anasayfa | forum | online dersler | online sözlük | irtibat
İçimizden Biri   
 


Dr. Cengiz Ketene


Dr. Tarık Abdulcelil


Prof. Dr. Emrullah İşler


Doç. Dr. Ahmet Bostancı


Prof. Dr. Azmi Yüksel


Doç. Dr. Zafer Kızıklı


Dr. Abdussamet Bakkaloğlu


Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN


Serdar Mutçalı


Mehmet Hakkı Suçin


A. Sait Aykut


Prof. Dr. Musa Yıldız


Erkan Avşar


Prof. Dr. İsmail Durmuş


Yard. Doç. Dr. Zülfikar Tüccar


 

1949 yılında Kütahya'da doğdu. 1969'da Kayseri İmam-Hatip Okulunu, 1970'de Haydarpaşa Lisesini bitirdi. 1973'te İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünden mezun oldu. Din görevlisi olarak öğrencilik yıllarında başladığı memuriyet görevini, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın değişik kademelerinde sürdürdü. Bir süreöğretmenlik görevinden sonra 1977 yılında Samsun Yüksek İslâm Enstitüsüne asistan olarak atandı. 1980-1984 yılları arasında Belçika'da Din Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptı. 1984 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine öğretim görevlisi olarak naklen tayin olundu. 1988'de Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Câhiliye Şiirinde ve Kur'an'da Teşbih adlı doktora tezini tamamladı. 1993 yılında doçent oldu. 1994'te Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne naklen atandı. 1999 yılında profesörlüğe yükseltildi. Halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Arap Dili ve Belagati sahasında öğretim görevlisi olarak faaliyetlerini yürütmektedir. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı İslam Ansiklopedisi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde bölüm aşkanı olarak görev yapmaktadır.

Arapça eğitimi nasıl olmalı? Siz nasıl çalışırdınız?

Bir dili öğrenmede o dile karşı duyulan veya dil öğrenmeye karşı duyulan sevgi ve azim çok önemlidir. Yöntemler de metodlar da tabi belli ölçüde insana yardımcı olur. Mutlaka daha kestirme bir yöntem gerekiyor. Osmanlı zamanında insanlar yıllarca, emsile bina maksut avamil.. gibi eserler okuyormuş ama yıllarını veriyormuş, şimdi bukadar zamanımız yok, biraz daha kestirme yoldan gitmemiz gerekiyor. Burada da işte metodun önemi ortaya çıkıyor. Çok güzel metodlar var gerçekten, ama gramer de olmazsa olmaz. Şimdi bazı sırf konuşmaya yönelik uygulamalar oluyor. Bu uygulamalarda öğrenci konuşmayı öğreniyor ama harekesiz metinleri okuyamıyorlar. Sırf gramersiz veya tamamen gramerin ayrıntılarına boğarak verilen tüm metodlar yanlıştır. Benim yöntemim temel gramer konularından sonra bol metin çalışması yapmaktır. Çünkü aslında gramer, asıl amaca götüren bir vasıtadır. Şunu da söyleyeyim ben arap gramerini Arapça kitaplardan öğrenmedim. Türkçe kitaplar ozamanlar yeni yeni çıkıyordu. Onlardan okudum. Onları aldım kendi özel gayretimle çalıştım. Tabi imam hatipde aldığımız derslerin de faydası oldu ama özel gayretim vardı. Dil sevgisi çok mühim çünkü. Yoğun meşguliyetle Arapçamı ilerlettim. Kendi kendime hikayeler çözerdim. Çok sözlük eskittim. Sözlük kullanmadıkça bir kimse dili iyi öğrenemez sözlük eskimesi lazım ben imam hatipten beri sözlükle haşırneşirdim.

