Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
Çeviri Atölyesi - Arapça'dan Türkçe'ye Tercüme Çalışmaları
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netورشة التجرمة - ÇEVİRİ ATÖLYESİ TERCÜME ÇALIŞMALARIÇeviri Atölyesi - Arapça'dan Türkçe'ye Tercüme Çalışmaları

Mesaj icon Konu: Ümmü Gülsüm-Inte Omri şarkı sözleri...

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Sayfa   2 Sonraki >>
Yazar Mesaj
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Konu: Ümmü Gülsüm-Inte Omri şarkı sözleri...
    Gönderim Zamanı: 24Mart2007 Saat 03:07

Arkadaşlar öncelikle bir Arapça hayranı olarak böyle bir site hazırladığınız için sizi tebrik etmek istiyorum..

 

Maalesef Arapça bilmiyorum ama öğrenmeyi çok isterim zamanında biraz çalışmıştım emsele bina ama olmadı yarım kaldı. Şimdi sizden bende bir şey isteyeceğim bu aralar Ümmü gülsüm’den başka bir şey dinleyemez oldum ve tabiî ki Arapça bilme-öğrenme isteğim yine nüksetti.. aşağıda Arapçasını ve Türkçe tercümesini yazacağım şarkının Arapça metnini istiyorum arkadaşlar eğer yapabilirseniz çok sevinirim, birde kırık mana verseniz inanın çoook güzel olur  :))

 

Ben anlayamıyorum kelimenin aslını, yani “Ragaa’ouni” Arapça nasıl yazılır? Umarım derdimi anlatabilmişimdir ..

 

 

saygılar

 

 

Şarkıyı indirip dinlemek isteyenler için linkini de veriyorum umarım sizde seversiniz :)

 

Dosyanın büyüklüğü 54,00 Mb  süresi ise yaklaşık 58 dakika.

 

http://rapidshare.com/files/22483122/Um_Kalthom---Inta-Omry.mp3  

 
INTA OMRE

(Sen Benim Ömrümsün)

söz:Ahmed Şefik Kamil

müzik: Muhammed Abdülvahab

 

Ragaa’ouni a’einaik el Ayam illi rahou A’alamouni andam a’ala El-Madhi wi gerahou

Illi shouftouh kabli ma tshoufak a’inaih

Omri dhayea’ yehsibouh izay a’alaya?

 

Inta Omri illi ibtada b’nourak sabahouh

Ad eyh min omri kablak ray w a’ada

Ya habibi ad eyh min omri raah

 

Wala shaf elkalb kablak farhah wahdah

Wala dak fi eldounya ghair taa’m el-jiraah.

 

Ibtadait bilwakti bas ahib omri

Ibtadait bilwakti akhaf la ilomri yijri

 

Kouli farha eshtakha min kablak khayali

Eltakaha fi nour a’ainaik kalbi w fikri

Ya hayat kalbi ya aghla min hayati

Leih ma kabilni hawak ya habibi badri

 

Illi shouftouh kabli ma tshoufak a’inaih Omri dhayea’ yehsibouh izay a’alaya?

Inta Omri illi ibtada b’nourak sabahouh

 

Ellayali el hilwa wil shouk wil mahabah

min zaman w elkalbi shayilhoum a’ashanak

Douk maa’ayah elhoub douk habah bhabah min hanan kalbi illi taalshoukouh li hananak

Hat a’inaik tisrah fi dounyethoum a’ineyyah Hat eydak tiryah lilmoustahm eydaiyah

 

Yahabibi taa’ala w kfaya ill fatna

Howa illi fatna ya habibi elrouh shwayah

Illi shouftouh kabli ma tshoufak a’inaih

Omri dhayea’ yehsibouh izay a’alaya?

Inta Omri illi ibtada b’nourak sabahouh

 

Ya aghla min ayyami

Ya ahla min ahlami

Khoudni li hananak khoudni

Mina el woujoud w iba’idni

Bia’eid bia’eid ana w inta

 

A’ elhoub tisha ayamna

A’ el shouk tnaam layaleina

Salaht beek ayami

Samaht beek el zaman

Nasitni beek aalami

 

Ragaa’ouni a’einaik el Ayam illi rahou

A’alamouni andam a’ala El-Madhi wi gerahou

Illi shouftouh kabli ma tshoufak a’inaih

Omri dhayea’ yehsibouh izay a’alaya?

Inta Omri illi ibtada b’nourak sabahouh

 

Türkçe Tercüme

INTA OMRE

(Sen Benim Ömrümsün)

söz:Ahmed Şefik Kamil

müzik: Muhammed Abdülvahab

 

Gözlerin beni kaybettiğim günlerime döndürdü

Bana geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı öğrettiler

Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı

Hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?

Nurunla yaşamımın gündoğumu başladı

Senden önce yaşamımın ne kadar fazlası kaybedilmiş?

O boşa giden bir geçmişti sevgilim.

Kalbim senden önce mutluluk görmedi.

Kalbim hayatta acı ve ıstırabın tadından başka asla bir şey görmedi.

Hayatı sevmeye henüz şimdi başladım.

Ve yaşamımın benden kaçmakta olduğundan kaygılanmaya başladım

Senden önce her mutluluk için acı çekerdim

Gözlerinin ışığında onlar benim rüyalarımı buldular

Ey benim kalbimin hayatı ...sen benim hayatımdan daha değerlisin.

Neden senin aşkınla uzun bir süre önce karşılaşmadım?

Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir yaşamdı.

Hayatımın bu kısmını nasıl kabul ettiler?

Işığınla, gündoğumunu başlatan hayatımsın sen benim

Harikulade geceler, muhabbet ve büyük aşk!

Uzun zaman önce kalbim seni özlemekteydi

Aşkı benimle yudun yudum tat,

Kalbimin merhameti senin kalbinin merhametini özlüyor.

Gözlerini bana o kadar yaklaştır ki, Gözlerim senin gözlerindeki yaşamda kaybolsun.

Aşkım gel ve yeter

Kaybettiğimiz şey az değil, ruhumun sevgilisi

Senin gözlerini görmeden benim, gözlerimin gördüğü herşey boşa geçmiş bir hayattı

Hayatımın bu kısmını nasıl saydılar?

Işığınla hayatımın sabahı başladı

Sen tüm günlerimden daha değerlisin

Tatlılığına beni de al

Beni evrenden uzaklaştır

Uzaklara, uzaklara

Ben ve sen uzaklara.Yalnız,

Aşkla günlerimiz aydınlanacak

Birbirimizi özleyerek geceler geçiririz

Senin sayende gündüzlerle barıştım

Senin yüzünden zamanı unuttum

Seninle acılarımı unuttum

Ve seninle sefaletimi unuttum

Gözlerin, yitirdiğim günlerime beni geri götürdü

Geçmişten ve onun acılarından pişman olmayı bana öğretti

Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin gördüğü herşey, boşa geçmiş bir hayattı

Hayatımın bu kısmını nasıl saydılar?

Işığınla hayatımın sabahı başladı.

 

(Şarkı sözleri “http://omkalsoum.sitemynet.com/omkalsoum/id13.htm” sitesinden alıntıdır)



Düzenleyen idinc - 27Mayıs2009 Saat 10:36
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 24Mart2007 Saat 03:09

ÜMMÜ GÜLSÜM   (Mısır, 1906-1975)

"Seslerin en güzeli, Arap müziğinin primadonnası, Mısır’ın dördüncü piramidi, Nil’in ölmeyen sesi seslerin ölmeyen Nil’i, umm ul huzuun (hüzünlerin anası), delta bülbülü, Mısır’ın yüzü ve sesi, qawqab al shark (Şark Yıldızı), halkın sadece as sett (hanım) diyerek içlerindeki saygıyı gösterecek bilebildikleri en kibar sözcükle onurlandırdıkları Ümmü Gülsüm...

