Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

1. Ünite 1. Metin: Bakara Süresinin Son İki Ayeti

Nereden Yazdırıldığı: Onlinearabic.net
Kategori: İLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.
Forum Adı: Ankara İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Forum Tanımlaması: Ankara İlahiyat İLİTAM dersleri paylaşım platformu
URL: http://www.onlinearabic.net/forum/forum_posts.asp?TID=10316
Tarih: 18Eylül2019 Saat 17:23
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.03 - http://www.webwizforums.com


Konu: 1. Ünite 1. Metin: Bakara Süresinin Son İki Ayeti
Mesajı Yazan: scelik
Konu: 1. Ünite 1. Metin: Bakara Süresinin Son İki Ayeti
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:28

Arapça 1 (İlitam 3. Sınıf) 1. Ünite 1. Metin: Bakara Süresinin Son İki Ayeti

3. SINIF- I. ÜNİTE- 1.METİN
KİTAP SAYFASI: 5
BİRİNCİ METİN: BAKARA SURESİNİN SON İKİ AYETİ
(Kurtubi, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr b. Ferah (h.671/ m. 1272), el-Cami’ li Ahkami’l-Kur’an. Tahkik: Ahmed Abdulalim el-Berduni, Daru’ş-şa’b (Şa’b Yayınevi), Kahire (h. 1372/ m.1952)
 
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
Şeyh imam Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Ebu Bekr b. Ferah el-Ensari, el.Hazreci, el-Endülüsi, el-Kurtubi. Vefat yılı: (h.671/m.1272). Vakitleri teveccüh (yöneliş), ibadet ve ilmi çalışmalar arasında mamur edilmişti (hayatını bu şekilde geçirmişti).
ESERLERİ: Kur’an Tefsiri hususunda on iki ciltte büyük bir kitap derlemiştir. Kitaba el-Cami li Ahkami’l-Kur’an [Kur’an’ın Hükümlerini Cemeden (toplayan)] kitab ismini verdi. Bu tefsir, fayda bakımından en büyük tefsirlerdendir.
(Kurtubi) ondan (bu kitaptan) kıssaları ve tarihleri çıkardı (düşürdü). Bunların yerine Kur’an’ın hükümlerini ve delillerin nereden geldiğini (delillerden hüküm çıkarma metodlarını) kaydetti. Kıraatleri, i’rabları (dilbilgisi kaidelerini), nasih ve mensuhu (hükmü kaldırılıp onun yerine geçen ayetleri ve hükmü kaldırılan ayetleri) zikretti. Bu tefsiridir. Bundan başka (bu tefsirinden başka) pek çok yazılı eseri vardır.
HOCALARI: Şeyh Ebu Abbas b. Ömer el-Kurtubi’den;
(كِتاِبِ مُسْلِمٍ اَلْمُفْهِمُ لمِاَ أَشْكَلَ مِنْ تَلْخِيصِ ) (adlı eserin) şerhinin bir kısmını dinledi.
Hafız Ebu Ali el-Hasan b. Muhammed b. Ali b. Hafs el-Yahsabi ve başkalarından hadis ilmini almıştır. İbn Huseyb şehrinde yerleşmişti. Hicri 670 (m. 1272) yılında şevval ayının dokuzunda pazartesi gecesi vefat etti ve buraya (bu şehre) defnedildi. [Kurtubi tefsirinin mukaddimesinden (önsözünden alınmıştır).]
METİN
(Allahu) Teala’nın sözü: (بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ) (Rahman, Rahim Allah’ın adıyla), (…آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ) (Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti..) Ayet (devam etmektedir). (Bakara suresinin bu son) iki ayetinde on bir mesele vardır.
1. BİRİNCİ (MESELE): (Allahu) Teala’nın sözü: (…آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ) (Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti..) ayetinin nüzül (iniş) sebebi kendinden önceki ayettir ve o (ayet şudur): (لِلَّهِ ماَ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّهُ) (Göklerde ve yerde bulunan şeyler Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan sizi hesaba çekecektir...) (Bakara, 2/284). Bu (ayet) Peygamber (s.a.v.)'e nazil olduğunda Peygamber (s.a.v.)'ın ashabına ağır geldi. Akabinde Peygamber (s.a.v.)'e geldiler sonra dizleri üzerine çöküp : ''Ya Rasulullah! Namaz, oruç, cihad gibi amellerden gücümüzün yetebileceğiyle mükellef (sorumlu) tutulduk. Bu ayet sana nazil oldu ve buna güç yetiremeyiz” dediler. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki iki kitap ehlinin söylediği gibi “İşittik ve isyan (inkar) ettik” mi demek istiyorsunuz? Bilakis “(Ey) Rabbimiz, senin bağışlamanı (diliyoruz)! Sanadır dönüş!” deyin. Topluluk ayeti tekrar okuyup, dilleri ona iyice tabi olunca (alışınca) bunun akabinde Allah Teala (c.c.) {..آمن الرسول} (Resul iman etti) (ayetinden) {على القوم الكافرين..} (kafirler topluluğuna karşı) yüce ayetine kadar indirdi.

2. Bir hadiste Peygamber (s.a.v.)'e şöyle denildi: Sabit b. Kays b. Şammas'ın evi her gece kandillerle (lambalarla yani nurlarla) parlıyor. Peygamber (s.a.v.) ise şöyle dedi: “Belki de o Bakara suresini okuyor!” Bunun üzerine Sabit'e soruldu. O şöyle dedi:
“Bakara suresinden {...آمَنَ الرَّسوُلُ }’yü okudum. Bu ayet; ashaba, Allah Teala'nın onlara kendisiyle vaad ettiği şey; nefislerinin gizledikleri şeyler dolayısıyla hesaba çekilmeleri ağır geldiği anda indi. Ve bunu hemen Peygamber’e (s.a.v.) şikayet ettiler. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Belki de siz Beni israil’in dediği gibi ‘işittik ve isyan ettik’ diyorsunuz. (Ashab:) “Aksine işittik ve itaat ettik” dediler. Bunun üzerine Allah Teala onlara övgü olarak “Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti...” ayetini indirdi. Peygamber (s.a.v.) de: “İman etmeleri onlara hak oldu (gerçekleşti)” dedi.
3. İKİNCİ (MESELE): Allah Teala’nın (آمَنَ) sözü ‘tasdik etti’ demektir. (Bu kelimenin bu manaya geldiği) daha önce de geçmişti. Bu ayetin manası (şudur): Doğrusu, onların (ayetlerin) bazısına iman etmeleri ve bazısını inkar etmeleri hususunda mü'minler, yahudiler ve hristiyanlar gibi değillerdir (ayetlerin hepsine iman ederler). Allah Teala'nın “O’nun (Allah'ın) peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız...” kelamı onlara iman bakımındandır (Onlara iman bakımından hiçbiri arasında fark gözetmeyiz anlamındadır).

DENİLİR Kİ: (Şu) beş haslet (özellik) (ancak) cahilde olur: Öfkelenmesi gereken yerin dışında öfkelenmek (yeri olmayan bir yerde gadablanıp kızmak), faydası olmayan bir durumda konuşmak (münasip olmayan faydasız söz söylemek) yeri olmayan bir yerde bağış yapmak (vermemesi gereken verde vermek), her bir kimseye güven duymak, arkadaşını (dostunu) düşman(ın)dan tanıyamamak (ayırt edememek).


-------------
الطالب المجتهد



Cevaplar:
Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:32
3. ÜÇÜNCÜ (MESELE): Allah Teala'nın {İşittik ve iman ettik dediler..} kelamında düşürme (bazı sözcükleri atma, kaldırma) vardır. Yani: ‘kabul edenlerin işitmesi gibi işittik’ (manasındadır). Denildi ki: ‘İşitti, kabul etti manasındadır’. {غُفْراَنَكَ} (kelamı); (اَلْكُفْراَنُ)(küfür), (اَلْخُسْراَنُ)(ziyan) gibi bir mastardır. Burada amil (etki eden) mukadder (takdir edilen) bir fiildir. Bu fiilin takdiri de; {اِغْفِرْ غُفْراَنَكَ }(Bizi affet)’dir. Bunu ez-Zec.c.ac demiştir. Başkaları da “(affını) talep ediyoruz, (affını) istiyoruz” demişlerdir. {وَ اِلَيْكَ الْمَصِيرُ } (Dönüş sanadır) kelamı yeniden dirilişin ve Allah Teala'nın huzurunda duruşun ikrarıdır. Ve rivayet edilmiştir ki:
-“Bu ayet Peygamber (s.a.v.)'e nazil olduğunda Cibril O'na şöyle demiştir:
“Doğrusu Allah (c.c.) methü senayı (övgüyü) sana ve ümmetinin üzerine helal kılmıştır. Artık iste ki, sana o (istediğin şey) verilsin”. Bunun üzerine (Hz. Peygamber) surenin sonuna kadar (olan dilekleri) istemiştir.

4. DÖRDÜNCÜ (MESELE): {Allah bir şahsa gücünün yettiğinden başkasını teklif etmez (ancak gücünün yettiğini mükellef kılar)}: Teklif; zor olan şeyleri emretmektir. Yapabilme gücü (el-vüs’u): Takat (kapasite) ve güç yetirmektir. Ve bu kesin bir haberdir (yargıdır). Allah Teala kullarını ayetin nüzulu sırasında kalbin ve azaların amellerinden bir ibadet (amel) ile mükellef tutmadığını nas olarak bildirmiştir (kesin bir ifadeyle söylemiştir). Ki bu ameller ancak mükellefin güç yetirebildiği, bünyesinin ve idrakinin gerektirdiği hususlardadır. Ve bununla müslümanlardan zorluk kaldırılmıştır. Çünkü Peygamber (s.a.v.): “Ümmetimden hata, nisyan (unutma) ve zorlandıkları (istemediği halde zorla yaptırıldıkları) şeyler kaldırıldı (bu sebeplerle işledikleri hataların günahlarından sorumlu tutulmadılar).” buyurdu.

5. BEŞİNCİ (MESELE): İnsanlar dinde vuku bulmayacağına ittifak ettikten sonra dünyadaki hükümlerde güç yetirilemeyen şeyleri teklif etmenin cevazı (caiz olup olmadığı) hususunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bu ayet (dini hükümlerde böyle bir sorumluluğun) bulunmadığını bildirmiştir. Ebu Hasan el-Eşari ve kelam alimlerinden bir grup şöyle demiştir:
“Güç yetirilemeyen bir şeyin teklifi (mükellefiyeti) aklen caizdir ve böyle bir şey dini kaidelerle sınırlanamaz (engellenemez). Bu da mükellefin cezalandırılacağına ve bunun kesin olacağına bir işaret olur.” (Yine bunu) söyleyenler bunun Muhammed (s.a.v.)'in risaletinde vuku bulup bulmadığı konusunda ihtilafa düşmüşlerdir.
Bir grup (şöyle) demiştir: “(Güç yetirilemeyen şeylerin teklifi) Ebu Leheb hadisesinde vuku bulmuştur. Çünkü o (Ebu Leheb) dini hükümlerin tümüne imanla mükellef kılınmıştı (ancak) o (bu) bütün hükümlerden birine bile iman etmedi.”
Diğer bir grup ise: “(Böyle bir hadise) hiç vuku bulmadı ve bunun üzerinde icma olduğu hikaye edildi (bu görüşün genel görüş olduğu anlatıldı).” dediler.
Allahu Teala’nın {سَيَصْلَى ناَراً} (bir ateşe yaslanacak) sözünün manası; ''eğer (böyle) devam ederse'' dir. Bunu İbn Atiyye söylemiştir. Ve 'mükellef kılar' iki mefule geçiş yapan (iki mef’ul alan) bir fiildir.

6. ALTINCI (MESELE): Allahu Teala’nın {Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir} sözü iyilikler ve kötülükleri kasteder (demek ister). Bunu es-Sudiyy söylemiştir.

7. YEDİNCİ (MESELE): Bu ayette imamlarımızın kulların amellerine kesb ve iktisab (iyilik ve kötülük kazanma) demelerinin doğruluğuna bir delil vardır. Bundan dolayı buna (kulların yaptıklarına) yaratma ve (kul bu fiilleri) yaratandır dememişlerdir (kazanma ve kazanan demişlerdir). Mehdi ve diğerleri bu ayetin manasına şöyle demişlerdir: “Hiç kimse başka birinin günahından sorumlu tutulamaz”. İbn 'Atiyye ise: “Bu (hüküm) kendi içinde (kendi bağlamında aslında) doğrudur fakat (bu ayette değil) bundan başka (bir ayette doğrudur.)

8. SEKİZİNCİ (MESELE): İlkiya et-Taberi (şöyle) demiştir: “Allah Teala’nın {Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir..} sözüyle; kim başkasını bir ağırlık ile veya boğazlamakla veya boğarak öldürürse onun kefaletinin (yani tazminatının) kısas ya da diyet olduğuna delil getirilmiştir”.

9. DOKUZUNCU (MESELE): Allah Teala’nın {Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma...} sözünün manası: Bu iki yönle (hata ve nisyan) ya da ikisinden biriyle bizden vuku bulan (yaptığımız) günahı affet. Peygamber’in (s.a.v.) “Ümmetimden hata, nisyan (unutma) ve zorlandıkları (istemedikleri halde zorla yaptırıldıkları) şeyler kaldırıldı (bu sebeplerle işledikleri hataların günahlarından sorumlu tutulmadılar)” sözünde olduğu gibi. Ve (bu sebepler dolayısıyla) günahın kaldırılması konusunda ihtilaf edilmemiştir. Ancak hükümler açısından buna taalluk eden (hata ve nisyanla alakalı olan) şeyler konusunda ihtilaf etmişlerdir. (Yani hata ve unutma ile işlenen suçun ardından dünyevi cezayla ilgili) bu hüküm kaldırılmış olup ona hiçbir şey gerekmez midir? Yoksa bunların hepsinin hükmü dünyevi cezası) gerekli midir? İşte bunda ihtilaf edilmiştir.
Doğru olan bu durumun vakıaya (konunun yerine ve durumuna) göre değiştiğidir: Bir kısım (hükümler vardır ki) ittifakla (dünyevi cezası) düşmez; tazminatlar, diyetler ve farz olan namazlar gibi. (Yine) bir kısım (hükümler vardır ki) ittifakla (dünyevi cezası) düşer; kısas (diyete çevrilince kısas cezası düşer) veya (hata ve unutmayla) küfür sözünü konuşmak gibi.

8. ONUNCU MESELE: Allahu Teala’nın şu sözü: { Allah’ım bize (ağır) bir yük yükleme}, yani ağırlık (yükleme demektir).
Malik ve er-Rebi'; “ 'اَلْاِصْرُ' : “ağır, zor bir iş (demektir)”. dedi. Said b.Cubeyr: “'اَلْاِصْرُ' : şiddetli iş ve İsrailoğullarına idrar ve bunun gibisinden ağır gelen şeydir.” dedi. el-'Ata: “ 'اَلْاِصْرُ' : maymunlara ve domuzlara dönüşmektir.” dedi. İbn Zeyd de aynısını söyledi. Ve yine ondan (İbn Zeyd’den, şöyle dediği de nakledildi): “('اَلْاِصْرُ') kendisi hakkında ne bir tevbe ve ne de kefaret olmayan günahtır”.
 
9. ONBİRİNCİ (MESELE): Allahu Teala’nın şu sözü: {Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme...}. Katade (şöyle) dedi: Bunun manası (şudur): Bizden önceki kimselere zorlaştırdığın gibi bize de zorlaştırma.
ed-Dahhak (şöyle) dedi: Bize güç yetiremediğimiz amellerden yükleme. İbn Zeyd de buna benzer (bir mana) söylemiştir. İbn Cüreyc (ise şöyle demiştir): Bizi maymunlara ve domuzlara dönüştürme (manasını gelir).

10. Allahu Teala’nın şu sözü: { وَاْعْفُ عَنّاَ} (bizi affet) yani günahlarımızı (affet), {وَاغْفِرْ لَنَا} (bize mağfiret et) yani günahlarımızın üzerini ört, {وَارْحَمْنَا} (bize merhamet et) yani senden başlayan (ve bize ulaşan) bir rahmet ihsan et. { اَنْتَ مَوْلاَنَا } (sen bizim Mevla’mızsın) yani velimiz ve yardımcımızsın. {فَانْصُرْناَ عَلَى الْقَوْمِ الْكاَفِرِينَ} (O halde kafirler topluluğuna karşı bize yardım et).
Böylece onun (Peygamber (s.a.v.)'ın) duasına icabet edildi.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'den (şöyle) dediği rivayet edildi: “Bir aylık yürüyüş (mesafesinde düşmana verilen) korkuyla (bana) yardım edildi.”
Ve denilir ki: Savaşa gidenler (savaşçılar) yurtlarından halis bir niyetle çıktıkları ve (savaş meydanında) teflere vurdukları zaman, (müslümanların savaşa) çıkışlarını bilseler de bilmeseler de kafirlerin kalplerine bir aylık yürüyüş mesafesinden bir korku ve heybet düşerdi.
Ali b. Ebi Talib (şöyle) demiştir: “Akleden (aklını kullanan) ve İslamı idrak eden birinin bu ikisini (Bakara suresinin bu son iki ayetini) okumadıkça uyuyacağını sanmam.
Ben de derim ki (Kurtubi diyor): Müslim bu manada (bir rivayeti) Ebu Mesud el-Ensari'den rivayet etmiştir: Peygamber (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur: “Kim bir gecede (geceleyin) Bakara suresinden bu son iki ayeti okursa ona yeter.”
Ve (yine) rivayet edilmiştir ki: Peygamber (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur: “Bana Bakara suresinin sonundaki bu ayetler arşın altındaki bir hazineden verildi, onlar benden önceki herhangi bir peygambere verilmedi (gönderilmedi).” Bu sahihtir (doğru bir haberdir) ve (daha önce tefsiri yapılan) Fatiha'da Fatiha’nın beraberinde bu ayetlerle birlikte meleğin inişi (hususu) daha önce geçmiştir. Hamd (övgü ve şükür) Allah içindir. [el-Kurtubi, 3/426- 432 (Bazı tasarruflarla) ].

METİN TAHLİLİ (Kitap sayfası: 10)
Metnin kavranması:
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Yüce Allah’ın { Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti } ayetinin nüzül sebebi nedir?
2. Bu iki ayet neden bahsediyor?
3. Peygamber ve mü'minler neye iman etti?
4. Bu ayette kaç mesele vardır? { Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti }
5. Peygamber ve mü'minler, kendilerine iman bakımından peygamberlerden herhangi biri arasında ayrım yapmışlar mıydı?
6. {Göklerde ve yerdekiler Allah’ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi bununla hesaba çekecektir...} ayetinin inişi sırasında Resul’ün ashabına ağır gelen (onları üzen) şey nedir?
7. Zikredilen ayetin manasından korkarak geldikleri zaman Peygamber (s.a.v.) ashabından ne istemiştir?
8. Peygamber (s.a.v.)'in ashabı yahudilerin ve hristiyanların dediği şeylerin benzerini söylemiş midir?
9. Allah (c.c.) insanı gücünün yetmediği şeye mükellef (sorumlu) tutar mı?
10. Zikredilen (sözü edilen) iki ayette dua sözleri var mı?

İKİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere gelecek uygun ifadeyi seçiniz.
1. {ولله ما فى السموات......} ayeti nazil olduğunda ......................(1.parağraf)
a) Peygamber’in ashabı sevindi ve birbirlerini onun (ayetin) inişiyle müjdelediler.
b) Peygamber’in ashabına ayette bulunan hükümler kolaylaştı.
c) Peygamber’in ashabına bu emir ağır geldi ve korktular (doğru cevap).
d) Peygamber’in ashabı ona (Hz. Peygamber (s.a.v.)'e) gittiler ve sevinçlerini ilan ederek (göstererek) etrafında toplandılar.
e) Peygamber’in ashabı ona (Hz. Peygamber (s.a.v.)'e) gittiler ve gülerek etrafında oturdular.

2. Peygamber (s.a.v.)'e: “Sabit b. Kays b. Şemmas'ın evi her gece kandillerle (nurlarla) parlıyor” denildi. (Peygamber (s.a.v.) de şöyle) dedi: ........................... (2. parağraf)
a) Belki de o Fatiha suresini okuyordu.
b) Belki de o çok ateş yakıyor.
c) Belki o Bakara suresi okuyor. (doğru cevap)
d) Belki de onun evinde aydınlatıcı lambalar var.
e) Belki onun evinde geniş pencereler vardır.

KELİMELER VE KALIP İFADELER (Kitap sayfası: 11)
ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA:
Tırnak içerisindeki cümlenin eş anlamlısını seçiniz.
1. “رفع عن أمتي الخطأ و النسيان و ما استكرهوا عليه ” (Ümmetimden hata, unutma ve zorla kendisine yaptırılan şeyler(in günahı) kaldırıldı)
a) Unutmuş ya da zorlanarak olsa bile yaptığı şey sebebiyle cezalandırılacak.
b) Yaptığı şey sebebiyle ona kısas icra edilecek.
c) Yaptığı şey sebebiyle cezalandırılmayacak.
d) Günahlardan işlediği miktarınca (işlediği günah kadar) hapsedilecek.
e) Dünyada cezalandırılacak, ahirette cezalandırılmayacak.

2. {وَ اغْفِرْ لَنَا..} (Bize mağfiret et)
a) Günahlarımızı arttır
b) Günahlarımızı ört
c) Günahlarımızı dünyaya ifşa et (duyur)
d) Günahlarımızı bağışlama
e) Bize merhamet etme çünkü günahlarımız çok.

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin eş anlamlılarını seçiniz.
1. {آمن الرّسول بما انزل اليه.. } (Rasul kendisine indirilene iman etti) (3.parağraf)
a) doğruladı
b) sınıflandırdı
c) zorlaştırdı
d) çarptı
e) sıraladı

2. {لا نفرّق بين أحد من رسله...} (Onun Rasullerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız). (3.parağraf).
a) Onun (Allah'ın) dostlarından
b) Onun alimlerinden
c) Onun şahitlerinden
d) Onun peygamberlerinden
d) Onun salih kullarından

3.{و اليك المصير...} ( Sanadır dönüş )
a) geceyi geçirecek yer
b) satış yeri
c) dönülecek yer
d) yaratıcı
e) ekili arazi

4. {ربّنا لا تؤاخذنا...} ( Rabbimiz bizi cezalandırma ) (7.parağraf)
a) Bizi hatırla
b) Bizi dahil et (girdir, sok)
c) Bizi affet
d) Bize yükle
e) Bize zorlaştır

5.{ربّنا و لا تحمّلنا} ( Rabbimiz bize yükleme ) (9. parağraf)
a) Yükleme konusunda bize merhamet etme, bize dilediğin gibi yükle,
b) Bizi yüksüz bırakma,
c) Bizi yükten dinlendirme,
d) Yüklerimizi bize kolaylaştırma,
e) Bize hükümleri ve başkalarını zorlaştırma

BEŞİNCİ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını seçiniz.
1.{ربّنا ولا تحمل علينا اصرا } ( Rabbimiz bize ağır yük yükleme ) (8.parağraf)
a) Ağır bir yük
b) Zor bir yük
c) Geniş, kapsamlı bir yük
d) Hafif bir yük
e) Meşakkatli, yorucu bir yük

2. Peygamber (s.a.v.) : إنّ النّبيّ قال:أوتيت هذه الآيات من آخر سورة البقرة.' dedi. (Bakara suresinin sonundan olan bu ayetler bana verildi) (10.parağraf)
a) Bana ikram edildi
b) Bana verildi
c) Bana yasaklandı
d) Bana ihsan edildi
e) Bana bahşedildi

3. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: (نصرت بالرعب مسيرة شهر) (Bir aylık yürüyüş mesafesinden korkuyla (benden korku duyulmasıyla) yardım edildim).
a) korkuyla
b) yürüyüş mesafesinden emniyetle
c) panikle (ürkmekle)
d) yürüyüş mesafesinden sıkıntıyla
e) sürçmeyle (kaymayla)


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:34
KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ (Kitap sayfası: 13)
ALTINCI ALIŞTIRMA:
ÖNEMLİ: İsimle başlayan her cümle isim cümlesidir. Fiille başlayan (her cümle de) fiil cümlesidir. Eğer fiil cümlenin başında olursa; “Müslüman Kabe’yi ziyaret etti” (cümlesinde geçtiği) gibi fail ister tekil, “İki müslüman Kabe’yi ziyaret etti” (cümlesinde geçtiği) gibi (fail) ister ikil veya “Müslümanlar Kabe’yi ziyaret etti” (cümlesinde geçtiği) gibi (fail) ister çoğul olsun (başa gelen) fiil (daima) TEKİL olur.

