Anasayfa
Tercüme
Forum
Soru Bankası
Arapça İlk Adım
Teknik Ayarlar
İrtibat
Arabic TV | Arapça TV Onlinearabic.net | Forum Onlinedil.net | Dersler
İçimizden Biri


Doç. Dr. Nurettin Ceviz

Doç. Dr. Nurettin Ceviz kimdir?

Aslen Erzurumluyum. Babamın memuriyetinden dolayı Urfa'da dünyaya gelmişim. 1965 yılında Ankara'ya yerleştik. Halen Ankara'da yaşamaktayız. Ankara İmam-Hatip Lisesinin ardından 1982'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim. Aynı yıl Libya maceram başladı. Üniversitede okurken aynı zamanda T.C. Kültür Bakanlığında da çalışmaktaydım.

Hocam, klasik bir soruyla söyleşimize başlayalım: Neden Arapça okudunuz?

Lise yıllarında dile karşı ilgim vardı. Yabancı dille ilgilenmeyi seviyordum. İngilizcem iyiydi. Oturduğumuz Hacı Bayram semti civarında bulunan tarihi eserleri gezmeye gelen yabancı turistlere rehberlik yapar onları gezdirirdim. Sonra da onlarla İngilizce yazışırdım. Ancak Arapçam bir türlü iyi olmuyordu. Hatta bir defasında bütünlemeye kaldım. Şimdi düşündüğümde, başarısızlığımın sebepleri arasında, iyi hocalarımız olmasına rağmen yöntem ve materyal eksikliğinin olduğunu söyleyebilirim. Üniversiteye gireceğim zaman dil bölümünde okumanın benim için iyi olacağını düşündüm. Arap Dili ve Edebiyatı Bölümüne kazandım ve sanki İmam-Hatip Lisesinde hiç Arapça okumamışım gibi kendimi her şeye sıfırdan başlıyor kabul edip büyük bir ciddiyetle işe sarıldım. Sözgelimi hocamızın verdiği; "Arap alfabesi, başta-ortada-sondaki şekilleri ile 3 kere yazılacak" şeklindeki ödevi söz konusu alfabeyi ilk defa yazıyormuşçasına bir aşk yaptım. Verilen ödevlere karşı tutumum hep bu duygularla olmuştur. Defterlerimi hala saklarım ve zaman zaman öğrencilerime gösteririm. Toparlayacak olursak, Arapçayı sevdiğim için bu bölüme girdim. Sevgimin her geçen gün arttığını, dolayısıyla kendimi çok mutlu bir yolculuğun içinde hissettiğimi rahatça söyleyebilirim.

Şöyle özgeçmişinize göz attığımızda mezun olur olmaz Libya'ya gitmiş, orada uzun yıllar çalışmışsınız. Nedir bu Libya serüveni, biraz bahseder misiniz?

Fakültenin son yılına geldiğimizde, bölüm birincisi olmayı garantilemiştim. Önümde engel olarak tek kişi vardı; Mısırlı arkadaşımız Şadiye… Bir sınavda O, Kane'nin kullanışını eksiksiz yapmıştı. Ben ise ismi Aişe olan Kane'yi Kanet yapmayı akledememiştim. Şadiye'nin yapması normaldi; çünkü O, Kane'yi çeşitli biçimleriyle her gün kullanıyordu. Ben ise Kane'yi bir ders ögesi olarak ara sıra görüyordum. Diyebilirim ki Kane'yi Kanet yapamamamın bir sonucu olarak Şadiye bölüm birincisi oldu. Ben de bölüm ikincisi, ama "Türk öğrencilerin birincisi!" oldum. Arapçayı en az İngilizce kadar konuşabilmeliydim. Bu sebeple, okulu bitirir bitirmez, o zamanlar yaygın yöntemlerden biri olan "bir şirketle tercüman olarak Arap ülkesine gitmek" seçeneğini tercih ettim. Bakanlıktan istifa ederek, karşıma çıkan ilk fırsat olan ENTES A.Ş.'nin Libya'daki Bölge Müdürlüğünde çalışmak üzere Libya'ya gitmeye karar verdim; zaten nasıl olsa fazla kalmayacaktım. 6 ay bilemediniz bir yıl kadar kalıp, konuşma problemini halledip Türkiye'ye dönecek ve üniversitede görev arayışına girecektim. Gerçekten de bir yıla kalmadan konuşma becerisine sahip oldum. Artık Kane ile Kanet'i otomatik olarak kullanabiliyordum. Ama geri dönmeye kalktığımda, bir de ne göreyim, şirkette tercümanlık dışında görevler üstlenmişim. Şirket yöneticileri bir yıl daha kalmamı rica ettiler. Sonra bir yıl daha, bir yıl daha derken evlendim eşim Libya'ya geldi, çocuğumuz oldu ve ancak 10 yıl sonra Türkiye'ye dönebildik. Bunda şirketimizin bize sağladığı iyi şartların ve Libya'nın da yaşanabilir bir yer olmasının büyük payı olmuştu. Türkiye'ye döner dönmez ilk olarak Erzurum-Atatürk Üniversitesinde görev yaptım. Bir buçuk yıl süren bu görevin ardından 1997 yılından bu yana Gazi Üniversitesindeyim. Yüksek Lisans ve Doktora eğitimimi ise Atatürk Üniversitesinde tamamladım.

