Prof. Dr. Azmi Yüksel
Değerli hocamız 1943 yılında Pınarbaşı'nda (Kayseri) doğdu.
İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladı. 1961 yılında
Kayseri Lisesi'nden mezun oldu. 1967 yılında Ankara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesini bitirdi. Mezuniyetten sonra Düzce İmam-Hatip
Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. 1969 yılında Milli Eğitim
Bakanlığının yurtdışı eğitim bursunu kazandı ve Arap Dili
ve Edebiyatı alanında doktora yapmak üzere önce bir yıl
Beyrut'a gönderildi. 1970 yılında Beyrut'tan Londra'ya geçerek
International House adlı dil okuluna devam etti. Buradan
The University of Edinburgh'ya lisansüstü öğrencisi olarak
kabul edildi. 1 yıl sonra Durham University, School of Oriental
Studies'e doktora öğrencisi olarak kabul edildi. Öğrenciliği
sırasında aynı yerde Türkçe bölümünde ders verdi. 1979'da
doktorasını tamamlayarak yurda döndü. Aynı yıl Ankara Üniversitesi,
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arap Dili ve Edebiyatı
Anabilim Dalına Araştırma Görevlisi olarak başladı. Aynı
yerde 10 yıl çalışarak Yrd. Doç. (1982) ve Doçent (1983)
unvanlarını aldı. 1980-1982 yıllarında yarı zamanlı olarak
ODTÜ'de Arapça dersleri verdi. Uzun zamandır da Yabancı
Diller Eğitimi Bölümü başkanlığı yapmaktadır. Ayrıca Gazi
Üniversitesi senato üyeliği, Gazi Eğitim Fakültesi Yönetim
Kurulu Üyeliği ve Kırşehir Eğitim Fakültesi Dekan Vekilliği
yaptı. 1984-5 yılında Suudi Arabistan'da İngilizce, 2003
yılında da Ürdün Üniversitesinde Türkçe okuttu. 1988 yılında
Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Arap Dili Eğitimi
Anabilim Dalında Profesör unvanıyla Anabilim Dalı Başkanı
oldu. O günden bu yana Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmektedir.
Evli ve 2 çocuk babasıdır. İngilizce ve Arapçanın yanı sıra
Kafkas kökenli olduğu için Abazaca ve Kabartayca da bilmektedir.
Web sayfası: http://websitem.gazi.edu.tr/azmi
Prof. Dr. Azmi Yüksel Hocamız ile
Arap Dili ve Edebiyatı Üzerine…
- Değerli Hocam, Arap dili ve edebiyatı ile ilgili kariyerinize
nasıl başladınız?
Düzce İmam-Hatip Lisesi'nde öğretmenlik yaparken Milli
Eğitim Bakanlığı'nın çeşitli alanlarda yurtdışında öğrenim
yaptırmak üzere açmış olduğu sınava katılarak Arap Dili
ve Edebiyatı branşını seçtim. Ankara Üniversitesi, İlahiyat
Fakültesi'nde yapılan bu sınavda başarılı olduktan sonra,
branşımın Arap Dili ve Edebiyatı olması nedeniyle 1 yıl
Arapçamı geliştirmek üzere Lübnan'a gönderildim ve Lübnan
Üniversitesi'nde yabancı öğrencilere açılan Arapça kurslarına
devam ettim. Bunun yanında Kız Öğretmen Okulu, Beyrut Amerikan
Üniversitesi ve Lübnan Üniversitesi'ndeki Arap Dili ve edebiyatı
derslerine de dinleyici olarak katıldım. Bu süreçte edindiğim
birikim ve gelişme yönümü belirlemiş oldu.
- Doktoranızı Arap dili ve edebiyatı alanında İngiltere'de
yaptığınızı biliyoruz. Batıdaki Arap dili ve edebiyatı çalışmalarını
nasıl buldunuz? Türkiye'deki çalışmalarla karşılaştırabilir
misiniz?