BELAGAT (Kitap sayfası: 13)
YEDİNCİ ALIŞTIRMA: Asli mananın dışına çıkıp farklı anlamlarda kullanılabilen emir kipine dikkat ediniz.
Örneğin;
{ Allah’ım bize ağır bir yük yükleme..} burada emir sigası dua manasındadır.
{ Bizi affet bize mağfiret et..} ve burada da emir sigası dua manasındadır.

SEKİZİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki cümlelerde altı çizili kelimelerin anlam farklılıklarını bulunuz.
1. Doğrusu o (ayet) Peygamber (s.a.v.)'e nazil olduğunda, bu durum Peygamber’in ashabına zor geldi.
2. Mekke’deki müşriklerin, müslümanlar üzerindeki işkencesi onları oradan hicrete zorlayacak kadar şiddetlendi (dayanılmaz hale geldi).
3. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Ümmetimden hata, nisyan (unutma) ve zorlandıkları (istemediği halde zorla yaptırıldıkları) şeyler(in günahı) kaldırıldı.”
4. Müjdeci (البشير), Yusuf’un gömleğini Yakub (a.s.)’ın yüzüne attıktan (sürdükten) sonra gözlerinden (parçada; iki gözünden) örtü kaldırıldı.
5. Bunun üzerine Sabit’e soruldu. (O da şöyle) dedi: “Peygamber (s.a.v.)'in ashabına zor geldiğinde inen Bakara suresinden {آمن الرسول }’yü okudum.”
6. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye hicretleri esnasında Ebu Bekir ile mağarada üç gün kaldı ve bu günlerde Ebu Bekir'in kızı Esma onlara erzak taşıyordu. Kuşağı iki yarım parçaya ayrıldı ve o günden sonra “iki kuşak sahibi” olarak isimlendirildi.

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON
DOKUZUNCU ALIŞTIRMA:
Aşağıdaki dağınık cümleleri hadisin metnine uygun olarak sıralayınız. (1. parağraf) (Hadisin metnine uygun olarak sıralama sırası 4-2-3-5-1)
1. Ashab ayeti tekrar okuyup dilleri ona iyice tabi olduktan (alıştıktan) sonra Allah (c.c.) akabinde (şu ayeti) indirdi.
2. Rasulullah (s.a.v.)'e geldiler sonra dizleri üzerine çöküp şöyle dediler,
3. Amellerden gücümüzün yetebileceği şeyle sorumlu tutulduk: Namaz, oruç ve cihad (gibi),
4. Gerçek şu ki bu (ayet) Peygamber (s.a.v.)'e nazil olduğunda Peygamber’in ashabına bu (durum) ağır geldi,
5. Gücümüz yetmediği halde Allah (c.c.) bu ayeti sana indirmiştir.
Resullullah şöyle buyurdu: “Sizden önceki iki kitap ehlinin söylediği gibi “İşittik ve isyan (inkar) ettik” mi demek istiyorsunuz? Bilakis “(Ey) Rabbimiz, senin bağışlamanı (diliyoruz)! Sanadır dönüş!” deyin.

3. SINIF – I. ÜNİTE – 2. METİN
KİTAP SAYFASI: 14
İKİNCİ METİN:
AL-İ İMRAN SURESİ'NDEN AYETLER
[(Müellif:) el-Ferra: Ebu Zekeriya Yahya b. Ziyad b. Abdullah b. Manzur: ed-Deylemi (h.144 - 207/ m.761- 822), Mea'ni’l-Kur'an, Tahkik: Ahmed Yusuf Necati, Daru’l-Kütübi’l-Mısriyye (Mısır Kitapevi), Kahire (h.1374 / m. 1955)].
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
el-Ferra: O Ebu Zekeriya Yahya b. Ziyad b. Abdullah b. Manzur ed-Deylemi'dir.
(h. 144/ m.761) yılında Kufe'de doğmuştur. O Arapça’nın imamıdır. Nahiv konusunda Kisai'den sonra Kufelilerin en bilgini idi. Ondan (Kisai'den) (ilim) almış (ilim tahsil etmiş) ve ona itimad etmişti. (Aynı zamanda) Yunus'tan (da ilim tahsil etmişti). Kelam ilmini seviyordu ve Mutezileye meylediyordu (meyli vardı). Dindar, vera sahibi (takva sahibi), bir güzellik, hayranlık ve yücelik üzere birisiydi. Sibeveyhi'ye karşı fazla asabiyeti (kızgınlığı) vardı. Kitabı başının altındaydı ve eserlerinde felsefe yapıyordu, felsefecilerin sözleri izinden gidiyordu (felsefecilerin sözüyle hareket ediyordu). En çok ikamet etiiği yer Bağdad idi. Ancak son senesi olduğu zaman Kufe'ye geldi ve orada kırk gün ikamet etti. Daha sonra (h. 207/m. 822) yılında (gittiği) Mekke’den dönüş yolunda vefat etti. el-Me'ani'nin önsözü, 1/10 (أبجد العلوم Ebcedü’l-ulum, 3 /49).
METİN (Kitap sayfası: 15)

1. Bismillahirrahmanirrahim. Yüce Allah’ın şu sözü: { فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ } { İsa onlardaki inkarcılığı hissedince (sezince)} (3/ Al-i İmran, 51). (Ayetteki) (اَلْإِحْسَاسُ): var olmak, bulunmak, mevcudiyet (manasındadır), (yani) konuşmada şöyle dersin: (هَلْ أَحْسَسْتَ أَحَداً ؟) “Herhangi birini buldun mu?”. Aynı şekilde Meryem suresi 98. ayette Allah Teala’nın (c.c.) { هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ أَحَدٍ }{Onlardan herhangi birinden (bir varlık emaresi) hissediyor musun (buluyor musun)?.. } sözü de böyledir. Şayet elif harfi olmaksızın (حَسَسْتُ) dersen o zaman o, yok etme, öldürme anlamına gelir. Bu sebeple Allah Teala (c.c.) Al-i İmran suresi 152. ayette {إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ } (Hani siz Allah'ın izniyle onları (Bedir savaşında düşmanları) öldürüyordunuz) buyurmuştur.

2. [Allah Teala (c.c.)]’nın ayeti(nde): {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) (buyrulmuştur). Müfessirler (buna mana olarak), (مَنْ أَنْصاَرِي مَعَ اللَّهِ) ''Allah ile birlikte bana yardımcı olacaklar kimlerdir'' demektedirler ve bu güzel bir yöndür (kabul edilir bir yaklaşımdır). Eğer beraberinde olmayan şeyden bir şeyi bir şeye ilave edersen مع yerine الى demen mümkündür. Arapların şu sözü gibi: (إِنَّ الذَّوْدَ إِلَى الذَّوْدِ إِبِلٌ) “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).

3. Havariler İsa (a.s.)'ın özel (yakın ve samimi) arkadaşları idiler. Aynı şekilde havariler (ismi) Rasulullah'ın yakın arkadaşlarına da vaki olur (denir, denmesi uygun düşer). Ve ez-Zubeyr'e Rasulullah'ın havarisi deniyordu.
Muhtemelen hadiste de Ebu Bekir, Ömer ve benzerleri için (onlar gibi yakın arkadaşları için de) havari (kelimesi) gelmiştir (havari olarak zikredilmişlerdir). Tefsirde onlar (Hz. İsa’nın havarileri) elbiselerinin beyazlığından dolayı havariler olarak gelmiştir (zikredilmiştir. Yani havariler kelimesi beyaz elbiseliler manasındadır).


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:36
4. (Allah Teala’nın şu) sözünün manası: {وَ مَكَرُوا وَ مَكَرَ اللَّهُ} (Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu). (3/Al-i İmran, 54). Bu (ayet) İsa (a.s.’ın durumu hakkında indi. Zira (yahudiler) onu öldürmek istediler. Akabinde Hz. İsa içinde (küçük) bir deliği bulunan bir eve girdi [Küvvet; duvardaki delik (anlamındadır) yani evdeki gizli bölme demektir]. Yüce Allah (c.c.) onu (Hz. İsa'yı) Cebrail (a.s.) ile desteklemiştir. Daha sonra onu (Hz. İsa'yı) bu delikten (gizli bölümden) semaya yükseltmiştir.
Ve onlardan bir adam O'nu öldürmek için oraya (o eve) girdi. Bunun üzerine Allah Teala (c.c.) o adama İsa b. Meryem’in (Meryem’in oğlu İsa’nın) benzerliğini atmıştır (vermiştir). (Hz. İsa’nın benzerliği verilen adam) eve girdiğinde orada Hz. İsa'yı bulamamış, onlara şöyle diyerek (evden) çıkmıştır: 'Evde hiç kimse yok'. Onlar hemen onu (o adamı) öldürdüler (çünkü) onu Hz.İsa (gibi) gördüler. İşte bu durum Allah’ın (c.c.) şu sözüdür: {Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu (onların tuzağına tuzakla karşılık verdi ve onların tuzağını bozdu)}. Allah tarafından olan tuzak istidraçtır. Mahlukların tuzağına (benzer) değildir.

5. (Allah Teala’nın şu) sözü: { إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ} (ayet: 55) (Bir zamanlar Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa! Gerçek şu ki Ben seni vefat ettireceğim, seni kendi katıma yükselteceğim...”).
Denilir ki: Bu ayet takdim ve tehirlidir (ayetteki olayların seyri esnasında öne geçirme ve sonraya bırakma vardır). Buradaki mana şudur: “Muhakkak ki ben seni nezdime yükseltirim, seni inkar edenlerden temizlerim ve seni (dünyaya) indirişimden sonra öldürürüm . Bu bir yöndür (bir yorum ve değerlendirmedir). Bu kelam takdim edilmemiş ve te'hir edilmemiş de olabilir . Bu durumda 'Seni öldürürüm' ifadesinin manası: “Seni kabzederim (yanıma alırım) olabilir. “Malımı filan kişiden tamamen aldım: Onu filan kişiden kabzettim (aldım)” demen gibi. Dolayısıyla (التوفّى ) ifadesi O'nu ölüm olmaksızın (öldürmeksizin) yanına almak ve kaldırıp yükseltmek olur.

6. (Allah Teala’nın şu) sözü: { إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ } (3/Al-i İmran, 59) (Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir..).
Bu (ayet) hristiyanların 'Doğrusu o (Hz. İsa), O’nun (Allah'ın) oğludur' sözüne bir cevaptır. Çünkü onun (Hz. İsa’nın) hiç babası olmamıştır. Ve Allah Tebareke ve Teala (c.c.) büyük bir yücelik göstererek { Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir } ayetini indirmiştir. Onun (Hz. Adem’in) ne bir annesi ne de bir babası vardır. O halde o [(Adem (a.s.)] durum bakımından Hz. İsa'dan daha hayret vericidir.

Faydasız Bir Maharet (beceri): el-Mansur'un huzurunda bir adam gösteri yaptı. Bir iğneyi attı ve (o iğne) duvara saplandı. Akabinde birbiri ardına (bir iğneden sonra diğer iğneleri de peşpeşe) attı. İğnelerin hepsi başka bir deliğe giriyordu. Taa ki iğnelerin sayısı elliye ulaştı. Mansur buna (gösteriye) çok şaşırdı. Ona yüz dinar (verilmesini) emretti ve ona yüz sopa (vurulmasına) hükmetti. Bunun üzerine adam korktu ve sebebi hakkında sordu. Mansur da ona şöyle dedi: Dinarlara gelince senin maharetin (yeteneğin, becerin) içindir. Sopalara gelince vakti faydası olmayan bir şeyde kaybettiğin içindir.
Bunun benzeri şu ayettir: { مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا } { Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu (gereği gibi) taşımayan kimselerin misali (örneği), ciltlerce kitap taşıyan merkebin misali gibidir...} (Cuma Suresi/ 5. ayet). Sonra {يَحْمِلُ أَسْفَارًا } (kitaplar taşır) buyurdu. (Buradaki) الأسْفَار : taşıdığı ilim kitablarıdır ve içlerindeki şeyi bilmez (içinde ne olduğunun farkında değildir). Eğer dilersenيَحْمِلُ kelimesini merkebe (bağlayıp) sıfat yaparsın, sanki sen “ilim kitabları taşıyan merkebin misali gibi” demiş olursun.
(Allah Teala’nın şu) sözü: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek Rabbindendir...} (Al-i İmran, 60). (Bu ayette haber olanاَلْحَقُّ kelimesi mübteda olan) هُوَ (zamiri)nin gizlenmesiyle merfu yapılmıştır. Bunun (diğer bir) benzeri de Bakara suresinin 147. ayetindedir: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek Rabbindendir (Rabbinden gelendir)...}. Yani (هُوَ الْحَقُّ) (O hak’tır) veya (ذٰلِكَ الْحَقُّ فَلاَ تَمْتَر) (O haktır, o halde şüpheye düşme) (yani; الحقّ kelimesinin başında هو ya da ذلك vardır sakın şüpheye düşme).
(Allah Teala’nın şu) sözü: { تَعَالَوْا إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ } {Sizinle bizim aramızda müşterek bir söze geliniz...} (Al-i İmran, 64). O (ayet) Abdullah'ın kıraatinde { إِلَى كَلَمَةٍ عَدْلٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ } 'aramızda doğru (eşit) bir söze...' şeklindedir. Buradaki عَدْلٍ (eşit, doğru) kelimesinin manası hakkında سِوىً و سُوىً (eşit, benzer, müşterek) (anlamına geldiği) söylenebilir.
Allah Tebareke ve Teala Taha suresi 58. ayette { فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لاَ نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلاَ أَنْتَ مَكَانًا سُوًى } {Şimdi sen, seninle bizim aramızda ne senin ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz eşit (uygun) bir yerde buluşma zamanı ayarla...} buyurur. Buradaki سُوًى (kelimesi) ile seninle bizim aramızdaki عَدْلٌ (adalet, eşitlik) ve نَصَفٌ (orta bir mekan, müşterek bir mekan) kastedilir.
Daha sonra (Yüce Allah Al-i İmran suresinin 60. ayetine devamla) şöyle buyurdu: { أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ } [ (aramızdaki müşterek söz olan) Allah’tan başkasına ibadet etmemeye (geliniz) ].
(Buradaki) أَنْ (edatı takdir edilen إِلَى harfi ceri dolayısıyla) şu anlama göre cer mahalindedir (harfi cerden sonra geldiği için esre konulacak yerdedir):
{ تَعَالَوْا إِلَى أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ } (Allah'tan başka kimseye ibadet etmemeye geliniz).
[(Ayette yer alan ve nasb eden (fetha yapan) edattan sonra geldiği için (لاَ نَعْبُدَ) şeklinde son harekesi mansub yani üstünlü olarak okunan (لاَ نَعْبُدَ)’yi] (لاَ نَعْبُدُ) şeklinde (son harekesini) merfu (dammeli) yaparsan [ (yani harfi cer takdir etmeyip de أَنْ nasb edatını düşünmeksizin (كَلَمَةٍ kelimesinin)] üzerine atıfla [(لاَ نَعْبُدُ) (ibadet etmiyoruz, ya da etmeyeceğiz, etmeyelim) şeklinde merfu yaparsan cümle ] şu manada olur: { تَعَالَوْا نَتَعاَقَدْ لاَ نَعْبُدُ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, anlaşalım: Allah'tan başka kimseye ibadet etmiyoruz). Çünkü (ayette geçen) كَلَمَةٍ (kelimesi)nin manası: söz söylemektir. Sanki sen şunu hikaye etmiş olursun: { تَعَالَوْا نَقُولُ لاَ نَعْبُدُ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, “Allah'tan başka kimseye ibadet etmiyoruz” diyelim).
Eğer atfolunanları cezim yaparsan muhtemelen (bu da) olur. Çünkü içinde أَنْ (edatı) olmasa bile bu kelam cezimlidir. { تَعَالَوْا لاَ نَقُلْ إِلاَّ خَيْراً } “Gelin, hayırdan başkasını söylemeyelim” dediğin gibi. [Yani تَعَالَوْا bir emirdir. Emrin cevabı da cezimli olduğundan { تَعَالَوْا لاَ نَعْبُدْ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim) cümlesi de olabilir. Yani müellif Ferra, muhtemelen irab açısından bu ayetle oluşturulabilecek cümlelerle dilbilgisi ilmini geliştiriyor).

7. Tevile (yoruma) çevrilenlerden bir benzeri de şudur: { قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكَينَ } [De ki: Doğrusu bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi)]. (Enam Suresi,14).
(Bu ayette) وَلاَ تَكُونَنَّ (sakın olma: sonuna tekit nunu almıştır, aslı لاَ تَكُنْ olarak) cezm mahallinde nehye (olumsuz emre: nehy-i hazıra) dönüşmüştür. Birincisi (yani أَنْ أَكُونَ) (olmam) (ifadesinin son harfi önündeki masdar harfi dolayısıyla) mansubdur .
(Şu ayet de) bunun gibidir:
{ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6/71} وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلاةَ } (Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir. «Namazı dosdoğru kılın..» diye (de emredildik))(Enam suresi, 71-72) (Burada sondaki) أَنْ: sebep lamı (لِ)’ye (yani lamu key’e) (لاَمُ كَىْ)’e çevrilmiştir (ona atfedilmiştir). Çünkü أَنْ‘in لِ’nin (lam'ın) yerine (kullanılması) olabilmektedir. Böylece أَنْ‘in kendisi gibi bir أَنْ‘e çevrilip atfolunmasıyla, lam mevkiinde olabilmektedir (lam yerinde kullanılabilmektedir.
{يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا } (söndürmek istiyorlar) (Saff suresi, 8) (ayetinde de Yüce Allah’ın أَنْ ) yerine ( لِ) dediğini görmüyor musun? (Yani birbirinin yerine kullanılabiliyor)

8. (Allah Teala’nın şu) sözü: { لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ } (İbrahim hakkında niye tartışıyorsunuz) (3/Al-i İmran Suresi, 65).
(Hıristiyan) Necran halkı: “İbrahim bizim dinimiz üzerinde bir hıristiyandı.” dediler. Yahudiler de: “(Hayır) bizim dinimizde bir yahudiydi.” dediler. Allah (c.c.) onları yalanladı da (aynı ayetin devamında) şöyle buyurdu: { وَمَا أُنْزِلَتِ التَّورَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ } (Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi) (3/Al-i İmran Suresi, 65). Yani; İbrahim'den uzun bir zaman sonra. Daha sonra onları kötüledi de şöyle buyurdu: { .. هَاأَنتُمْ هٰؤُلاَءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ } (İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz!..) (3/Al-i İmran Suresi, 66).. ayetin sonuna kadar. Sonra (Allah (c.c.)) bunu (bir sonraki ayette) açıkladı ve şöyle buyurdu: { مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا } (İbrahim yahudi ve hristiyan değildi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı) (3/Al-i İmran Suresi, 67).

9. (Allah Teala’nın şu) sözü: { لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ} ((Ey kitap ehli!) (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?) (3/Al-i İmran Suresi, 70).
Ve (AllahTeala’nın şu) sözü: { يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ } Ey kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?) (3/Al-i İmran Suresi, 71).
Şayet sen konuşurken (kelam esnasında) (لِمَ تَقوُمُ وَ تَقْعُدَ ياَ رَجُلُ ؟) “Niçin kalkıyorsun ve oturuyorsun ey adam ?) dersen sarf bakımından [birinin sonunun merfu (dammeli), diğerinin mansub (fethalı) okunması] caiz (doğru) olur. Ve (ayette merfu olduğu halde) '' تَكْتُمُوا'' (şeklinde) nasb edersen (nun’u düşürmekle fetha hali üzere okursan) ( o da) doğru olur. (Meani’l-Kur’an adlı eserden I/217-221).

METİN TAHLİLİ (Kitap sayfası: 18)
Anlama:
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. {İsa onlardaki inkarcılığı hissedince..} ayetindeki ''hissetti'' (kelimesi)nin anlamı nedir? (Cevap 1. parağrafta)
2. Müfessirler {Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?..} ayetinin tefsirinde ne diyorlar? (2.parağraf)
3. Havariler kimlerdir? (3. parağraf)
4. Yahudiler Hz. İsa'yı gerçekte öldürdüler mi? (4.parağraf)
5. {Allah'ın nezdinde İsa'nın örneği Adem'in örneği gibidir..} ayetinden ne anlıyorsun? (6.parağraf)
6. { Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu (gereği gibi) taşımayan kimselerin misali (örneği), ciltlerce kitap taşıyan merkebin misali gibidir.} ayetinde Allah Teala'nın merkebe benzettikleri kimdir? (6.parağraf)
7. {يحمل أسفارا} (kitaplar taşıyor) ifadesinden kastedilen nedir? (6.parağraf)
8. Metinden ne anlıyorsunuz?
9. Hz. İbrahim (a.s.) yahudi miydi yoksa hristiyan mı? (8.parağraf)

İKİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki ayetlerin manalarını ifade eden cümleleri seçiniz.
1. { فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ...} { İsa onlardaki inkarcılığı hissedince (sezince)} (1.parağraf)
a) Onlarda inkarcılık bulduğunda (doğru cevap),
b) Onlarda inkarcılık bulmadığında,
c) Onların inkarından nefret ettiğinde,
d) Onlarda asla inkarcılık görmeyecek.
e) Onlardaki ihlası hissettiğinde.

2. {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) (2.parağraf)
a) Allah'tan başka bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
b) Allah ile birlikte bana yardımcı olacak kimlerdir?
c) Allah'a (onun dinine olmak üzere) bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
d) Allah'tan (O’nun azabından) bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
e) Allah hakkında bana yardımcı olacaklar kimlerdir?

3.‘ اَلْحَوَارِيُّونَ ’Onlar .... (3.parağraf)
a) Hz. İsa'nın akrabalarıdır.
b) Hz.İsa'nın dayılarıdır.
c) Hz.İsa'nın amcalarıdır.
d) Hz.İsa'nın düşmanlarıdır.
e) Hz.İsa'nın yakın arkadaşlarıdır.

ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere gelecek uygun ifadeyi seçiniz.
1. {وَ مَكَرُوا وَ مَكَرَ اللَّهُ} (Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu). ayetinin indiği kimselerin durumu hakkında:
Şüphesiz bu ayet .......................... durumu hakkında nazil olmuştur. (4.parağraf)
a) Allah (c.c.) onu (öldükten) yüz yıl sonra ikinci defa dirilttiğinde İdris (a.s.)’ın (durumu hakkında nazil olmuştur),
b) Tur’u Sina'ya çıktığında Musa (a.s.)’ın,
c) Onu öldürmek istediklerinde İsa (a.s.)'ın,
d) Ona hamileyken İsa (a.s.)'ın annesi,
e) Hira dağına girdiğinde Muhammed (s.a.v.)’in.

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Doğru ifadeyi seçiniz.
1. { إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ } (Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir..) (3/Al-i İmran, 59) ayetinin nüzul sebebi;
O ..............'e cevap olarak nazil olmuştur. (6.parağraf)
a) Nasranilere (Hristiyanlara) (metinde geçen kelime)
b) Hristiyanlara
c) Hintlilere
d) Araplara
e) Firavunlar'a

BEŞİNCİ ALIŞTIRMA: Yukarıdaki atasözüne anlamca en yakın ifadeyi seçiniz.
1. (إِنَّ الذَّوْدَ إِلَى الذَّوْدِ إِبِلٌ) “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).
a) Bir şeyden bir şeyi çıkarttığında bir grup olur
b) Bir şeyden bir şeyi azalttığında (noksanlaştırdığında) bir grup olur.
c) Bir şeyden bir şeyi attığında bir grup olur
d) Bir şeye bir şeyi ilave ettiğinde bir grup olur.
e) Bir şeyden bir şeyi çıkardığında bir grup olur.