Türkiye'de Arapça öğretiminin öğrencilik yıllarınızla şimdiki arasında bir karşılaştırma yapacak olursak neler söylemek istersiniz?

Türkiye'de Arapça eğitimi tabii ki bizlerin dahi hatırlayamayacağı kadar eskilere gidiyor. Ama 80 ve 90'lardan sonra dünyadaki değişimler bu alanda eğitimin amaçlarını ve tabii ki araçlarını genişleme/gelişme yönünde değiştirdi. Seksen öncesi neredeyse sadece İlahiyat fakültelerinde, yaygın olarak da medreselerde Arapça, son yirmi otuz yılda iletişimsel amaçlarla da öğrenilmeye/öğretilmeye başlandı. Bu durum yeni metotları ve yeni materyalleri gerektirdi. Materyallere sözlükle başlamak gerekir; başta sözlükler yetersizdi, bugün ise sözlük konusunda epey yol alındı. Özellikle Türkçe-Arapça olarak artık elimizde güzel bir sözlük var. Sayın Emrullah İşler ve İbrahim Özay Beylerin hazırladığı bu sözlük önemli bir boşluğu doldurdu. Arapça-Türkçe sözlük konusunda da çok yol alındı. Öğrenciye rahatlıkla tavsiye edebileceğimiz faydalı çalışmalar artık var. Diğer materyaller olarak ders kitapları da çeşitlendi; hatta sesli ve görüntülü malzemeler çoğaldı. Bunlara bir de internet sayesinde, dünyanın çeşitli yerlerinde hazırlanan materyallere, özellikle İngilizce bilenlerimizin rahatça ulaşabileceği siteler ve çalışmaları ekleyince, Arapçayı öğrenememek için neredeyse kabul edilebilir hiçbir bahanemiz/engelimiz kalmadı. Gazete ya da dergi satın almanız bile gerekmiyor. Bütün Arapça gazete ve dergilerin internet sitelerine girip gezinebilir hatta kimi zaman aynı haberi sesli olarak bile dinleyebilirsiniz.

Ayrıca yetmişli ve seksenli yıllardaki durgunluğundan kurtulan Türk-Arap ilişkileri, Arap ülkelerine gidip orada bir süre kalarak konuşma becerisini edinmek isteyen gençlere önemli fırsatlar sunuyor. Tunus, Kuveyt, Suriye, Mısır ve Ürdün'ün Türk öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığımız aracılığıyla verdiği bursların sayısı yılda toplam yüzü buluyor. Bu sayı yeterli değil ama, 20-30 yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda göz ardı edilemeyecek bir imkân. Bu burslardan faydalanmış bir şekilde dil becerilerini, Arap dünyasına ilişkin bilgi ve görgülerini artırarak dönen öğrencilerimizi görünce, söz konusu burslar bizim için daha anlamlı oluyor.

Meslek hayatınız boyunca hiç unutmadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

İki şey aklıma geliyor. Birincisi beni sarsan bir olaydır: Libya'ya ilk gidişimde havaalanında, önünden geçtiğimiz gümrük polisi bana "barra, barra…" diyerek güya ilerlememi istemişti. Ben "barra, barra…" lafını duyunca telaşlandım. Şirket tarafından yanıma para almamam söylenmişti. Zaten şirket elemanları beni havaalanında alacaklardı. Tam elimi gayri ihtiyari cebime doğru götürürken arkamdan gelmekte olan bir Türk işçi kardeşimiz bana "yürü abi, yürü, devam et, diyor" dedi. Kaç yıllık Arapça birikimimle! bunu anlamamıştım, ama arkamdaki, belki de hiç Arapça okumamış, Libya'da yaşamakta olduğunu öğrendiğim bu Türk genci anlamış ve bana ayaküstü tercümanlık yapıvermişti. İşin ciddiyetini oracıkta bir kez daha anlamıştım. Libya'da öğreneceğim çok şey vardı.