Yüzyıllar boyunca şiire ve müziğe düşkünlükleri ile bilinen Arapların geçtiğimiz yüzyıla unutulmaz damgasını vuran tartışmasız en büyük sesi. Zamanın sadece radyolarla kaplandığı eskide kalmış dünyanın sihirli insanı... 1975’de öldüğünde Kahire caddelerini dolduran milyonlarca kişinin gözyaşlarında saklı hüzünlerin karşılığı; Ümmü Gülsüm... "

 


“Kavkabü’l-Şark” (Doğu’nun Yıldızı), müzik dünyasının bütün yıldızlarının en parlağı... Ümmü Gülsüm Arap şarkılarının ya da operasının en büyük kadın şarkıcısı, primadonnasıydı; ki hala da öyledir. Bu büyük
ünü sadece emekle elde etti; “Allah vergisi” yeteneğini geliştirmek için çocukluğundan beri çalışarak ve bütün güçlüklere katlanarak. Ümmü Gülsüm geçmişini hiçbir zaman inkar etmedi; aksine onunla gurur duydu. Köyde büyük bir sefalet içinde geçirdiği çocukluktan sonra yükseldi. Sesinin güzelliği karşısında babası ve ağabeyi onun şarkı söylemesine izin verdi. Şans onu büyük ve usta müzisyenler Şeyh Abdullah Muhammed’le, daha sonra da yine onun kadar ünlü müzisyenler Muhammed Kasabcı ve Riad es-Sumbati ile karşılaştırdı. Sonra da Paris’teki eğitimini yeni tamamlayarak ülkesine dönmüş olan genç şair Ahmed Rami ile karşılaştı. Ahmed Rami ona aşık oldu ve bu hiçbir zaman sona ermeyen aşkını, Ümmü Gülsüm için yazdığı şiirlerde dile getirdi. Ahmed Rami’nin “Ömer Hayyam’ın Rubaileri” adlı bir şaheser çevirisi de vardır. Ümmü Gülsüm, yıllarca her ayın ilk perşembesi Kahire’nin en büyük sahnesinde beş saat süren konserler verdi. Kahire Radyosu bu konserleri canlı olarak yayınlar ve bütün Arap dünyası evlerinde veya kahvehanelerinde onu dinlerdi. 60’lı yıllarda genç bir besteci Beliğ Hamdi’yle çalışmaya başladığında Ümmü Gülsüm, repertuvarının tarzını değiştirdi. Bir başka büyük besteci-şarkıcı Muhammed Abdülvahab’la çalışmaya başladıktan sonra da zirveye ulaştı. Ümmü Gülsüm’ün yurtsever şarkıları Arap dünyasının önemli olayları sırasında inkar edilemez bir etki yarattı. Mısır ve Ümmü Gülsüm’ün imajı yarım yüzyıl boyunca birbirine karıştı ve birleşti. Bu kaynaşma bugüne kadar sürmektedir. 1975 yılında öldüğünde, Mısır, onu ulusal bir cenaze töreniyle toprağa verdi ve bütün Arap dünyası yas tuttu.

Sanatçı, yaklaşık iki yüz seksen beste seslendirir.
Bunların en bilinenleri arasında; Alâ Beledi Mahbub (Sevgi Dolu Beldeye -Mısır için söylemiş- 1936), La Talaveyni (1938), Bukra el-Safar (Yarın yolculuk-1940), Ene Fintazarak (seni bekliyorum-1943), Gannili Şuveyye Şuveyye (Bana Yavaş Yavaş Şarkı Söyle-1946), el-Emel (1946), Rubaiyyat el-Hayyam (Hayyam'ın Rubaileri-1949), Şems el-Asil (1955), Miş Mümkün Ebeden (Sonsuza Kadar Olmaz-1961). el-Hob Kida (İşte Böyle Aşk-1961), Zalimni'1-Hob (Aşk Bize Zulümdür-1962), Sıreti'1-Hob (1964), Inta Ömri (Sen Benim Ömrümsün-1964), Baed Annak (1965), Inta el-Hob (Sen Benim Aşkımsın-1965), Emel Hayati (Hayatımın Emeli-1965), Fakkarouni (BeniDüşün-1966), el-Atlal (Harabeler-1966), Hadis el-Ruh (Ruhumun Sözleri-1967), Fat el-Ma'ad (1967), Hazıhı Leyleti (1968), Alf Leyla ve Leyla (Binbir Gece-1969), Daret el-Eyyam (geçip giden günler-1970), El Selasiyeti'l Mukaddese (Kutsal Üçleme-1972), Hakam Aleyna el-Hava (Aşk Aramızda Hakim Olsun-1973) sayılabilir.
KAYNAK;ETNİK MÜZİK

 

 

 

 

IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 24Mart2007 Saat 03:11

 

"Gözlerin, beni kaybettiğim günlerime

döndürdü. Bana geçmişten ve onun acılarından pişman

olmayı Öğrettiler.

Senin gözlerini görmeden benim gözlerimin

gördüğü herşey Boşa geçmiş bir yaşamdı..."

 

Klasik Arap Müziği'nin en önemli icracıları arasında kabul edilen Ümmü Gülsüm, yalnız ülkesi Mısır'ın değil tüm Ortadoğu'nun geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran en büyük sanatçısıdır.

Gülsüm, genel olarak doğum tarihi kabul edilen 1904 yılında Mısır'ın Delta bölgesinde bulunan Dakhaliye Eyaleti, Sinbilaveyn kenti yakınlarındaki Tamay Al Zahayra köyünde oldukça yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğar. Babası İbrahim Seyid el Baltacı bu köyün imamı, annesi Fatma Maliji ev hanımıdır.

Hafız olan babası, Ümmü Gülsüm'ün sesinin güzelliğini kısa sürede fark eder ve ona Kur'an okumayı öğretir. Bu dönemde kızların topluluk önünde ilahiler okuması hoş karşılanmadığından Ümmü Gülsüm bir süre erkek kıyafetleri içinde Ramazan ayında babasıyla birlikte çevre köyleri dolaşarak kaside ve ilahiler okur. Sesinin etkileyiciliğini dinleyenlerin fark etmemesi olanaksızdır. Gülsüm, Sinbilaveyn'in köylerinde küçük yaşlarda olmasına karşın kısa sürede ünlenir.

Babası, tanıyanların yoğun. ısrarlarıyla Ümmü Gülsüm'ü 1923 yılında Kahire'ye götürür. Kahire, yüzyıllardır Arap müziğinin merkezi ve canlı sosyal yaşamıyla bir sanatçının kısa sürede tanınmasına olanak sağlayacak bir kenttir.

Ümmü Gülsüm, Kahire'de kendisini keşfeden ilk müzik adam olarak kabul edilen saygın bestekar Şeyh Abu'l Ala ile tanışır. Ondan müzik dersleri alır ayrıca tanınmış Mısırlı şair Ahmet Rami1 den Klasik Arapça (Fossa) dersleri alır. Sanatçı, Abu'l Ala'nın 1924 -1928 arasında dokuz bestesini seslendirir. Bu taş plak kayıtları aynı zamanda Ümmü Gülsüm'ün elimizde bulunan ilk kayıtlarını oluşturmaktadır.

Ümmü Gülsüm, Kahire'nin zengin semtlerine giderek buralarda evlerde düzenlenen toplantılarda şarkılar okumaya başlar. Repertuarı, genellikle geldiği bölgeye ait şarkılardan oluşmakta ve bunları Kahire'de artık hızla popülaritesini yitirmekte olan iki ya da dört kişilik vokal grubu eşliğinde okumaktadır.

Sanatçı, müzikdeki bu değişimi farkederek 1926'dan sonra repertuarına Kahire'de dönemin en sevilen, bilinen aşk şarkılarını ve kasideleri ekler. Artık tanınmaya ve 1928 yılında beş yıl önce geldiği bu kentin en başarılı müzik icracıları arasında sayılmaya başlar.

Bu dönem Arap müzik tarihi açısından da önemli bir olaya tanıklık eder. Kahire'de 1932 yılında birçok Arap ülkesinden katılımcıların yam sıra Mısır'dan Muhammed Abdülvahab - ki çağdaş Arap müziğinin kurucusu olarak kabul edilir-, Türkiye'den Mes'ud Cemil ve Rauf Yekta beylerin katıldığı ilk "Arap Müzik Kongresi" düzenlenir. Dönemin en tanınmış Arap müziği icracıları, bestecileri bu kongrede biraraya gelir.

 

Türkiye'de 2 Kasım 1934'de Dahiliye Vekili Şükrü Kaya bir genelge yayınlar; "...radyo programlarından alaturka musikinin tamamen kaldırılması ve yalnız Garp tekniğiyle bestelenmiş musiki parçalarımızın Garp tekniğini bilen sanatkarlar tarafından çalınması...". Ancak bu gelişme Türkiye'de halkın kısa sürede Türk Sanat Müziği'ne en yakın müzik olarak düşündüğü Arap müziği yayınlayan Ortadoğu radyolarına yönelmesine neden olur. Bu arada Ümmü Gülsüm, 1920 ve 1930'lu yıllarda taş plak kayıtlarıyla dinleyicilerine ulaşır. Geniş halk kitlelerine ulaşmak içinse ilkini 1936'de çevirdiği toplam altı filmde -birçok şarkılar okuyarak- rol alır. Bunlar Wedad (1936), Nashid al Amal (1937), Dananir (1940), Aydah (1942), Salama (1945) ve Fatma'dır (1947).