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:41

ALTINCI ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimenin eş anlamlılarını seçiniz.
1. (حَوَارِيُّ رَسوُلِ الله)(Allah’ın Rasülü’nün havarisi) (s.a.v.) (3.parağraf)
a) Rasulullah (s.a.v.)'in yakını,
b) Rasulullah (s.a.v.)'in erkek kardeşi,
c) Rasulullah (s.a.v.)'in yakın arkadaşları,
d) Rasulullah (s.a.v.)'in kayınpederi,
e) Rasulullah(s.a.v.)'in arkadaşı.

KELİMELER VE KALIP İFADELER
YEDİNCİ ALIŞTIRMA:
Altılı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını seçiniz.
1. {إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ } (Hani siz O’nun (Allah'ın) izniyle onları (Bedir savaşında düşmanları) öldürüyordunuz) (3/Al-i İmran, 152) (Kitapta 1.parağraf)
a) Siz O’nun izniyle onları yüceltiyordunuz,
b) Siz O’nun izniyle onları takdir ediyordunuz,
c) Siz O’nun izniyle onları öldürüyordunuz,
d) Siz O’nun izniyle onlara ikram ediyordunuz,
e) Siz O’nun izniyle onları diriltiyordunuz.

2. (هَلْ أَحْسَسْتَ أَحَداً ؟) “Herhangi birini buldun mu?” هَلْ ..... (1. parağraf)
a) Herhangi birine vurdun mu ?
b) Herhangi birini öldürdün mü?
c) Herhangi birini kaybettin mi?
d) Herhangi birini gönderdin mi? (ya da dirilttin mi?)
e) Herhangi birini ziyaret ettin mi?

3. (بَعْدَ دَهْرٍ طَوِيلٍ) “Uzun bir zaman sonra” (8. parağraf)
a) Uzak mesafede bir zamandan sonra,
b) Kısa bir zaman sonra,
c) Yakın olmayan bir zamandan sonra,
d) Uzun bir müddet sonra,
e) Uzak bir gelecekten sonra.

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ
SEKİZİNCİ ALIŞTIRMA:
Metinde إِنْ, إِذاَ, أَنَّ, وَ لٰكِنَّ, لاَ ve bunlara benzer edatlar vardır. Bunları düşünüp fark edin!
1. İsim cümlesi, örneğin: (Allah Teala’nın şu) sözü: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek, Rabbindendir...} (Al-i İmran, 60).
2. Bazı harfler, asli anlamının dışında gelmiştir. { وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلاةَ } (Namazı dosdoğru kılın..» diye)(Enam, 72) ayetindeki أَنْ‘in lam’ı ta’lil (sebep lamı) manasında olması gibi. Yani: { لِتُقِيمُوا الصَّلاةَ } (Namazı dosdoğru kılmanız için..)
3. Allahu Teala (c.c.)’nın {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) ayetinde: Burada (إِلَى) harfi (مَعَ) manasında gelmiştir. Yani: (مَعَ اللَّهِ) (Allah ile beraber).
4. Yüce Allah’ın { وَلاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ } “Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak kendi malınızmış gibi) yemeyin.” (4/Nisa, 2) ayetinde de (durum böyledir. (إِلَى)(..e, ..a) harfi, (مَعَ)(birlikte) anlamında kullanılmıştır). Yani: Onların mallarını mallarınıza ilave etmeyin, yani; mallarınızla birlikte.
5. Bu bilgilerin ışığında metni ikinci defa (tekrar) iyice gözden geçir...

DOKUZUNCU ALIŞTIRMA: Boşluklara yerleştirilecek en uygun kelimeyi parantez içinden seçiniz.
1.
وكذلك خاصةُ رسول الله يقع عليهم اسم الحواريين. (يقعون- تقع- يقع(
(3. parağraf) [Aynı şekilde havariler (ismi) Rasulullah'ın yakın arkadaşlarına da vaki olur (denir, denmesi uygun düşer).]
2.
وَالْأَسْفَار: كتب العلم التى يحملها الحمار و لا يدرى ما فيها. (تحمله-يحملها- يحملونه(
(6. parağraf) (Merkeplerin taşıdığı ilim kitablarıdır ve içlerindeki şeyi bilmez (içinde ne olduğunun farkında değildir).
3.
فان أهل نجران قالوا: كان ابراهيم نصرانيا على ديننا. (قالت– قالوا-تقول(
(8. parağraf) (Necran halkı: “İbrahim bizim dinimiz üzerinde bir hıristiyandı.” dediler.)
4.
و قال اليهود: كان يهوديا على ديننا. ( من – منا – على(
(8. parağraf) (Yahudiler: “(Hayır) bizim dinimiz üzere bir yahudiydi.” dediler.)
5.
فلو نصبت '' وتكتموا'' كان ذلك صواباً. ( صوابا – صواب – صواب(
(9. parağraf) ('' تَكْتُمُوا'' (şeklinde) nasb edersen (nun’u düşürmekle fetha hali üzere okursan) o ( da) doğru olur.)

BELAGAT (Kitap sayfası: 21)
ONUNCU ALIŞTIRMA: Teşbih ve rükunları:
a) Teşbih söz olarak; benzetme (anlamındadır).
b) Terim olarak; aralarında çeşitli yönlerden benzerlik kurulabilen iki veya daha fazla şeylerden benzerlik itibariyle zayıf olanı kuvvetli olana, bir teşbih edatı ile benzetmek sanatıdır.
Teşbih sanatının dört unsuru vardır (Külekçi, 31-35, 2003) :
1. Müşebbeh: Benzetilen kişi ya da varlık.
2. Müşebbehün bih: Kendisine başkalarının benzetilmesi istenen şahıs, varlık.
3. Vechu'ş şebeh: Benzetilen yön, müşterek sıfat.
4. Teşbih edatı: Teşbihe delalet eden ve müşebbehi müşebbehün bihe bağlayan kelimedir. (Ahmed el-Haşimi, Cevahiru’l-Belağa, 247, Beyrut)

Aşağıdaki iki ayette yer alan teşbihe dikkat ediniz:
{إن مثل عيسى عند الله كمثل آدم}: Bu ayette İsa müşebbehe (benzetilen), kef harfi teşbih edatı, Adem ise müşebbehun bihtir (kendisine benzetilendir).
{مثل اللذين حملوا الورة ثم لم يحملوها كمثل الحمار يحمل أسفارا }: Bu ayette ise müşebbehe; yahudiler, kef harfi; teşbih edatı, merkeb de müşebbehun bihtir.

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON (Kitap sayfası: 22)
ONBİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki kelimelerden isim veya fiil cümleleri oluşturunuz.
1. الاحساس : الوجود. تقول فى الكلام:
2. فاذا قلت :حسست بغير ألف فهى فى معنى الافناء و القتل
3. انّ الذود الى الذّود إِبِلٌ
4. الحواريون كانوا خصة عيسى
5. و هم يرون أنّه عيسى
1. (Ayetteki) (اَلْإِحْسَاسُ): var olmak, bulunmak, mevcudiyet (manasındadır), (yani) konuşmada şöyle dersin:
2. Şayet elif harfi olmaksızın (حَسَسْتُ) dersen o zaman o, yok etme, öldürme anlamına gelir.
3. “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).
4. Havariler İsa (a.s.)'ın özel (yakın ve samimi) arkadaşları idiler.
5. Onu Hz.İsa (gibi) gördüler.

 

3. SINIF – I. ÜNİTE – 3. METİN
KİTAP SAYFASI: 23
ÜÇÜNCÜ METİN: CUMA SURESİ'NDEN AYETLER

(İbn Kesir, İsmail b. Ömer (h.700-774. / m.1300-1372), Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim (Yüce Kur’an’ın Tefsiri), Daru’l-Ma’rife (marife kitabevi), Beyrut, Lübnan, 1987).
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
İbn Kesir: O el-İmam, el-Celil (büyük), el-Hafız, İmadu'd-Din, Ebu'l-Fida, İsmail b. Ömer b. Kesir b. Dav' b. Kesir b. Zer' el-Basri (Basra’lı), ed-Dımaşki (Dımaşklı, sonradan Dımaşk’a yerleşmiş) şafii bir fıkıh alimidir. Babasının ölümünden sonra yedi yaşında iken kardeşi ile Şam'a (Dımaşk’a) gelmiştir. İbn Şahne, el-Amidi, İbn Asakir ve başka alimlerden (ders) işitmiştir (ders almıştır). el-Mızzi'nin yanından ayrılmadığı gibi [bu alime mülazemet (bağlılık) gösterdiği gibi)] Tehzibu’l-Kemal adlı eserini ona okumuştur (içindeki ilmi ona ders olarak vermiştir). Kızı ile de (evlenerek) ona hısım olmuştur. İbn Teymiyye'den de (ders) almıştır. O’na olan sevgisi ile fitneye uğramış (sınanmış) ve bu sebeple imtihan edilmiş ve eziyete uğramıştır. Alimlerin ve (hadis) hafızlarının önderiydi. Mana ve lafız ehlinin öncüsüydü. Ayetlerin açıklamasında Rasulullah (s.a.v.)'in hadislerini kullanıyordu. Allah’ın kitabının (Kur’an’ın) hafızıydı ve bu tefsirinden başka pek çok tasnifi (eseri) vardı. Hocası İbn Teymiyyenin yanına sufi mezarlığına defnedildi. (Dr. Muhammed ez-Zehebi, et-Tefsir ve’l-Müfessirun, I/243).

METİN
1. Bismillahirrahmanirrahim. Cuma suresi. O medeni’dir (Medine döneminde nazil olmuş bir suredir. İbn Abbas ve Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen (bir hadiste) Rasulullah (s.a.v.)'in cuma namazında Cuma ve Münafıkun suresini okuduğu rivayet edilmiştir. (Müslim “Sahih” adlı eserinde rivayet etmiştir.)
Allah Teala (Cuma suresi) birinci (ayette) { يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ } { Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı tesbih eder..} (diye) haber verir. Yani; (Allah Teala'nın) { وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ } {..O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbirşey yoktur..} (17/ İsra, 44) ayetinde buyurduğu gibi konuşanı (canlı olanı) ve cansız olanı (da dahil olmak üzere) bütün mahlukatıdır (canlı, cansız tüm varlıklardır).
(الشّعبىّ )’den onun da İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre: Rasulullah (s.a.v.); (Kim cuma günü imam hutbe verirken konuşursa, ciltlerce kitap taşıyan merkeb gibidir ve (yanındakine) 'sus' diyen kişinin de cuması (cuma namazının sevabı) yoktur.)

2. Ancak cuma (günü) 'cuma' olarak isimlendirilir, çünkü o (kelime) (جمع) (bir araya getirme, birleştirme) kelimesinden türemiştir. Böylece islam halkı (müslümanlar), büyük mabetlerde her hafta bir kere bu günde toplanır. İbn Kesir'in Muhtasar'ında (المعابد الكبار) şeklinde (cemi mükesser olarak) ta’sız olarak geçer. Bu günde mahlukatın hepsi (yaratılması) tamamlanmıştır. Adem (a.s.) bu günde yaratılmış, bu günde cennete girdirilmiş ve bu günde oradan (cennetten) çıkarılmıştır. (Ve yine) kıyamet bu günde kopacaktır. Bu günde öyle bir saat vardır ki; onda Allah'tan hayır dileyen mü'min bir kul o saate denk gelmesin illa (muhakkak) (Allah) ona dilediğini verilir. Sahih hadisler de bunu tesbit etmiştir.
Selman bize hadis tahdis etti (rivayet etti) şöyle dedi: Ebu’l-Kasım (Rasulullah (s.a.v.)) şöyle dedi: “Ya Selman! Cuma günü nedir?” Ben (Selman): “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Cuma günü Allah'ın kendisinde anne-babanızı (Hz. Adem ve Havva) veya babanızı (rivayet eden son iki kelimenin hangisi olduğunda tereddüt etmiştir) biraraya getirdiği gündür.” demiştir.
Ebu Hureyre'den de sözleri buna benzer bir hadis rivayet edilmiştir.

YETİMİN GÖZYAŞINDAN, MAZLUMUN DUASINDAN SAKIN!

3. Ona (Cuma gününe) eski dillerde yevmü’l-arube deniyordu. Bizden önceki milletlerin cuma günüyle emrolundukları (rivayetlerle) sabit olmuştur. Ancak onlar bundan sapmıştır. Yahudiler Adem (a.s.)’ın yaratılmadığı (içinde Adem’in yaratılışının vaki olmadığı) cumartesi gününü seçmişlerdir, hristiyanlar yaradılışın başladığı pazar gününü seçmişlerdir. Allah (c.c.) bu ümmet için kendisinde yaradılışın tamamlandığı cuma gününü seçmiştir.
İşte bu Ebu Hüreyre'nin bildirdiği bir rivayettir: Ebu Hureyre dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Onlara her ne kadar kitab bizden önce verilmişse de biz, kıyamet günü önde olan sonrakileriz. Sonra bu gün, Allah'ın onların üzerine farz kıldığı bir gündür ancak onlar bu günde ihtilaf etmişlerdir. Ve Allah (c.c.) bu gün (konusunda ) bizi doğru yola götürdü. İnsanlar bunda bize tâbi'dirler. Yarın (cumartesi) yahûdîlerin, öbür gün (pazar) hıristiyanlarındır.) Buhari’nin lafzıdır (ifade Buhari’ye aittir).
Müslim'in lafzında: “Allah Teala bizden öncekileri cuma gününden saptırdı. Yahudiler için cumartesi, hristiyanlar için pazar günü vardi. Akabinde Allah (c.c.) bizi getirdi ve bize cum'a gününü vererek hidâyete erdirdi. Böylece cum'a, cumartesi ve pazarı peşpeşe getirdi. Aynı şekilde onlar kıyamet günü de bize tâbi'dirler. Biz dünya ehlinin sonuncusu, kıyamet gününün ilkiyiz. Yaratıklardan aralarında ilk önce karâr verilenler, bizleriz).

4. Allah Teala mü'minlere cuma günü kendisine ibadet için toplanmayı emretti ve şöyle buyurdu: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ } “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığında hemen Allah'ın zikrine koşun...}. Yani; cumaya gidiş hususunda niyet edin, kastedin ve ihtimam gösterin. Burada koşmakla kastedilen hızlı yürüyüş değil, ancak ona ihtimam göstermektir. Allah Teala'nın şu sözü gibi: { وَمَنْ أَرَادَ الْآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا } {Kim ahireti ister ve bir mü'min olarak onun için gerekli çabayı gösterirse, işte onların çabası makbuldür...} (17/İsra suresi, 19). Ömer b. Hattab ve İbn Mesud (r.a.) bu ayeti “Allah'ın zikrine gidin” şeklinde okuyorlardı. Ancak namaza hızlı yürümeye gelince Sahihayn’da (Buhari ve Müslim’de) tahric edilen (bir hadis) sebebiyle (Rasulullah (s.a.v.)) tarafından nehyedilmiştir. Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ezanı duyduğunuzda üzerinizde vakar ve sukunetle namaza yürüyün, acele etmeyin. Ulaştığınızda namazı kılın"


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:42
3. SINIF – I. ÜNİTE – 3. METİN
KİTAP SAYFASI: 23
ÜÇÜNCÜ METİN: CUMA SURESİ'NDEN AYETLER
(İbn Kesir, İsmail b. Ömer (h.700-774. / m.1300-1372), Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim (Yüce Kur’an’ın Tefsiri), Daru’l-Ma’rife (marife kitabevi), Beyrut, Lübnan, 1987).
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
İbn Kesir: O el-İmam, el-Celil (büyük), el-Hafız, İmadu'd-Din, Ebu'l-Fida, İsmail b. Ömer b. Kesir b. Dav' b. Kesir b. Zer' el-Basri (Basra’lı), ed-Dımaşki (Dımaşklı, sonradan Dımaşk’a yerleşmiş) şafii bir fıkıh alimidir. Babasının ölümünden sonra yedi yaşında iken kardeşi ile Şam'a (Dımaşk’a) gelmiştir. İbn Şahne, el-Amidi, İbn Asakir ve başka alimlerden (ders) işitmiştir (ders almıştır). el-Mızzi'nin yanından ayrılmadığı gibi [bu alime mülazemet (bağlılık) gösterdiği gibi)] Tehzibu’l-Kemal adlı eserini ona okumuştur (içindeki ilmi ona ders olarak vermiştir). Kızı ile de (evlenerek) ona hısım olmuştur. İbn Teymiyye'den de (ders) almıştır. O’na olan sevgisi ile fitneye uğramış (sınanmış) ve bu sebeple imtihan edilmiş ve eziyete uğramıştır. Alimlerin ve (hadis) hafızlarının önderiydi. Mana ve lafız ehlinin öncüsüydü. Ayetlerin açıklamasında Rasulullah (s.a.v.)'in hadislerini kullanıyordu. Allah’ın kitabının (Kur’an’ın) hafızıydı ve bu tefsirinden başka pek çok tasnifi (eseri) vardı. Hocası İbn Teymiyyenin yanına sufi mezarlığına defnedildi. (Dr. Muhammed ez-Zehebi, et-Tefsir ve’l-Müfessirun, I/243).

METİN
1. Bismillahirrahmanirrahim. Cuma suresi. O medeni’dir (Medine döneminde nazil olmuş bir suredir. İbn Abbas ve Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen (bir hadiste) Rasulullah (s.a.v.)'in cuma namazında Cuma ve Münafıkun suresini okuduğu rivayet edilmiştir. (Müslim “Sahih” adlı eserinde rivayet etmiştir.)
Allah Teala (Cuma suresi) birinci (ayette) { يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ } { Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı tesbih eder..} (diye) haber verir. Yani; (Allah Teala'nın) { وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ } {..O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbirşey yoktur..} (17/ İsra, 44) ayetinde buyurduğu gibi konuşanı (canlı olanı) ve cansız olanı (da dahil olmak üzere) bütün mahlukatıdır (canlı, cansız tüm varlıklardır).
(الشّعبىّ )’den onun da İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre: Rasulullah (s.a.v.); (Kim cuma günü imam hutbe verirken konuşursa, ciltlerce kitap taşıyan merkeb gibidir ve (yanındakine) 'sus' diyen kişinin de cuması (cuma namazının sevabı) yoktur.)

2. Ancak cuma (günü) 'cuma' olarak isimlendirilir, çünkü o (kelime) (جمع) (bir araya getirme, birleştirme) kelimesinden türemiştir. Böylece islam halkı (müslümanlar), büyük mabetlerde her hafta bir kere bu günde toplanır. İbn Kesir'in Muhtasar'ında (المعابد الكبار) şeklinde (cemi mükesser olarak) ta’sız olarak geçer. Bu günde mahlukatın hepsi (yaratılması) tamamlanmıştır. Adem (a.s.) bu günde yaratılmış, bu günde cennete girdirilmiş ve bu günde oradan (cennetten) çıkarılmıştır. (Ve yine) kıyamet bu günde kopacaktır. Bu günde öyle bir saat vardır ki; onda Allah'tan hayır dileyen mü'min bir kul o saate denk gelmesin illa (muhakkak) (Allah) ona dilediğini verilir. Sahih hadisler de bunu tesbit etmiştir.
Selman bize hadis tahdis etti (rivayet etti) şöyle dedi: Ebu’l-Kasım (Rasulullah (s.a.v.)) şöyle dedi: “Ya Selman! Cuma günü nedir?” Ben (Selman): “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Cuma günü Allah'ın kendisinde anne-babanızı (Hz. Adem ve Havva) veya babanızı (rivayet eden son iki kelimenin hangisi olduğunda tereddüt etmiştir) biraraya getirdiği gündür.” demiştir.
Ebu Hureyre'den de sözleri buna benzer bir hadis rivayet edilmiştir.

YETİMİN GÖZYAŞINDAN, MAZLUMUN DUASINDAN SAKIN!

3. Ona (Cuma gününe) eski dillerde yevmü’l-arube deniyordu. Bizden önceki milletlerin cuma günüyle emrolundukları (rivayetlerle) sabit olmuştur. Ancak onlar bundan sapmıştır. Yahudiler Adem (a.s.)’ın yaratılmadığı (içinde Adem’in yaratılışının vaki olmadığı) cumartesi gününü seçmişlerdir, hristiyanlar yaradılışın başladığı pazar gününü seçmişlerdir. Allah (c.c.) bu ümmet için kendisinde yaradılışın tamamlandığı cuma gününü seçmiştir.
İşte bu Ebu Hüreyre'nin bildirdiği bir rivayettir: Ebu Hureyre dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Onlara her ne kadar kitab bizden önce verilmişse de biz, kıyamet günü önde olan sonrakileriz. Sonra bu gün, Allah'ın onların üzerine farz kıldığı bir gündür ancak onlar bu günde ihtilaf etmişlerdir. Ve Allah (c.c.) bu gün (konusunda ) bizi doğru yola götürdü. İnsanlar bunda bize tâbi'dirler. Yarın (cumartesi) yahûdîlerin, öbür gün (pazar) hıristiyanlarındır.) Buhari’nin lafzıdır (ifade Buhari’ye aittir).
Müslim'in lafzında: “Allah Teala bizden öncekileri cuma gününden saptırdı. Yahudiler için cumartesi, hristiyanlar için pazar günü vardi. Akabinde Allah (c.c.) bizi getirdi ve bize cum'a gününü vererek hidâyete erdirdi. Böylece cum'a, cumartesi ve pazarı peşpeşe getirdi. Aynı şekilde onlar kıyamet günü de bize tâbi'dirler. Biz dünya ehlinin sonuncusu, kıyamet gününün ilkiyiz. Yaratıklardan aralarında ilk önce karâr verilenler, bizleriz).

4. Allah Teala mü'minlere cuma günü kendisine ibadet için toplanmayı emretti ve şöyle buyurdu: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ } “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığında hemen Allah'ın zikrine koşun...}. Yani; cumaya gidiş hususunda niyet edin, kastedin ve ihtimam gösterin. Burada koşmakla kastedilen hızlı yürüyüş değil, ancak ona ihtimam göstermektir. Allah Teala'nın şu sözü gibi: { وَمَنْ أَرَادَ الْآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا } {Kim ahireti ister ve bir mü'min olarak onun için gerekli çabayı gösterirse, işte onların çabası makbuldür...} (17/İsra suresi, 19). Ömer b. Hattab ve İbn Mesud (r.a.) bu ayeti “Allah'ın zikrine gidin” şeklinde okuyorlardı. Ancak namaza hızlı yürümeye gelince Sahihayn’da (Buhari ve Müslim’de) tahric edilen (bir hadis) sebebiyle (Rasulullah (s.a.v.)) tarafından nehyedilmiştir. Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ezanı duyduğunuzda üzerinizde vakar ve sukunetle namaza yürüyün, acele etmeyin. Ulaştığınızda namazı kılın, geçirdiyseniz tamamlayın.” Buhari'nin lafzı.
Ebu Katâde dedi ki: “Nebi (s.a.v.) ile namaz kılarken bazı kişilerin sesini (bağrışını) işitti ve namazı kıldığında “Neyiniz var (ne oluyorsunuz, sorununuz nedir)?” dedi. “Namaz için acele ediyorduk” dediler. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Böyle yapmayın! Namaza geldiğinizde sukunet ve vakarla yürüyün, ulaştığınızda namazı kılın, gecikirseniz (tek başınıza) tamamlayın.”

5. Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Namaz vakti geldiğinde koşarak gelmeyin fakat üzerinizde sukunet ve vakarla yürüyerek gelin, ulaştığınızda namazı kılın, geciktiğinizde tamamlayın” buyurmuştur. Bunu Tirmizi rivayet etmiştir. Bunun benzeri Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir: el-Hasan şöyle dedi: “Vallahi burdaki koşmak ayaklarla koşma değildir. Fakat kalplerinde, niyetlerinde ve huşularında sukunet ve vakar olmaksızın namaza gelmeleri nehyedilmiştir.