Bilindiği gibi o yıllarda İngiltere'deki Arapça bölümlerinin
sayısı bizdekinden fazlaydı. Bu alandaki çalışmalar bizim
ülkemizden çok daha önce başlamıştı. İngiltere'deki Arapça
bölümleri bizdekilerle kıyaslanacak olursa pek çok farklılık
olduğu görülür. Her şeyden önce bu alanda yapılan akademik
çalışmalar açısından çok çeşitlilik göstermektedir. Mesela
doktoramı yaptığım School of Oriental Studies'in Arapça
bölümünde sadece Arap dili ve edebiyatı alanında değil Arap
ve İslam kültürü kapsamına giren geniş bir alanda da çalışmalar
yapılabilmekteydi. Belki bizde bu alanda yapılan akademik
çalışmaların kapsamını ve çeşitliliğini arttırmalıyız. Örneğin
Arap dili ve edebiyatı veya eğitimi anabilim dallarındaki
öğretim elemanları Arap kültürünün çeşitli dallarında araştırmalar
yapabilmelidir. Ne yazık ki akademik yükseltilme kriterleri
bu yönde yapılabilecek çalışmaları engellemektedir. Hâlbuki
bu bölümlerde yapılacak çalışmalar dışişleri mensuplarına
kılavuzluk yapması bakımından da oldukça önemli olacaktır.
Bilindiği gibi Batıdaki tanınmış doğubilimciler bu önemli
noktaları her zaman göz önünde bulundurmuşlar, Arap-İslam
toplumunu her yönüyle anlamaya çalışmışlardır. Zaten çeşitli
alanlardaki elyazması temel kaynakların önemli bir kısmını
tahkik ederek yayımlayan, bir kısmını kendi dillerine çeviren
ve tahkik yöntemlerini bizlere öğreten de Batılı doğubilimciler
olmuştur. Nallino, Goldziher, Lane, Gibb ve benzeri doğubilimcilerin
İslam kültürünün Batıda tanıtılmasında büyük katkıları olmuştur.
İslam Ansiklopedisi'ni ilk neşredenler doğubilimcilerdir.
Her ne kadar doğubilimcilerin bazıları İslam'a bakış açıları
bakımından eleştirilmiş olsa da, bizlerin olaylara eleştirel
yönden bakmamızı sağlamaları anlamında katkıları yadsınamaz.
Lisans düzeyindeki öğretime gelince Batıdaki Arapça öğretimi
önemli mesafeler kat etmiştir. Ders araç ve gereçleri çoğu
zaman onlar tarafından geliştirilmiştir. Tabii bunları yaparken
yanlarına Arap bilim adamlarını da almışlardır. Lisans eğitimi
çoğu kez 3 yıldır. Fakat Arapça öğrencilerini en az bir
sömestri olmak üzere Arap ülkelerindeki anlaştıkları eğitim
kurumlarına göndermektedirler. Tabii burada öğrenci sayısının
az olması onlar için bir avantaj olmaktadır. Bunun yanında
lisans programlarında bizde olduğu gibi branş dışı zorunlu
dersler de bulunmamaktadır. Bizim öğrencilerimiz için Araplarla
aynı dine mensup olmamız, birlikte yaşamamız dolayısıyla
zamanla oluşan kültürel bağlar Arapçaya olan kulak dolgunluğu,
Türkçede Arapça kökenli kelimelerin çokluğu gibi nedenlerle
Arapçayı telaffuzda fazla zorluk çekmemeleri bir avantaj
olarak gözükmektedir. Ancak tüm bu avantajlara ve lisans
eğitimi süremizin çok daha uzun olmasına rağmen henüz onların
lisans öğrencilerinin seviyelerini tutturmamız mümkün olamamaktadır.
Mesela bizim Anabilim dalımızda 1 yıl hazırlık sınıfı da
bulunmaktadır. Fakat sonraki yıllarda Arapça derslerinin
yüzdesi gittikçe azalmaktadır. Eğitim Fakültesi olmamız
nedeniyle YÖK tarafından belirlenen ders programımız, eğitim
alanındaki Türkçe derslerle yüklüdür. Bunun yanı sıra anabilim
dalına gelen öğrencilere son yıllarda öğretmenlik hakkının
da verilmesi nedeniyle öğrenci sayısı artmış olmakla birlikte
halen istenen seviyede değildir.
- Yurtdışı öğreniminiz sırasında yaşadığınız
ilginç bir-iki anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?
Lübnan'da Arapça kursuna devam ederken benden sonra Lübnan'a
gelen bir arkadaş tek başına denize gidip uzun süre güneşlenince
omuzları su toplayıp yara olmuştu. Dolayısıyla kursa bir
süre gelememişti. O arkadaşın niçin gelmediğini soran Dr.