 

Bu dönemde Ümmü Gülsüm, Muhammed Abdülvahab, Asmahan, Ferid el Atrash gibi sanatçıların bol Arapça şarkılı filmlerinin başta istanbul film piyasası olmak üzere tüm Türkiye'de gösterildiği ve sinema önlerinde uzun kuyruklar oluşturacak kadar büyük beğeni kazandığı bilinmektedir. Üstelik bu yoğun ilgi yüzünden C. H. P. Genel sekreterliği, İçişleri Ba-kanlığı'na bir yazı yazarak özellikle Mersin, Tarsus, Adana gibi Arap kültürü etkisi altındaki yerlerde Türkçe'ye olan ilginin bu filmler yüzünden azaldığı şikayetini yaparak yasak getirilmesini ister. Bundan sonradır ki şarkılı Arap filmlerine Türkçe sözlü besteler yapılmaya ve Türk sanatçılar tarafından okunmaya başlanır. Münir Nureddin Selçuk gibi dönemin tanınmış bestekarları bu filmlere besteler yapar...

 

Ümmü Gülsüm'e ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu'da gerçek anlamda ün kazandırarak onu yıldızlaştıracak olay, 1934'de kurulan Mısır Ulusal Radyosu ile 1937 yılında yaptığı anlaşmadır. Bu anlaşmayla sanatçının vereceği konserler Mısır Radyosundan her ayın ilk Perşembe gecesi canlı olarak yayınlanacaktır.

 

Ümmü Gülsüm'ün bu konserleri, sanatçının yaşamında bir dönüm noktası olacak ve onu Ortadoğu'da unutulmaz bir efsane haline getirecek kadar ünlenecektir. Bu konserler verileceği zaman halkın kendilerini dinlemeyeceğini bildikleri için hiçbir Arap ülke lideri açıklama yapmaz, caddeler boşalır insanlar radyolarının başında toplanır, radyo istasyonları Kahi-re'ye yönlendirirlerdi. Her evde radyonun bulunamadığı bir dönemden söz ettğimiz unutulmamalıdır. İşte bu nedenle Şam, Halep, Beyrut gibi bazı kentlerin ara sokaklarında büyük radyoların etrafına komşular toplanarak büyülü bir sese kulaklarını verirlerdi.

 

Sanatçı ününü 19401ı yıllarda artırarak sürdürür. Bu, Mısır'da Kral Faruk'un hüküm sürdüğü bir yönetimin işbaşında bulunduğu dönemdir. Kraliyetle ilişkileri gayet iyi olan Ümmü Gülsüm, Faruk için düzenlenen konserlerde de şarkılar söyler. Ancak Mısır Krallığı uzun sürmeyecek, 1948'de İsrail karşısında alınan acı yenilgi 1952 yılında milliyetçi Cemal Ab-dülnasır'ı yapılan ihtilal iktidara taşıyacak ve Ümmü Gülsüm konserlerinin radyolardan yayını yasaklanacaktır.

 

Sanatçının hayranı olan ve üstelik konserlerine dinleyici olarak giden Nasırın bu yasağı bilmediği ve Gülsüm'ün bir gazeteci dostu aracılığıyla Nasır'ın dikkatini bu olaya çektiği anlatılmaktadır. Bu konuda yaşanan bir olay hep anlatılagelir; Gazeteci, Nasır'ı ziyaretinde Gülsüm'e getirilen radyodan yayın yasağını anlatınca, Nasır hayretini gizleyemez ve hemen ihtilalin radyo müdürünü çağırtır. Müdüre durumu sorunca aldığı yanıt "...Gülsüm, eski rejimin simgesi olduğu için radyolardan çalınmasını yasakladık..." olur. Nasır bu yanıta çok sinirlenerek "...pekiyi Nil'i de kuruttunuz mu, piramitleri de yasakladınız mı onlar da eski rejimin simgesiydi!..." der ve konserler yeniden yayınlanmaya başlar. Mısır Krallığı döneminde eski rejimin simgesi olan sanatçı böylece Nasır'ın Arap milliyetçisi yönetimiyle bütünleşir, yeni rejimin de simgesi ve yine Mısır'ın dördüncü piramidi olur...

 

Ümmü Gülsüm, aralarında Ahmet Şefik Kamil, Ahmed Rami, Bayram el Tunusi gibi ünlü şairlerin sözlerini yazdığı ve tanınmış besteciler Beliğ Hamdi, Zekeriya Ahmed, Muham-med Abdülvahab, Riyadh el Sunbati ve daha birçoklarının bestelediği eserlerini okur. Yaklaşık üçyüze yakın eser yorumladığı -bu sayıya kayıt yapılmamış eserler dahil değildir- eldeki kayıtlardan bilinmektedir. Ümmü Gülsüm'ün en bilinen eseri kabul edilebilecek olan, 1964'de sözlerini Ahmed Şefik Kamil ve bestesini Muhammed Abdülvahab'ın yaptığı "Inta Omri" (Sen Benim Ömrümsün) Mısır'da bugün bile birçok kişi tarafından tüm zamanların en iyisi olarak nitelendirilmektedir.

 

Sanatçı, Mısır dışında başka Arap ülkelerinde de çeşitli konserler verir. Ayrıca Paris Olympia Konser Salonu'nda 1967 yılında konser verir. Bu da onun Arap ülkeleri dışında verdiği ilk ve tek konser olur. Arap - İsrail Savaşlarında Arapların uğradığı hezimet ve özellikle Mısır'ın kayıpları Gülsüm'ü halkına moral vermeye yönlendirir. Bu, Ümmü Gülsüm'ün yaşam öyküsünde bir başka başarı sayfası açılmasına neden olur. Gelirinin tümü Mısır Hükümetine bırakılmak üzere önce Mısır içinde birçok konser verir daha sonra Arap ülkelerini kapsayan konserler dizisine başlar; Libya, Lübnan, Sudan, Kuveyt, Tunus gibi birçok ülkeyi dolaşır.

 

Aslında genel olarak kabul edilen görüş Ümmü Gülsüm'ün siyasi bir yönünün olmadığı -varsa da ortaya koymadığı- şeklindedir. Siyasi bir kişilik olarak halkın önüne hiçbir zaman çıkmaz. Ancak sanatı içinde İslam ve Arap geleneği vurguladığı, geçmişin başarılı zamanlarına göndermeler yaptığı bilinen gerçeklerdir. Ayrıca entellektüel kesimlerce ayırdına varıldığı kaynaklarda yazan bir yönü de belirtilmelidir; "...Bugün herşey iyi uegeleceği de biz kadere bırakmalıyız...".

 

Sanatçı yalnızca sesiyle milyonların sevgilisi değildir. Gülsüm, aynı zamanda Mısır'ın en yoksul kesimine "fellah" (köylü) ait olan geçmişini hiçbir zaman inkar etmeyerek halk yığınlarının saygısını da kazanır. Ayrıca iki yüz fakir "fellah" aileye yaşamı boyunca maddi destek sağlar.

 

Konserlerde, Ümmü Gülsüm sahneye çıktığında halk kendisine sevgi gösterilerinde bulunarak alkışlardı. O, her zaman giysisiyle uyumlu mendili elinde halkı mütevazi bir şekilde tebessüm ederek selamlar ve orkestranın giriş bölümünü çalması için sahnede yerleştirilen koltuğuna otururdu. Giriş bölümü çalındıktan sonra şarkıyı söylemeye başlardı.

 

Gülsüm'ün yorumladığı eserler dinlenildiğinde onun ses mükemmelliğinin ve etkilyeciliğinin nedenleri anlaşılabilir. En önemli özelliği bestede makam bütününde bozulmalara gitmeksizin dizelerde ya da sözcüklerde doğaçlama olarak yaptığı uzatma ve yinelemeleridir. Aynı sözcüğü ya da dizeyi dinleyicilerini sıkmadan birbiriyle hiç aynı olmadan defalarca yineleyebilirdi. Bu yinelemeler, dinleyenler üzerinde olağanüstü bir etki yapar ve Arapların "tarab" dedikleri -bizde bir anlamda karşılığı vecd (esrime) olabilecek- etkinin altına girmelerini sağlardı.

 

Ümmü Gülsüm'ün sesi "kadın ve erkek sesi arasında bir ses" olarak kabul edilir. Arap müzik zevkine göre şekillenen sesi, egemen, parlak, büyüleyici ve rüya gibi sıfatlarla anılır.

 

Ümmü Gülsüm'ün sahnede bir eserin temposunu nasıl değiştirdiği, bölümleri nasıl uzattığı ya da kısalttığı hiç beklenmeyen bir anda uzun uzun doğaçlamaya başladığı ya da belli bir bölümü vurguyla ön plana çıkarması sanatçının bilinen ve şaşırtıcı güzellikte taklid edilemez olarak nitelendirilen yorumlarını oluşturur. Böylece onun yorumunun dikkat çekici özelliği, bestelenen parçanın belirli melodi pasajlarını sıkı ritmik biçimlerinden ayırarak bestelenenle o anda kendi oluşturduğu arasında gidip gelmeler olarak nitelendirilir. Yani önceden bestelenenle o anda doğaçlama ortaya konan. Bu ikisi arasındaki karşıtlık sanatçı tarafından ustalıkla kullanılır ve yine "tarab" ortaya çıkar...Bu zıtlık sanatçının yorumladığı eserde - ki artık kendi eseridir- en önemli stil elemanıdır denebilir.

