Anasayfa
Tercüme
Forum
Soru Bankası
Arapça İlk Adım
Teknik Ayarlar
İrtibat
Arabic TV | Arapça TV Onlinearabic.net | Forum Onlinedil.net | Dersler
İçimizden Biri


Doç.Dr. Abdussamet Bakkaloğlu

Doç.Dr. Abdussamet Bakkaloğlu Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi, 1969 yılında Giresun-Görele'de doğmuşum. Aslen Trabzon-Çaykara'lıyız. Babamın müftülük yaptığı Espiye ve Şebinkarahisar ilçelerinde bir müddet ikamet ettikten sonra Adapazarı'na taşındık. İlk, orta ve lise eğitimimi orada tamamladım. Adapazarı İHL'yi bitirdikten sonra 1987 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne başladım. 1992 yılında fakülteyi bitirdikten sonra, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde İslam Hukuku alanında yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı tamamladım. Milli Eğitim Bakanlığı'nın burslarıyla Tunus ve Suriye'de araştırmalarda bulundum. Mezuniyet sonrasında iki yıla yakın bir süre Sarıyer İHL’de öğretmenlik yaptım. 1994 yılından beri de Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde görev yapmaktayım. Evli ve üç çocuk babasıyım.



Arapçayla olan irtibatınız ve Arapçayı öğrenme süreciniz hakkında bilgi verir misiniz?

Arapçayla olan irtibatım İHL yıllarında başladı. Arapçayı seviyordum ve kaliteli hocalarımın da katkısıyla Arapçam oldukça iyiydi. Fakültenin ilk yılında yapılan muafiyet sınavını geçemedim ve bir yıl hazırlık okudum. İlk başlarda sınavı geçememek canımı sıkmıştı ama bir yıl süreyle sadece Arapçayla uğraşmanın müthiş bir şey olduğunu sonraları daha iyi anladım. Nitekim hazırlık sınıfını okumayan bazı arkadaşların pişmanlıklarını görünce halime şükrettim. Fakülte tahsili boyunca özel dersler alarak Klasik Arapça derslerini de takviye etme imkânımız oldu. Türkiye'de öğrendiğim Arapçayı Tunus veSuriye’de tatbik etme fırsatı buldum. Tunus'ta bir dönem Burgiba Enstitüsü'nde Arapça kursa katıldım. Yazılı ve sözlü tercüme çalışmalarım oldu. İki defa uluslar arası konferanslarda simültane çeviri yaptım. Halen Arapçayı sevmeye ve öğrenmeye, meraklısı olursa da öğretmeye devam ediyorum.

Sizce Türkçe ve Arapça birbirinden çok farklı diller mi?

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle Türkçe ve Arapçanın benzer ve farklı yönlerine bakmak gerekir. İki dilin benzer yönleri arasında, kültürel ortak zemin ve Arapçadan Türkçeye geçmiş çok sayıda kelimenin mevcut oluşu gibi hususlar zikredilebilir. Farklı yönler arasında da,
a) söz diziminde farklı sıralamaların benimsenmiş olması (Mesela fiil Arapçada başta, Türkçede ise sonda yer alır);
b) sıfatların yeri (Türkçede nitelenen kelimeden önce, Arapçada ise sonra yer alırlar);
c) sıfatların farklı şekillerde kullanılması (Türkçede sıfatlar niteledikleri kelimelere göre değişmeksizin her zaman aynı şekilde kullanıldığı halde, Arapçada sıfatlar niteledikleri kelimelere göre müfred-tesniye-cemi; müzekker-müennes; mârife-nekra olurlar)
d) Arapçada isim ve fiillerde ikili yapılar için "tesniye" adıyla özel bir kipin kullanılması (Tunus'taki kursta, Türklerin Arapça tesniye kiplerini kullanmada çokça hata yapmalarının sebebinin Türkçede tesniye kipinin olmayışı olduğunu söylediğimde kurs hocamız "Öyleyse nasıl anlaşıyorsunuz?!"şeklinde bir tepki vermişti.) gibi hususlar sayılabilir.

İki dil arasındaki benzerliklerden daha çok farklılıklardan bahsettiğinize göre, Türkler için Arapça öğrenmek zor mu?