6. es-Sahihayn'da Ebu Hureyre'den sabit olan (hadis) sebebiyle, cumaya gelen kişi için ona gelmeden önce gusletmesi müstehaptır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz cumaya geldiği zaman gusletsin”. Yine o ikisi (Buhârî ve Müslim) Ebu Saîd'den (naklederler ki:) Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cuma günü gusletmek her ihtilam olana (ergenlik çağına ulaşan herkese) vaciptir”.
Ebu Hureyre şöyle deidi: Rasulullah (s.a.v.) : “Her müslümana yedi günde bir gusletmek, başını ve bedenini yıkamak Allah’ın hakkıdır” dedi. Bu hadisi Müslim rivayet etti.
Câbir (r.a.) den nakledilir ki; Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş: Her müslüman erkeğin yedi günde bir gün yıkanması gerekir ki bu, cum'a günüdür.
İmâm Ahmed der ki: Bize Yahya ibn Âdem'in, Evs ibn Evs es-Sekafi'den naklettiğine göre: o; “Ben Rasûlullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu işittim”, demiştir: (Kim, cum'a günü gusleder ve guslettirirse, erken kalkar ve erken kaldırırsa, (bir bineğe) binmeden yürüyerek gelirse, imama yakın olmaya çalışırsa, (hutbeyi) dinlerse, boş konuşmazsa attığı her adım için (gündüzü) oruçlu, (gecesi) ibâdetli bir yıllık ibâdet ecri vardır.) Bu hadîsin (muhtelif) rivayet tarîkleri ve ifâde tarzları bulunmaktadır. Dört Sünen kitabının sahipleri onu tahrîc etmiş, Tirmizî de; bu hadîsin hasen olduğunu, bildirmiştir.
Ebu Eyyûb el-Ensârî'den (nakledildiğine göre); o, ben Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: (Kim, cum'a günü gusleder ve varsa ailesinin kokusundan sürünür, elbisesinin en güzelini giyer, sonra çıkıp mescide gelirse —mümkün olur da— rükû'a varır ve kimseye eziyyet etmezse; sonra imâm hutbeye çıkıp namaz kılıncaya kadar susarsa; o, bu cum'a ile diğer cum'a arasında kendisi için bir keffâret olur.)

7. Yüce Allah’ın şu sözü: { إِذَا نُودِي لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ} {Cuma günü namaza çağrıldığında ..}. Bu nidadan kastedilen Rasulullah (s.a.v.)'in huzurunda yapılan ikinci nidadır. Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkıp oturduğu zaman huzurunda ezan okunuyordu. İşte kastedilen budur.
Mü'minlerin emîri Osman İbn Affân'ın fazla olarak okuttuğu birinci ezan ise halkın çoğalması nedeniyle ihdas edilmiştir. Nitekim Buhârî (Allah ona rahmet etsin) şöyle der: Bize Adem İbn Ebu îyâz... Saîd îbn Yezîd'in şöyle dediğini bildirdi: Hz. Peygamber, Ebubekir ve Ömer devrinde cum'a günü ezanı imâm minbere çıkıp oturduğu zaman okunurdu. Bir süre sonra Osman halîfe olup halkın nüfûsu çoğalınca, Zevrâ üzerinde ikinci (parçada üçüncü) ezanı okuttu. Yani Medine'de mescide yakın olan evlerin en yükseği olan Zevrâ adındaki evin üzerinde bu ezan okunuyordu.
8. Yüce Allah’ın şu sözü: { وَذَرُوا الْبَيْعَ } { Alışverişi bırakın…} yani, namaz için çağrıldığında alışverişi terkedin ve Allah’ın zikrine koşun (manasındadır). Bu sebeple ulemalar ikinci ezandan sonra alışverişin haram olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.
Yüce Allah’ın şu sözü: { ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ } {Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır…}, yani; alışverişi terk etmeniz ve Allah’ın zikrine, namaza yönelmeniz sizin için {خَيْرٌ لَكُمْ }{daha hayırlıdır} yani dünyada da ahirette de (bu böyledir). {إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُون} {Eğer bilseniz.. }
Yüce Allah’ın şu sözü: { فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاَةُ } {Namaz kılınınca..} yani namazdan boşalınca (namaz tamamlanıp bitince), { فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ } {Yeryüzüne dağılın ve Allahın lütfundan isteyin…} yani Allah Teâlâ ezandan sonra tasarruf hususunda (her türlü alışverişi) yasaklayıp cum'a için toplanmayı emrettikten sonra, namaz bitince yeryüzüne dağılıp Allah'ın lutfunu araştırmaya izin verdi.
Selefin bazısının şöyle dediği nakledilir; “Kim cuma günü namazdan sonra alır veya satarsa Allah kendisi için yetmiş kere mübarek kılar”. Allah Teala’nın şu sözünden dolayı: { فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ }{Namaz bitince yeryüzüne dağılın. Ve Allah'ın lutfundan isteyin.}
Yüce Allah’ın şu sözü: { وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ } {Allah'ı çokça zikredin umulur ki kurtuluşa erersiniz.} yani; sattığınız, satın aldığınız, aldığınız ve verdiğiniz hallerde Allah'ı çokça zikredin ve dünya sizi âhiret yurdunda fayda verecek şeylerden meşgul edip alıkoymasın.
Allah Teâlâ o gün Medine'ye gelen ticaret (kervanına) koşup cum'a günü hutbesinden ayrılmakla vuku bulan olayı kınıyor ve şöyle buyuruyor: { وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا } {Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar..}, yani seni minberde hutbe okurken bıraktılar. Bunu tabiinden birden fazla kişi böylece zikretmişlerdir.

9. Cabir'den (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: “Rasulullah (s.a.v.) hutbe verirken bir çok kez Medine'ye geldim, (Kervan gelince) akabinde insanlar çıktı ve on iki kişi kaldı. Bu sebeple { وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا } {Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler.}, ayeti indi {Onlar bir ticaret, eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp giderler..}. Bunu Buhari ve Müslim Salim'den es-Sahihayn'de tahric etmiştir (hadis olarak rivayet etmiştir).
(yine) Cabir b. Abdullah'dan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi:; “Rasulullah (s.a.v.) cuma günü hutbe verirken Medine’ye bir kervan geldi ve Resul (s.a.v.)'in ashabı ona koşuştular. Taa ki Rasulullah (s.a.v.)'in beraberinde on iki kişi dışında kimse kalmadı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; sizden hiç kimse kalmayıncaya kadar birbirinizin ardısıra gitseydiniz bu vadi size ateş olarak akardı”. Ve bu ayet nazil oldu: { وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا } {Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler.}. Câbir'in belirttiğine, göre Peygamberle beraber kalan on iki kişi arasında Hz. Ebubekir ve Ömer de vardı.
{ وَتَرَكُوكَ قَائِمًا }{ Ve seni ayakta bırakırlar...} ayeti hakkında: Fakat burada bilinmesi gereken bir şey vardır ve o da şudur; Söylendiğine göre bu kıssa, Peygamber (s.a.v.)’in cum'a günü hutbeyi namazdan önce okuduğu sırada olmuştur. Ebu Davud'un Mürseller bahsinde rivayet ettiği gibi.
Ve Yüce Allah’ın şu sözü: { قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ } {Allah'ın yanında bulunan...} yani ahiret hayatındaki sevaptan (mükafatlardan) Allah (c.c.)'ın yanında bulunan { خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ } {Eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır, Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.} Yani Allah'a dayanıp tevekkül eden ve rızık taleb eden kimseler için (çok daha hayırlıdır). (İbn Kesir, 4 / 364, bazı kısaltmalarla)

METİN TAHLİLİ (Kitap sayfası: 28)
Metnin kavranması:
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Cuma namazında Rasulullah (s.a.v.) hangi sureyi okuyordu?
2. Cuma günü hutbe esnasında konuşan adamı Rasulullah (s.a.v.) neye benzetti?
3. İnsan arkadaşına 'sus' dediğinde cumanın sevabı gider mi?
4. Cuma günün önemi nedir? Bazı özelliklerini söyleyiniz.
5. Rasulullah(s.a.v.)'in “ezan okunduğu zaman koşarak gelme!” sözünden ne anlıyorsun?
6. Rasulullah (s.a.v.) bu hadisinde bizi namaza hızlı bir şekilde yürümekten men ediyor mu?
7. Cumaya gitmeden önce cuma günü müslümanlar için ne müstehaptır?
8. Yüce Allah’ın {Cuma günü namaza çağrıldığı zaman..} ayetinde kastedilen hangi çağrıdır?
9. Cuma suresindeki hangi ayet hatibin ayakta olarak hutbe vereceğine delalet eder?
10. Yüce Allah’ın {Alışverişi bırakın..} ayetinden ne anlıyorsun?
11. Cuma namazından sonra ne ile emrediliyoruz (bize ne emrediliyor)?


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:43
KELİMELER VE KALIP İFADELER ( Kitap sayfası: 29 )
İKİNCİ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin eş anlamlılarını seçiniz.
1. والذّي يقول له أنصت ليس له جمعة (Başkasına sus diyenin cuması (cuma namazından sevabı) yoktur) (1.parağraf)
a) Başkasına konuş diyenin cuması yoktur.
b) Başkasını konuşmaya cesaretlendirenin cuması yoktur.
b) Başkasını konuşmaya teşvik edenin cuması yoktur.
c) Başkasına sus diyenin cuması yoktur.
d) Başkasını konuşmaya özendirenin (teşvik edenin) edenin cuması yoktur.

2.و ثبت أنّ الأمم قبلنا : أمروا به فضلّوا عنه. (Bizden önceki milletlerin cuma günüyle emrolundukları ancak onların bundan saptıkları (rivayetlerle) sabit olmuştur.) (3.parağraf)
a) Onlar bundan men edildiler ve bunun için de ondan saptılar.
b) Onlar ondan uzaklaştılar ve bunun için ondan saptılar.
c) Onlar onunla mükellef kılındılar ve sonrasında ondan saptılar.
d) Onlar onunla emrolunmadılar, bunun için ondan saptılar.
e) Onlar onunla mükellef kılınmadılar ve bunun için ondan saptılar.

3. {فاسعوا الى ذكر الله} { ..hemen Allah'ın zikrine koşun...}. (4.parağraf)
a) Cuma namazına koşun.
b) Ona acele edin.
c) Hızlı bir şekilde ona (cumaya) yürüyün.
d) Ona (cumaya) gidiş hususunda niyet edin, kastedin.
e) Cumaya gidiş yolunda oyalanın.

4.فما أدركتم فصلّوا (Ulaştığınızı (neye kavuşursanız) kılın)
a) Ne terkettiyseniz onu kılın.
b) Hangi vakti geçirdiyseniz (onu) kılın.
c) Sizden geçmiş olanı kılın.
c) Kavuştuğunuzu kılın.
e) Üzerinizden geçip gitmiş olanı kılın.

5.الزّوراء كانت أرفع دار بالمدينة (Zevra Medine’deki en yüksek ev idi)
a) Medine’deki en ucuz ev,
b) Medine’deki en güzel ev,
c) Medine’deki en geniş ev,
d) Medine’deki en yüksek ev,
e) Medine’deki en alçak ev.

6.و قد أمر الله المؤمنين بالاجتماع لعبادته يوم الجمعة (Allah Teala mü'minlere cuma günü kendisine ibadet için toplanmayı emretti) (4.parağraf)
a) hazırladı.,
b) vaad etti,
c) farz kıldı,
d) mübah kıldı,
e) yasakladı.

7. {وذروا البيع..} (Alış-verişi bırakın) (8.parağraf)
a) Alışverişe sarılın,
b) Alışverişten sakının,
c) Alışveriş etmeniz gerekir,
d) Alışverişle meşgul olun.
e) Alışverişe koşun.

-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:44
ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını çiziniz.
1.كان يقرأ فى صلاة الجمعة بسورة الجمعة و المنافقون (Rasulullah (s.a.v.) cuma namazında Cuma ve Münafıkun suresini okuyordu)
a) dinliyor,
b) topluyor,
c) yayıyordu,
d) akıyor,
e) ağlıyor.

2. {أضلّ الله عن الجمعة} (Allah (onları) cumadan saptırdı) (3. parağraf)
a) Allah (c.c.) onları cumaya hidayet etmedi.
b) Allah (c.c.) onları cumaya irşad etmedi.
c) Allah (c.c.) onlara cumadan bir nasip vermedi.
d) Allah (c.c.) onları cumaya hidayet etti.
e) Allah (c.c.) onlara cumadan bir pay vermedi.

3. (كان عمر بن الخطّاب و ابن مسعود رضى الله عنهما يقرآنها: "فامضوا الى ذكرالله)
(Ömer b. Hattab ve İbn Mesud (r.a.) bu ayeti “Allah'ın zikrine gidin” şeklinde okuyorlardı.)(4. paragraf)
a) yerine getiriyorlardı.
b) oturun.
c) yürümeyin
d) diz üzere çökün
e) yürüyün.

4. { وَمَنْ أَرَادَ الْآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ } {Kim ahireti ister ve bir mü'min olarak onun için gerekli çabayı gösterirse...} (17/İsra suresi, 19). (4.parağraf)
a) Kim ahirete niyet eder ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa,
b) Kim ahirete kasteder ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa,
c) Kim ahireti talep eder ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa,
d) Kim ahiret isteğinden uzak kalır ve bir mü'min olmadığı halde ona yaraşır bir çaba göstermezse,
e) Kim ahireti ister ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa.

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ ( Kitap sayfası: 31 )
DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki gelen ayet ve hadisi okuyunuz sonra da, içerisindeki isim ve fiil cümlelerini bulunuz.
1.
Ayet: { يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ } { Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah'ı tesbih eder..} (ayet fiille başladığı için fiil cümlesidir. İsim cümlesinin öğeleri; fiil+fail+mef’ul olarak devam eder)
Hadis:
من تكلم يوم الجمعت و الامام يخطب فهو كمثل الحمار يحمل أسفارا. و الذى يقول له: أنصت ليس له جمعة.
(Kim cuma günü imam hutbe verirken konuşursa, ciltlerce kitap taşıyan merkeb gibidir ve (yanındakine) 'sus' diyen kişinin de cuması (cuma namazının sevabı) yoktur.)
İsimle başladığı için hadis; isim cümlesidir. (İsim cümlesinin öğeleri mübteda + haberdir.)
Hadisin içinde yer alan yan cümleler:
(الامام يخطب): isim cümlesi,
(هو كمثل الحمار): isim cümlesi,
(أسفارا يحمل): (fiil cümlesi)
(الذى يقول له: أنصت ليس له جمعة): ismi mevsulle başladığı için isim cümlesi.
2.
يسبّح fiilinin muzari kalıbını ''لن'' ile çekiniz ve harekeleyiniz:
Çekim Tablosu
Cemi Tesniye Müfred
لَنْ يُسَبِّحُوا لَنْ يُسَبِّحاَ لَنْ يُسَبِّحَ Gâib
(Onlar) asla
tesbih etmeyecekler (O ikisi) asla
tesbih etmeyecek (O) asla tesbih etmeyecek
لَنْ يُسَبِّحْنَ لَنْ تُسَبِّحاَ لَنْ تُسَبِّحَ Gâibe


لَنْ تُسَبِّحُوا لَنْ تُسَبِّحاَ لَنْ تُسَبِّحَ Muhatap
(Sizler) asla
tesbih etmeyeceksiniz (İkiniz) asla tesbih etmeyeceksiniz (Sen) asla
tesbih etmeyeceksin
لَنْ تُسَبِّحْنَ لَنْ تُسَبِّحاَ لَنْ تُسَبِّحِي Muhâtaba


لَنْ نُسَبِّحَ لَنْ نُسَبِّحَ لَنْ أُسَبِّحَ Mütekellim
(Bizler) asla tesbih etmeyeceğiz (İkimiz) asla tesbih etmeyeceğiz (Ben) asla tesbih etmeyeceğim

BELAGAT ( Kitap sayfası: 31 )
BEŞİNCİ ALIŞTIRMA:
Teşbih-i maklub: Teşbih ters çevrilebilir. Yani müşebbehe, müşebbehun bih yapılabilir. Ya da aksine müşebbehenin vasfı müşebbehun bihe döner. Müşebbehe benzetme yönünden müşebbehun bihi neticeye bağlar ve açığa çıkarır. Ve bu Teşbih-i Maklub diye isimlendirilir. Muhammed b. Vüheyb el-Hımyeri'nin sözünde olduğu gibi. Sabah, övüldüğünde halifenin yüzünün parlaklığı gibi belirir (ortaya çıkar).

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON ( Kitap sayfası: 31 )
ALTINCI ALIŞTIRMA:
Aşağıdaki kelimelerden fiil veya isim cümlesi oluşturunuz.
1. النص – مدنية – وهى – سورة الجمعة – الرابع
(اَلنَّصُّ الراَّبِعُ سُورَةُ الْجُمعَةِ وَهِىَ مَدَنِيَّةٌ).
Dördüncü metin; Cuma suresidir ve o medenidir (Medine döneminde inmiştir). (1. parağraf).
2. تكلم - والامام – من – يخطب – يوم – كمثل الحمار – الجمعة – فهو
( مَنْ تَكَلَّمَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَالْإِماُمُ يَخْطُبُ فَهُوَ كَمَثَلِ الْحِماَرِ) .
(Kim cuma günü imam hutbe verirken konuşursa merkeb gibidir.) (1. parağraf)
3.لانها – سمّيت – مشتقّة – الجمعة – من الجمع –جمعة
(سُمِّيَتِ الْجُمعَةُ جُمعَةً لِأَنَّهاَ مُشْتَقَّةٌ مِنَ الْجَمَعِ).
(Cuma (günü) 'cuma' olarak isimlendirilir, çünkü o (kelime) (جمع) (bir araya getirme, birleştirme kelimesin)den türemiştir). (2. paragraf)
4.يوم العروبة – القديمة – يقال له – اللغة – فى – وقد كان
(وقد كان يقال له فى اللغة القديمة يوم العروبة).
(Ona (Cuma gününe) eski dillerde yevmü’l-arube deniyordu). (3. paragraf)
5. (– أن الامم – عنه – وثبت – قبلنا – أمروا به فضلّوا )
(وَ ثَبَتَ أنَّ الْاُمَمَ قَبْلَناَ أُمِرُوا بِهِ فَضَلُّوا عْنْهُ).
(Bizden önceki milletlerin cuma günüyle emrolundukları (rivayetlerle) sabit olmuştur. Ancak onlar bundan sapmıştır). (3. paragraf)
6.يوم الجمعة – لِعبادته – وقد أمر الله – بالاجتماع – المؤمنين
(وَقَدْ أَمَرَ اللهُ الْمُؤْمِنِينَ بِالْإِجْتِماَعِ لِعِباَدَتِهِ يَوْمَ الْجُمعَةِ).
(Allah mü'minlere cuma günü kendisine ibadet için toplanmayı emretmiştir). (4. paragraf)


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:46

3. SINIF – I. ÜNİTE – 2. METİN
KİTAP SAYFASI: 14
İKİNCİ METİN: AL-İ İMRAN SURESİ'NDEN AYETLER
[(Müellif:) el-Ferra: Ebu Zekeriya Yahya b. Ziyad b. Abdullah b. Manzur: ed-Deylemi (h.144 - 207/ m.761- 822), Mea'ni’l-Kur'an, Tahkik: Ahmed Yusuf Necati, Daru’l-Kütübi’l-Mısriyye (Mısır Kitapevi), Kahire (h.1374 / m. 1955)].
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
el-Ferra: O Ebu Zekeriya Yahya b. Ziyad b. Abdullah b. Manzur ed-Deylemi'dir.
(h. 144/ m.761) yılında Kufe'de doğmuştur. O Arapça’nın imamıdır. Nahiv konusunda Kisai'den sonra Kufelilerin en bilgini idi. Ondan (Kisai'den) (ilim) almış (ilim tahsil etmiş) ve ona itimad etmişti. (Aynı zamanda) Yunus'tan (da ilim tahsil etmişti). Kelam ilmini seviyordu ve Mutezileye meylediyordu (meyli vardı). Dindar, vera sahibi (takva sahibi), bir güzellik, hayranlık ve yücelik üzere birisiydi. Sibeveyhi'ye karşı fazla asabiyeti (kızgınlığı) vardı. Kitabı başının altındaydı ve eserlerinde felsefe yapıyordu, felsefecilerin sözleri izinden gidiyordu (felsefecilerin sözüyle hareket ediyordu). En çok ikamet etiiği yer Bağdad idi. Ancak son senesi olduğu zaman Kufe'ye geldi ve orada kırk gün ikamet etti. Daha sonra (h. 207/m. 822) yılında (gittiği) Mekke’den dönüş yolunda vefat etti. el-Me'ani'nin önsözü, 1/10 (أبجد العلوم Ebcedü’l-ulum, 3 /49).

METİN (Kitap sayfası: 15)
1. Bismillahirrahmanirrahim. Yüce Allah’ın şu sözü: { فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ } { İsa onlardaki inkarcılığı hissedince (sezince)} (3/ Al-i İmran, 51). (Ayetteki) (اَلْإِحْسَاسُ): var olmak, bulunmak, mevcudiyet (manasındadır), (yani) konuşmada şöyle dersin: (هَلْ أَحْسَسْتَ أَحَداً ؟) “Herhangi birini buldun mu?”. Aynı şekilde Meryem suresi 98. ayette Allah Teala’nın (c.c.) { هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ أَحَدٍ }{Onlardan herhangi birinden (bir varlık emaresi) hissediyor musun (buluyor musun)?.. } sözü de böyledir. Şayet elif harfi olmaksızın (حَسَسْتُ) dersen o zaman o, yok etme, öldürme anlamına gelir. Bu sebeple Allah Teala (c.c.) Al-i İmran suresi 152. ayette {إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ } (Hani siz Allah'ın izniyle onları (Bedir savaşında düşmanları) öldürüyordunuz) buyurmuştur.

2. [Allah Teala (c.c.)]’nın ayeti(nde): {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) (buyrulmuştur). Müfessirler (buna mana olarak), (مَنْ أَنْصاَرِي مَعَ اللَّهِ) ''Allah ile birlikte bana yardımcı olacaklar kimlerdir'' demektedirler ve bu güzel bir yöndür (kabul edilir bir yaklaşımdır). Eğer beraberinde olmayan şeyden bir şeyi bir şeye ilave edersen مع yerine الى demen mümkündür. Arapların şu sözü gibi: (إِنَّ الذَّوْدَ إِلَى الذَّوْدِ إِبِلٌ) “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).

3. Havariler İsa (a.s.)'ın özel (yakın ve samimi) arkadaşları idiler. Aynı şekilde havariler (ismi) Rasulullah'ın yakın arkadaşlarına da vaki olur (denir, denmesi uygun düşer). Ve ez-Zubeyr'e Rasulullah'ın havarisi deniyordu.
Muhtemelen hadiste de Ebu Bekir, Ömer ve benzerleri için (onlar gibi yakın arkadaşları için de) havari (kelimesi) gelmiştir (havari olarak zikredilmişlerdir). Tefsirde onlar (Hz. İsa’nın havarileri) elbiselerinin beyazlığından dolayı havariler olarak gelmiştir (zikredilmiştir. Yani havariler kelimesi beyaz elbiseliler manasındadır).