 

Bu önemli değişiklikler ve yorumlar bütünü nedeniyle Ümmü Gülsüm yorumlarının sunumları yapılırken yalnızca sanatçının ismi söylenir. Söz yazarı ya da besteci adı çoğu zaman müzikle ilgili küçük bir çevrenin ilgilendiği ve genelin ilgilenmediği bir konumda kalır. Doğaçlamalarıyla oluşturduğu bestenin aslından farklılaşma nedeniyle okuduğu eser artık onun olarak kabul edilir.

 

Hafif bir iç çekiş ya da orkestraya doğru bir bakış ya da baş, elle verilen işaretle orkestra sanatçının hem kendisini hem dinleyicilerini kendinden geçirecek yinelemelerle başlardı. Ümmü Gülsüm konserlerinde bu en üst seviyeye çıkan "tarab' anlarının ardından izleyicilerin konseri bir süre yarıda kesecek kadar yoğun tezahüratları olurdu. Ümmü Gülsüm'ün orkestra eşliğinde icra ettiği bu müzik olayının yoğunluğu her-şeyden önce icracının sesine ve dizelerde geçen konuları dinleyicilere sunum tarzına bağlıdır. Bu nedenle Ümmü Gülsüm'ün okuduğu şarkıların ne kadar süreceğini bilmek olanaksızdı. Örneğin radyo konserlerinde belirlenen konser süreleri yaklaşık tahminlerden öteye gitmezdi. Gülsüm'ün okuduğu bir bestenin yirmi ya da otuz dakikada bitmesi gereken normal süresi çoğu zaman bir saati bulacak kadar uzardı.

 

Dinleyiciler, sahneye doğru onu öven saygı ve sevgi cümlelerini bağırarak söylemekten çekinmezlerdi. Gülsüm, böyle durumlarda mahcup bir gülümseme ile halkı sakinleştirmeye çalışırdı. Sahneye çıkmaya çalışan insanların onun ellerine sarıldığı hatta ayaklarına kapandıkları sıkça görülen konser manzaralarındandı...

 

Orkestrası, başlangıçta yalnızca ud, kanun gibi klasik çalgılardan oluşurken, özellikle Muhammed Abdülvahab'ın Arap müziğine batılı çalgıları eklemesiyle orkestra elemanlarının sayısı artar. Böylece özellikle 1950'lerin başında orkestrasında elektro gitar, org ya da akordeon gibi batı çalgıları yer alır, kemanların sayısı çoğalır. Bu, smokinli çalgıcılar tarafından kullanılan ud, org, akordeon, kanun, elektro gitar, vurmalı çalgılar batı ile doğunun birleşimi sayılabileceği gibi iki kültürün karmaşası hatta bütün içinde çatışması olarak da kabul edilebilir.

 

Orkestra elemanları, smokinlerle sahneye çıkarken Gülsüm, doğu motifli uzun giysileri tercih eder. Her zaman elinde bulunan ve simgesi kabul edilen mendil aynı zamanda ismiyle de çağrışım yapar. Çünkü adının anlamı "sancağın annesi" dir. Burada unutulmaması gereken çalgıların yeniliği ya da çalanların batılı giysileri değil, Gülsüm'ün yorumladığı eserlerin tümünün hangi çalgılar kullanılırsa kullanılsın geçmişe bağlı müzik geleneğinde olmasıdır. Yeni olarak ordadır-lar ama bir yönleriyle daima geçmişe bağlı ve bu zengin tarihsel geçmişi anımsatırlar.

 

Ümmü Gülsüm'ün şarkıları Mısırlılar için öz kendi mallarıdır. Başka bir kültürden asla kopya değildir ve batı medeniyetine karşı bir çeşit kültürel kaledir. Arapların onun ses kalitesine bakışındaki hayranlık sanatçının sesini kullanması, harflerin üzerindeki dikkatli duruşu, doğaçlamaya ya da yinelemeye gittiği söz kalıplarının seçimindeki zevk bakımından önemlidir.

 

Okuduğu eserler arasında en bilinenleri şunlardır; ala beledi mahbub (sevgi dolu beldeye -Mısır için - 1936), la tala-veyni (1938), bukra el safar (yarın yolculuk-1940), ene finta-zarak (seni bekliyorum-1943), el emel (1946), Rubaiyyat el Hayyam (Hayyam'ın rubaileri-1949), şems el asil (1955), El hob kida (işte böyle aşk-1961), Inta omri (sen benim ömrüm-sün-1964), Inta el hob (sen benim aşkımsın-1965), emel hayati (hayatımın emeli-1965), Fakkarouni (beni düşün-1966), El-Atlal (harabeler-1966), Hadis el Ruh (ruhumun sözleri-1967), Hazihi leyleti (gecenin getirdikleri-1968), Alf Leyla ve Leyla (binbir gece-1969), Daret el eyyam (geçip giden günler-1970), El selasiyeti'l mukaddese (kutsal üçleme-1972), Haham aley-na el hava (aşk aramızda hakim olsun-1973).

 

Sanatçı son şarkısı olan hakem aleyna el havayı sağlık sorunları (ölümüne neden olacak böbrek rahatsızlığı) nedeniyle çok istemesine rağmen hiçbir zaman sahnede okuyamazdı. Eserin yalnızca stüdyo kayıtları vardır. Hastalığı süresince bu şarkıyı ilk kez halkın önünde nerede, nasıl okuyacağının planları üzerine çevresindekilerle konuşurdu.

 

Ümmü Gülsüm, 1975 yılında yaşama veda eder. Mısır hükümetinin resmi devlet töreni düzenlediği, yaklaşık dört milyon kişinin katıldığı cenazesi, Arap dünyasının en büyük lideri kabul edilen Cemal Abdülnasır'ın cenazesinden bile daha kalabalık olur.

Ümmü Gülsüm, unutulmaz güzellikteki sesiyle Ortadoğu'da -ölümünün üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen- hâlâ en sevilen, kasetleri çok satan, televizyon ve radyolarda şarkıları daima çalınan ve Mısır'ın yüzü ve sesi olarak nitelendirilen değişmeyen değerdir.

 

 

 DOĞUMUNDAN 1952'ye KADAR YAŞAMI

 

Ümmü Gülsüm, yoksul bir ailenin son çocuğu olarak Mısır’ın Nil deltasındaki Dakhaliye eyaletinde Sinbillaveyn’in bir köyünde sazdan evlerden oluşan Tammay el Zahayrah’ta 4 Mayıs 1904’de dünyaya geldiği kabul edilir (Doğum tarihini 1898'e kadar götürenler vardır). Dindar ailesi onu nasıl bir geleceğin beklediğinden şüphesiz habersizdir. Köy, Nil Deltası’ndaki diğer yoksul köylerden farksız sazdan, en yükseği iki katlı evlerden oluşan küçük bir yerleşimdir. Babası Şeyh İbrahim el Seyid el Baltacı (öl.1932) küçük bir Cami’de imam, annesi ise Fatima el Maliji (öl. 1947) ev hanımıdır. Ümmü Gülsüm, bu ailenin üçüncü ve son çocuğudur. Mısır’da kız çocuklar evlenene dek baba adını kullandıklarından Ümmü Gülsüm’ün tam adı Ümmü Gülsüm İbrahim el Seyid el Baltacı’dır.

 

Hafız olan babası, yıllarca kendi köyünde ve çevre köylerde ilahi ve kasideler okuyarak ailesi için ek gelir sağlar. Ümmü Gülsüm, ilk müzik eğitimine henüz beş yaşındayken babasından öğrendikleriyle başlar. Ailesi onu köylerindeki bizde o dönemdeki mahalle mektebine karşılık gelebilecek bir okula yollar. Ancak buradaki hocanın ölümüyle Gülsüm kendi köyüne 7 km. uzaklıkta, Izbat el Hevval köyündeki okula gitmeye başlar. Burada Kur’an’ı yazmayı ve makamlara uygun olarak okumayı öğrenir. Bu arada köylerinde komşularının -hepsi de ailesininki gibi- küçük ve yoksul evlerine özellikle Ramazan gecelerinde giderek ilahiler, kasideler ve Kur’an okur. Bu meclislerde küçük kızların şarkı söylemeleri ayıp ve günah sayıldığı için kendisine erkek giysileri giydirilir. Gülsüm’ün babası onun müzik yaşamının başlangıcındaki gerçek hocasıdır. Böylece sesinin etkileyici güzelliği giderek bütün Delta’da yayılmaya başlar.