Türklerin Arapçayı öğrenmeleri kanaatimce bir Batılıya kıyasla çok daha kolaydır. Bu konuda rahmetli Muhammed Hamidullah hocanın latifesini hatırlatmadan geçemeyeceğim: "Arapça bütün Müslümanların ana dilidir. Zira Peygamber Efendimizin hanımları bizim annelerimizdir ve onların dilleri de Arapça olduğuna göre Arapça bizim ana dilimizdir!" Bu bir latife olsa bile, Arapçanın Müslüman toplumlar arasındaki ortak dil olma özelliği inkâr edilemez. Türkçemizde de Arapça asıllı o kadar fazla kelime vardır ki, kişi sadece bunların farkına varacak olsa, binlerce kelimelik bir kelime haznesine sahip olmuş olur. Bu durum hem Arapçayı öğrenecek Türkler ve hem de Türkçeyi öğrenecek Araplar için çok önemli bir avantaj teşkil eder. Bu kelimelerin fark edilebilmesi için kıymetli dostum Yrd. Doç. Dr. Hamza Ermiş'in halen sitenizde tanıtımı yapılmakta olan "Arapçadan Türkçeleşmiş Kelimeler Sözlüğü" ve aynı yayınevi tarafından basılmak üzere olan "Türkçeleşmiş Arapça Kelimelerin Tasnifi ve Kök Analizi" adlı çalışmalarını hararetle tavsiye edebilirim.

Arapça Türkçeden üstün bir dil mi?

Yeri gelmişken önce, yabancı dille uğraşanlara musallat olan bir illetten de bahsedelim: Bu kişiler genellikle bir müddet sonra ana dillerini beğenmemeye, yetersiz bulmaya ve hatta hakir görmeye başlamaktadırlar ki, bu durum insaf ve nısfet kurallarıyla bağdaşmaz. Zira her dilin kendi içerisinde müthiş bir organizasyonu vardır ve Türkçe de bunun bir istisnası değildir. Evet, Türkçe Arapçadan ve Farsçadan çok miktarda kelime ve kalıp almıştır ama onları kendi mantığı ve zevki doğrultusunda yoğurmuş ve şekillendirmiştir. Bir arslanın birçok hayvanı avlayıp yemesi ve fakat yediği hayvanlardan herhangi birisine dönüşmeyip aslan olarak kalmaya devam etmesi gibi bir şey… Mesela Türkçe Arapçadan 'ışk kelimesini almış fakat ayın ve kaf harflerinin kalınlıklarını törpüleyip inceltmiş ve Türkçenin kulağa en hoş gelen kelimelerinden birisi olan "aşk"ı ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde Farsçadan aldığı olumsuzluk eki "-nâ" ile Arapçadan almış olduğu olumsuz anlamlı "mahrem (yasak olan)" kelimesini birleştirmek suretiyle "namahrem" kelimesini türeten Türkçe, bu kelimede hem evlenilme açısından "haram olmayan" yani "kendisiyle evlenmesi helal olan" anlamını elde etmiş, hem de dolaylı olarak toplumsal ortamlarda bu kişilerle belli bir mesafe ve ölçü çerçevesinde hareket etmenin gerekliliğini hissettirmek amacıyla araya yasaklama ifade etmek için kullanılan "haram" kelimesinin akrabası "mahrem"i yerleştirmiştir. Mahrem kelimesinin tek başına kullanılması durumunda "evlenilmesi haram olan kişi", helal kelimesiyle de "kişinin hanımı" kastedilmiştir. Kelime seçimindeki ustalığın seviyesini göstermesi açısından "mütâreke" kelimesindeki başarıya da dikkat çekmek isterim. Bugünkü ifadeyle "ateşkes" anlamına gelen bu kelime, Türkçemizde iki kelimenin bir araya getirilmesiyle, modern Arapçada ise üç kelimeyle (vakfu-ıtlâkı'n-nâr) ifade edilebilmektedir. Oysa ecdadımız bu işi tek bir kelimeyle kısa yoldan halledebilmiş ve "mufâale" bâbının "müşâreket" özelliğinin de yardımıyla son derece pratik bir neticeye ulaşabilmiştir. Kalıp kullanımıyla ilgili olarak da çok hoşuma giden iki kelimeyi zikretmek isterim: Erat ve gidişat. "Cemi müennes sâlim" sîgası esas alınarak oluşturulan bu iki kelimeden birincisinde Türkçe bir isim (hem de erkek demek olan er kelimesi!), ikincisinde ise Türkçe bir mastar (gidiş), dişil kelimelerin çoğul yapılmasında kullanılan "-ât" ekiyle çoğul yapılmışlardır. Özet olarak söylersek Türkçemizde kelime seçimleri fevkalade itinayla yapılmıştır ve dilimiz hem dünya dili hem de ilim dili olmaya her yönüyle müsaittir. Arapçanın hususiyetlerini ise saymama gerek yoktur, diye düşünüyorum. Zira kanaatimce, Kıyamete kadar bâki kalacak son ilâhi dinin kutsal kitabı için Arapçanın seçilmiş olması bile, tek başına, Arapçanın ne denli üstün bir dil olduğunu göstermek için yeterlidir.