Reşad Dergavs'a durumu anlattığımda eczaneye gidip gülsuyu
almamızı önerdi. "Gülsuyu sürerseniz yara çabuk kurur"
dedi. Arkadaşla beraber eczaneye gittik. Arkadaş eczacıya
Arapça olarak gülsuyu istediğini söyledi. Ancak eczacı bir
türlü ne demek istediğini anlamıyor ya da anlamıyormuş gibi
gözüküyordu. Sebebiyse ماء
الورد (mâu'l-ward)
derken Arapçadaki "vav" harfini bizdeki "v"
gibi telaffuz ediyordu. Ben durumu anlamıştım ama arkadaş
benden büyük olduğu için düzeltme cesaretini kendimde bulamıyordum.
Sonunda eczacı arkadaşıma "söylediğini yaz bakalım"
dedi. O da yazınca "haa, sen ma'u-lward istiyorsun!"
diyerek oradaki "vav"ı Arapça sesletim şekliyle
söyleyip onu uyardı. Bu da başka bir dilde kendini doğru
ifade edebilmek için telaffuzun önemini bize göstermesi
bakımında anlamlıdır.
Bir diğer ilginç anımı Durham'da yaşadım. Doktora tez danışmanım
Dr. Austin gençliğinde Müslüman olmuş bir İngiliz'di. Bir
Ramazan günü günbatımından önce kendisine bir şey sormak
üzere kapısını çalıp içeri girdiğimde onu piposunu tüttürürken
gördüm. Kendisinin Müslüman olduğunu bildiğim için biraz
yakınlık hissederek biraz da çekinerek "Dr. Austin,
sizi oruçlu biliyordum" dedim. Bunun üzerine "Evet
oruçluydum, ama iftar ettim, pipomu yaktım" dedi. Ben
de "henüz güneş batmadı, nasıl iftar ettiniz?"
deyince, "burada imsak ile iftar arası 20 saattir.
24 saatlik bir günde 20 saat oruç tutulur mu? Ben ortalamasını
aldım ve orucumu açtım," dedi. Bunu çok büyük bir rahatlık
ve samimiyetle söyledi. Biz Müslüman öğrenciler ise orada
tam 20 saat oruç tuttuk. Her ne kadar kendisine hak vermiş
olsam da onun içtihadına bir türlü uyamadım. Bu da Müslüman
olmuş olsa bile Batılı bir akademisyenin olaylara nasıl
yaklaştığını göstermesi bakımdan bence önemli bir göstergedir.
- Şu anda üniversitelerde öğretim üyeliği yapan onlarca
öğrenci yetiştirdiniz. Yüksek lisans ve doktora düzeyinde
çok sayıda tez yönettiniz. Türkiye'de Arap dili veya ilahiyat
araştırmalarını tatmin edici buluyor musunuz?
1979'dan bu yana lisansüstü düzeyinde
çok öğrencim oldu. Bunlarla zaman zaman karşılaşıyorum.
Bir kısmı hiç beklemediğim yerlerde karşıma çıkıyor. Çeşitli
şirketlerde çalışanlar, yurtdışında elçiliklerde görevli
olanlar, yurt içinde çeşitli kurumlarda çalışanlar var.
Bazen de karşılaşıp birbirimizin ismini söylediğimiz zaman
hatırladıklarımız oluyor.
Bilindiği gibi ben 1979 yılında DTCF'de göreve başladım.
O zamanlar hem DTCF'de hem de diğer Arap dili ve edebiyatı
bölümlerinde lisans ve lisansüstü programlarda klasik Arap
edebiyatı ön plandaydı. Öğrenciler bazı ders kitapları dışında
modern Arapçayla karşılaşmıyorlardı. Metin Okuma derslerinde
ilk defa modern Arapçadan metinler işlemeye başladığımda
öğrencilerin çok hoşuna gitmişti. Daha sonraları yavaş yavaş
modern Arapça ağırlık kazanmaya başladı. Özellikle Gazi
Eğitim Fakültesinde öğretmenlik bölümü olduğu için günümüz
Arapçası hep ön planda oldu. Ben 1988 yılında Gazi Eğitim
Fakültesine geldikten sonra Yabancı Diller Eğitimi Bölümüne
1 yıl Hazırlık sınıfı ekledik. Her dört dilde de (İngilizce,
Fransızca, Almanca) bunun yararlı olduğunu gördük.