 

Mısır tarihine XX. yüzyıl ortalarına kadar damgasını vuran Hidivler sülalesinden Kral Fuad ve onun üzerinde bir güç olan İngilizler’in yönetimi sırasında ailesi sesini beğenenlerin israrlı önerileriyle 1923 yılında Kahire’ye taşınır. Kahire şüphesiz Mısır müziğinin kalbidir. Burada müzik eğitmenliğinin yanında saygın bir bestekar da olan Şeyh Abu’l ala Muhammed ile tanışır. Sanatçı, 1924-1928 yılları arasında kendisini keşfeden kişi olarak kabul edilen birçok şey öğrendiği hocasının dokuz bestesini seslendirir.

 

Bu sırada Ümmü Gülsüm, Kahire’nin zengin mahallelerinin evlerine giderek orada şarkılar okumaya başlar ve hatta kendi geldiği fakir, küçük dünyasından bambaşka bir dünyada bulduğu bu insanların bazılarıyla arkadaşlıklar da kurar. Ancak repertuarı başlangıçta hala babasından öğrendiği genellikle kendi yöresine ait şarkılardan oluşur. Bu şarkılarsa 1920’lerin Kahire’sinde artık tutulmamaya başlayan iki ya da dört kişilik erkek vokal grubu eşliğinde okunan şarkılardır. Bu dönemde yeni şarkılar hatta eski şarkıların yeni versiyonları bile daha müzikal ağırlıklıdır.

 

Mısır, bilindiği gibi Arapça’nın en güzel konuşulduğu yer olarak kabul edilir. Bu yüzden Klasik Arap Müziği’nde tıpkı Klasik Türk Müziği’nde Istanbul Türkçesi gibi Fossa denilen en iyi Arapça kullanılır. Bu Arapça ile halk arasında konuşulan Arapça arasında farklar vardır. Bu nedenle, sanatçının babası onu şiir ve Arapça dersleri için Mısır’ın en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen ve Ümmü Gülsüm’ün de onun sözlerini yazdığı birçok şarkıyı okuduğu Ahmed Rami’ye götürür.

 

Ümmü Gülsüm, bu dönemde özellikle okuduğu kasideler ya da tawashih’ler okur. Ancak 1926’dan sonra aşk şarkıları okumaya ve 1928 yılına gelindiğinde ise artık Kahire’nin en başarılı icracıları arasında ilk sırada sayılmaya başlar.

 

 

Sanatçı, 1920’li ve 1930’lu yıllarda sanatçı taş plak kayıtlarıyla sesini duyurur. Ancak tüm Ortadoğu’da tanınması Ulusal Mısır Radyosu’nun 1934 yılında kurularak, onun şarkılarına yer vermesi 1935’de de film piyasasına girmesi ile olur.

 

Ümmü Gülsüm 1937 yılında konserlerini canlı yayınlamaları konusunda radyo ile anlaşma yapar. Sanatçı böylece, çoğunluğu kendisini hiçbir zaman görmeyen ve görmeyi hayal bile edemeyecek kadar yoksul ya da Mısır’dan uzaklarda milyonlarca kişilik dinleyici kitlesine bir anda ulaşır. Öte yandan halk tarafından da anlaşılabilen gündelik Arapça’yı edebi Arapça’nın yerine kullanarak okumaya cesaret ettiği şarkıları, fakir halk tabakaları içinde Ümmü Gülsüm’e olan hayranlığı, saygıyı ve sevgiyi yüceltir.

 

1930’larda repertuarı artık iyice popüler Mısır müzik zevki biçiminde şekillenir ve romantik aşk şarkılarını onun sesinden dinlemek artık insanlar için vaz geçilmez olur. Bu dönemde hatta daha öncesinden başlayarak 1924-1948 yılları arasında özellikle Muhammed el Kasabcı’nın (1892-1966) bestelerini seslendirir ve onun 72 bestesini okur.

 

Film piyasası da Ümmü Gülsüm’e geniş kitlelere ulaşabilmenin yanında maddi büyük yarar sağlar. Sanatçı, aralarında Muhammed Abdülvahab’ın da bulunduğu çeşitli sanatçılarla şarkılar okuduğu altı film çevirir.

 

Bu arada Gülsüm’ün filmlerinin de aralarında olduğu birçok Mısır yapımı film II. Dünya savaşı yıllarında tüm Ortadoğu ve Türkiye’de gösterilerek büyük beğeni kazanır. Şüphesiz Ümmü Gülsüm, Leyla Murad, Muhammed Abdülvahab gibi ünlü şarkıcıların filmlerinin normal olarak Arapça şarkılarla dolu olması Türkiye’de tek parti yönetimini rahatsız eder ve Arapça sözlü şarkılara sinemalarda yasaklar getirilir. Öyle ki dönemin CHP genel sekreterliği bu Arapça şarkılı filmlerin özellikle Arap kültürü etkisindeki Adana ve Mersin gibi kentlerde rağbet gördüğü, Türk diline darbe vurduğu gerekçesiyle filmlerin yasaklanmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı’na yazı gönderir .

 

Ümmü Gülsüm II. Dünya Savaşı yıllarında da şarkılarıyla tüm Ortadoğu’yu büyüler. Sanatçı, 1940’ların sonundan başlayarak gerçek anlamda Arap dünyasının tartışmasız en büyük sesi olarak ünlenir. Bu yıllar özellikle şair Bayram el Tunusi’nin şiirlerini ve besteci Zekeriya Ahmed’in bestelerini seslendirerek herkesi büyülediği sonradan Ümmü Gülsüm’ün altın çağı olarak adlandırılabilecek dönemdir. 1931-1960 arasında Zekeriya Ahmed’e ait otuz besteye ses verir.

 

Gülsüm, Mısır’ın en önemli bestecilerinden olan Riyad el Sonbati’nin 1935-1972 yılları arasında tam 89 bestesini seslendirir. Bunların birçoğu şair Ahmed Rami’nin ve bazıları da Mısır’da ‘Şairlerin Prensi’ olarak ünlenen Ahmed Şevki’nin dizelerini içeren besteler.

 

Gülsüm, Mısır'ın en önemli bestecilerinden olan Riyad el Sonbati'nin 1935-1972 yılları arasında tam seksen dokuz bestesini seslendirir. Bunların birçoğu şair Ahmed Rami'nin ve bazıları da Mısır'da "Şairlerin Prensi" olarak ünlenen Ahmed Şevki'nin dizelerini içeren besteler.

 

Ümmü Gülsüm, 1937 yılında sağlık sorunları nedeniyle Vichy'e gider, 1946 yılında ise guatr sorunları nedeniyle depresyona varacak kadar ümitsizliğe düştüğü hatta sahnelere veda etmeyi düşündüğü ağır bir rahatsızlık geçirir. Sorunları bunlarla da bitmez ve 1947'de birlikte yaşadığı annesini kaybeder. Ardından da kendisi Amerika'dayken erkek kardeşini...

 

Ümmü Gülsüm, ünü arttıkça Mısır aristokrasisinin en üst tabakasıyla tanışmaya ve arkadaşlıklar kurmaya başlar. Kral Faruk yönetiminde rejimin simgesi ve Mısır'ın dördüncü piramidi olarak kabul edilir. Bu arada kralın amcalarından biri olan Şerif Sabri Paşa 1946'da kendisiyle evlenmek ister, ancak sanatsal başarısı ne olursa olsun bir Nil köylüsünü kendilerine asla denk görmeyen kraliyet ailesi bu evliliğe derhal karşı çıkarak kınar. Dönemin Mısır aristokrasisi de bu evliliğe sıcak bakmaz. Ancak tüm bunlarda Şerif Sabri Paşa ile evlenme konusunda istekli olan Ümmü Gülsüm büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşar.

 

Tıbbi sorunlarının arttığı, Şerif Sabri Paşa konusunda hayal kırıklığı yüzünden duygusal olarak çöküntü yaşadığı bu dönemde Gülsüm, bestekar ve udi Mahmut Şerif'le evlenmeyi kabul eder. Ancak hem Ümmü Gülsüm hem de Mahmut Şerif tarafından bir hata olarak nitelendirilen üstelik hayranları tarafından da katıca eleştirilen bu evlilik ancak birkaç gün sürer.

 

Öte yandan Mısır'ın 1948'de İsrail'e karşı savaşta hezimete uğraması vatanseverliği ile bilinen sanatçıyı derinden yaralar. Ordusundan zafer bekleyen Ümmü Gülsüm bu olaya çok üzülür. Alınan yenilgiye rağmen kutsal savaştan dönen Mısır ordusuna konserle moral vermeye çalışır. Konserde dinleyiciler arasında savaşın kahramanlarından birisi ve ilerde Ümmü Gülsüm ile aralarında dostluk oluşacak Cemal Adülnasır da bulunur.