Sizin İngilizceyi de oldukça iyi bildiğinizi hatta özel mahiyette sınav İngilizcesi dersleri verdiğinizi biliyoruz. Bu tecrübenizi de kullanarak, gramer yönünden bir İngilizce-Arapça mukayesesi yapabilir misiniz?

Arapçanın köklü ve sağlam bir gramere sahip olması, onu elde etmenin çok zaman ve emek istemesi yönüyle zorlaştırıcı fakat bu gramer kurallarının olabildiğince net ve istikrarlı olması yönüyle de kolaylaştırıcı bir mahiyet arz eder. Bu anlamda Arapça, düz piramit (??) şeklinde "zordan kolaya" giden bir öğrenme sürecine sahiptir diyebiliriz. İngilizcenin ise aksine "kolaydan zora" giden ters piramit (??) şeklinde bir süreç takip ettiği söylenebilir. İngilizcede başlangıç (elementary) düzeyinde oldukça basit bir gramer bilgisi söz konusu iken, orta (intermediate) ve ileri (advanced) düzeylerde çok fazla kural ve istisna ortaya çıkmakta, bazı kelimelerin çok farklı görevler ifa etmesi, insanın başını döndürecek bir hal alabilmektedir.

Arapçanın kolay ve zor yönleri nelerdir?

Genelde dil öğrenimi ve özelde Arapça öğrenmek, kimine kolay ve zevkli, kimine de zor gelebilir. Bu durum motivasyon, imkân ve metot farklılıklarından kaynaklanabilir. Fakat genel olarak Arapçanın öğrenmeyi kolaylaştıran ve zorlaştıran yönlerinden bahsedebilirim. Arapça öğrenmeye başladığında öğrencinin işi kolay değildir: Bahsettiğimiz gibi, karşısında çok sağlam bir gramer kalesi ve çok zengin bir kelime denizi vardır. Fakat sıkı bir gayret neticesinde kalenin köşe başları ele geçirildi mi, ilerleme "turbo" vitese takmışçasına son derece süratli hale gelir. Çünkü kelimeler arasındaki irtibat son derece sıkıdır ve bir "kök"ten bir kelime öğrenildi mi, o köke ait diğer kelimeler çorap söküğü gibi gelir. Sarf (morfoloji) bilgisi de, kelimelerin şekil olarak tanınması ve anlamının tahmin edilebilmesi açısından son derece yararlıdır. Kelimelerin, sesli harflerin olmaması nedeniyle, farklı okumalara ve dolayısıyla farklı anlamlara açık olması da, Arapçanın zorlayıcı yönleri arasında sayılabilir.

Arapça öğretiminde kullanılan klasik ve modern metotların hangisini daha başarılı buluyorsunuz?

Her ikisinin de kendisine göre güçlü ve zayıf yönleri olduğunu düşünüyorum. Klasik metinleri anlamak için klasik eğitimin başlıca kitaplarının hızlı bir şekilde okunmasını fakat bu kaynaklardan edinilen bilgilerin modern metotla yazılmış bir gramer kitabının sistematiği içerisinde kavranılmasını tavsiye etmem mümkün. Klasik eğitimin yetersiz kaldığı dinleme, konuşma ve yazma boyutlarında da modern eğitimden yararlanılabilir.