4. (Allah Teala’nın şu) sözünün manası: {وَ مَكَرُوا وَ مَكَرَ اللَّهُ} (Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu). (3/Al-i İmran, 54). Bu (ayet) İsa (a.s.’ın durumu hakkında indi. Zira (yahudiler) onu öldürmek istediler. Akabinde Hz. İsa içinde (küçük) bir deliği bulunan bir eve girdi [Küvvet; duvardaki delik (anlamındadır) yani evdeki gizli bölme demektir]. Yüce Allah (c.c.) onu (Hz. İsa'yı) Cebrail (a.s.) ile desteklemiştir. Daha sonra onu (Hz. İsa'yı) bu delikten (gizli bölümden) semaya yükseltmiştir.
Ve onlardan bir adam O'nu öldürmek için oraya (o eve) girdi. Bunun üzerine Allah Teala (c.c.) o adama İsa b. Meryem’in (Meryem’in oğlu İsa’nın) benzerliğini atmıştır (vermiştir). (Hz. İsa’nın benzerliği verilen adam) eve girdiğinde orada Hz. İsa'yı bulamamış, onlara şöyle diyerek (evden) çıkmıştır: 'Evde hiç kimse yok'. Onlar hemen onu (o adamı) öldürdüler (çünkü) onu Hz.İsa (gibi) gördüler. İşte bu durum Allah’ın (c.c.) şu sözüdür: {Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu (onların tuzağına tuzakla karşılık verdi ve onların tuzağını bozdu)}. Allah tarafından olan tuzak istidraçtır. Mahlukların tuzağına (benzer) değildir.

5. (Allah Teala’nın şu) sözü: { إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ} (ayet: 55) (Bir zamanlar Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa! Gerçek şu ki Ben seni vefat ettireceğim, seni kendi katıma yükselteceğim...”).
Denilir ki: Bu ayet takdim ve tehirlidir (ayetteki olayların seyri esnasında öne geçirme ve sonraya bırakma vardır). Buradaki mana şudur: “Muhakkak ki ben seni nezdime yükseltirim, seni inkar edenlerden temizlerim ve seni (dünyaya) indirişimden sonra öldürürüm . Bu bir yöndür (bir yorum ve değerlendirmedir). Bu kelam takdim edilmemiş ve te'hir edilmemiş de olabilir . Bu durumda 'Seni öldürürüm' ifadesinin manası: “Seni kabzederim (yanıma alırım) olabilir. “Malımı filan kişiden tamamen aldım: Onu filan kişiden kabzettim (aldım)” demen gibi. Dolayısıyla (التوفّى ) ifadesi O'nu ölüm olmaksızın (öldürmeksizin) yanına almak ve kaldırıp yükseltmek olur.

6. (Allah Teala’nın şu) sözü: { إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ } (3/Al-i İmran, 59) (Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir..).
Bu (ayet) hristiyanların 'Doğrusu o (Hz. İsa), O’nun (Allah'ın) oğludur' sözüne bir cevaptır. Çünkü onun (Hz. İsa’nın) hiç babası olmamıştır. Ve Allah Tebareke ve Teala (c.c.) büyük bir yücelik göstererek { Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir } ayetini indirmiştir. Onun (Hz. Adem’in) ne bir annesi ne de bir babası vardır. O halde o [(Adem (a.s.)] durum bakımından Hz. İsa'dan daha hayret vericidir.

Faydasız Bir Maharet (beceri): el-Mansur'un huzurunda bir adam gösteri yaptı. Bir iğneyi attı ve (o iğne) duvara saplandı. Akabinde birbiri ardına (bir iğneden sonra diğer iğneleri de peşpeşe) attı. İğnelerin hepsi başka bir deliğe giriyordu. Taa ki iğnelerin sayısı elliye ulaştı. Mansur buna (gösteriye) çok şaşırdı. Ona yüz dinar (verilmesini) emretti ve ona yüz sopa (vurulmasına) hükmetti. Bunun üzerine adam korktu ve sebebi hakkında sordu. Mansur da ona şöyle dedi: Dinarlara gelince senin maharetin (yeteneğin, becerin) içindir. Sopalara gelince vakti faydası olmayan bir şeyde kaybettiğin içindir.
Bunun benzeri şu ayettir: { مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا } { Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu (gereği gibi) taşımayan kimselerin misali (örneği), ciltlerce kitap taşıyan merkebin misali gibidir...} (Cuma Suresi/ 5. ayet). Sonra {يَحْمِلُ أَسْفَارًا } (kitaplar taşır) buyurdu. (Buradaki) الأسْفَار : taşıdığı ilim kitablarıdır ve içlerindeki şeyi bilmez (içinde ne olduğunun farkında değildir). Eğer dilersenيَحْمِلُ kelimesini merkebe (bağlayıp) sıfat yaparsın, sanki sen “ilim kitabları taşıyan merkebin misali gibi” demiş olursun.
(Allah Teala’nın şu) sözü: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek Rabbindendir...} (Al-i İmran, 60). (Bu ayette haber olanاَلْحَقُّ kelimesi mübteda olan) هُوَ (zamiri)nin gizlenmesiyle merfu yapılmıştır. Bunun (diğer bir) benzeri de Bakara suresinin 147. ayetindedir: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek Rabbindendir (Rabbinden gelendir)...}. Yani (هُوَ الْحَقُّ) (O hak’tır) veya (ذٰلِكَ الْحَقُّ فَلاَ تَمْتَر) (O haktır, o halde şüpheye düşme) (yani; الحقّ kelimesinin başında هو ya da ذلك vardır sakın şüpheye düşme).
(Allah Teala’nın şu) sözü: { تَعَالَوْا إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ } {Sizinle bizim aramızda müşterek bir söze geliniz...} (Al-i İmran, 64). O (ayet) Abdullah'ın kıraatinde { إِلَى كَلَمَةٍ عَدْلٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ } 'aramızda doğru (eşit) bir söze...' şeklindedir. Buradaki عَدْلٍ (eşit, doğru) kelimesinin manası hakkında سِوىً و سُوىً (eşit, benzer, müşterek) (anlamına geldiği) söylenebilir.
Allah Tebareke ve Teala Taha suresi 58. ayette { فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لاَ نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلاَ أَنْتَ مَكَانًا سُوًى } {Şimdi sen, seninle bizim aramızda ne senin ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz eşit (uygun) bir yerde buluşma zamanı ayarla...} buyurur. Buradaki سُوًى (kelimesi) ile seninle bizim aramızdaki عَدْلٌ (adalet, eşitlik) ve نَصَفٌ (orta bir mekan, müşterek bir mekan) kastedilir.
Daha sonra (Yüce Allah Al-i İmran suresinin 60. ayetine devamla) şöyle buyurdu: { أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ } [ (aramızdaki müşterek söz olan) Allah’tan başkasına ibadet etmemeye (geliniz) ].
(Buradaki) أَنْ (edatı takdir edilen إِلَى harfi ceri dolayısıyla) şu anlama göre cer mahalindedir (harfi cerden sonra geldiği için esre konulacak yerdedir):
{ تَعَالَوْا إِلَى أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ } (Allah'tan başka kimseye ibadet etmemeye geliniz).
[(Ayette yer alan ve nasb eden (fetha yapan) edattan sonra geldiği için (لاَ نَعْبُدَ) şeklinde son harekesi mansub yani üstünlü olarak okunan (لاَ نَعْبُدَ)’yi] (لاَ نَعْبُدُ) şeklinde (son harekesini) merfu (dammeli) yaparsan [ (yani harfi cer takdir etmeyip de أَنْ nasb edatını düşünmeksizin (كَلَمَةٍ kelimesinin)] üzerine atıfla [(لاَ نَعْبُدُ) (ibadet etmiyoruz, ya da etmeyeceğiz, etmeyelim) şeklinde merfu yaparsan cümle ] şu manada olur: { تَعَالَوْا نَتَعاَقَدْ لاَ نَعْبُدُ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, anlaşalım: Allah'tan başka kimseye ibadet etmiyoruz). Çünkü (ayette geçen) كَلَمَةٍ (kelimesi)nin manası: söz söylemektir. Sanki sen şunu hikaye etmiş olursun: { تَعَالَوْا نَقُولُ لاَ نَعْبُدُ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, “Allah'tan başka kimseye ibadet etmiyoruz” diyelim).
Eğer atfolunanları cezim yaparsan muhtemelen (bu da) olur. Çünkü içinde أَنْ (edatı) olmasa bile bu kelam cezimlidir. { تَعَالَوْا لاَ نَقُلْ إِلاَّ خَيْراً } “Gelin, hayırdan başkasını söylemeyelim” dediğin gibi. [Yani تَعَالَوْا bir emirdir. Emrin cevabı da cezimli olduğundan { تَعَالَوْا لاَ نَعْبُدْ إِلاَّ اللّهَ } (Gelin, Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim) cümlesi de olabilir. Yani müellif Ferra, muhtemelen irab açısından bu ayetle oluşturulabilecek cümlelerle dilbilgisi ilmini geliştiriyor).

7. Tevile (yoruma) çevrilenlerden bir benzeri de şudur: { قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكَينَ } [De ki: Doğrusu bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi)]. (Enam Suresi,14).
(Bu ayette) وَلاَ تَكُونَنَّ (sakın olma: sonuna tekit nunu almıştır, aslı لاَ تَكُنْ olarak) cezm mahallinde nehye (olumsuz emre: nehy-i hazıra) dönüşmüştür. Birincisi (yani أَنْ أَكُونَ) (olmam) (ifadesinin son harfi önündeki masdar harfi dolayısıyla) mansubdur .
(Şu ayet de) bunun gibidir:
{ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6/71} وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلاةَ } (Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir. «Namazı dosdoğru kılın..» diye (de emredildik))(Enam suresi, 71-72) (Burada sondaki) أَنْ: sebep lamı (لِ)’ye (yani lamu key’e) (لاَمُ كَىْ)’e çevrilmiştir (ona atfedilmiştir). Çünkü أَنْ‘in لِ’nin (lam'ın) yerine (kullanılması) olabilmektedir. Böylece أَنْ‘in kendisi gibi bir أَنْ‘e çevrilip atfolunmasıyla, lam mevkiinde olabilmektedir (lam yerinde kullanılabilmektedir.
{يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا } (söndürmek istiyorlar) (Saff suresi, 8) (ayetinde de Yüce Allah’ın أَنْ ) yerine ( لِ) dediğini görmüyor musun? (Yani birbirinin yerine kullanılabiliyor)

8. (Allah Teala’nın şu) sözü: { لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ } (İbrahim hakkında niye tartışıyorsunuz) (3/Al-i İmran Suresi, 65).
(Hıristiyan) Necran halkı: “İbrahim bizim dinimiz üzerinde bir hıristiyandı.” dediler. Yahudiler de: “(Hayır) bizim dinimizde bir yahudiydi.” dediler. Allah (c.c.) onları yalanladı da (aynı ayetin devamında) şöyle buyurdu: { وَمَا أُنْزِلَتِ التَّورَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ } (Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi) (3/Al-i İmran Suresi, 65). Yani; İbrahim'den uzun bir zaman sonra. Daha sonra onları kötüledi de şöyle buyurdu: { .. هَاأَنتُمْ هٰؤُلاَءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ } (İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz!..) (3/Al-i İmran Suresi, 66).. ayetin sonuna kadar. Sonra (Allah (c.c.)) bunu (bir sonraki ayette) açıkladı ve şöyle buyurdu: { مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا } (İbrahim yahudi ve hristiyan değildi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı) (3/Al-i İmran Suresi, 67).

9. (Allah Teala’nın şu) sözü: { لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ} ((Ey kitap ehli!) (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?) (3/Al-i İmran Suresi, 70).
Ve (AllahTeala’nın şu) sözü: { يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ } Ey kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?) (3/Al-i İmran Suresi, 71).
Şayet sen konuşurken (kelam esnasında) (لِمَ تَقوُمُ وَ تَقْعُدَ ياَ رَجُلُ ؟) “Niçin kalkıyorsun ve oturuyorsun ey adam ?) dersen sarf bakımından [birinin sonunun merfu (dammeli), diğerinin mansub (fethalı) okunması] caiz (doğru) olur. Ve (ayette merfu olduğu halde) '' تَكْتُمُوا'' (şeklinde) nasb edersen (nun’u düşürmekle fetha hali üzere okursan) ( o da) doğru olur. (Meani’l-Kur’an adlı eserden I/217-221).

METİN TAHLİLİ (Kitap sayfası: 18)
Anlama:
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. {İsa onlardaki inkarcılığı hissedince..} ayetindeki ''hissetti'' (kelimesi)nin anlamı nedir? (Cevap 1. parağrafta)
2. Müfessirler {Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?..} ayetinin tefsirinde ne diyorlar? (2.parağraf)
3. Havariler kimlerdir? (3. parağraf)
4. Yahudiler Hz. İsa'yı gerçekte öldürdüler mi? (4.parağraf)
5. {Allah'ın nezdinde İsa'nın örneği Adem'in örneği gibidir..} ayetinden ne anlıyorsun? (6.parağraf)
6. { Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu (gereği gibi) taşımayan kimselerin misali (örneği), ciltlerce kitap taşıyan merkebin misali gibidir.} ayetinde Allah Teala'nın merkebe benzettikleri kimdir? (6.parağraf)
7. {يحمل أسفارا} (kitaplar taşıyor) ifadesinden kastedilen nedir? (6.parağraf)
8. Metinden ne anlıyorsunuz?
9. Hz. İbrahim (a.s.) yahudi miydi yoksa hristiyan mı? (8.parağraf)

İKİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki ayetlerin manalarını ifade eden cümleleri seçiniz.
1. { فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ...} { İsa onlardaki inkarcılığı hissedince (sezince)} (1.parağraf)
a) Onlarda inkarcılık bulduğunda (doğru cevap),
b) Onlarda inkarcılık bulmadığında,
c) Onların inkarından nefret ettiğinde,
d) Onlarda asla inkarcılık görmeyecek.
e) Onlardaki ihlası hissettiğinde.

2. {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) (2.parağraf)
a) Allah'tan başka bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
b) Allah ile birlikte bana yardımcı olacak kimlerdir?
c) Allah'a (onun dinine olmak üzere) bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
d) Allah'tan (O’nun azabından) bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
e) Allah hakkında bana yardımcı olacaklar kimlerdir?

3.‘ اَلْحَوَارِيُّونَ ’Onlar .... (3.parağraf)
a) Hz. İsa'nın akrabalarıdır.
b) Hz.İsa'nın dayılarıdır.
c) Hz.İsa'nın amcalarıdır.
d) Hz.İsa'nın düşmanlarıdır.
e) Hz.İsa'nın yakın arkadaşlarıdır.

ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere gelecek uygun ifadeyi seçiniz.
1. {وَ مَكَرُوا وَ مَكَرَ اللَّهُ} (Onlar bir tuzak kurdular, Allah da bir tuzak kurdu). ayetinin indiği kimselerin durumu hakkında:
Şüphesiz bu ayet .......................... durumu hakkında nazil olmuştur. (4.parağraf)
a) Allah (c.c.) onu (öldükten) yüz yıl sonra ikinci defa dirilttiğinde İdris (a.s.)’ın (durumu hakkında nazil olmuştur),
b) Tur’u Sina'ya çıktığında Musa (a.s.)’ın,
c) Onu öldürmek istediklerinde İsa (a.s.)'ın,
d) Ona hamileyken İsa (a.s.)'ın annesi,
e) Hira dağına girdiğinde Muhammed (s.a.v.)’in.

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Doğru ifadeyi seçiniz.
1. { إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ } (Allah nezdinde İsa'nın misali (örneği), Adem'in misali gibidir..) (3/Al-i İmran, 59) ayetinin nüzul sebebi;
O ..............'e cevap olarak nazil olmuştur. (6.parağraf)
a) Nasranilere (Hristiyanlara) (metinde geçen kelime)
b) Hristiyanlara
c) Hintlilere
d) Araplara
e) Firavunlar'a


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:48
BEŞİNCİ ALIŞTIRMA: Yukarıdaki atasözüne anlamca en yakın ifadeyi seçiniz.
1. (إِنَّ الذَّوْدَ إِلَى الذَّوْدِ إِبِلٌ) “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).
a) Bir şeyden bir şeyi çıkarttığında bir grup olur
b) Bir şeyden bir şeyi azalttığında (noksanlaştırdığında) bir grup olur.
c) Bir şeyden bir şeyi attığında bir grup olur
d) Bir şeye bir şeyi ilave ettiğinde bir grup olur.
e) Bir şeyden bir şeyi çıkardığında bir grup olur.

ALTINCI ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimenin eş anlamlılarını seçiniz.
1. (حَوَارِيُّ رَسوُلِ الله)(Allah’ın Rasülü’nün havarisi) (s.a.v.) (3.parağraf)
a) Rasulullah (s.a.v.)'in yakını,
b) Rasulullah (s.a.v.)'in erkek kardeşi,
c) Rasulullah (s.a.v.)'in yakın arkadaşları,
d) Rasulullah (s.a.v.)'in kayınpederi,
e) Rasulullah(s.a.v.)'in arkadaşı.

KELİMELER VE KALIP İFADELER
YEDİNCİ ALIŞTIRMA:
Altılı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını seçiniz.
1. {إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ } (Hani siz O’nun (Allah'ın) izniyle onları (Bedir savaşında düşmanları) öldürüyordunuz) (3/Al-i İmran, 152) (Kitapta 1.parağraf)
a) Siz O’nun izniyle onları yüceltiyordunuz,
b) Siz O’nun izniyle onları takdir ediyordunuz,
c) Siz O’nun izniyle onları öldürüyordunuz,
d) Siz O’nun izniyle onlara ikram ediyordunuz,
e) Siz O’nun izniyle onları diriltiyordunuz.

2. (هَلْ أَحْسَسْتَ أَحَداً ؟) “Herhangi birini buldun mu?” هَلْ ..... (1. parağraf)
a) Herhangi birine vurdun mu ?
b) Herhangi birini öldürdün mü?
c) Herhangi birini kaybettin mi?
d) Herhangi birini gönderdin mi? (ya da dirilttin mi?)
e) Herhangi birini ziyaret ettin mi?

3. (بَعْدَ دَهْرٍ طَوِيلٍ) “Uzun bir zaman sonra” (8. parağraf)
a) Uzak mesafede bir zamandan sonra,
b) Kısa bir zaman sonra,
c) Yakın olmayan bir zamandan sonra,
d) Uzun bir müddet sonra,
e) Uzak bir gelecekten sonra.

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ
SEKİZİNCİ ALIŞTIRMA:
Metinde إِنْ, إِذاَ, أَنَّ, وَ لٰكِنَّ, لاَ ve bunlara benzer edatlar vardır. Bunları düşünüp fark edin!
1. İsim cümlesi, örneğin: (Allah Teala’nın şu) sözü: { اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ } {Gerçek, Rabbindendir...} (Al-i İmran, 60).
2. Bazı harfler, asli anlamının dışında gelmiştir. { وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلاةَ } (Namazı dosdoğru kılın..» diye)(Enam, 72) ayetindeki أَنْ‘in lam’ı ta’lil (sebep lamı) manasında olması gibi. Yani: { لِتُقِيمُوا الصَّلاةَ } (Namazı dosdoğru kılmanız için..)
3. Allahu Teala (c.c.)’nın {مَنْ أَنْصاَرِي إِلَى اللَّهِ} (Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? ) ayetinde: Burada (إِلَى) harfi (مَعَ) manasında gelmiştir. Yani: (مَعَ اللَّهِ) (Allah ile beraber).
4. Yüce Allah’ın { وَلاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ } “Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak kendi malınızmış gibi) yemeyin.” (4/Nisa, 2) ayetinde de (durum böyledir. (إِلَى)(..e, ..a) harfi, (مَعَ)(birlikte) anlamında kullanılmıştır). Yani: Onların mallarını mallarınıza ilave etmeyin, yani; mallarınızla birlikte.
5. Bu bilgilerin ışığında metni ikinci defa (tekrar) iyice gözden geçir...

DOKUZUNCU ALIŞTIRMA: Boşluklara yerleştirilecek en uygun kelimeyi parantez içinden seçiniz.
1.
وكذلك خاصةُ رسول الله يقع عليهم اسم الحواريين. (يقعون- تقع- يقع(
(3. parağraf) [Aynı şekilde havariler (ismi) Rasulullah'ın yakın arkadaşlarına da vaki olur (denir, denmesi uygun düşer).]
2.
وَالْأَسْفَار: كتب العلم التى يحملها الحمار و لا يدرى ما فيها. (تحمله-يحملها- يحملونه(
(6. parağraf) (Merkeplerin taşıdığı ilim kitablarıdır ve içlerindeki şeyi bilmez (içinde ne olduğunun farkında değildir).
3.
فان أهل نجران قالوا: كان ابراهيم نصرانيا على ديننا. (قالت– قالوا-تقول(
(8. parağraf) (Necran halkı: “İbrahim bizim dinimiz üzerinde bir hıristiyandı.” dediler.)
4.
و قال اليهود: كان يهوديا على ديننا. ( من – منا – على(
(8. parağraf) (Yahudiler: “(Hayır) bizim dinimiz üzere bir yahudiydi.” dediler.)
5.
فلو نصبت '' وتكتموا'' كان ذلك صواباً. ( صوابا – صواب – صواب(
(9. parağraf) ('' تَكْتُمُوا'' (şeklinde) nasb edersen (nun’u düşürmekle fetha hali üzere okursan) o ( da) doğru olur.)

BELAGAT (Kitap sayfası: 21)
ONUNCU ALIŞTIRMA: Teşbih ve rükunları:
a) Teşbih söz olarak; benzetme (anlamındadır).
b) Terim olarak; aralarında çeşitli yönlerden benzerlik kurulabilen iki veya daha fazla şeylerden benzerlik itibariyle zayıf olanı kuvvetli olana, bir teşbih edatı ile benzetmek sanatıdır.
Teşbih sanatının dört unsuru vardır (Külekçi, 31-35, 2003) :
1. Müşebbeh: Benzetilen kişi ya da varlık.
2. Müşebbehün bih: Kendisine başkalarının benzetilmesi istenen şahıs, varlık.
3. Vechu'ş şebeh: Benzetilen yön, müşterek sıfat.
4. Teşbih edatı: Teşbihe delalet eden ve müşebbehi müşebbehün bihe bağlayan kelimedir. (Ahmed el-Haşimi, Cevahiru’l-Belağa, 247, Beyrut)

Aşağıdaki iki ayette yer alan teşbihe dikkat ediniz:
{إن مثل عيسى عند الله كمثل آدم}: Bu ayette İsa müşebbehe (benzetilen), kef harfi teşbih edatı, Adem ise müşebbehun bihtir (kendisine benzetilendir).
{مثل اللذين حملوا الورة ثم لم يحملوها كمثل الحمار يحمل أسفارا }: Bu ayette ise müşebbehe; yahudiler, kef harfi; teşbih edatı, merkeb de müşebbehun bihtir.

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON (Kitap sayfası: 22)
ONBİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki kelimelerden isim veya fiil cümleleri oluşturunuz.
1. الاحساس : الوجود. تقول فى الكلام:
2. فاذا قلت :حسست بغير ألف فهى فى معنى الافناء و القتل
3. انّ الذود الى الذّود إِبِلٌ
4. الحواريون كانوا خصة عيسى
5. و هم يرون أنّه عيسى
1. (Ayetteki) (اَلْإِحْسَاسُ): var olmak, bulunmak, mevcudiyet (manasındadır), (yani) konuşmada şöyle dersin:
2. Şayet elif harfi olmaksızın (حَسَسْتُ) dersen o zaman o, yok etme, öldürme anlamına gelir.
3. “Doğrusu bir deveyi (diğer) bir deveye (eklersen) ibil olur (develeri birbirine eklersen deve sürüsü (ibil) olur).
4. Havariler İsa (a.s.)'ın özel (yakın ve samimi) arkadaşları idiler.
5. Onu Hz.İsa (gibi) gördüler.