 

 

 

MISIR DEVRİMİ'NDEN VEFATINA KADAR

 

General Necip ve Albay Cemal Abdülnasır tarafından 23 temmuz 1952 tarihinde Mısır'da Kral Faruk yönetimine karşı darbe yapılır. Kral ülkeyi terk ederek Avrupa'ya gider. Ancak yatıyla İskenderiye limanından Faruk'u sessiz gözyaşlarıyla uğurlayan yüzbinlerce kişi devrimcileri endişelendirir. Her devrimin yaptığı gibi önce eskiye ait ne varsa yasaklamaya, yok etmeye başlayan yeni yönetim Ümmü Gülsüm'ün radyo konserlerine de yasak getirir.

 

Bunun üzerine Gülsüm, gazeteci Amal Fehmi'yi telefonla arayarak olayı büyük bir üzüntüyle haber verir. Fehmi, derhal Kahire'de devrim konseyinin karargahına giderek Andünnasır'la konuyu görüşür. Kendisi bir Ümmü Gülsüm hayranı olan ve Kral Faruk zamanındaki tüm konserlerini dinleyen albay Abdünnasır, gazeteciye bu olaydan haberi olmadığını hayretle söyleyerek sorumlu kişiyi çağırır. Ona "...Ümmü Gülsüm'ün radyo yayınlarını yasakladınız mı?.." diye sorar. Adam gayet inanarak "...Yasakladık çünkü o eski rejimin simgesiydi..." deyince küplere binen Abdülnasır "Peki o zaman Nil'i kuruttunuz mu, piramitleri yıktınız mı onlar da eski rejimin sembolleri değil miydi? Hemen bu kararı düzeltin!" diye emreder.

 

Böylece yeni devrimle Ümmü Gülsüm adeta bütünleşirler. Sanatçı gerçek bir yurtseverdir ve şarkılarıyla devrimi taçlandırır. O dönemde tüm Arap dünyasında en iyi tanınan iki isim Abdülnasır ve Ümmü Gülsüm'dür. Bu iki kişinin arasında da saygın bir dostluk oluşur.

 

Radyo yayınları Ümmü Gülsüm'ün ününe ün katan, şüphesiz onu geniş halk kitlelerine ulaştıran bir aracı olur. 1937'den başlayarak yıllarca her ayın ilk Perşembe gecesi Kahire Radyosu tarafından canlı olarak yayınlanan Ümmü Gülsüm konserleri bir anda Kahire, Beyrut, Şam, Riyad ya da Bağdat, Kazablanka gibi başkentlerin sokaklarının boşaltır. Herkes bu etkileyici sesin lezzetine varabilmenin mutluluğuna ulaşmak için evlerine ya da sokak aralarında komşularıyla birlikte dinleyebildikleri radyolarının yanına koşar. Konser günlerinde Arap ülkelerinde liderler demeç verecekse ya da önemli bir duyuru yapılacaksa Ümmü Gülsüm'ün konserinden hemen öncesi bunun için tamamen en uygun andır. Bu konserler sırasında diğer Arap ülkeleri radyolarında bir lider tarafından konuşma yapmaksa, aynı konuşmayı kimse dinlemediği için başka bir gün yinelemeyi gerektirir.

 

Bugün bizde de hala Mersin, Hatay ya da Adana'da bazı yaşlı insanlar anne babalarının Ümmü Gülsüm dinleyebilmek için kendilerini erkenden yatırdıklarını ya da radyoyu iyi duyabilmek için konuşmalarına izin vermediklerini anlatır.

 

Sanatçı 1954'de, evliliğiyle ilgili başından geçen üzücü olaylardan sonra şair Ahmed Rami'nin kendisiyle tanıştırdığı Dr. Hasan el Hifnavi ile evlenir. Dr. Hifnavi, kendisi gibi Nil Deltası'ndaki köylerden birindendir. En az Ümmü Gülsüm kadar tutucu bir çevrede yetişerek, 1940'da bitirdiği okulundan sonra dönemin en tanınmış deri uzmanlarından biri olur. Bu evlilik Gülsüm'ün, Mahmut Şerif'le yaptığı evliliğin aksine halk tarafından da kabul görür.

 

Ümmü Gülsüm 1955'ten başlayarak dönemine uygun aşk şarkılarını ününe ün katacak şekilde büyük bir başarıyla seslendirir. 1957'den başlayarak 1973'e kadar Mısırlı besteci Beliğ Hamdi'nin eserlerinden de okur.

 

Muhammed Abdülvahab (1907-1988) ve Ümmü Gülsüm 1920'lerde Kahire'de tanışır. Abdülvahab, Klasik Arap Müziği'ne getirdiği pekçok yenilikle modern Arap müziğinin kurucusu kabul edilir. Kralların ve prenseslerin şarkıcısı olarak ünlenen Abdülvahab'ın 1964 yılında bestelediği sözleri Ahmet Şefik Kamil'e ait "Inta Omri(Sen Benim Ömrümsün)" Ümmü Gülsüm'ün seslendirdiği bugün bile en çok sevilen şarkılarındandır. O kadar ki "Inta Omri" için Mısır'da "tüm zamanların en iyisi" diyenler vardır. Şarkının etkileyici giriş bölümü Türkiye'de arabesk müzikte kullanılır. Neşe Karaböcek bu şarkıyı okur. Son olarak 2004'de Yonca Evcimik "Aşkım" adıyla sözlerini kendisinin yazdığı bir şarkıda bu besteyi kullanır.

 

Abdülvahab, 1964'den sonraki yıllarda da Gülsüm'ün okuyarak milyonları büyüleyeceği şarkılar besteler. Ayrıca rahmetli Yıldırım Gürses "Bir Garip Yolcuyum Hayat Yolunda" adlı çalışmasında Ümmü Gülsüm'ün seslendirdiği ve bestekar Riyad Al-Sonbati'nin Aqbal Al Layl adlı eserinin ara nağmesini kullanır.

 

Araplar için trajik bir sonla biten 1967 Arap-İsrail savaşının ardından Ümmü Gülsüm yenilgiye uğrayan ülkesinin kırılan onurunu yeniden güçlendirmek ve ülkesine yardım toplamak amacıyla Arap ülkelerini kapsayan yardım kampanyası için turneye çıkar. Mısır hükümeti için kazanç dolu bu gezilerde Arap liderlerle görüşerek ülkesi için elinden geleni yapar.

 

Yükselen Arap milliyetçiliğinin de etkisiyle Libya'da 1969'da Muammer Kaddafi ve Abdüsselam Callud liderliğinde Türk dostu Senusi ailesinden Libya Kralı İdris es Senusi'yi devirmek için bir devrim planlanır. Devrimin tüm şartları 21 Mart'ta hazırken aynı gün Bingazi'ye gelip konser verecek olan Gülsüm yüzünden Libya devrimi uygun şartlar yeniden değerlendirilerek tam beş ay ertelenir . O gece hem devrimciler hem de kraliyet ailesi üyeleri Ümmü Gülsüm'ü dinlemek üzere Bingazi'deki konser salonunda yerlerini alır. Devrimciler o gece devrimi değil ülkelerini onurlandıran qawqab ash shark'ı dinlemeyi isterler. En azından şimdilik...

 

Ümmü Gülsüm'ün sağlığı yaşlandıkça dramatik bir şekilde bozulmaya başlar ve eski rahatsızlıkları yeniden ortaya çıkar. Sanatçı, 1972 yılının Aralık ayındaki ilk konseri sırasında bayılacağını hisseder ve bu, sanatçının verdiği en son konser olur. Ancak sağlık sorunlarına rağmen hep bir ümitle bir daha sahneye çıkacağını düşünerek ileriye dönük çeşitli planlar yapar.

 

Sözlerini Muhammed Abdülvahab'ın yazdığı Beliğ Hamdi tarafından bestelenen "hakam aleyna al hawa" şarkısını 1973 yılı baharında konser salonunda okumak ister. Ancak sağlığı buna izin vermez. 13 Mart 1972 tarihinde bu besteyi seslendirmek için kayıt stüdyosuna gider ancak ayakta duramayacak kadar güçsüz olduğundan bir sandalyeye oturur. Kayıt tam on iki saat sürer bunun ardından da şarkının ilk kez okunacağı konser iptal edilir. Bu nedenle "hakam aleyna al hawa" hiçbir zaman seyirci önünde canlı olarak okunamaz.

 

Ümmü Gülsüm'ün Kahire'de düzenlenen cenaze törenine 4.5 milyon kişi katılır...