Sizce Arapçanın öğretiminde eksiklikler ve yapılan hatalar var mı?

Zannedersem var. Bunların başında da dil öğrenmeye yeni başlamış olanlara ağır klasik metinlerin okutulmaya çalışılması geliyor herhalde. Bunu ben, yeni doğmuş bir çocuğa süt yerine kebap/pirzola yedirmeye çalışmak veya yeni emeklemeye başlayan çocuğu maraton yarışına kaydettirmek gibi bir şey olarak telakki ediyorum. Bu son derece sakıncalı… Zira böyle bir durumda öğrencinin gözü korkacak ve "Ben bu dili öğrenememem!" diyecektir. Hâlbuki klasik metinlerin kendine has bir dili vardır ve bu dile hakim olabilmek için Kur'an ve sünnet etrafında teşekkül eden İslamî ilimlerin terminolojisine hakim olmak gerekir (Sizin "Online Arabic" olarak klasik metinlere yönelik projelerinizin olduğunu öğrenmenin de beni ayrıca sevindirdiğini ifade etmeliyim). Dolayısıyla başlangıç aşamasında çok daha basit ve anlaşılır metinlerin seçilmesi son derece önemlidir (Burada kendi ana dilimizi bile "Cin Ali" serisiyle okuyup yazmaya başladığımızı hatırlamamızda fayda var!). Öğrencilerin kendi başlarına metinlerle yüzleşmesini sağlamamak da diğer bir eksiklik. Oysa ancak bu şekilde öğrenciler dil öğrenmenin zevkine varabileceklerdir. Bu nedenle seviyelerine uygun çok sayıda hikâye ve romanı kendi kendilerine okumalarını sağlamak şarttır (Burada bol hikâye ve roman okumaksızın kendi ana dilimizin bile zevkine varamadığımızı hatırlatabiliriz). Bu şekilde kelimeler birbiriyle alakasız birer tuğla gibi üst üste dizilmeyecek, metin içerisinde birbirine anlam bağıyla bağlı bir bütünlük teşkil edecektir. Üçüncü bir hata da, Arapçayı Latince gibi ölü bir din dili zannetmektir. Evet, o bir yönüyle "din dili"dir ama aynı zamanda yaklaşık 300 milyon insanın günlük hayatlarında kullanmaya devam ettikleri bir "canlı dil" olma özelliğini de taşımaktadır. Dolayısıyla onun bir yönüyle değil, bütün yönleriyle ele alınıp öğrenilmeye çalışılması gerekir.

Genel olarak dil öğreniminde hangi metot ya da metotların kullanılmasını tavsiye edersiniz?

Dili bir kaleye ve dil öğrenme çabasını da bir kaleyi kuşatmaya benzetiyorum. Onu her taraftan kuşatabilirsek, kale çok daha kısa zamanda düşecektir. Eğer bir ya da iki yönden kuşatırsak kale bize daha uzun bir süre direnecektir. Bu anlamda okumak, dinlemek, konuşmak ve yazmak birer cephedir ve bu cepheleri mümkünse toptan açmak ve yoğun bir hücum gerçekleştirmek en etkili yoldur. Bu genel tavsiyeden sonra şunları söyleyebilirim:

a) Hedef Tespiti: Öncelikle dilin hangi sahasının birinci hedef olduğu tespit edilmelidir. Mesela sadece konuşma hedefleniyorsa, ağır bir gramer bilgisine fazlaca ihtiyaç olmayacaktır. Bunun yerine çok kullanılan kelimeler, işlevsel kalıplar halinde fişlenip ezberlenerek bu hedefe çok kısa bir zamanda ulaşılabilir. Konuşabilmek için "dinleme"nin kaçınılmaz olduğunu ise söylemeye gerek yoktur. Zira bu hususta "Kulaktan girmeyen ağızdan çıkmaz!" önemli bir kuraldır. (Nitekim konuşmalarına mani başka bir fizyolojik eksiklikleri olmadığı halde, doğuştan sağır olanlar, aynı zamanda dilsiz olmakta ve konuşamamaktadırlar.)