Bir diğer olay da, fakültede hazırlık sınıfında bir kız öğrencinin okula başladıktan ve alfabeyi epey öğrendikten sonra bir gün teneffüste gelip bana sorduğu sorudur. Dedi ki: "Hocam biz ne zaman muska yazmaya başlayacağız?" Çok şaşırdım ve üzüldüm. Hemen kendimi toparlayıp gerçeği kendisine anlattım.

Hocam sizin "anlayarak hızlı okuma" alanında da tanındığınızı biliyoruz. Bize bu yönünüzden de bahseder misiniz?

1997 senesinde akademik çalışmalara başladığımda, okumam gereken birçok kitap vardı. Ayrıca tez hazırlamak için de çokça okumak gerekiyordu. Hemen bir hızlı okuma kursuna gittim. Kursu çok dikkatli izlemiştim. İnsan neye ihtiyaç duyuyorsa hayatında ona daha çok yer veriyor. Bir müddet sonra bu beceriden üniversitedeki öğrencilerin de faydalanmasının iyi olacağını düşünerek, onlara yönelik seminerler vermeye başladım. Aslında gençlerin yanlış okuma tekniklerine sahip olduklarını görüyor ve üzülüyordum. Bu konuda kendimi daha geliştirdikten sonra üniversite dışında da kurslar ve seminerler vermeye başladım. Sonraları bu teknikleri Arapça için de uygulayabiliriz düşüncesiyle "Arapça Okuma Becerisini Geliştirme Rehberi" adlı çalışmayı hazırladık. Yıllar içindeki tecrübelerimizi geçen yıl "Anlayarak Hızlı Okuma Teknikleri" adlı çalışma ile meraklılarına sunmuş olduk. Seminerler vermeye devam ediyorum. Gençler arasında okuma hızının ve dolayısıyla anlama düzeyinin oldukça düşük olduğunu görüyorum. Bu olumsuz durum insanlarımızın hayat kalitesini negatif yönde etkiliyor. İmkân olsa da bu ders bütün okullarımızda verilebilse…

Ankara'da faaliyet gösteren "Arapça Öğreticileri Birliği" derneğinin de yönetim kurulu başkanısınız. Bize bu dernekten ve derneğin faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Benim öteden beri Arapçanın öğretilmesi işini kendine misyon edinmiş arkadaşlarımızı ve hocalarımızı bir araya getirebileceğimiz bir sivil toplum örgütümüzün olması şeklinde düşüncem vardı. Daha önce dile getirdiğimiz sebeplerle ülkemizde Arapçaya ciddi bir ilgi var. Bu ilgiye cevap verecek kurumlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor. İşte bizler de Ankara'daki hocalarımızı ve meslektaşlarımızı bir araya getirecek bir sivil toplum örgütü olan "Arapça Eğitimcileri Derneği"ni kurduk. Hem meslektaşlarımızla bir araya geliyor, hem de ciddi biçimde Arapça öğrenmek isteyenlere yol gösteriyoruz. Şu anda Türkiye'nin çeşitli yerlerinde görev yapan meslektaşlarımızdan yüze yakın üyemiz var.

Türkiye'de insanlarımızın Arapça öğrenmeye olan ilgileri hep vardır ve giderek artmaktadır. Seksenli yıllarda gerek Suudi Arabistan Kültür Merkezi, gerekse Libya ve Irak Kültür Merkezlerinin Ankara'da Arapça kursları vardı. Ben de üniversitede öğrenciyken bu kurslara giderdim. Her kesimden halkımız bu kurslara çok itibar ederdi. Günümüzde bu ilgi artarak devam etmektedir. Hatta bu anlamda özel kurslar bile var. Üzülerek belirtmeliyiz ki bu aşırı ilginin istismarcıları bulunmaktadır. Ankara'da mevcut ilgiye nasıl kaliteli bir eğitimle cevap verebiliriz; onun peşindeyiz dernek olarak.

Hocam daha pek yeni bir çalışmanız piyasaya çıktı: Uygulamalı Basın Arapçası. Biraz bu çalışmanızdan bizlere bahseder misiniz?