 

Sanatçı, 21 ocak 1975’de, ölümüne yol açacak olan böbrek rahatsızlığına yakalanır ve Hastaneye gitmek istemez çevresindekilere ‘hastaneye gidersem öleceğim.’ der. Hastalığı hakkında Al Ahram gazetesi günlük bültenler yayınlar, Ulusal Suriye Radyosu hastaneden kurduğu telefon bağlantısıyla sanatçının hastalığıyla ilgili gelişmeleri dinleyicilerine duyurur. Kahire’nin Zamalik semtindeki evinin önü sağlığı hakkında bilgi almak isteyen sevenlerince doldurulur. 4 Şubat 1975 günü Mısır radyolarından aralıksız Kuran-ı kerim okunarak Ümmü Gülsüm’ün kalp yetmezliği nedeniyle vefatı dünyaya duyurulur. Arapların sevgilisi, seslerin en güzeli hayata veda eder.

 

Cenazesine katılmak için, yalnızca Mısır’dan değil birçok ülkeden liderler, bakanlar, şairler, yazarlar Kahire’ye akın eder. Cenazesi Kahire caddelerinin o zamana kadar gördüğü en büyük kalabalıkla uğurlanır Ümmü Gülsüm. Tabutu eller üzerinde gözyaşları ve ‘güle güle her zaman seveceğimiz şarkıcımız’ sesleriyle hayattayken çok sevdiği El Seyid Hüseyin Camisi’ne götürülür. Cenaze namazı kıldıracak olan imam onun için övgü dolu bir son konuşma yapar, dindarlığını vurgular. Ümmü gülsüm’ün cenaze törenine 4.5 milyon kişi katılır. Mısırlı lider Cemal Abdülnasır’ın cenaze törenine katılan kişi sayısının 3 milyon olduğu düşünülürse sanatçının Mısır için ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir.

 

 

 kaynak:

 Murat ÖZYILDIRIM

omkalsoum.sitemynet.com

 

 

 



Düzenleyen laciwert - 24Mart2007 Saat 03:14
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 02Nisan2007 Saat 22:24

Ya niye kimse bana yardım etmiyor yaaa?

Halbuki sitede hemen hemen herkes arapça biliyor, aramızda mısırlılar da var halbuki?
eee mısırlı olunurda ümmü gülsüme bigane kalınır  mı arkadaşlar lütfen yaa :(((
IP
Ersil
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Malatya
Gönderilenler: 592

Alıntı Ersil Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 03Nisan2007 Saat 07:01

laciwert kardeş buna bi bak belki işine yarar

 
انت عمري

رجعونى عينيك لأيامى اللي راحوا علموني أندم على الماضي و جراحه

اللي شفته قبل ماتشوفك عينيه عمر ضايع يحسبوه إزاى علىّ

انت عمرى اللي ابتدى بنورك صباحه

***

قد إيه من عمرى قبلك راح و عدى ياحبيبى قد إيه من عمرى راح

ولا شاف القلب قبلك فرحة واحدة ولا داق فى الدنيا غير طعم الجراح

إبتديت دلوقت بس أحب عمري إبتديت دلوقت اخاف لا العمر يجرى

كل فرحة اشتاقها من قبلك خيالي التقاها في فى نور عينيك قلبي وفكري

يا حياة قلبي يا أغلى من حياتي ليه ما قابلنيش هواك ياحبيبي بدرى

اللي شفته قبل ماتشوفك عينيه عمر ضايع يحسبوه إزاى علىّ

انت عمرى اللى ابتدى بنورك صباحه

****

الليالي الحلوة والشوق والمحبة من زمان والقلب شايلهم عشانك

دوق معايا الحب دوق حبه بحبه من حنان قلبي اللي طال شوقه لحنانك

هات عينيك تسرح قي دنيتهم عينيه هات ايديك ترتاح للمستهم ايديه

يا حبيبي تعالى وكفاية اللي فاتنا هو فاتنا يا حبيب الروح شويه

اللي شفته قبل ماتشوفك عينيه عمر ضايع يحسبوه إزاى علي؟

انت عمرى اللي ابتدى بنورك صباحه

****

يا أغلى من أيامي يا أحلى من أحلامي

خدني لحنانك خدني عن الوجود وابعدنى

بعيد بعيد أنا وانت بعيد بعيد وحدينا

ع الحب تصحى أيامنا ع الشوق تنام ليالينا

صالحت بيك أيامى سامحت بيك الزمن

نسيتنى بيك آلامى ونسيت معاك الشجن

****

رجعونى عينيك لأيامى اللي راحوا علموني أندم على الماضي و جراحه

اللي شفته قبل ماتشوفك عينيه عمر ضايع يحسبوه إزاى علىّ

انت عمري اللي ابتدى بنورك صباحه


Düzenleyen Ersil - 03Nisan2007 Saat 07:02
Bilende O Bildirende
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 07Nisan2007 Saat 00:59

Ya Ersil çok teşekkür ederim ya, ancak bu kadar güzel yazılabilirdi.

Cevabını bugün gördüm ve yazıcıdan çıktı aldım metin üzerinde biraz çalışacağım, ama ilk etapta gözüme çarpan ve sana sormak istediğim bir şey var. Şarkı başlarken “rakkauni” diye başlıyor yani ümmügülsüm bunu böyle söylüyor ama kelime aslında recceuni imiş ve elbette mana ile de uyuşuyor o zaman. Zira ben kamusa baktım ama rakkauni diye aradım imkan yok “döndürdü” manasını bulamadım, alt kısımlarda da bir yerde kaf sesi ile söylemiş ama sen onu cim harfi ile yazmışsın, merak ettiğim ben mi yanlış duyuyorum yoksa mısır arapçasında! (nasıl oluyorsa o) cim harfini ka sesi ile mi okuyorlar? Aydınlatırsan memnun olurum.

Bu arada aklıma takılan başka sorularıda yazacağım inşallah, umarım beni aydınlatmaya devam edersin…

Son bir soru daha  :) Arapçayı nasıl ve nerede öğrendin? Paylaşırsan sevinirim.

Sevgiler, saygılar… ve çook teşekkürler.

 



Düzenleyen laciwert - 02Aralık2007 Saat 20:30
IP
mueddibe
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Kocaeli
Gönderilenler: 108

Alıntı mueddibe Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 07Nisan2007 Saat 13:04
 
       s.a.
 
 şarkı için teşekkürler laciwert, ummu gulsumu bende severek dinlerim fakat paylaşımını yeni gördüm.şarkıda ki harf değişikliklerini sormuşsun ersil hocamın affına sığınarak cevaplayayım.Arap ülkelerinin bir çoğunda lehçe dediğimiz şive farklıkları mevcuttur.bu değişikliliğin başında Mısır, Tunus ve Cezayir gelir.Hatta arap arkadaşlarımın bu lehçeleri yabancı dilden saydıklarına şahit olmuştum.İşte bu farklılık Mısır lehçesine seninde  fark ettiğin gibi " ج " harfinin " G " harfi olarak değişmesine örnek teşkil eder.Mesela; "جرحت"  kelimesi "cerahtu" olarak okunması gerekirken mısırlılar bunu "gerahtu" şeklinde telaffuz ederler.Dikkatini çektiyse ق  harfininde bazı yerlerde okunmadığını görürsün, mesela; "kalbi" kelimesini  "elbi" şeklinde söylerler .Bu değişiklik sadece lafız için geçerlidir mana herhangi bir değişikliğe uğramaz ve kitaplarda görmek imkansızdır .
 
 Ayrıca ersil hocam sizede çok teşekkür ederim şarkıdaki bir kaç yeri yanlış ezberlediğimi sayenizde farkettim
 
selametle...
 


Düzenleyen mueddibe - 07Nisan2007 Saat 13:51
يا زمان...مللت من صداقتك
IP
Ersil
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Malatya
Gönderilenler: 592

Alıntı Ersil Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 07Nisan2007 Saat 19:35
s.a.
laciwert kardeş arapça metni ben yazmadım onu bir forumda buldum.bende formunda katkısıyla yavaş yavaş öğreniyorum arapçayı.takıldığınız yer olursa arkadaşlarla birlikte cevap bulmaya çalışırız :)
farklılıklar içinse zaten müeedibe kardeş belirtmiş.
 
benim yukarda gördüğüm bazı farklar ise şöyle:
cim  -  ge
gaf  -  hemze
ellezi -  illi
kayf  -  zey 
ecl   - aşan
peltek ze  - de olarak
he zamirleri - şe olarak
 
lehceler konusunda ayrıntılı bilgi bu linkte mevcut inş faydası olur.
 
kolay gelsin.
 