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:49
SINIF - I. ÜNİTE – 4. METİN
KİTAP SAYFASI: 32
DÖRDÜNCÜ METİN: NASR SURESİ
(Taberi, (h.224-310/m. 838-922) Muhammed b. Cerir, Camiu'l-Beyan an Te'vili’l-Kuran, Neşreden; Mustafa el-Bab el-Halebi, Mısır, 1954.
MÜELLİF KİMDİR (Müellifin Hayatından Bir kesit)
O; Ebu Cafer, Muhammed b. Cerir b. Yezid b. Kesir b.Galip et-Taberi, büyük imam ve mutlak müctehiddir, meşhur eserlerin sahibidir. Taberistan'da (h.224/ m.838) yılında doğdu ve h.236 yılında on iki yaşındayken ilim talebi için şehrinden ayrıldı. (Birçok) bölgelerde dolaşmış, Mısır, Şam ve Irak'ta ilim işitmiş (öğrenmiş) daha sonra asasını atarak (dolaşmaktan vazgeçerek) Bağdat'a yerleşmiş ve ( h.310/ m. 922) senesinde vefat edene kadar orada kalmıştır. İbn Cerir önde gelen alimlerden biriydi. Bilgisi ve faziletinden dolayı onun sözüyle hüküm verilir ve görüşüne başvurulurdu. Allah’ın kitabını (ezberlemiş bir) Hafızdı ve Kur’an’ın şuurunda olan biriydi. Manaları çok iyi bilen, Kur’an hükümlerinde fakih olan biriydi.
Çok sayıda ilmi eseri bulunmaktadır. (Dr.Muhammed Hasan ez-Zehebi, et-Tefsir ve’l-Müfessirun,1/207).

METİN
1. Bismillahirrahmanirrahim. { إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ {110/1} وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا {110/2} فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا {110/3}.} {Allah'ın yardımı ve fetih (zafer) geldiği, insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün zaman, Rabbine hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir.}.
Allah Teala’nın bu ayeti (yani zikri) nebisi Muhammed (s.a.v.)'e şöyle diyor: “Ya Muhammed! Sana ve kavmin Kureyş’e Allah'ın yardımı ve fetih yani Mekke fethi geldiği zaman, Arap gruplarından ve kabilelerinden insanları, -ki Yemen ahalisi de onlardandır- ve Nizar kabilelerini bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman.. (Yani Allah) Allah’ın dininde (derken) seni kendisiyle gönderdiği dinde ve onları grublar halinde yani zümre olarak grub grub sana itaata çağırdığı Allah'ın dininde diyor.

2. İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre; Resulullah (s.a.v.) Medine'de iken şöyle dedi:
“Allahu ekber, Allahu ekber, Allah'ın yardımı ve fetih geldi, Yemen ehli (de) geldi”. “Yemen ehli nedir ya Resulullah” dendi. (Cevaben) şöyle dedi: “Kalpleri ince, tabiatları yumuşak olan kavimdir. İman yemenlidir, fıkıh yemenlidir ve hikmet yemenlidir.”
Aişe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: "Resulullah: (سُبْحاَنَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ وَ أَسْتَغْفِرُ اللهَ وَ أَتُوبُ إِلَيْهِ) "Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Ondan af diler ve ona tevbe ederim." sözünü çok söyler oldu. Bende ona şöyle dedim dedi: "Ey Allah’ın Resulü! Senin: "Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Ondan af diler ve ona tevbe ederim." sözünü çokça söylediğini görüyorum." Resu¬lullah da şöyle buyurdu: "Rabbim bana, ümmetimde bir alâmet göreceğimi bildirmişti. Onu gör¬düğümde: "Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Ondan af diler ve ona tevbe ederim." sözünü çokça söyleyecektim. Ben de onu gördüm. (O da şu suredir): "Allah’ın yardımı ve fetih Mekke'nin fethi geldiği zaman, insanların, Allahın dinine bölük bölük girdik¬lerini gördüğün zaman artık Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Şüphe¬siz o, tevbeleri çokça kabul edendir." (Müslim rivayet etmiştir)

3. Aişe (r.a.)’dan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: “Allah’ın nebisi ölümünden önce (سُبْحاَنَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ) "Allah’ı hamd ile tesbih ederim." sözünü çok söylüyordu.
Sonra (bir başka ravi) bunun benzerini İkrime’den zikretti. (İkrime) şöyle dedi: “{إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } {Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke’nin fethi, zaferi) geldiği zaman} ayeti nazil olduğunda Nebi (s.a.v.) buyurdu ki: ''Allah'ın yardımı ve fetih geldi, Yemen ehli geldi.'' (Ashab): “Ey Allah’ın nebisi! Yemen ehli nedir?” dediler. Nebi (s.a.v.): ''(Onlar) Kalpleri ince (zarif) olanlardır, tabiatları yumuşak olanlardır. İman Yemenlidir, fıkıh Yemenlidir ve hikmet yemenlidir.'' buyurdu.

4. Mücahid’den (rivayet olunduğuna göre o:) { إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } { Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde..} ayeti hakkında (burada kastedilen mana için) “cemaat cemaat” demiştir.
(Yüce Allah’ın) { فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ } { Rabbine hamd ile tesbih et } sözü şöyle der: Artık Rabbini tesbih et ve sana olan (zafer) vaadini yerine getirdiği için O'nu hamdiyle (teşekkür ve övgüyle), şükrüyle yücelt. Doğrusu o zaman sen O'na kavuşursun ve onun elçilerinden senden önce (gelen) kişilerin ölümden tattığı şeyi tadarsın (senden önceki Allah'ın peygamberlerinin tattığı ölümü tadarsın). Bu konuda bizim söylediğimizin benzerini te'vil (yorum) ehli (de) söylemiştir.
Bunu (bu yorumun benzerini) söyleyen kimselerin zikri (söylemi) (şudur):
İbn Abbas'tan (şöyle rivayet edildi); Ömer b. Hattab (r.a.) onlara Yüce Allah’ın { إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } { Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde..} sözü hakkında sordu. Dediler ki: “Şehirlerin ve sarayların fethi (kastedilir).” Ömer İbn Hattab: “Ya sen Ey İbn Abbas! Sen ne diyorsun?”. (Ben de) dedim ki (ibn Abbas diyor): “Bu, Muhammed (s.a.v.) için bir darbı meseldir (Onun için söylenmiş bir misaldir), (yani) ona kendisi haber verilmiştir.
[Not: (نَعَى يَنْعَى إِلَى)(birine ölümünü haber verdi (parçada meçhul mazi fiildir), naibi fail olan nefs de semai müennes olduğu için fiil de müennes sigasıyla gelmiştir]

5. İbn Abbas'tan (rivayet edildiğine göre): Ömer İbn Hattab onu (İbn Abbas’ı) kendine yakın tutuyordu (meclisinde bulunduruyordu). Abdurrahman ona şöyle dedi: “Bizim onun gibi (onun kadar) çocuklarımız var (yani o küçüktür dediler). Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: “Onun, sizin de bildiğiniz gibi belli bir mevkii var.”
(Bu konuyla ilgili başka bir rivayette ravi) şöyle demiştir: “Daha sonra Ömer, ona (İbn Abbas'a) Allah Teala'nın { اذا جاء نصر الله و الفتح } sözü (ve sure) hakkında sordu. İbn Abbas: “(Bu sure) onun (Resulullah’ın) ecelidir. Allah bunu ona bildirdi” dedi. Bunun üzerine Ömer: "Ben de bun¬dan senin bildiğin gibisinden başkasını bilmiyorum (senin anladığından başkasını anlamıyorum, ancak senin söylediğin manayı anlıyorum)” dedi.
[Not: Metnin tam bir şekilde kelime kelime anlaşılması için zamirler de dahil olmak üzere bire bir mana verilmeye çalışılmıştır. Çünkü güzel Türkçe’mize göre cümle oluşturmak ve metni toparlamak bazı öğrencilerin tercümeyi anlamamalarına ve arapçayı geliştirememelerine sebep olmaktadır. Aslında tabii ki normal durumlarda “Biz olsak bu ifadeyi nasıl söyleriz” şeklinde yapılabilirdi.]

6. İbn Abbas'tan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: Ömer (r.a.), {اذا جاء نصر الله و الفتح } (ayetini) kastederek: “O nedir?” dedi. İbn Abbas (cevaben) dedi ki: { إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ } { Allah'ın yardımı geldiğinde..} (ayetinden) { وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا } { O’ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir} (ayetine) ulaşıncaya kadar; “Muhakkak ki sen öleceksin” (anlamında)dır. Bunun üzerine Ömer (r.a.): “Biz de bun¬dan (bu sureden) senin dediğinden başkasını bilmiyoruz” dedi.
(Yine) İbn Abbas'tan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: {اذا جاء نصر الله و الفتح } nazil olduğunda Nebi (s.a.v.) bildi ki; ona kendisi(nin öleceği) haber verilmiş ve ona surenin sonuna kadar: { … إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } { Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde..} denmiştir. Resulullah (s.a.v.) de: “Bana kendi ölümüm haber verildi. Sanki ben bu sene (ruhu) kabzedilecek olanım (Bu sene ruhumun kabzedileceğini sanıyorum)” demiştir.

7. İbn Abbas'tan (rivayet edilmiştir): (İbn Abbas), (Allah)’ın {اذا جاء نصر الله و الفتح} kelamı hakkında “Bu, kendisine ölümünün haber verildiği zamandır” demiştir. {وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا } { insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün zaman } (kelamı hakkında) insanların Müslüman olmaları manasına geldiğini söyler. { فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا } {O'nu tesbih et ve O'dan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir.} (sözü hakkında da) “İşte şu da ecelin geldiği zamandır” der.
Hz Aişe (r.a.)’den şöyle dedi(ği rivayet edildi): “Resulullah (s.a.v.) ölmeden önce (سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ, أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ) demeyi çoğaltıyordu. (Yine devamla şöyle) dedi: “Ya Resulullah! Yeni olarak söylediğini gördüğüm bu sözler nedir?” dedim. Buyurdu ki: “Bana ümmetimde bir alamet (işaret) kılınmıştır ve onu gördüğümde (bu sözleri) söylüyorum”. (İşte bu alamet de: ) “{إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } {Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke’nin fethi, zaferi) geldiği zaman} ayetinin sonuna kadardır.

8. Mesruk'dan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: Hz Aişe (r.a.) dedi ki: “Kendisine bu sure {إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } (suresi) indirildiğinden beri Resulullah (s.a.v.)’in bundan önce (سُبْحاَنَكَ رَبَّناَ وَ بِحَمْدِكُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي)(Seni her türlü kusurdan ve eksiklikten uzak tutarak hamdinle tesbih ediyoruz Rabbimiz! Allah’ım beni bağışla) dediğini işitmedim. (Yine) Aişe (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) rükusunda ve secdesinde {( سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي) ( Seni her türlü kusurdan ve eksiklikten uzak tutarak hamdinle tesbih ediyorum Allah’ım! Allah’ım beni bağışla) } demeyi çoğaltıyordu (çok söylüyordu).

9. Yakup b. İbrahim bana hadis olarak tahdis etti ve dedi ki: Bize İbn Uleyye Davud'dan, (Davud da) Şa'bii'den hadis olarak tahdis ettiğine göre (sena haddesena’nın kısaltılmış halidir), Davud dedi ki: “Ben bunun (bu rivayetin) Mesruk’tan başkasından (rivayet edildiğini) bilmiyorum. Belki de (ravi şaşırdı) Mesruk’tan dedi.
Aişe (r.a.)’dan (rivayet edildiğine göre) o şöyle dedi: "Resulullah: (سُبْحاَنَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ أَسْتَغْفِرُ اللهَ وَ أَتُوبُ إِلَيْهِ) "Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Ondan af diler ve ona tevbe ederim." demeyi çoğalttı. Ben de bunun üzerine dedim ki; “Sen bu sözü çok söylüyorsun.” Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Rabbim bana, ümmetimde bir alâmet göreceğimi haber vermiş ve o alameti gördüğümde onu hamdiyle tesbih etmemi ve ondan mağfiret dilememi emretmişti. Doğrusu O tevbeleri çok kabul edendir.” Artık ben de onu (yani) {إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } (suresinin bu alamet olduğunu) gör¬düm.

10. Ümmü Seleme'den (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: “Resulullah (s.a.v.) hayatının son zamanlarındaسبحان الله و بحمده demeden kalkmaz, oturmaz, gitmez ve gelmezdi. Bunun üzerine ben de şöyle dedim: “Ya Resulullah! Sen bu سبحان الله و بحمده (sözünden) çokça söylüyorsun, سبحان الله و بحمده demeden gitmiyor, gelmiyor, kalkmıyor ve oturmuyorsun.” (Resulullah (s.a.v.)): “Ben bununla emrolundum.” buyurdu, akabinde {إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ }’dan surenin sonuna kadar (olan kısmı) söyledi.

11. Ebu Aliye'den (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: “{ إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } ayeti nazil olduğunda ve (bu şekilde) Nebi (s.a.v.)'e kendinin ölümü haber verildiğinde, içinde oturduğu bir meclisten (سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إلٰهَ إِلاَّ أَنْتَ, أَسْتَغْفِرُكَ وَ أَتُوبُ إِلَيْكَ) (Allah’ım seni hamdin ile tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden af diler ve sana tevbe ederim) demeden kalkmazdı.
(Bir başka rivayette ravi) dedi ki: Hakem b. Beşir bize hadis tahdis ederek dedi ki: Ömer bize hadis tahdis ederek dedi ki: “{إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } nazil olduğunda Nebi (s.a.v.) (سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ, رَبِّ اغْفِرْ لِي وَتُبْ عَلَيَّ, إِنَّكَ أَنْتَ التَّوّابُ الرَّحِيمُ) ( Seni hamdinle tesbih ediyorum Allah’ım! Rabbim beni bağışla, beni affet. Doğrusu sen tevbeyi çok kabul eden ve çok merhametli olansın) (sözünden) çokça söylüyordu.
12. Katade'den (rivayet edildiğine göre o) {إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } suresinin hepsini okudu. İbn Abbas dedi ki: “Bu sure bir alamettir, Allah’ın (c.c.) Nebisi için çizdiği bir sınırdır ve ona kendisinin ölüm haberini vermiştir. Yani; “Şüphesiz ki sen bundan sonra az bir süre hariç asla yaşamayacaksın!” Katade şöyle dedi: “Vallahi az bir süre hariç bundan sonra yaşamadı. İki sene (yaşadı), sonra vefat etti.”

13. İbn Mes’ud'dan (şöyle) dedi(ği rivayet edildi):
{ اذا جاء نصر الله و الفتح } ayeti nazil olduğunda (Hz. Peygamber) (سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي إِنَّكَ أَنْتَ التَّوّابُ الْغَفُورُ) ( Seni hamdinle tesbih ediyorum Allah’ım! Allah’ım beni bağışla. Doğrusu sen tevbeyi çok kabul eden ve çok bağışlayıcı olansın) demeyi çok yapıyordu (bu sözü çok söylüyordu).
el-Hüseyin'in şöyle dediği bana hadis olarak rivayet edildi: “Ebu Muaz'ı şöyle derken işittim; Ubeyd bize hadis tahdis ederek şöyle dedi : Dahhak’ı Allah’ın {إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ } sözü hakkında şöyle derken işittim: “Bu sure Allah Rasülü’nün ölümüne bir işarettir”.
Bana Muhammed b. Amr, Mücahid'den hadis olarak tahdis etti: (Mücahid) Allah’ın {وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا } sözü hakkında şöyle dedi: (Yani bu söz şunu söylemek istiyor: “Bil ki sen o zaman öleceksin!” Allah Teala'nın وَاسْتَغْفِرْهُ kavli de şöyle der: “O’ndan günahlarını mağfiret etmesini iste!”
{ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} { Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir} (sözü): “Doğrusu O (Allah) kendisine itaat eden kullarının sevdiği şeye dönüş sahibidir (kulunun istediğine döner)” der.
{ إِنَّهُ } kavlindeki {الْهاَء } (yani هُ zamiri) aziz ve yüce Allah’ın zikrindendir (o zamirin bedelidir).
[Taberi, 30 / 332 – 335 (Bazı tasarruflarla)].

METİN TAHLİLİ ( Kitap sayfası: 36 )
Metnin kavranması:
ANLAMA


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:51
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Allah Teala Resulunü ne ile müjdeledi ?
2. ''fetih'' kelimesinden kastedilen nedir?
3. Yemen ehlinden Allah'ın dinine bölük bölük girenler kimdir?
4. İnsanlar Allah'ın dinine nasıl girdi?
5. Resul (s.a.v.) Yemen ehlini ne ile vasfetti (sıfatladı)?
6. Allah Teala’nın {اذا جاء نصر الله....} ayetini nazil ettikten sonra Resulullah’ın (s.a.v.) lisanı üzere çoğalttığı (diliyle çok söylediği) kelimeler nelerdir ?
7. Resulullah (s.a.v.) Rabbi'nin kendisine haber verdiği alameti ümmetinde gördü mü?
8. İbn Abbas Allah Teala'nın {اذا جاء نصر الله....} ayetinin tefsirinde ne diyor?
9. “Ben de bun¬dan senin bildiğin gibisinden başkasını bilmiyorum (Senin bildiğinden başka bir şey bilmiyorum)” sözünü söyleyen kimdir ?
10. Yüce Allah’ın {إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا } ayetinin manası nedir?

İKİNCİ ALIŞTIRMA: Parantez içindeki ayet ve hadisin anlamını yansıtan doğru ifadeyi seçiniz.
1. Yüce Allah’ın {اذا جاء نصر الله و الفتح} ayeti .............'e işaret ediyor. (6.parağraf)
a) Mekke’nin fethine
b) Bazı Irak kabilelerinin Müslüman oluşuna,
c) Nebi’nin (s.a.v.) ölümüne,
d) Ebu Bekir’in (r.a.) ölümüne,
e) Nebi’nin (s.a.v.) hastalığına,

2. { أَفْواَجًا } sözünden ne anlıyorsun?
a) Sadece bir topluluk
b) Sadece iki topluluk
c) İkişer ikişer
d) Sadece Yemen'den bir topluluk
e) Cemaat cemaat

3. Resulullah’ın (s.a.v.) “Bana ölümüm haber verildi, sanki bu sene (ruhum) kabzedilecek (öleceğim)” sözünden ne anlıyorsun? (6.parağraf)
a) Nebi (s.a.v.) uzun ömürle müjdelenmiştir
b) Hacc ile müjdelenmiş ve bu senede haccetmiştir
c) Rabbi tarafından bu sene öleceği bildirilmiştir
d) Rabbi tarafından iki ay sonra öleceği bildirilmiştir
e) Gökyüzüne yükseltileceği haber verilmiştir

KELİMELER VE KALIP İFADELER (Kitap sayfası: 37)
ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin ya da cümlenin eş anlamlılarını seçiniz.
1. Allah Teala bu ayette { اذا جاء نصر الله} (Allah’ın yardımı geldiği zaman) buyuruyor.
a) gitti
b) zail oldu
c) zorlaştırdı
d) geldi
e) yıkıldı

2. Allah Teala ayeti kerimede: {ورأيت النلس يدخلون فى دين الله أفواجا..} buyurdu.
a) Allah'ın dininden uzaklaşıyorlar
b) Allah'ın dininden nefret ediyorlar
c) Allah'ın dinini din ediniyorlar
d) Allah'ın dininden sakınıyorlar
e) Allah’ın dinini reddediyorlar

3. Hz. Aişe dedi ki:
(يا رسول الله أراك تكثر قول سبحان الله و بحمده و أستغفر الله و أتوب اليه) ("Ey Allah’ın Resulü! Senin: "Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Ondan af diler ve ona tevbe ederim." sözünü çokça söylediğini görüyorum.") (2. paragraf)
a) seni görüyorum
b) gözüm sana düşmedi
c) seni şahıslandırmıyorum
d) Sana bakmadım
e) Seni görmedim

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını seçiniz.
1. Allah Teala ayeti kerimede: {فسبح بحمد ربّك} (Rabbini hamd ile tesbih et) buyurdu (4.paragraf)
a) tebcil et, öv
b) yücelt
c) küçümse
d) noksan sıfatlardan tenzih et
e) onu büyüt, yücelt

2. İbn Abbas dedi: { أجله أعلمه الله اياه } {“(Bu sure) onun (Resulullah’ın) ecelidir. Allah bunu ona bildirdi” dedi. } (4.paragraf))
a) ona haber verdi
b) onu cahil bıraktı, bildirmedi
c) onu ilan etti
d) Ona hissettirdi
e) Ona anlattı

3. (فذاك حين حضر أجلك)( “İşte bu ecelinin geldiği zamandır”)(7. paragraf)
a) yaklaştı
b) geldi
c) geldi
d) uzaklaştı
e) ulaştı

4. (و أمرنى الله)(ve Allah bana emretti)
a) Bana farz kıldı
b) Bana vacip kıldı
c) Beni yasakladı
d) Beni zorladı
e) Beni mükellef kıldı

5. ( أَيْ نُعِيَتْ إِلَيْهِ نَفْسُهُ) (O'na kendisinin ölümü haber verildi. Yani;) (13. paragraf)
a) Şüphesiz ki sen bundan sonra az bir süre hariç asla yaşamayacaksın!
b) Şüphesiz ki sen ondan sonra uzun süre yaşayacaksın
c) senin sayılı günlerin kaldı
d) Şüphesiz ki sen yakında öleceksin
e) Şüphesiz ki ecelin yakındır

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ (Kitap sayfası: 39 )
BEŞİNCİ ALIŞTIRMA: (يدخلون ) fiilini istenilen biçimlerde yazınız.
a) Mazi olarak: (دَخَلَ)(girdi) b) Masdar olarak: (دُخُولاً)(girmek)
c) İsmi fail olarak: (دَاخِلٌ)(giren) d) İsmi meful olarak: (مَدْخُولٌ)(girilen, giriş)
e) Emir olarak: (أُدْخُلْ)(gir) f) Nehy olarak: (لاَ تَدْخُلْ)(girme)

BELAGAT (Kitap sayfası: 39 )
ALIŞTIRMA:
Mecaz-ı mürselin belağatı: Kastedilen manayı (muhataba) kısa yoldan iletmendir. “Komutan orduyu yendi” dersen “Komutanın askerleri orduyu yendi” demenden daha veciz olur. Bunu icazın belagatı diye isimlendirirler (buna icazın belağatı derler). (Ahmed el-Haşimi, Cevahiru’l-Belaga, sf. 300, Beyrut)

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON
ALTINCI ALIŞTIRMA:
Aşağıdaki kelimelerden isim veya fiil cümleleri kurunuz.
1. أهل – وما – قيل – اليمن – يا رسول الله؟
(قيل يا رسول الله وما أهل اليمن ؟) (“Yemen ehli nedir ya Resulullah” dendi.)
2. وأهل اليمن منهم – ورأيت الناس – صنوف العرب – من – وقبائلهاَ
(ورأيت الناس من صنوف العرب وقبائلهاَ وأهل اليمن منهم )( Arap gruplarından ve kabilelerinden insanları, -ki Yemen ahalisi de onlardandır- gördüğün zaman.. )
3. هذه السورة – قال ابن عباس – حدّه الله – علم وحدّ – لنبيه
(قال ابن عباس هذه السورة علمٌ وحدٌّ حدّه الله لنبيه)( Bu sure bir alamettir, Allah’ın (c.c.) Nebisi için çizdiği bir sınırdır.)
4. أن أسبح – وأمرني– ان ربي قد أخبرني– اذا رأيت تلك العلامة – بحمده و أستغفره
(إنَّ ربي قد أخبرني وأمرني اذا رأيت تلك العلامة أن أسبح بحمده و أستغفره)
(Rabbim bana haber vermişti ve o alameti gördüğümde onu hamdiyle tesbih etmemi ve ondan mağfiret dilememi emretmişti.)
5. وآياتها – وهي مدينة – ثلاث – النصّ – سورة – الخامس – النصر
( اَلنَّصُّ الْخاَمِسُ سُورَةُ النَّصْرِ وَهِيَ مَدَنِيَّةٌ وَآياَتُهاَ ثَلاَثٌ)
[ Beşinci metin Nasr Suresidir. O medeni (Medine döneminde inmiş) bir suredir. Ayetleri(nin sayısı) üçtür. ]

YEDİNCİ ALIŞTIRMA: Nasr suresinin tefsirine ilişkin bu metni okumakla kazandıklarınızı Arapça cümlelerle üç satır halinde özetleyiniz.