Bölümümüzdeki lisansüstü çalışmaları, eğitim fakültesi
olmamız nedeniyle daha çok dil öğretimi, dilbilim, anlambilim,
çeviribilim gibi konularda olmaktadır. Bu da zaten gerekli
görülmektedir. Çünkü Arapça öğretimi ile ilgili çalışmalar
burada başlamış ve yine burada devam etmektedir. Dolayısıyla
klasik Arap edebiyatı konusunda lisansüstü çalışmalar daha
çok diğer Arap dili ve edebiyatı bölümlerinde yürütülmektedir.
Lisansüstü çalışmalarda bütün Arap dili bölümlerini göz önüne
aldığımızda daha çok edebiyat ağırlıklı olduğunu görüyoruz.
Modern Arap edebiyatının Türkiye'de tanıtılması bakımından
son zamanlarda önemli çalışmalar yapılmıştır. Ancak bu çalışmalar
henüz çok tatmin edici durumda değildir. Ama bu konuda bölümde
altyapısı sağlam, profesörlük seviyesine yükselmiş, diğer
dördü de benim iftihar ettiğim öğrenciler olmak üzere genç,
dinamik değerli bilim adamları mevcuttur. Onların yönettiği
ve yöneteceği lisansüstü tezler daha araştırmaya yönelik ve
bilimsellik ölçütlerini uygulayan çalışmalar olacaktır.
İlahiyat araştırmalarına gelince bu konuda söyleyeceğim
fazlaca bir şey bulunmamaktadır. Ancak ilahiyat alanında
son zamanlarda yetişmiş genç, yeterli ve yetenekli bilim
adamlarının bulunduklarını biliyorum; ancak çalışmalarını
her zaman takip edemiyorum.
- Genel anlamda akademik bilinç konusunda bir şeyler söylemek
ister misiniz? Bir bilimsel araştırmayı 'bilimsel' yapan nedir?
Akademik bilince çok önem veriyorum ve genç araştırmacıları
akademik bilinç sahibi olmaları için her zaman uyarıyor
ve teşvik ediyorum. Bilimsel araştırmayı önemsiyorum. Özellikle
bu Arapça ve ilahiyat konularında olduğu zaman daha da önem
kazanıyor. Bilimsel düşüncede önyargılara ve tabulara yer
yoktur. Bilimsel çalışma yapan bir kimsenin bunlardan arınmış
olması gerekir. Çoğu sıradan insan Arapçanın kutsal bir
dil olduğuna inanır. Dolayısıyla Arapça ile yazılmış her
şeye de ayrıcalıklı bakar. Hâlbuki Arapça da diğer diller
gibi bir dildir. Bunu öğrencilerime sürekli anlatıyorum.
Bilimsel bir çalışma yapabilmek için
az önce değindiğim şeylerin yanı sıra bilimsel merakın da
önemli olduğuna inanıyorum. Araştırmacı her şeyden önce
bir sorunsal olarak gördüğü problemin üzerine gitmelidir.
Tabii bunun üzerine giderken nasıl ve niçin böyle bir araştırmayı
yapması gerektiğini kavraması gerekmektedir. Akademik bir
"unvan" almak için ya da yazmış olmak için yazmak
bence anlamsız bir çabadır ve bilime de hiçbir katkısı yoktur.
Dolayısıyla bilime katkıda bulunabilecek bir araştırmacının
bu yönleri dikkate alması lazım. Az ve öz olmalı, yaptığı
çalışma her şeyden önce kendisini tatmin etmelidir.
Bazı ilahiyat öğrencilerinin lisansüstü tez jürilerinde
bulundum. Bu tezlerin önemli bir kısmı orijinal ve bilimsel
diyebileceğimiz ölçütlerden uzaktı. Bunun altında yatan
sebeplerin başlıcaları da inançlarından gelen birtakım önyargılarıydı.
Bu endişelerin yersizliğini ve bilimsel çalışmanın tarafsız
olması gerektiğini her zaman kendilerine izah ettim ve tezlerini
tekrar gözden geçirmelerini istedim.