Belli kuralları hallettikten sonra bol metin çözmeye başladım, hikayeler, hikaye kitaplarını çözdükçe zevk alırdım. Fıkralarla espirili ifadelerle yoğunlaşırdım. Öyle bir yoğunluktan sonra artık ibarelere aşinalık kazanmaya başladım. önümdeki engeller kendi kendine bertaraf oldu ve bu sonucu elde ettim. Özel hocalardan ziyade kişisel çabam ve gayretim ve sevgim Arapçayı öğrenmemde etkili olmuştur. Özel hocalara da gittim, yaz tatillerinde… ama onlardan böyle derinlemesine birşey okumadım. Tatilin elverdiği sürece istifade etmeye çalıştım fakat asıl ilerlememde etkileri sınırlı kalmıştır. Derslerimin dışında hergün mutlaka düzenli olarak hikayeler çözerek çalışırdım. Doğrudan metinle başbaşa kalmak çok mühim. Tabi öncesinde belli dilbilgisi kurallarını öğrenmek lazım. Benim bir hocam vardı örnek vereyim. İzmir'de medrese usulu okuturdu. Kestane Pazarı medresesinde…, sonra müftülükten emekli oldu. Kendisinden ders alan öğrenciler 3 ay gibi kısa bir süre sonra gidip imtihanları kazanırlar müftülük veya vaizlik görevine başlarlardı. Benim yazım iyiydi, İsmail sen şu metni harekesiz yaz derdi, sonra öğrencilerini imtihan ederdi, Bu metni harekeleyin bakayım derdi. Bir metni harekeleyebilmek çok mühimdir. Hareke bir nevi gramerin özüdür. İki satırı harekeleyince gramer bilgisi ortaya çıkar insanın… Bu şekilde devamlı hareke irab hatasını sıfıra indirerek öğrencilerini eğitirdi. Neticede imtihanı kazanıyorlardı yani. Ben bunu enteresan bulurdum.

Mukaleme ayrı bir şey fakat bilimsel dil için mutlaka gramer gerekiyor. Mesela edebi metinleri Kur'an, hadis metinlerini yorumu ve tefsiri gramer inceliklerine bağlı olmazsa birşey ifade etmez. Bu bakımdan gramerin de belli ölçüde öğrenilmesi gerekiyor fakat vakit çok azsa bu noktada gramerin ayrıntılarından geçici olarak feragat etmek gerekiyor. İleride kişi kendisi de ayrıntıları öğrenip tamamlayabilir. Ama ana hatlarıyla kişinin grameri öğrenmesi gerekiyor. Temel taşları iyice bellettikten sonra örnekleriyle.. hatta grameri bilmek demek birer örnekle çalışmakla olmaz. Bol örnek üzerinde çalışmak lazım. Gramer ne zaman işe yarayacak? Karşınıza çıkan bir terkibin zorluğunu çözmemizde etkili olmuyorsa, ona ait kural hemen aklımıza gelmiyorsa gramer bilgisi oturmamış demektir. Bu nedenle bol örnekle hazmedilmiş olması gerekiyor.

Bir de hatamız bizim sarfa fazla ağırlık vermiyoruz, nahve ağırlık veriyoruz. Halbuki sarf daha önemli. Sarf kelimenin tüm harekesi nahiv ise kelimenin son harekesini bilmekle alakalı bir durum... Araplar konuşma dilinde sonlarını yuvarlarlar, çünkü son harfe hareke koymak her babayiğidin işi değildir. Bu bakımdan morfoloji, sarf çok önemli, maalesef arapların yazdığı kitaplar nahve ağırlık veriyor çünkü onların bu noktada ihtiyaçları var. Bizlerin ise ihtiyacı daha çok sarfa var. Hiçbir arap nasara'ya nüsera falan demez yani. Ama bizlerin bu noktada hata etme payımız daha yüksek. Osmanlı'da Arapça eğitiminin ilk once morfoloji yani sarf ile başlaması tesadüf değildir. Enteresandır yani, en çok geçen sigaları öne almışlar mesela, mazi sigalar daha çok kullanıldığı için nasara başa alınmıştır. En son gelen taaccüp sigalarını sona almışlardır, bütün sıralamaların bir özelliği gözetilmiştir. Bunu da doğru dürüst anlamadık. tetkik etmedik. Osmanlıya ait olunca bilimsel olamayacağını zannediyor insanlar.

Sarf kalıpları önemli bunları iyi bilmek önemli, bizde köklü bir morfoloji olmadığı için yanlış okumalar oluyor. Öğrenci karşısına çıkan kelimenin kökünü bilmeli. Bu da sarf bilgisiyle olur. Kelimenin kök yapısını bilmeyen öğrenci sözlük bile kullanamaz. Bu nedenle grameri verrirken evvela morfolojiye ağırlık vermek gerekiyor.

Bazı hafızlar var mesela ezberinde bir çok sureler var fakat bu bilgisini Arapçaya aktaramaz, bu bilgisini bir ezberden öteye götüremez. Bu da o kişilerin yeterli dil eğitimi almamalarından kaynaklanıyor. Ben hafızlığımın çok faydasını görmüştüm zamanında.