b) Gramer Bilgisi: Daha köklü bir dil öğrenimi hedefleyenler için esaslı bir gramer bilgisi kaçınılmazdır. Bu bilgi, hem hedef dilin ve hem de ana dilin gramatik yapısının iyi bilinmesi anlamına gelmektedir. Bu amaçla iyi bir Arapça gramer kitabının edinilmesi gerekir. Bu kitap ana dilde yazılmış, konuları anlaşılır bir dille açıklayan, bol örnek içeren ve örnek cümleleri tercüme edilmiş kapsamlı bir eser olmalıdır. Dil ve anlatımı Arapça olan gramer kitaplarının ilk ve orta düzeyde kullanılmasının isabetli olmadığını düşünüyorum. Zira Türkçe yazılmış bir gramer kitabını anlamak bile kolay bir iş değilken, öğrencinin önce yabancı bir dilden ana diline çeviri yapmasını ve daha sonra tercüme ettiği gramer metnini anlamasını hedefleyen bu metot, kanaatimce ona "bir gram bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnetmek"ten farklı bir şey değildir. Bu hususta kendisine çok şey borçlu olduğum muhterem Yrd. Doç. Dr. M. Meral Çörtü Hocamın "Sarf-Nahiv-Edatlar" adlı eserini ilk ve orta seviyeler için, diğer eserlerini de ileri seviyeler için tavsiye edebilirim. Ayrıca öğrenilen gramer konularının ne denli kavranıldığını görmek için konulu test kitaplarından da istifade edilebilir. Bu sahadaki çalışmaların henüz yeni başlamış olmaları nedeniyle bazı eksiklikleri bulunmakla birlikte, Dr. Ziya Şen'in hem kısa konu anlatımlarının ve hem de konu sonlarında testlerin yer aldığı "İlahiyat Önlisans Arapça Test Kitabı" önerilebilir.

c) Sözlük: Gelişmiş bir sözlük de öğrenci için kaçınılmazdır. Bu anlamda sizin sitenizde hizmete sunulan sözlüğün çok fonksiyonel olduğunu söylemeliyim. Umarım örnek cümleler de ilave ederek daha faydalı hale getirirsiniz. Sözlük konusunda, gramer konusundaki tavsiyemizin aksine, araya ana dili karıştırmayan gelişmiş bir Arapça-Arapça sözlük kullanılmasını tavsiye ediyorum. Her ne kadar başlangıç seviyesinde böyle bir sözlüğün kullanılması kolay değilse ve zaruri durumlarda Türkçe anlam veren sözlüklere müracaat edilebilirse de, Arapçanın ana hatlarını tanıyan bir kişinin fazla gecikmeden Arapça-Arapça bir sözlük edinmesi ve önce anlamını bildiği kelimelerden başlamak suretiyle sözlüğü kullanmaya başlaması, son derece faydalı olacaktır. Bu tür bir sözlüğün ifadelerinin anlaşılmaya çalışılması, aynı zamanda metin okuma olarak da düşünülebilir ve örnek cümlelerde kelimelerin nasıl kullanıldığı, hangi anlamlar için hangi harf-i cerlerin tercih edilmesi gerektiği açıkça görülebilir. Bu amaçla edinilecek sözlük "kök" esasına dayalı olmalıdır ki, aynı kökten türemiş olan akraba kelimeler bir arada görülebilsin ve kolayca tanınabilsin. Bu konuda "el-Mu'cemu'l-esâsî", "el-Mu'cemu'l-vasît" ve "el-Müncid" adlı sözlükleri tavsiye edebiliriz.

