onları seviyorum
(gülüşmeler). Çeviribilim alanında yaşanan dinamik gelişmeleri
sürekli izlemelerinin çeviriye bakış açılarını geliştireceğini
ve Türkiye'de çeviribilimin günün gereklerini karşılar hale
gelmesine katkıda bulunacağını belirtmek isterim.
- Hocam doyurucu olduğu kadar keyif duyduğumuz bu sohbet
için teşekkür ederiz.
Mehmet Hakkı Suçin: Benim için bir zevkti. Bu
ülkenin cevap verenlerden ziyade soru soranlara ihtiyacı
var. Eleştirel düşünmenin yolu soru sormaktan geçer. Eskilerin
çalışkan bir öğrencisi, şimdinin ise verimli bir meslektaşı
tarafından sorgulanmak benim için heyecan vericiydi. Onlinearabic
camiasına kucak dolusu sevgiler.