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:53
I. ÜNİTE – 5. METİN
KİTAP SAYFASI: 40
BEŞİNCİ METİN: FELAK SURESİ
[ er-Razi, h. 544-610/ m.1149-1213, Muhammed b. Ömer b. el-Hasan b. el-Hüseyin b. Ali, Mefatihu’l-Gayb, İlmi kitaplar yayınevi, Tahran (bazı tasarruflarla). ]
MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
O Ebu Abdullah, Muhammed b. el.Hasan b. Ali, et-Temimi (Temim kabilesinden), el-Bekri, et-Taberistani, er-Razi'dir. Fahruddin (ismi ile) lakaplanmış, İbn el-Hatib eş-Şafii (ismi ile) tanınmıştır. Allah kendisine rahmet etsin (o) asrının eşsizi, zamanının kelam (ilmi) alimiydi. İlimlerin pek çoğunu kendinde topladı ve bu ilimlerde sivrildi (temayüz etti). Tefsirde, kelamda, akli ilimlerde ve dil ilimlerinde önderdi.
İlmi üstünlükleri ona büyük bir şöhret kazandırmıştı. Alimler ülkelerden ona yöneliyorlar ve çeşitli bölgelerden kişiler yükleri ona bağlıyorlardı (onun için yola çıkıyorlardı). Hatib er-Rayy (Rey şehrinin hatibi) (olarak) tanınan babası Dıyaüddin'den ve onların muasırı (çağdaşı) olan alimlerin pek çoğundan ilim almıştı (ilim tahsil etmişti). Vaazı ile meşhurdu ve vaaz halindeyken onu cezbe yakalardı (kendini kaybeder, cezbeye kapılırdı).(Dr. Muhammed Hasan ez-Zehebi, et-Tefsir ve’l-Müfessirun,1/290)

METİN
1. Bismillahirrahmanirrahim.
Felak suresi medeni (Medine döneminde inen) beş ayettir (beş ayetten oluşan medeni bir suredir). Allah Teala'nın { قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ } {De ki: Ben sabahın Rabbine sığınırım} ayetinde birkaç mesele vardır:

BİRİNCİ MESELE: (قُلْ) sözünde (birkaç) fayda vardır.
Onlardan biri şudur: Her türlü kusurdan uzak olan Yüce Allah, zatı ve sıfatları hususunda uygun olmayan şeylerden kendisini tenzih etmek için İhlas Sûresi'ni okumayı emredince ve bu (tenzih de) en büyük taatlardan olunca, sanki kul şöyle demiştir: "(Ey) İlahımız, bu taat çok büyük ve buna vefa (hakkıyla yerine getirme) konusunda kendime güvenmiyorum". Bunun üzerine (Allah da ona şöyle) demekle cevap vermiştir: { قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ }{De ki: Sabahın Rabbine sığınırım } yani Allah'a sığın, ona iltica et, ta ki o seni, en mükemmel şekilde bu taata muvaffak kılsın.
(O faydaların) ikincisi: Kafirler, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e, Allah'ın nesebi ve sıfatları hakkında sorunca, sanki Hz. Peygamber (s.a.v.) "(Allah'ım), (bu konuda) cesaret gösteren ve senin hakkında, sana layık olmayan şeyleri söyleyen bu cahillerden nasıl kurtulurum" demiş de, bunun üzerine Yüce Allah şöyle söylemiştir: {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ } {De ki: Sabahın Rabbine sığınırım } yani, "Bana sığın ta ki seni onların şerrinden koruyayım".
(O faydaların) üçüncüsü: Yüce Allah sanki şöyle diyor: "Kim Benim evime (Beytullah'a) sığınırsa, onu şereflendiririm ve onu emin (güvenli bir durumda) kılarım. Zira Ben, "Kim oraya girerse, güvende olur" (Al-i İmran, 97) dedim. O halde sen de Benim evime iltica et ki seni de güvende olan kılayım. Bunun için de {قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ } {De ki: Sabahın Rabbine sığınırım }.
İKİNCİ MESELE:
(Alimler), rukye ile (sıkıntılardan kurtulmak için büyüye benzer bazı kelimeleri okumakla, üflemekle ya da muska yapmakla) ve (Allah'a) sığınmakla, Allah'dan yardım istemek caiz midir yoksa değil midir?" hususunda ihtilaf ettiler. Onlardan "Muhakkak ki bu caizdir" diyen kimseler vardır. (Caizdir diyen bu alimler) birkaç yönle (birkaç şekilde) ihticac ettiler (delil getirdiler): (Bu delillerden) biri (şudur):
Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v), şikayetlendi (rahatsızlandı). Bunun üzerine Cebrail (a.s) ona okudu ve şöyle dedi: ("Allah'ın adı ile seni, sana eziyet veren herşeyden (sana acı veren her şeye karşı) okuyup tedavi ediyorum ve Allah sana şifa verir"). (İbn Mace, Tıb 37)

2. (Caizdir diyenlerin delil getirdiği şeylerin) İkincisi:
İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Rasululah (s.a.v), bütün ağrılara ve hummaya karşı bize şu duayı öğretirdi: (“Kerim olan Allah'ın adı ile her direten (muztarib) damarın şerrinden ve cehennemin hararetinin şerrinden Yüce Allah'a sığınırım”.) (İbn Mace, Tıb 37).
(Delillerin) Üçüncüsü: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: (Kim eceli gelmemiş bir hastanın yanına girer ve yedi defa, "Yüce Arş’ın Rabbi (olan) Yüce Allah’dan sana şifa vermesini istiyorum" derse, (o hastaya) şifa verilir".

3. (Delillerin) Dördüncüsü: Hz. Ali (r.a)’dan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: Hz. Peygamber (s.a.v), bir hastanın yanına girdiği zaman, ("Ey insanların Rabbi, bu sıkıntıyı gider, şifa ver, sensin şifa veren. Senden başka hiçbir şifa verici yoktur") derdi.
(Delillerin) Beşincisi: İbn Abbas (r.a)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v) (torunları) Hasan ve Hüseyin’i (Allah’a) sığındırıyor (onların korunması için okuyor) ve şöyle diyordu: ("Sizin ikinizi, şeytandan, haşaratdan (zararlı şeylerden, tüm belalardan), her kem gözden (zarar veren gözden, nazardan), Allah'ın tam (olan) kelimeleri ile sığındırıyorum (korunmanızı Allah'ın korumasına emanet ediyorum)". Babam İbrahim de iki oğlu İsmail ve İshak'ı böyle sığındırırdı (onlara böyle diyerek okur ve korumaya almaya çalışırdı)" (Tirmizi, Tıb, 18)

4. (Delillerin) Altıncısı: Osman b. Ebu'l-As es-Sakafî şöyle demiştir: "Neredeyse beni öldürecek bir ağrım olduğu halde, Hz. Peygamber (s.a.v)'e geldim. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Sağ elini, oraya (ağrının olduğu yerin üzerine) koy ve yedi defa şöyle de: ["Bulduğum şeyin şerrinden, Allah'ın adı ile, Allah'ın izzetine ve kudretine sığınıyorum” ] de. Bunun üzerine bunu (dediği şekilde) yaptım ve Allah (c.c.) da bana şifa verdi. (Tirmizi, Tıb, 29).

5. (Delillerin) Yedincisi: Rivayet edildiğine göre, O [Hz. Peygamber (s.a.v)], yolculuğa çıkıp da bir yere indiği zaman şöyle derdi:
[ "Ey toprak, benim de, senin de Rabbin Allah'dır. Ben, senin şerrinden, sende olanın şerrinden, senden çıkanın şerrinden, üzerinde yürüyenin şerrinden Allah'a sığınırım. Aslan ve aslanlardan, yılan ve akrepten ve bu beldenin sakinlerinin, babanın ve oğulun (doğurulanın) (ya da doğan ve doğmayanın) şerrinden Allah'a sığınırım"].
(Delillerin) Sekizincisi: Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (s.a.v), vücudunda bir şeyden şikayet ettiğinde (rahatsızlık duyduğunda), (قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ) (yani İhlas) ve muavvezeteyn (Felak-Nas) sûrelerini sağ avucunun içine okur ve onunla (o avucuyla), rahatsızlık duyduğu yeri meshederdi.
Cabir (r.a)'den rivayet edilen şeyler (hadisler) sebebiyle rukye yapmayı (okuyup-üfleyerek tedavi etmeyi) yasaklayan (caiz olmadığını söyleyen) bazı insanlar da vardır. (Cabir) şöyle demiştir:
"Hz. Peygamber (s.a.v) rukye yapmayı (okuyup-üfleyerek tedaviyi) yasakladı" ve (Hz. Peygamber) (s.a.v) şöyle dedi: "Gerçek şu ki; Allah'ın bazı kulları var; onlar (tedavi için) dağlanmazlar (اكْتَوَى يَكْتَوِي), rukye yaptırmazlar ve (yalnız) Rablerine tevekkül ederler" [(Buhari, Tıb, 42; Müslim, İman 371-372 (1/196), (Benzer Hadis)].
(ve yine şöyle buyurmuştur:) "Dağlama yapan ve rukye yaptıran, Allah'a tevekkül etmemiştir”.
Bu rivayetlere (şöyle denilerek) cevap verilmiştir; "Bu yasaklamanın, gerçekleri bilinmeyen meçhul rukye hakkında olması muhtemeldir (içindeki sözlerin tılsım, büyü vb. ne olduğu bilinmeyen rukye (tedavi) ile ilgili olması muhtemeldir). Ama kendisinin güvenilir bir aslı (kaynağı) olana gelince, bunun hakkında hiçbir yasaklama olmaz (nehyedilmemiştir)".

6. (Alimler) nefes, (yani üfleme) konusunda da ihtilaf ettiler: Hz. Aişe (r.a)'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Hz. Peygamber (s.a.v), rahatsızlandığı zaman sığındırıcı (sureler)le (Felak-Nâs sûrelerini okuyarak), kendi kendine üflerdi ve eliyle (ağrıyan yerini) meshederdi. Rasulullah (s.a.v.) ölmeden önceki ağrısından acı çektiği zaman, (daha önce) kendisine üflüyor olduğu (üflediği) sığındırıcı (sureler)le (Felak-Nâs sûrelerini okuyarak) ona okuyup üflemeye başladım." Hz. Peygamber (s.a.v)'den (rivayet edildiğine göre), o, yatağına çekilmeye başladığı zaman, Felak-Nâs sûrelerini iki eline okuyarak üfler, sonra onlarla (iki eliyle) bedenini meshederdi.

7. (Müfessirler) "felak" (kelimesi) hakkında birkaç yön (husus) zikretmişlerdir:
Onlardan biri (Birinci Görüş): "Felak", sabahtır (sabah demektir)." Bu, çoğunluğun sözüdür (alimlerin çoğunluğunun görüşüdür).
Bu sureyi sığınmaya tahsis edilmesinin (birkaç) yönü vardır:
Birincisi: Bütün bu alemden bu şiddetli karanlıkları yok etmeye kadir olan (Allah), sığınana korktuğu ve çekindiği şeylerin hepsini defetmeye de kadirdir.
İkincisi: Sabahın doğuşu, ferahlığın (kurtuluşun) gelişi için misal gibidir..
Üçüncüsü: Sabah müjde gibidir. Doğrusu karanlıklardaki insan kasap tezgahının üzerindeki bir et gibi olur. (Yani (الْوَضَمُ): tahtadan ya da hasırdan (yapılan), kendisiyle (etin) yerden (yerde olabilecek pisliklerden) korunduğu (ve böylece) üzerine et konan her şeydir. )
Sabah ortaya çıktığı zaman, sanki o (sabah) emniyeti bağırmış (ilan etmiş), ferahlığı müjdelemiş gibi olur. İşte bu sebeb dolayısıyla her hasta ve kederli , seher vaktinde bir hafiflik bulur.
{ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ } "Yarattığı şeylerin şerrinden" (Felak, 2). Bu ayetin tefsirinde birkaç yön (husus) vardır:
(Bu görüşlerden) biri; Atâ, İbn Abbas (r.a)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"(Yüce Allah bu ifadeyle) özellikle İblis’i kastediyor. Çünkü Yüce Allah, ondan daha şerli bir mahluk yaratmamıştır. Çünkü bu sure ancak sihirden (Allah'a) sığınma hakkında nazil olmuştur. Bu (sihir ise) ancak İblis ve onun yardımcıları ile tamamlanır.
İkincisi: (Yüce Allah bu ayetle) cehennemi kastediyor ve sanki şöyle diyor: "De ki: Orada (cehennemde) yarattığı şeylerin şiddetinden cehennemin Rabbine sığınırım."
Üçüncüsü: (Yüce Allah bu ayetle) vahşi hayvanlar, haşereler ve bunların dışındaki gibi, eziyet verici hayvanlar sınıfının şerrinden (demeyi) kastediyor.

9. (Yüce Allah’ın şu) sözü: { وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ } [ Karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden] (Felak, 3)]:
(Bu ayetteki) (الغَاسِق); {إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ } "Gecenin iyice kararmasına kadar" (İsra, 78) sözünden dolayı karanlığı çok olan gecedir (karanlığı çoğaldığı zamandaki haliyle gecedir).
(الْوُقُوب) ise; gözden kaybolacak şekilde başka birşeyin içine girmek (manasındadır).
(Yüce Allah’ın şu) sözü: { وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ } [Düğümlere nefes edenlerin şerrinden] (Felak, 4)]:
"Nefes", tükrükle birlikte üflemektir. Keşşaf sahibi (Zemahşeri) böyle demiştir. (Zemahşeri) şöyle dedi: Nefes, sadece üflemek manasındadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in, "Cebrail kalbime üfledi" sözündeki (hadisindeki kelime de) bundandır.
( الْعُقَد) (düğüm kelimesi); (عُقْدَة) (kelimesin)in çoğuludur ve buradaki sebep (şudur): Sihir yapan, rukye okumasına başladığında bir ip alır ve ona devamlı (durmadan) düğüm üstüne düğüm bağlar ve bu düğümlere üfler.

10. (Yüce Allah’ın şu) sözü: { وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ } [Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden (Allah'a sığınırım)" (Felak, 5). ]:
Malum şeylerdendir ki hasetçi başkasına ait olan bir nimetin giderilip kendisine verilmesini şiddetle isteyendir. Böyle bir şeyi, ancak neredeyse sadece hile ile yerine getirebiliyorsa , kesinlikle (hileyle) yapar. İşte bu sebeple Allah (c.c.) bundan (kendisine) sığınmayı emretmiştir. Dinî ve dünyevî açıdan kendisinden korunulması ve sakınılması gereken her şer bu sûrenin (konuları içine) girer. İşte bu sebeple (bu sûre) nazil olunca, Hz. Peygamber (s.a.v.), onun inişi ile ferahlayıp sevindi. Kendisini takip eden (hemen arkasından gelen) sûre ile birlikte bunun (bu surenin), her şeyden sığınmayı toplayıcı (içine alıcı) olması dolayısıyla (sevindi).
[ Mefatihu’l-Gayb, 32/189–196 (Bazı tasarruflarla) (bazı paragrafların çıkarılmasıyla) ]

METİN TAHLİLİ ( Kitap sayfası: 45 )
Anlama
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız
1. Rukye (okuyup üfleme) ve sığınma duasıyla Allah'dan yardım istemek caiz midir?
2. Resullullah (s.a.v.) şikayetlenip rahatsızlık duyduğunda Cibril hangi kelimeleri okumuştu?
3. Rasululah (s.a.v.) ashabına rukye için bazı dualar öğretiyor muydu?
4. Rasululah (s.a.v.) bir hastanın yanına girdiğinde onu neyle sığındırıyordu (hangi sığınma duasını okuyordu)?
5. Eceli gelmemiş hastaya Rasululah (S.a.v.) ne dememizi tavsiye etti?
6. Nebi (s.a.v.) Hasan ve Hüseyin'e sığınma duası okuyor muydu?
7. Rasulullah’ın (s.a.v.) Osman b. Ebi’l-As es-Sekafi'ye öğrettiği kelimeler nedir?
8. Rasululah’ın (s.a.v.) herhangi bir elemden acı duyduğunda okuduğu sure nedir?
9. Üfleme hakkındaki görüşün nedir ? Nebi (s.a.v.) kendine üflüyor muydu?
10.İbn Abbas Allah Teala'nın {من شرّ ما خلق } ayetini nasıl tefsir ediyordu?


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:55
İKİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki ibarelerin doğru mu yanlış mı olduklarını belirtiniz.
1. Gasık (الغَاسِق); karanlığı çok olan gecedir. (9.parağraf) (Doğru)
2. Hasetçi başkasına ait olan bir nimetin giderilip kendisine verilmesini şiddetle isteyendir. (10.parağraf) (Doğru)
3. Felak suresi nazil olduğunda Rasululah (s.a.v.) çok üzülmüştür. (10.parağraf) (Yanlış)
4. Hz. Peygamber (s.a.v) Hasan ve Hüseyin’i ara sıra (Allah’a) sığındırıyordu (onların korunması için ara sıra okuyordu). (3.parağraf) (Yanlış)
5. Nebi (s.a.v.) ağrı hissetiğinde İhlas ve Muavvizeteyn surelerini okurdu. (5.parağraf) (Doğru).

KELİMELER VE KALIP İFADELER (Kitap sayfası: 45)
ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin eş anlamlılarını seçiniz.
1. Allah Teala şöyle buyurdu: {قل أعوذ بربّ الفلق} buyurur. (1.parağraf)
a) Korunmayı ihmal ediyorum.
b) Korunmadan uzaklaşıyorum.
c) ..a sığınıyorum.
d) ..den saklanıyorum.
e) ..den kaçıyorum.

2. Nebi (s.a.v.): (مَن دَخَلَ عَلَى مَرِيضٍ لَمْ يَحْضُرْهُ أَجَلُهُ) (Kim eceli gelmemiş bir hastanın yanına girerse..) buyurdu. (2.parağraf)
a) eceli onu kaçırmadı
b) ona eceli gelmedi
c) eceli geçmedi
d) eceli öne geçmedi
e) eceli ondan uzaklaşmadı

3. (كان رسول الله اذا دخل على مريض) (Hz. Peygamber (s.a.v), bir hastanın yanına girdiği zaman..)(3. paragraf)
a) hastadan uzaklaştığı zaman.
b) ona selam gönderdiği zaman.
c) hastanın yanından çıktığında.
d) hastayı ziyaret ettiğinde.
e) hastayı ziyaret etmediğinde.

4. Osman b. As ebi’l-As es-Sekafi şöyle dedi: (قدمت على رسول الله وبي وجع قد كاد يبطلني) (Neredeyse beni öldürecek bir ağrım olduğu halde, Hz. Peygamber (s.a.v)'e geldim) (4.parağraf)
a) yanından çıktım.
b) yanından döndüm.
c) yanından geldim.
d) yanına geldim.
e) yanından döndüm.

5. Hz. Aişe (r.a.) şöyle dedi: (كان رسول الله اذا اشتكى شيئا من جسده قرأ) [Hz. Peygamber (s.a.v), vücudunda bir şeyden şikayet ettiğinde (acı çektiğinde) ] (5.parağraf)
a) vücudu sağlam idi.
b) vücudunda bir şeyden şikayet etmedi.
c) vücudunda bir ağrı hissetti.
d) seferde iken vücuduna okudu.
e) hasta olmadı.

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin zıt anlamlılarını seçiniz. ( Kitap sayfası, sf. 46)
1. (هكذا كان أبي ابراهيم يعوّذ اسماعيل)( Babam İbrahim (oğlu) İsmail’i böyle sığındırırdı (korumaya almaya çalışırdı) (3.parağraf)
a) halası,
b) teyzesi,
c) amcası,
d) dayısı,
e) oğlum.

2. Osman b. As ebi’l-As es-Sekafi şöyle dedi: (قدمت على رسول الله وبي وجع قد كاد يبطلني) (Neredeyse beni öldürecek bir ağrım olduğu halde, Hz. Peygamber (s.a.v)'e geldim) (4.parağraf)
a) Beni öldürüyor,
b) Beni öldürüyor.
c) Beni helak ediyor.
d) Beni tüketiyor,
e) Beni canlandırıyor.

3. Ata şöyle dedi: (إنّ الله تعالى لم يخلق خلقاً هو شرّ منه) ( Şüphesiz Yüce Allah, ondan daha şerli bir mahluk yaratmamıştır) (8.parağraf)
a) daha hayırlı
b) daha zararlı
c) daha fazla zararlı
d) daha kötü
e) daha hileli

4. Hasetçi: (هو الذّى تشتد محبته) [ isteği şiddetli olandır (şiddetle isteyendir) ] (10. parağraf)
a) fazladır
b) artandır
c) şiddetlidir
d) yayar (dağıtandır)
e) hafifler.

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ ( Kitap sayfası: 46 )
BEŞİNCİ ALIŞTIRMA: (أَكْمَلَ يُكْمِلُ إِكْماَلاً) ( tamamladı ) fiilini muzari fiil kalıbında nehiy lamı ile harekeleyerek çekiniz.
(Not: Nehy-i Hazır: Muzârinin muhâtablarının başına لاَ getirilip sonunun cezim yapılmasıyla olur. Muhâtaba cemi müennes nûnu hariç diğerlerindeki ن lar düşer.)
لاَ تُكْمِلُوا لاَ تُكْمِلاَ لاَ تُكْمِلْ Muhâtab
لاَ تُكْمِلْنَ لاَ تُكْمِلاَ لاَ تُكْمِلِي Muhâtaba
(Sizler) tamamlamayın (İkiniz) tamamlamayın (Sen) tamamlama

ALTINCI ALIŞTIRMA:
Her hadisin tamamlayıcısını, aşağıda geçen hadislerden seçiniz.
a) Hadislerin başı: 2., 3. ve 5. parağraflar
b) Geçen hadislerin tamamlayıcılarını (alıştırmanın ikinci bölümünden bularak) rakam ver.
1. İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "Rasululah (s.a.v), bütün ağrılara ve hummaya karşı bize şu duayı öğretirdi: (“Kerim olan Allah'ın adı ile her direten (muztarib) damarın şerrinden ve cehennemin hararetinin şerrinden Yüce Allah'a sığınırım”.) (İbn Mace, Tıb 37) (Tamamlayıcılardan 4. satır).

2. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: (Kim eceli gelmemiş bir hastanın yanına girer ve yedi defa, "Yüce Arş’ın Rabbi (olan) Yüce Allah’dan sana şifa vermesini istiyorum" derse, (o hastaya) şifa verilir". (Tamamlayıcılardan 3. satır).

3. Hz. Ali (r.a)’dan (rivayet edildiğine göre o şöyle) dedi: Hz. Peygamber (s.a.v), bir hastanın yanına girdiği zaman, ("Ey insanların Rabbi, bu sıkıntıyı gider, şifa ver, sensin şifa veren. Senden başka hiçbir şifa verici yoktur") derdi. (Tamamlayıcılardan sonuncu satır).

4. İbn Abbas (r.a)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v) (torunları) Hasan ve Hüseyin’i (Allah’a) sığındırıyor (onların korunması için okuyor) ve şöyle diyordu: ("Sizin ikinizi, şeytandan, haşaratdan (zararlı şeylerden, tüm belalardan), her kem gözden (zarar veren gözden, nazardan), Allah'ın tam (olan) kelimeleri ile sığındırıyorum (korunmanızı Allah'ın korumasına emanet ediyorum)". Babam İbrahim de iki oğlu İsmail ve İshak'ı böyle sığındırırdı (onlara böyle diyerek okur ve korumaya almaya çalışırdı)" (Tirmizi, Tıb, 18) (Tamamlayıcılardan 2. satır).

5. Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (s.a.v), vücudunda bir şeyden şikayet ettiğinde (rahatsızlık duyduğunda), (قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ) (yani İhlas) ve muavvezeteyn (Felak-Nas) sûrelerini sağ avucunun içine okur ve onunla (o avucuyla), rahatsızlık duyduğu yeri meshederdi.