d) Okuma: Basit ve zevkli metinlerden başlamak suretiyle okuma faaliyetiyle desteklenmeyen bir gramer eğitimi, dilin çok önemli bir boyutunu ihmal ediyor demektir. Arapçanın bizler için aynı zamanda bir "din dili" olması nedeniyle okuma metinlerinin dinî mahiyette seçilmesi mümkünse de, bu konuda seçilen metinlerin seviyeye uygunluğuna ve "müşevvık (okumayı teşvik edici)" olmasına dikkat etmek çok önemlidir. Zira okuduğu metnin her sayfasında onlarca kelimenin manası için sözlüğe müracaat etmek zorunda kalan bir öğrencinin motivasyonu azalacak hatta sıfıra inecektir. Basitten gelişmişe doğru adım adım seviyelendirilmiş hikâyelerle -eğer bulunabilirse- işe başlamak en isabetli yoldur. Okuma esnasında her kelime için hemen sözlüğe bakmamak ve bilinmeyen kelimelerin altını çizip önce kelimelerin anlamlarını tahmin etmek (İngilizcedeki ifadesiyle "guess the meaning") ve daha sonra sözlüğe müracaat etmek gerekir. Zira sözlükte yer alan anlamlardan hangisinin tercih edileceğine karar verecek olan "siyak-sibak" ya da diğer ifadeyle "konteks"tir (Burada bir anımı paylaşmak isterim: İHL'de okurken metinlerde anlayamadığım kelimeleri babama sorardım. O da, "Dur bir bakayım!" diyerek kelimenin öncesine ve sonrasına göz atar ve anlamını söylerdi. Bu tip durumlarda, ne yalan söyleyeyim, zaman zaman "Babam uyduruyor/yakıştırıyor." diye düşündüğüm olurdu. Meselenin öyle olmadığının farkına varmış vaziyetteyim ve şimdi bana birisi bir metinden kelime sorduğunda, babamın metodunu kullanmak suretiyle "uydurmak" ve "yakıştırmak"tan daha isabetli bir yolun olmadığını gayet iyi anlamış bulunuyorum! ).

Yeri gelmişken, metinlerdeki kelimelerin anlamlarını hemen kelimelerin üzerine yazmanın sağlıklı bir metot olmadığını da hatırlatalım. Zira fotoğraf makinesine ilham kaynağı olan şekliyle göz, kelimeyi üzerinde yazılı olan anlamıyla beraber hafızaya kaydedecek ve üzerinde anlamı yazılı olmadığı zaman kelimeyi tanımakta zorlanacaktır. Bu nedenle kelimenin anlamı, illa da metin üzerinde bir yerlere yazılacaksa, üzerine bir rakam konulmak suretiyle kelimeden olabildiğince uzak bir yere not edilmelidir. Okuma konusunda ilk olarak tercümeli hikâyelerden yararlanılabilir ve Prof. Dr. Musa Yıldız - Erkan Avşar tarafından yazılan "Türkçe Çevirileriyle Arapça Seçme Hikâyeler I-II-III" ile işe başlanabilir.

e) Dinleme: Yeni bir dil öğrenen kişi için ilk başta çok zor gözüken dinleyip-anlama faaliyeti, öncelikle yazıya dökülmüş şekilleri bulunan konuşmaları/seslendirilmiş metinleri dinlemek suretiyle başlatılmalıdır. Öğrenci dinlemeyi önce yazılı metinden takip etmek suretiyle birkaç kez tekrarlar. Bu esnada metinde anlamadığı şeyleri anlamasına yardım edecek çalışmalar yapar. Ardından da yazılı metni kapatarak birkaç defa dinleme yapar. Bu şekilde çalışarak dinlemenin ürkütücülüğünü izale etmiş ve dinlediğini anlayabildiğini gören öğrenci moral kazanmış olur. Bu aşamadan sonra, yazılı metin desteği olmaksızın çizgi film seyretme aşamasına geçilebilir. Bu konuda El-Cezîra'nın çocuklara yönelik yayın yapan "el-Etfâl" kanalı tavsiye edilebilir. Dini eğitim alanların televizyon ve radyo yayınları içerisinde dini içerikli konuşma veya programları takip etmesi de daha moral verici olacağı için tavsiye edilebilir. Bu hususta sizin sitenizde yer alan görsel ve işitsel malzemelenin yanında İnternet'in sunduğu diğer imkânlardan da yararlanılabilir.