O dönemde şartlarımız şimdiki gibi değildi. Bir çok imkansızlıklar vardı. Bir iki kitap bulduğumuz zaman onlardan hemen istifade etmek isterdik. Arapların yazdığı eserlerde öğrenciyi alıştırmaya boğuyorlar. Uygulama önemli, bir dil ancak bol uygulamayla öğrenilir. İster yakından ister uzaktan eğitim olsun dilde uygulama çok önemlidir. Sıcağı sıcağına günü gününe takip ve çalışma çok önemli, az öz ama düzenli çalışmak… Dil biraz sure ister, diğer bilimler gibi değildir. Bir başka bir sahada belli bir sure çalışınca sizi tatmin edecek bir mesafe kaydedersiniz. Fakat dil öğrenmek öyle değildir, uzun bir süreç içerisine yayılarak halledilebilir, süreklilik ister. Emek ister. Bu bakımdan buna sabredecek sevgi ve çaba gerekir. Bunlar olmadan dil öğrenilmez. Öğrenciler hevesle başlıyorlar fakat bu süreç içerisinde ümitsizliğe düşüyorlar.

Siz böyle bir şey yaşadınız mı, yaşayanlar ne yapmalı?

Hayır ben böyle bir duruma düşmedim. Başta da dediğim gibi sevgi ve sabır bu işte çok önemli iki noktadır. Öğrenciyi bu ümitsizliğe düşüren faktörlerden biri de yanlış metod uygulamalarıdır. Onun düzeyine inememek, öğrenciyi sıkar. Anladığından başarabildiğinden hareketle uygulamalar yapmak lazım. Zoru verip ümitlerini kırmak yanlıştır. Bilimsel olarak bir dili öğrenmek istiyorsanız, çeviri yapacaksınız. Ne kadar çok metin çözerseniz o kadar ilerlersiniz. Yalnızca tek tip metinlere de saplanıp kalmamak lazım.

Dilin yaşı yoktur, yani öğrenilir. Dil için "yapacağım" diyebilmeli kişi, faydasına inanmalı. Arapça aslında Türkler için çok kolay öğrenilebilecek bir dildir çünkü dilimizde o kadar çok Arapça asıllı kelime vardır ki. Gayret önemli sonuçta, öğrencinin gayreti olmayınca metod ne olursa olsun yararı olmaz.
Bir de teslim olmak mühim. Teslim olmazsan hocanın dediğini yapmazsan bu olmaz.

Öğrencilik döneminizde Arapça çalışırken bu çalışmalarınız gününüzün ekseriyetini mi kaplıyordu yoksa günün sadece belli vakitlerinde mi Arapça çalışırdınız?

Yok efendim, ben çok az bir saat çalışırdım. Mümkün değil yani, bakınız ben bunu lisedeyken öğrendim, çok az bir zamanımı harcardım ama devamlı hergün çalışırdım. Bir sürü dersim vardı, ve çalışkan bir öğrenciydim. Bunun içerisinde Arapçaya az ama düzenli olarak vakit ayırırdım. Dersi derste öğrenirdim, yığarsınız dili karman çorman olur diğer çalışmalar benzemez. Günü gününe öiğrenmeniz lazım, dersten sonra bir tekrar ederek yatın derim ben. Ama tutar mı öğrenci? Tutanı çok az oluyor maalesef. Öğrenci genelde yığmayı seviyor… İmtihandan imtihana çalışıyor. Dil buna asla gelmez, öğrenemezsiniz o zaman ve dilin adını da "zor dil"e çıkarı verirsiniz! Günü gününe takip etmesi lazım, buna inandırmak gerekiyor inanmak gerekiyor. Sıcağı sıcağına çalışmak gerekiyor.

Not defteri olacak, bilmediği kelimeleri kaydedecek, onları bulacak, kullanacak, boş zamanlarında hikayeler okuyacak, yani o kadar çok boş zamanımız var ki aslında… batılılar bu konuda çok müthiş…

Yurtdışına çıkmak şart mı?

Akıcı konuşmak için dilin konuşulduğu atmosfere gitmek gerekiyor. Ama bunun için önce bir temel oluşturulması lazım. Burada mesela dil labaratuvarları kurduk konuşturamadık, uydu yayını, arap hocalar falan bunlar yetersiz kalıyor. Sadece bir kaç öğrenci belki sivrilip çıkıyor koca sınıftan. Onlar da özel merakı ve ilgisi olanlar… Bakınız ben bir örnek vereyim: öğrencim var bende yüksek lisans yaptı. Çırağan Sarayı'nda Dolmabahçe'de rehbedir. Kendisi güzel sanatlar mezunu, yani imamhatip mezunu da değil, alt yapısı yoktu Arapça hususunda, fakat öyle azimle çalışıyor ki.. Yapacağım demiş ve yapmış gerçekten. Şimdi Arap turistlerle haşır neşir ola ola konuşmasını da üst düzeye çıkardı. O konuşmayı ve bir çok lehçesini de anlamayı da başarıyor. Demek ki "yapacağım" denince oluyor yani.