- Çalışmalarınızın büyük bir kısmının edebiyat ağırlıklı
olduğunu biliyoruz. Çağdaş Arap edebiyatı Türkiye'de ne ölçüde
tanınıyor?
Çağdaş Arap edebiyatı ülkemizde ve genellikle de Batıda
Necip Mahfuz'un 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alması
sonucunda akademik çevreler dışındaki insanların da dikkatini
çekti. Gerçi Necip Mahfuz'un "Midak Sokağı" adlı
romanı daha önceden İngilizceden Türkçeye çevrilmiş ve yayınlanmıştı.
Ama baskısı kalmadığı için çoğu kimsenin haberi yoktu. Bu
ödülden sonra Arap edebiyatında özellikle roman başta olmak
üzere kısa hikâye ve şiir örnekleri dilimize çevrilmeye
başlandı. Çevirilerin bir kısmı Arap dili ve edebiyatındaki
uzman kişiler tarafından yapıldı. Mesela Prof. Dr. Rahmi
Er, Necip Mahfuz'un "Hırsız ve Köpekler"i, Prof.
Dr. Bedrettin Aytaç ise "Hânu'l-Halili'de" adlı
romanını çevirdi. Ayrıca Prof. Dr. Rahmi Er "Modern
Mısır Romanı" adlı eseri yazdı. Bu da Arap romanını
Türkçede ilk defa işleyen önemli bir çalışma oldu. Konuya
ilgi duyanların okuması gereken bir kaynaktır. Daha sonraları
Mahfuz'dan başka çeviriler de yapıldı. Kültür Bakanlığı
yine Rahmi Hoca'nın "Çağdaş Arap Edebiyatı Seçkisi"ni
yayınladı. Necip Mahfuz'un "Başkanın Öldürüldüğü Gün"
ve benzeri birçok romanı da çevrildi. Cubran Halil Cubran'dan
Prof. Dr. Kenan Demirayak çeviriler yaptı. Kısa hikâye ve
şiir seçkileri yayınlandı. Mısırlı yazarlar dışında yakın
zamanda yitirdiğimiz Tayyip Salih'in Fransızcadan Özdemir
İnce tarafından çevirisi yapılan "Kuzeye Göç Mevsimi"
yayınlandı. Bu roman şimdiden Arap edebiyatı klasikleri
içine girmiş bir romandır. Fransızcadan çevrilmesine rağmen
Özdemir İnce maharetini göstermiştir. Gün geçtikçe bazı
edebiyat dergileri Arap edebiyatından seçkiler yayınlamakta,
çeviriler artmaktadır. Modern Arap edebiyatının şiir, nesir
ve tiyatroda izlediği seyir bizim edebiyatımızın izlediği
seyre paralel gitmektedir. Hatta bazı Arap yazarları Türkçe
bildiklerinden bizim yazarlardan etkilenmişlerdir. Batıdan
gelen ve onların etkisiyle başlayan bu edebî türler başlangıç
olarak da hemen hemen aynı zamana rastlamaktadır. Mesela
Batıda yapılan ilk çeviri ve adaptasyon dönemleri bizdekiyle
aynı döneme rastlamaktadır. Tabii Arap dünyası geniş bir
coğrafyadır. Bu ilkeler arasında edebiyat alanında öne çıkanlar
Mısır, Suriye ve Lübnan'dır. Özellikle Mısır bunun öncülüğünü
yapmaktadır.
Karşılaştırmalı edebiyat açısından henüz tatmin edici bir
seviyede değiliz. Arap edebiyatından çeviriler çoğaldıkça
edebiyatçılar eminim bu yöne de ağırlık verecektir.
- Onlinearabic ziyaretçilerine bir
mesajınız var mı?
Onlinearabic sitesini kullanan ziyaretçilerin çokluğu,
Arapçaya ve Arap edebiyatına ilginin gün geçtikçe arttığını
göstermektedir. Arapça öğrenmek isteyenler için imkânlar
artmış durumdadır. Neredeyse büyükşehirlerin hepsinde devam
edebilecekleri kurslar mevcuttur. Televizyonlardan ve bilgisayardan
Arapça dinlemek ve öğrenmek imkânları da geniştir. Ziyaretçilerin
çok oluşu bizi de sevindirmektedir. Kendilerine başarılar
diliyorum.
Hocam çok teşekkür ederiz.