f) Konuşma: Öğrenilen kelime ve kalıplarla konuşmaya çalışmak, onların yerleşmesi açısından ve kişiye bir dil öğrendiğini hissettirmesi açısından son derece önemlidir. Konuşma yapabilmek için bol dinleme yapmanın önemine işaret etmiştik. Konuşmaya başlamak için "okkalı" cümleler kurmayı beklemek ve böyle cümleler kurmaya başlayıncaya kadar konuşmayı ertelemek, mükemmeliyetçi mantığın bir aldatmacasıdır ve bu kişiler bu mükemmel seviyeye hiçbir zaman gelemeyeceklerdir. Bu konuda bebeklerin ana dillerini nasıl öğrendiklerine bakmak isabetli olacaktır: Bir bebek anne karnından başlamak üzere uzun bir süre dinleyici konumunda kalır. Sonra kelimeleri yarım-yamalak bir şekilde telaffuz etmeye başlar ve bir müddet sonra da bölük-pörçük cümleler kurmaya geçer. İlk başlarda yanlışlarla dolu olan ve defalarca tekrar etmek suretiyle pekiştirilen bu cümleler, bir müddet sonra mükemmel bir konuşmayı ortaya çıkarır. Bu aşamada çocuğun hiçbir gramer bilgisine sahip olmadığına da dikkat edilmelidir. Dil öğrenen yetişkinler de bu süreci örnek alarak, kendileri gibi Arapça öğrenenlerle, buldukları ilk turistle ya da (Umre ve Hac için bile olsa) ilk fırsatta yurt dışına çıkmak suretiyle Arapça konuşmaya başlamalıdırlar.

g) Yazma: Basit ifadelerle de olsa Arapça yazma çalışmaları yapmak, dilin mantığını kavramak ve dili kullanmak açısından önemlidir. Bu amaçla, Türkçeye tercüme edilmiş basit metinleri önce Arapçaya çevirmeye çalışıp daha sonra orijinal metinlerle karşılaştırmak isabetli olacaktır. Bu amaçla Arapça günlük tutmak tavsiye edilebilir.

Kelime açısından çok zengin olan Arapçanın kelime (vocabulary) boyutu nasıl halledilmeli?

Kelime öğrenmek ve öğrenilen kelimeleri akılda tutmak için bazı metotlar zikredilebilir. Öğrenilen her kelimeyi müstakil olarak fişlemek bunlardan birisidir. Mümkünse kelimeyi içeren bir cümle fişin bir yüzüne, anlam ve özellikleri de fişin diğer yüzüne yazılabilir; fişin anahtar kelimesinin altı veya üzeri çizilebilir. Öğrenilen isimleri müfred ve cemileriyle, fiilleri de mazi-muzari-mastar şekilleriyle yazmak gerekir. Kelimelerin eş anlamlılarını ve zıt anlamlılarını kaydetmek de kelimelerin kalıcılığını artıracaktır. Eğer öğrenilecek olan kelimenin türemiş olduğu Arapça "kök"ten, daha önceden öğrenilmiş ya da Türkçeye geçmiş bir kelime varsa, bu kelimeyle bağlantı kurmak ve aynı kökü paylaşan kelimeler arasındaki gizli bağı/ortak anlamı yakalamaya çalışmak da, kalıcılığı artıran diğer bir husustur. (Her kökte bulunduğunu düşündüğüm bu gizli bağı/ortak anlamı "süt anlam" olarak ifade ediyorum.) Bu alanda hafıza tekniklerinden de istifade edilebilir. Öğrenilecek kelimenin kendisi ya da bir "kök akrabası" dini metinlerde (Ayet ve hadislerde) geçiyorsa, bunların ezberlenmesi de, kalıcılığı artıracaktır. (Herhangi bir Arapça kelimenin ve kök akrabalarının Kur'ân-ı Kerim'de geçip geçmediğini tespit hususunda "El-mu'cemu'l-müfehres li elfâzi'l-Kur'âni'l-Kerim" adlı eseri ve Türkçeye yapılmış çevirisini tavsiye edebilirim.)

"Kök akrabalığı" ve "süt anlam" ifadelerini biraz açabilir misiniz?