BELAGAT ( Kitap sayfası: 47 )
YEDİNCİ ALIŞTIRMA:
Kinaye: Sözlük anlamı: İnsanın başka bir manayı kastederek söylediği şeydir (sözdür).
Terim Anlamı: Asli manasını anlamaya mani olacak herhangi bir karine (ipucu) bulunmadığı için, asli manasının kastedilmesi mümkün olmakla birlikte; kendisine verilen manadan başkası (başka bir mana) kastedilen sözdür.
Kelamdaki Belagat: Onun (sözün) lafızların fesahatiyle beraber, hitab halinin (söz söyleme şeklinin) gerektirdiği şeye mutabık (uygun) olmasıdır.
Belagatlı söz: Muhatabların hallerine münasip olacak şekilde konuşmacının tasvir ettiği (şekillendirdiği, anlattığı) sözdür

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON ( Kitap sayfası: 47 )
SEKİZİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki kelimelerden isim ya da fiil cümleleri kurunuz.
1. ( Birinci paragraftan )
( و التّعوّذ ام لا- فى أنّه – اختلفوا – بالرّقىّ - هل يجوز الاستعانة)
( اختلفوا فى أنّه هل يجوز الاستعانة بالرّقىّ و التّعوّذ ام لا)
[ Rukye ve sığınmakla yardım istemek caiz midir yoksa değil midir?" hususunda ihtilaf ettiler ]

2. ( Birinci paragraftan )
( و الله يشفيك – أرقيك – فقال – بسم الله – يؤذيك – من كل شىء)
( فقال بسم الله أرقيك من كل شىء يؤذيك و الله يشفيك )
[ Allah'ın adı ile seni, sana eziyet veren herşeyden okuyup tedavi ediyorum ve Allah sana şifa verir ]

3. ( Üçüncü paragraftan )
(لا شافى الا أنت – ربّ الناس – اشف – أذهب البلس – أنت الشافى)
( أذهب البأْس ربّ الناس اشف أنت الشافى لا شافى الا أنت )
( Ey insanların Rabbi, bu sıkıntıyı gider, şifa ver, sensin şifa veren. Senden başka hiçbir şifa verici yoktur )

4. ( Yedinci paragraftan )
(أحدها – أنه الصبح – وتحصيصه – وهو قول الأكثرين – للتعوذ لوجوه)
(أحدها: أنه الصبح وهو قول الأكثرين وتحصيصه للتعوذ لوجوه)
[Onlardan biri: O (Felak kelimesinin manası), sabahtır. Bu, çoğunluğun sözüdür (alimlerin çoğunluğunun görüşüdür)].

5. (Yedinci paragraftan )
(لمجيء الفرج – طلوع الصبح – أنّ - كالمثال)
(أنّ طلوع الصبح كالمثال لمجيء الفرج)
[ Sabahın doğuşu, ferahlığın (kurtuluşun) gelişi için misal gibidir ].

6. ( Sekizinci paragraftan )
(على وضم – كلحم – فانّ الانسان – يكون – فى الظلام)
( فانّ الانسان فى الظلام يكون كلحم على وضم )
[Doğrusu karanlıklardaki insan kasap tezgahının üzerindeki et gibi olur.].


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:57
KİTAP SAYFASI: 48
ALTINCI METİN: NAS SURESİ
(er-Razi, h. 544-610/ m.1149-1213), Muhammed b. Ömer b. Hasan b. Hüseyin b. Ali, Mefatihu’l-Gayb, Daru’l-Kütübi’l-ilmiyye (İlmi Kitaplar Yayınevi), Tahran.)

MÜELLİF KİMDİR? (Müellifin Hayatından Bir Kesit)
Beşinci metinde müellifin tercümesi (özgeçmişi) geçmişti.

METİN
Bismillahirrahmanirrahim.
{ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلٰهِ النَّاسِ} { De ki: Sığınırım ben, insanların Rabbine, insanların padişahına, insanların ilahına } Bunda (bu ayeti kerimede) birkaç mesele vardır:

1. BİRİNCİ MESELE: { قُلْ أَعُوذُ } (ifadesi) { قُلَعُوذُ } gibi hemzenin hazfi (kaldırılıp düşürülmesi) ve harekesinin lam'a nakli ile okunmuştur. Kurra (kıraat alimleri) { النَّاسِ} (kelimesin)de imalenin (ince okunuşun) terk edilmesi hususunda icma (ittifak) etmişlerdir. Kisâî'den, ({ النَّاسِ} kelimesi) cer (esre) mahallinde olduğu zaman, (bu kelimenin) imale ile (ince okuyuşla okunabileceği de) rivayet edilmiştir.
İKİNCİ MESELE: Allah Teala varlıkların tümünün Rabbidir. Fakat işte burada tahsis yapmak suretiyle (özellikle) insanların Rabbi olduğu zikredilmiştir. Bu (durum) şu birkaç husus sebebiyledir:

2. (Bu sebeplerden) biri: (Buradaki) sığınma, insanların göğüslerine (kalplerine) vesvese verenin şerrinden (dolayı) vaki olmuştur (gerçekleşmiştir). Ve sanki (şöyle) denilmektedir: “İnsanlara vesvese verenin şerrinden, onların İlahı ve Mabudu olarak, onların (insanların) işlerine malik olan (hakim ve sahip olan) Rablerine sığınırım”.
(Bu sebeplerden) ikincisi: Alemdeki mahlukların en şereflisi insanlardır.
Bu (sebeplerden) üçüncüsü: İstiaze ile (korunmayla) emrolunan insandır. Bu sebeple insan bunu (bu sureyi) okuduğu zaman sanki “Ey Rabbim! Ey Sahibim! (Sana sığınıyorum)” diyor olmaktadır.

3. ÜÇÜNCÜ MESELE: Allah Teala'nın { مَلِكِ النَّاسِ } (insanların meliki, sahibi) ve { إِلٰهِ النَّاسِ } (insanların ilahı) sözü;
Bu iki (ayet) “Ebû Hafs, (yani) Ömer el-Fâruk'un sîresi” ifadesi gibi atfı beyandır (yani Ebu Hafs’tan kasıt Ömer el-Fâruk’tur). (Allah Teala) bu sebeple evvela kendisini "İnsanların Rabbi" olarak vasfetmiştir. Sonra (الرَّبُّ) (kelimesi); “evin rabbi” (evin sahibi) ve “malın rabbi” (bu malın sahibi) (deyimlerinde) denildiği gibi Melik (manasında) olabilir de olmayabilir de . Hiç şüphe yok ki (yani bir hakikattir ki) (Yüce Allah) bunu { مَلِكِ النَّاسِ } (insanların sahibi) sözüyle açıklamıştır [yani önceki ayette geçen Rab (sahip, terbiye eden) sözünü evin ya da malın sahibi değil insanların sahibi diyerek beyan etmiştir].
Sonra (مَلِك) (sahip, padişah kelimesi), İlah (manasında) olabilir de olmayabilir de. Hiç şüphe yok ki (Yüce Allah) bunu da { إِلٰهِ النَّاسِ } (insanların ilahı) sözüyle açıklamıştır. Çünkü (aslında) (الاله) (ilah kelimesi yani ilahlık) O'na hastır. O her kusurdan münezzehtir, (bu sıfatta) ona başkası ortak olamaz.

4. {مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ} { O sinsi vesvesecinin şerrinden } (Nâs, 4) sözü (yani ayeti):
(الْوَسْوَاس) (kelimesi) vesvese manasındadır. Ancak (bu kelimenin) masdarı (زِلْزاَل) [zilzal (zelzele) kelimesinde olduğu] gibi (وِسْوَاس) olarak kesre iledir. [Yani; "zelzâl"ın "zelzele" mânasına gelişi gibi, Vesvâs da "vesvese" manasındadır. Ancak "zelzâl"ın masdarının "zilzâl" oluşu gibi, bunun masdarı da, "visvâs" (vesvese vermek) olarak kesre ile gelmektedir.]
Bununla (yani vesvese kelimesiyle) murad (yani kastedilen) şeytandır. (Şeytan) masdar ile isimlendirilmiştir. Kastedilen zü'l-vesvâs’tır (vesvese sahibidir, yani vesvesecidir) (Daha açık bir ifadeyle şeytanın bütün sahip olduğu şey vesvesedir, sanki şeytanın kendisi bir vesvesedir).
(الْخَنَّاس) kelimesine gelince; bu (kelimenin manası) “adeti geri çekilmek (sinmek) olan”dır. “Geri kalma (gecikme) manasındaki (الْخُنُوس) kelimesine mensuptur ("hanûs"un ism-i mensubudur) (Yani insan Rabbine sığındığı zaman şeytan geri çekilir, siner).

5. { الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ } { Ki o, insanların sinelerine vesvese verir } ayeti:
Bil ki (الَّذِي يُوَسْوِسُ) sözünde [ yani (الَّذِي) kelimesinin i’rabında] mahallen üç hareke de caizdir (mümkündür). [ (الْخَنَّاسِ)’nin ] sıfatı olmak üzere cer (esre mahallinde, yani konumunda), zemm (yerme) üzere ref ve nasb mahallinde (olması mümkündür). Bu iki duruma göre, (bu ayeti) okuyanın (الْخَنَّاسِ) kelimesinde durması ve [ (اَلَّذِي) olarak yeni ayete] başlaması güzel olur.
{ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ} { Cinlerden ve insanlardan (olan vesvasın şerrinden)... } (Nâs, 6) ayetine gelince;
(Yüce Allah) sanki (bir başka ayeti olan), (شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ) (İnsan ve cin şeytanları...) (En'âm, 112) (ayetinde) dediği gibi “Sinsi (geri çekilen) vesveseci, insanlardan da olabilir, cinlerden de olabilir.” diyor. (Yani cin şeytanları nasıl Allah’a sığınınca sinip geri çekilirse, şeytani özellikler taşıyan insanlar da böyle sinip geri çekilir. Eğer Allah’a sığınma olmaz da onları dinlemeye devam edersek onlar da bizi zehirlemeye devam ederler.)

6. Bil ki bu iki sûre arasında (Felak ve Nas suresi arasında şöyle) önemli bir incelik vardır: Önceki sûrede, kendisine sığınılan (Allah Teâlâ), tek bir sıfatla zikredilmektedir. O da, "Rabbu'l-felâk" (sabahın Rabbi) (sıfatı)dır. (Orada) kendisinden (Allah'a) sığınılanlar ise, afetlerden (büyük belalardan) üç çeşit (şey)dir. Onlar da: Gâsık ( koyu karanlık haliyle gece), neffâsât (düğümlere üfleyenler) ve hasetçidir.
Ama bu sûrede, kendisine sığınılan (Allah Teâlâ), üç sıfatla zikredilmektedir: Onlar da Rabb, Melik ve İlah’tır. Kendisinden (Allah'a) sığınılan ise tek bir afettir;

7. Bu iki yer (sûre) arasındaki fark şudur: Medh-ü sena (övgü), istenen şeyin kıymetine göre takdir edilmelidir (belirlenmelidir). Dolayısıyla ilk (birinci) sûrede istenen: Nefsin (canın) ve bedenin selametidir. İkinci sûrede (ulaşmak) istenen şey ise, dinin selametidir. Bu, -az bile olsa- dine olan zararın; büyük bile olsa dünya zararlarından daha büyük olduğuna bir uyarıdır.
Allah Sübhanehû en iyi bilendir.
[Mefatihu’l-Ğayb, 32 / 197-199 (bazı tasarruflarla) (yani bazı paragraflardan çıkarma yapmakla)]

METİN TAHLİLİ (Kitap sayfası: 50)
Metnin kavranması:
BİRİNCİ ALIŞTIRMA: Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. İstiaze (Allah’a sığınma) hangi şeyden vaki olmaktadır (gerçekleşmektedir)? (Bkz. 2.parağraf)
2. Alemdeki mahlukların en şereflisi kimdir? (Bkz. 2.parağraf)
3. Ayette istiaze ile emrolunan kimdir ? (Bkz. 2.parağraf)
4. Melik, Rabb, İlah kelimelerinden hangi birisi (yani hangisi) O'ndan başka hiç kimsenin bu konuda kendine ortak olamayacağı Allah Teala'ya has olan kelimedir ? (Bkz. 3. parağraf)
5. (الْوِسْوَاس) kelimesinden kastedilen nedir? (Bkz. 4.parağraf)
6. Masdar gibi olan bu kelimeden kastedilen kimdir? (Bkz. 4.parağraf)
7. (الْخَنَّاس) kelimesinin manası nedir? (Bkz. 4.parağraf)
8. { مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ} ayetinden kastedilen nedir? (Bkz. 5.parağraf)
9. Bu ayette müfessirlerin sözlerine dikkat ettin mi (anladın mı)?
10. Muavvizeteyn surelerindeki iki önemli incelik nedir? Onları iyice kavradın mı (anladın mı)? (Bkz.6.parağraf)

KELİMELER VE KALIP İFADELER (Kitap sayfası: 51)
İKİNCİ ALIŞTIRMA: Altı çizili kelimelerin eş anlamlılarını seçiniz.
1. (إن أشرف المخلوقات فى العلم هم النّاس)
(Alemdeki mahlukların en şereflisi insanlardır) (2. paragraf)
a) Alemdeki mahlukların en faydalısı insanlardır.
b) Alemdeki mahlukların en iyisi insanlardır.
c) Mahlukların en güzeli insanlardır.
d) Alemdeki mahlukların en faziletlisi insanlardır.
e) Alemdeki mahlukların en uzunu insanlardır.

2. (أنّه تعالى ربّ جميع المخلوقات) (Yüce Allah bütün mahlukların Rabbidir )
a) bazısının
b) yarısının
c) üçte birinin
d) dörtte birinin
e) hepsinin

KELİME BİLGİSİ VE CÜMLE BİLGİSİ (Kitap sayfası: 51 )
ÜÇÜNCÜ ALIŞTIRMA: Metinde boş bırakılan yere gelecek uygun ifadeyi seçiniz.
1. Bil ki bu iki sûre arasında şöyle önemli bir incelik vardır: Önceki sûrede, kendisine sığınılan (Allah Teâlâ), tek bir sıfatla zikredilmektedir. O da, "Rabbu'l-felâk" (sabahın Rabbi) (sıfatı)dır. Kendisinden (Allah'a) sığınılanlar ise, afetlerden (büyük belalardan) üç çeşit (şey)dir. Onlar da:
a) Gece, Tacir, Hasetçi
b) Gece, Üfürükçüler, Hasetçi
c) Gecenin karanlığı, Fasık, Münafık
d) Fasık, Üfürükçüler, Tacir
e) Tacir, Gecenin karanlığı, Üfürükçüler

DÖRDÜNCÜ ALIŞTIRMA: (خَلَقَ) (yarattı) fiilinin muzari fiil kalıbını ''لن'' ile çekiniz ve harekeleyiniz.
Çekim Tablosu
Cemi Tesniye Müfred
لَنْ يَخْلُقُوا لَنْ يَخْلُقَا لَنْ يَخْلُقَ Gâib
(Onlar) asla
yaratmayacaklar (O ikisi) asla
yaratmayacak (O) asla yaratmayacak
لَنْ يَخْلُقْنَ لَنْ تَخْلُقَا لَنْ تَخْلُقَ Gâibe


لَنْ تَخْلُقُوا لَنْ تَخْلُقَا لَنْ تَخْلُقَ Muhatap
(Sizler) asla
yaratmaya-caksınız (İkiniz) asla yaratmaya-caksınız (Sen) asla
yaratmaya-caksın
لَنْ تَخْلُقْنَ لَنْ تَخْلُقَا لَنْ تَخْلُقِي Muhâtaba


لَنْ نَخْلُقَ لَنْ نَخْلُقَ لَنْ أَخْلُقَ Mütekellim
(Bizler) asla yaratmayacağız (İkimiz) asla yaratmayacağız (Ben) asla yaratmayacağım

BELAGAT (Kitap sayfası: 52)


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 22:59
BEŞİNCİ ALIŞTIRMA:
CİNAS:
İki lafzın (kelimenin) söyleniş bakımından benzer, mana bakımından farklı olmasıdır.
Şairin şu sözünde olduğu gibi ;
سمّيته يحيى ليحيى, و لكن لم يكن لردّ أمر الله فيه سبيل
(Onu yaşaması için Yahya olarak isimlendirdim, fakat
Bu konuda Allah’ın emrini geri çevirmeye hiçbir yol yoktur (geri çevrilemez))
İlk kelime olan ''Yahya'' isimdir, ikinicisi ise fiildir. (İşte bu) Cinas olarak isimlenirilir. (Cevahiru’l-Belaga, sf. 396)

Aşağıdaki cümlelerde altı çizli kelimelerin manaları arasındaki farkı bulunuz.
1.
قيل يا رسول الله و ما أهل اليمن؟ قال: ( قوم رقيقة قلوبهم لينة طباعهم الامان يمان و الفقة يمان و الحكمة يمانية)
(“Yemen ehli nedir ya Rasululah” dendi. (Cevaben) şöyle dedi: “Kalpleri ince, tabiatları yumuşak olan kavimdir. İman yemenlidir, fıkıh yemenlidir ve hikmet yemenlidir.” )

2.

كان نبيّ(ص.) أصحابه عن لبس ثياب رقيقة
( Nebi (s.a.v.) ashabını ince elbiseler giymekten yasaklardı)

3.
عن ابن عبّاس قال هذا مثل: ضرب لمحمد (ص.) نعيت اليه نفسه
İbn Abbas’tan (şöyle dediği rivayet edildi): “Bu, Muhammed (s.a.v.) için bir darbı meseldir (Onun için söylenmiş bir misaldir), (yani) ona kendisinin ölümü haber verilmiştir.

4.
ضرب ابن مسعود من قبل المشركين حين أسمعهم القرآن بجوار الكعبة
(İbn Mes’ud Kabe’nin yakınında onlara Kur’an’ı duyurunca müşrikler tarafından dövüldü.)
5.
قال حدّثنا الحكم ابن بشير
(el-Hakem b. Beşir bize hadis olarak rivayet ve dedi ki:)

6.
حينما تعارف اخوان يوسف على يوسف أرسل يوسف قميصه مع بشير ليلقيه على وجه أبيه
( Yusuf’un kardeşleri Yusuf’u tanıyınca Yusuf babasının yüzüne atması için bir müjdeciyle birlikte gömleğini gönderdi )

CÜMLE KURMA VE KOMPOZİSYON (Kitap sayfası:52)
ALTINCI ALIŞTIRMA: Nas suresinin tefsirine ilişkin birkaç cümle yazmaya çalışınız.


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 23:01
DEĞERLENDİRME SORULARI ( Kitap sayfası: 56 )
Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun ifadeyi seçiniz.
 
1. .............. آمن الرسول بما انزل اليه من ربه} سبب }
{ Rasul Rabbinden kendisine indirilene iman etti } (ayetinin) (nüzul) sebebi..
a) نزوله
b) نزوله
c) نزولها
d) نزولهما
e) نزولهم
2. ........................ أتريدون أن ( … mı demek istiyorsunuz?)
a) تقولون
b) تقولوا
c) تقول
d) تقولي
e) تقولا
3. ........................ و قد أنزل الله عليك هذه (Allah sana bu ….: (ayeti) indirmiştir)
a) الآيَةَ
b) الآيتينِ
c) الآياتَ
d) الآيةُ
e) الآيةِ
4. ..............................انّ مثل عيسى عند الله كمثل آدم }يعنى: لا أب و لا }
{ (Allah katında İsa’nın misali Adem’in misali gibidir) yani; ne bir babası ne de ….: (bir annesi) vardır)
a) أُمٌّ
b) أمًّا
c) أُمٍّ
d) اَلْأُماً
e) أُمَّ
5. ................................. انّ النصارى يزعمون أنّ عيسى عليه السلام
[ Hristiyanlar İsa (a.s.)’ın …: (Allah’ın oğlu) olduğunu iddia ediyorlar ].
a) ابن الله
b) أبناء الله
c) اِبْنُ اللهِ
d) أبناء الله
e) ابني لله
6. ............................. أذن لهم فى الانتشار [ Onlara dağılmaları ve ……: (aramaları) hususunda izin verdi. ]
a)والابتغاء
b) والابتغاء
c) والابتغاء
d) والابتغاء
e) وَالْاِبْتِغاَءِ
7. ............................. علم النبيّ أنه نعيت اليه (Nebi ona ….: (kendisinin) ölüm haberinin bildirildiğini anladı.
a)نفسَه
b) نَفْسُهُ
c) نفسِه
d) نَفَسه
e) نفسها
8. ............................. من دخل على مريض لم يحضره (Kim henüz ….: (ecelinin) gelmediği bir hastanın yanına girerse )
a)أجلَه
b) أجلِه
c)أَجَلُهُ
d) أجلها
e) أجلهما
9. ............................... فقال له عبد الرحمن : انّ لنا
[Bunun üzerine Abdurrahman ona şöyle dedi: Doğrusu bizim de ….. : (onun kadar çocuklarımız) var.]
a) أبناءٌ مثله
b) أَبْناَءً مِثْلَهُ
c) أبناءٍ مثله
d) أبناءِ مثله
e) أَبْناَءُ مِثلَه
10. و نعى له نفسه أى :لَنْ ........ بعدها الا قليلا
[Ve ona ölümünü bildirdi, yani: “Şüphesiz ki sen bundan sonra az bir süre hariç asla …… : (yaşamayacaksın)!”]
a) تعيشُ
b) تعيشا
c) تعيشوا
d)تعيشي
e) تَعِيشَ


-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: scelik
Mesaj Tarihi: 24Kasım2010 Saat 23:02
ÇOKTAN SEÇMELİ ALIŞTIRMALARIN CEVAP ANAHTARI
1. METİN
İkinci alıştırma: 1. C 2. C
Üçünücü alıştırma: 1. C 2. B
Dördüncü alıştırma: 1. A 2. D 3.C 4.C 5.E
Beşinci alıştırma: 1.D 2.C 3.B

2.METİN
İkinci alıştırma: 1.A 2.B 3.E
Üçünücü alıştırma: 1.C
Dördüncü alıştırma: 1.A
Beşinci alıştırma: 1.D
Altıncı alıştırma: 1.C
Yedinci alıştırma: 1.E 2.C 3.B

3.METİN
İkinci alıştırma: 1.D 2.C 3.D 4.D 5.D 6.C 7.B
Üçünücü alıştırma 1.A 2.D 3.E 4.D

4.METİN
İkinci alıştırma: 1.C 2.E 3.C
Üçünücü alıştırma: 1.D 2.C 3.A
Dördüncü alıştırma: 1.C 2.B 3.D 4.C 5.B

5.METİN
Üçünücü alıştırma: 1.C 2.B 3.D 4.D 5.B
Dördüncü alıştırma: 1.E 2.E 3.A 4.E

6.METİN
İkinci alıştırma: 1.D 2.E
Üçünücü alıştırma: 1.B

DEĞERLENDİRME SORULARI CEVAP ANAHTARI
1.C 2.B 3.A 4.E 5.C 6.E 7.B 8.C 9.B 10.E

-------------
الطالب المجتهد


Mesajı Yazan: meczub
Mesaj Tarihi: 25Kasım2010 Saat 10:08
Allah razı olsun hocam ben de bunu arıyordum


Mesajı Yazan: salimyilmaz75
Mesaj Tarihi: 20Eylül2011 Saat 14:14
SA Arkadaşlar
 
Acaba AÜ İlitam 1. Sınıf Arapça kitabını satmak isteyen olur mu ?
 
Selamlar


Mesajı Yazan: caferceylan
Mesaj Tarihi: 21Eylül2011 Saat 09:02
Ankara ilitam ders kitaplarının ve müfredatının değişme ihtimali varmış. Biz bu geçen seneki konulara çalışsak mı yoksa yeni kitapların gelmesini mi beklesek acaba? Belki de tamamen farklı konular olacak ne dersiniz?


Mesajı Yazan: yaren_yaren
Mesaj Tarihi: 22Eylül2011 Saat 14:33

sa arkadaşlar..acaba İNUZEM ve ANKARA İLİTAMIN arapça ders içerikleri aynı konularmı? yoksa müfredatlar farklımı?



Mesajı Yazan: özcevher
Mesaj Tarihi: 29Kasım2011 Saat 23:21
Sayın modaratör arapça ve diğer derslerin (eski sistem)ara sınava kadar olan özeetlerini de şayet elinizde varsa sisteme yükleyebilirmisiniz?Şimdiden teşekkürü bir borç bilirim.

-------------
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başka olmasa.



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03 - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide - http://www.webwizguide.info