Akademisyenler ister makale olsun ister kitap olsun, her çalışmayı yaparken aslında bir dertleri vardır. Bir konuyu kendilerine dert edinmişlerdir. Düşünürler taşınırlar, bu dertten kurtulmanın yolunu ararlar. Bazen kurtulamayacaklarını anlayınca da bu dertle bir arada nasıl yaşanacağına kafa yorarlar. Her iki durumun sonunda, bu arayış yolculuklarının ürünü olan çalışmalarını ya makaleye döker ya da kitaplaştırırlar. Kitaplar ya yeni bir konuyu ele alır, ya da konuya yeni bir bakış açısı getirirler. Konumuz Arapçanın öğretilmesi olunca bizler de çalışmalarımızda konuyu yeni bir bakış açısıyla ele almayı deniyoruz. Gerek daha önce yayınlanan Yazma Becerisi, gerekse bir-iki hafta önce yayınlanan Uygulamalı Basın Arapçası, bu konularda farklı bir bakış açısıyla hazırlanmış çalışmalardır. Bizim öğrencilik zamanlarımızda basın Arapçasını takip edebileceğimiz materyal neredeyse yok denecek kadar azdı. İnternet zaten son 5-10 yılın bir gerçeğidir. Dolayısıyla bu anlamdaki metinlerle ilk defa ciddi biçimde işim gereği Libya'da karşılaştım. Gazete, dergi ya da benzeri mecralardaki metinleri anlamakta zorlanıyordum. O zamanlar sözlüklerin de sınırlı olduğunu düşünecek olursak, çok sıkıntı çektim. İşte bunlar benim derdimi oluşturdu. Uygulamalı Basın Arapçası'nın arkasında bu dert yatar. Öğrenci arkadaşlarımızın henüz okul yıllarındayken bu dertle hemhal olmaları ve iş ortamına atılmadan önce bu sorunu halletmeleri gerekir, diye düşünmüşümdür hep. Çünkü mezun ettiğiniz öğrenci, bir iki ay sonra sınava giriyor ve önüne bir gazete kupürü konuyor. Taze mezun bu öğrenci şok oluyor. Bazı durumlarda kendine olan güveni sarsılıyor. Uygulamalı Basın Arapçasına benzeyen çalışmalar Mısır'da ve Batıda da var. Çünkü artık günümüzde, bir yabancı dili, bu arada Arapçayı öğrenmek isteyenlerin amaçları arasında, "o dili gündelik hayatta kullanabilmek" de bulunuyor. Bunun için gündelik ortamda tedavülde olan kelime ve terim dağarcığına önce sahip olmak sonra hâkim olmak gerekiyor. Amacım, uzun yıllardır düşündüğüm doğrultuda, öğrenciyi sıkmadan, sözlüğü kullandırarak ama ona esir etmeden, değişik konularda hazırlanmış bölümlerdeki ilginç medya metinleriyle onu bu sahaya çekmek, burada zaman geçirmesine yardımcı olmak, onu ilerde karşılaşması muhtemel problemlerle ilgili olarak şimdiden bilinçlendirmek, onun bu dil öğrenme yolculuğundaki çalışmalarını anlamlandırmak ve nihayet ona dili iletişimsel bir amaç için öğrendiğini hissetmesini sağlamaktır. Sanırım bu haliyle Uygulamalı Basın Arapçası, amaca hizmet edecektir. Ama şunu söyleyeyim, dünyanın en güzel uğraşısı olan Arapça ile ilgilenen biri olarak dertlerim henüz bitmiş değil; daha çok dertlerim var… Çok almam gereken yol var… Paylaşmamız gereken çok şey var…

Hocam son olarak onlinearabic.net ailesine neler söylemek istersiniz?

Arapça ile neredeyse 40 yıllık ilişkisi olan biri olarak onlinearabic.net'i ilk günden beri takip etmekteyim. Son derece iyi niyetle yola çıkmış olan gayretli arkadaşlarımızın çalışmalarını takdirle izliyorum. Onların, ülkemizdeki Arapça öğretimi alanında çok önemli bir boşluğu doldurduklarını görüyorum.

Paylaş - Haberdar Ol
Duyuru ve yeniliklerden haberiniz olsun!
Facebook/Onlinearabic.net
aöf ilahiyat dersleri
Online Arapça YDS Derslerimiz Başladı
Özel Sınıflarda Pratik Arapça Dersleri
Arapça Türkçe - Türkçe Arapça Sözlük

< Geri     ^ Yukarı


Anasayfa | Forum | Online Dersler | Online Sözlük | İrtibat |

Onlinearabic.net’te kullanılan resimler, metinler ve diğer tüm içeriklerin telif hakları “Onlinearabic.net”e aittir.
Bu sitede yer alan içerikler, Onlinearabic.net’in izni olmadan basılı veya elektronik bir ortamda kesinlikle kullanılamaz ve çoğaltılamaz.