Ben kelimeleri insanlara benzetiyorum ve insanları mensup oldukları ailelere göre tanıyıp kodlamamızdan hareketle, kelimeleri de mensup oldukları kök/anlam ailesine göre tanıyıp zihnimize yerleştirmemizi teklif ediyorum. Böylelikle her bir kelime için müstakil bir beyin hücresi tahsis etmek yerine, bir anlam ailesine bir hücre tahsis etmenin, tedâî (çağrışım) metoduyla hareket eden beynimiz ve hafıza sistemimiz için daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu sistem "etimoloji"den diğer ismiyle "ilmu'l-iştikâk"tan yardım almak anlamına geliyor. Aynı anlam kökünden türemiş kelimelerde, tıpkı aynı aileden gelen bireylerdeki ortak ve benzer özellikler gibi, ortak ve benzer anlamlar mevcuttur. Bunların farkına varılması durumunda, kökteki bütün kelimeler bu anlam çerçevesinde ve bir anlam grubu olarak kavranılacak ve kelimelerinin birisinin bilinmesi, diğerlerinin kavranılmasına yardım edecektir. Bunu bir misalle anlatmaya çalışayım: Arapçada "c-n-n" kökü vardır (Tabii ki İngilizce yayın yapan televizyon kanalını kastetmiyorum!) Bu kökten türemiş kelimelerden cennet, cin, cinnet/cünûn, mecnûn, cünne(t) ve cenîn kelimelerini ele alalım. Bu kelimeler sözlüklere bakıldığında sırasıyla "bahçe, görünmez varlık, delirme, deli, kalkan ve anne karnındaki çocuk" olarak öğrenilecektir. Bunların arasında ortak bir yönün bulunduğunu bilmeyen kişi, bu kelimelerin her birini, farklı kelimeler olarak değerlendirecek ve birisini gördüğünde diğerini hatırlamayacaktır. Oysa bunlar arasında müthiş bir bağlantı söz konusudur: Cennet, üstü yeşilliklerle kaplı olduğu için toprağın gözükmediği bahçe; cin, gözle görülemeyen varlık; cinnet/cünûn, gözle görülemeyen varlıkların etkisi altına girme ve(ya) aklın tezahürlerinin görülmez hale gelmesi; mecnûn, gözle görülemeyen varlıkların etkilediği ve(ya) aklının tezahürleri görülmez hale gelmiş olan kişi; cünne(t), insanın düşmanı tarafından görülmesine mani olan kalkan; cenîn ise anne karnında olduğu için (çıplak gözle) görülemeyen çocuk anlamındadır. Bu bilgiler neticesinde bu kökün "görünmezlik" anlamı içerdiğini kavramış oluruz. Sütten elde edilen yoğurt, ayran, tereyağı, lor, ekşimik ve peynir gibi ürünlerin hepsine birden "süt mamulleri/ürünleri" isminin verilmesinden hareketle ben de bu anlama "süt anlam" ismini veriyorum. Arapçadaki kök anlamlarını tespit etme hususunda Râğıp el-Isfahânî'nin "el-Müfredât fî ğarîbi'l-Kur'ân" adlı eserinin bir şaheser olduğunu ifade etmek isterim.

Son olarak, Online Arabic'i nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle sizleri tebrik ediyorum. Sitenizin Arapça öğrenecek Türkler ve Türkçe öğrenecek Araplar için çok büyük ehemmiyet taşıdığını ve önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Umarım çalışmalarınızı İngilizce, Farsça, Çince, Hintçe gibi diğer dünya dillerini kapsayacak şekilde genişletir ve daha fazla kişiye hizmet eder hale gelirsiniz.

Hocam, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz.

Asıl ben, Arapçayla ilgilenenlerin yoğun ilgi gösterdiği böylesine kaliteli bir platformda bu konuları paylaşma fırsatı sunduğunuz için şükranlarımı sunar, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Yrd.Doç.Dr.Abdussamet BAKKALOĞLU
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İslam Hukuku Anabilim Dalı
mkbakkal@sakarya.edu.tr

Paylaş - Haberdar Ol
Duyuru ve yeniliklerden haberiniz olsun!
Facebook/Onlinearabic.net
aöf ilahiyat dersleri
Online Arapça YDS Derslerimiz Başladı
Özel Sınıflarda Pratik Arapça Dersleri
Arapça Türkçe - Türkçe Arapça Sözlük

< Geri     ^ Yukarı


Anasayfa | Forum | Online Dersler | Online Sözlük | İrtibat |

Onlinearabic.net’te kullanılan resimler, metinler ve diğer tüm içeriklerin telif hakları “Onlinearabic.net”e aittir.
Bu sitede yer alan içerikler, Onlinearabic.net’in izni olmadan basılı veya elektronik bir ortamda kesinlikle kullanılamaz ve çoğaltılamaz.