Öyle azimli insanlar var ki adam radyoyla yatıp kalkıyor, sürekli kulaklık Arap radyolarını dinliyor. Ve bir sure sonra onların yayınlarını anlayabilir hale geliyor. Tabi konuşmak da önemli, bu ağız da birşeyler demesi lazım… Bir temeliniz varsa önce dinlersin, Arapça yayınları… sonra kendiniz cümleler kurmaya çalışırsınız ve yazarsınız.. dili bilmek budur zaten!.. İmkanlar dahilinde yurtdışına bir Arap ülkesine gidilebilirse bu mükemmel olur. Fakat öncesinde belirli bir temeli oluşturmuş olmak gerek, yoksa o da bir işe yaramaz. Yok, imkanlar sınırlı da gidilemiyorsa, ozaman azminizi ve sevginizi bu noktada harekete geçirip sıkı çalışmanız lazım. Sürekli Arapça yayınları takip etmek, onların fonetik açıdan düşünce tarzlarını yakalamak, yani bir cümleyi kurarken nasıl düşünüyor, zihni kelimeleri nasıl sıralıyor bunları yakalamak, Arap turistlerle haşır neşir olma imkanı varsa bunları değerlendirmek faydalı olur. Günümüzde artık internet yoluyla da bir takım irtibatlar sağlanabiliyor. Bu imkanlar doğru ve düzenli değerlendirilirse ve azimle çalışılırsa başarılmayacak diye birşeyden söz edilemez.

Arapçaya karşı duyulan ürkeklik, çekingenlik niye?

Arapçaya, Arap kültürüne, herhangi bir Arap harfine bile ters bakan, kötü bakan bir kesim var maalesef. Halbuki o devirler geçti artık. Çağımızda bu günkü gerçekler çok daha başka... Dil olgusu, özellikle de Arapça olgusu tüm dünyada artık daha farklı değerlendiriliyor. Arapça Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği en mühim iletişim dillerinden biridir. Arap ülkeleri çok zenginler… Müthiş fırsatlar var, iletişim dili olarak da bilim dili olarak da Arapça çok önemli ama işte belli saplantılara takılıp kalanlar var, bu yanlış... Ufkumuzu geniş tutmak zorundayız. Ülkemizde Arapçayı da diğer diller arasında bir dil olarak algılama eğilimi gittikçe artıyor. Nasıl ki Avrupa ile Amerika ile irtibat kurmak isteyenlerin İngilizceyi öğrenmek zorunda olması gibi, Orta Doğuyla irtibat kurmak istiyen herkes Arapçayı öğrenmek zorundadır. Bu bir ticari irtibat olabilir, bir bilimsel irtibat olabilir hiç farketmez.. Dil iletişim ve irtibat aracıdır… Ülkemizde maalesef Arapça'ya gereken önem gösterilmiyor, kötü çağrışımlar uyandıracak eğilimler sürekli destekleniyor… Bu tabuları yıkmak gerek, aklı selimle hareket etmek gerekiyor. Sizin çalışmanız bu meyanda önemli bir adım. Arapçanın öcü olmadığını İngilizce gibi, Fransızca gibi, Almanca gibi yabancı diller arasında bir yabancı dil olduğunu anlatma noktasında bir çalışma yürütüyorsunuz. Tebrik edyorum. Bu dil ile alakası olan akademik, bilimsel, ticari çevrelerin sizin bu gayret ve çabalarınıza sessiz kalmamasını, destek olmasını diliyorum.

Bize vakit ayırarak değerli fikirlerini paylaştığınız için teşekkür ederiz.


 anasayfa | forum | online dersler | online sözlük | irtibat | site haritası | Gizlilik & Güvenlik | Teslimat | Garanti

Onlinearabic.net'te kullanılan resimler, metinler ve diğer tüm içeriklerin telif hakları "Onlinearabic.net"e aittir. Bu sitede yer alan içerikler, Onlinearabic.net'in izni olmadan basılı veya elektronik bir ortamda kesinlikle izinsiz olarak kullanılamaz ve çoğaltılamaz.