 
 
Bilende O Bildirende
IP
Nour
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 08Mart2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 0

Alıntı Nour Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 07Nisan2007 Saat 22:58
       
      ع الحب تصحى أيامنا ع الشوق تنام ليالينا
Bi de burda yalnız başına duran ayn lar var, A' diye okunmuş, bu harfler ne manada?     Ayrıca ben yazıcıdan çıkarttığımda satırların kelime dizimlerinde  karışma olmuş. ente umri, umri ent haline gelmiş, şarkı rahu diye başlamış,satırın sonunda racauni gelmiş. Halbuki pc mde arabic font yüklü, neden olduğunu anlayamadım.
    Şarkıyı dinlemek sabır istiyor, 1 saat hafife alınır bi zaman değil. Ama dinlememek de elde değil     Araplar Ümm kelsüüm  diyorlarmış sanırım,  k sesini ince ve baskın bir telaffuzla..  Dili öğrenirken kültürü de öğrenmek gerekiyor, yoksa cümlelerin derinine inilemiyor, satıhta gezinip durulunuyor. Bu açıdan halka malolmuş kişileri tanımanın ve anlamanın gerekliliğine inanıyorum.
Hayatı  ilgi çekiciydi, gönderen arkadaşa teşekkür ediyorum.
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 08Nisan2007 Saat 03:12
                    Ersil bey tekrar takrar teşekkürler..        
 
 
Merhaba…

Aleyküm selam arkadaşlar, gördüğüm kadarıyla arapça bilen bilmeyen pek çok kişi Ümmüş dinlemekte,

Ben ümmü gülsümün adını  ilk defa 5-6 sene önce bir gazetede okuduğum yazıda duymuştum  hatırladığım kadarıyla ondan; sahnede insanları saatlerce sadece ya lelli çığlığı ile çoşkuyla ayakta tutan şarkıcı, mısırlı efsane kadın diye bahsediyordu ve tabiî ki ilgimi çok çekmişti ama o zamanlar sesini dinleme olanağım olamadı. Fakat geçen ay sezen aksunun açık radyoda yaptığı proğramda ondan: “Akdeniz havzasının olağanüstü sesi, dünyaya gelmiş geçmiş en güçlü kadın sesi, şarkıcıların şarkıcısından  ümmü gülsümden bir şarkı çalalım,” demiş, ve şarkıyı çaldıktan sonrada birkaç saniye sessiz kalakalmış ardından da “ahh ne biçim söylüyor değil mi ya, nasıl bir şarkı söylemek, yani bir şarkıya bu kadar hakimiyet, hem şarkıcı tekniği olarak hem duygu olarak…” yorumlarında bulunmuştu.

Bende nette küçük bir arama yaptım ve sevgili muratın hazırlamış olduğu  http://omkalsoum.sitemynet.com/ sitesine ulaştım. Şu anda elimde 7 tane ümmügülsüm şarkısı var ve en beğendiğim  ente umri  isimli şarkısı ..Bu arada neden Ente umri değilde inte umri bunu da açıklarsanız memnun olurum.

Sevgili müeddibe ve nour ümmü gülsümün inte umri’den sonra sizce hangi şarkısı daha güzel kotayı fazla şişirmek istemiyorum tavsiyenize göre indireceğim şarkıları, şimdiden teşekkürler :))

 

“Dili öğrenirken kültürü de öğrenmek gerekiyor, yoksa cümlelerin derinine inilemiyor, satıhta gezinip durulunuyor. Bu açıdan halka malolmuş kişileri tanımanın ve anlamanın gerekliliğine inanıyorum.Hayatı  ilgi çekiciydi.”

Bu satırlara kesinlikle katılıyorum ve her açıdan paylaşıma açığım sevgili nur… yani ki yazılarının devamını bekliyorum bir ümmü gülsüm mübtedisi olarak

 

 Sevgili nour metni yazdırma konusunda Ersil beyin yazdığı bir yazının linkini veriyorum zira ben de çok uğraşmama rağmen bu yolu deneyene dek başaramadım,Kısaca önce excel sayfasına yapıştırıyoruz yazıyı sonrada oradan alıp worda yapıştırdık mı problem kalmıyor hem yazıyıda dilediğimiz gibi düzenleyebiliyoruz, büyütüp küçültebiliyoruz. işte link aşağıda

http://www.onlinearabic.net/forum/forum_posts.asp?TID=699

 

 

Bu arada Ümmü gülsüm ile ilgili bazı linkleri paylaşmak istedim

http://omkalsoum.sitemynet.com

 

 

şarkılarını aşağıdaki sitelerden indirebilirsiniz

http://www.mazikana.com/online/english/index.php?display=songs&singer=1696&album=784

http://www.altarab.com/egypt/omkalthoom.html

 

 

Bu da Arapça ve İngilizce ile hazırlanmış bir site ben tam anlayamıyorum ama konserlerden video görüntüleri koymuşlar çok güzel olmuş, bir bakın derim.

http://www.omkolthoum.com/flash.htm

 

 

IP
mueddibe
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Kocaeli
Gönderilenler: 108

Alıntı mueddibe Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 08Nisan2007 Saat 09:53
 
      merhaba ...
 
 Ümmü Gülsüm'ün dönüp dönüp dinlediğim şarkılarının içinden en çok beğendiğim bir kaçını yazayım; يا ظالمني ، اغدا القاك ، حبيب قلبي ، ذكريات ، علي عين الهجر ، ظالمنا الحب...daha önce hiç şadiye dinledin mi bilmiyorum ama اسمراني isimli parçasını dinlemeni tavsiye ederim.
 
selametle... 
يا زمان...مللت من صداقتك
IP
Ersil
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Malatya
Gönderilenler: 592

Alıntı Ersil Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 08Nisan2007 Saat 23:17
ع الحب تصحى أيامنا ع الشوق تنام ليالينا
 
burda ayn harfi على  harfi cerden kısaltmadır.
 
 
ente  yi  inte olarak kullanmakta lehceden dolayıdır.
Bilende O Bildirende
IP
udibekir
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 05Ekim2006
Gönderilenler: 0

Alıntı udibekir Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 20Haziran2007 Saat 22:21
herkese merhaba,
arap müziğine ve özellikle Ümmü Gülsüm'ün ülkemizde sevenlerinin olması çok sevindirici.
laciwert  ümmü gülsüm den sonra ben de hiçbirşey dinleyemez oldum sen de her ay kotayı aşacaksın benim gibi ama şimdilik bu şarkıları indir sen de olanlar mı bilmiyorum ama yazayım ben:

QollyLetayefek
Hakam-Alena-El-Hawa
El-Tholatheya-Al-Mokadasa
El-Hob-Kolo
Darat-El-Ayam
Alf-Lela-Welela

ve son günlerdeki favorim
Men-Ajel-Einek



Düzenleyen udibekir - 20Haziran2007 Saat 22:21
www.3dem-online.com
IP
udibekir
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 05Ekim2006
Gönderilenler: 0

Alıntı udibekir Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 20Haziran2007 Saat 22:24
tüm şarkıları güzel aslında o yüzden pek ayrım yapamıyorum

Hadeth-El-Rooh
Fat-El-Meead
Ala-Balad-El-Mahbob
Akbala-El-Layl

bunlar da çok iyi şarkılar.. hepsi hepsi güzel.. :)
www.3dem-online.com
IP
antera
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 16Ocak2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 0

Alıntı antera Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 18Kasım2007 Saat 15:51
şahsi görüşüm şu ki avam lehçeleri bana göre yeryüzündeki en sevimsiz diller.hatta arapçanın bu dili tanımayan kesim tarafından "kaba,çirkin" gibi klişelerle birlikte zikredilmesi de avam lehçelerin sevimsiz imajından kaynaklanıyor.üstelik fasih arapçanın tekellüfsüz,doğal, akıcı telaffuzu da bu avam lehçelerinin etkisiyle ,tv spikerlerinin ağzında kaba,ağzın eğilip büküldüğü(tam da "ebğadhukum ilyye  el-mutefeyhiquun el muteşeddiquun" hadisinde geçtiği üzere)yapmacık bir şekle bürünmüş.ancak inşaallah ilmi ve dini şuur arttıkça bu yanlışlıklar bitecektir.
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 00:54
"ebğadhukum ilyye  el-mutefeyhiquun el muteşeddiquun"
arkadaşım hadisin tam mealini de yazsanya bizde öğrensek.
 
ee fasih arapça ile konuşan hiçkimse mi yok (ne fena bir cümle oldu farkındayım : ((
IP
amor488
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 30Temmuz2007
Gönderilenler: 98

Alıntı amor488 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 15:07

السلام عليكم

 بســــم الله الرحمن الرحيم
 
sayın antera sizin şahsi fikrinize göre avam dillerinin sevimsiz gelmesinin nedenini öğrenebilme imkânına nail olabilirmiyiz. binanaleyh bu mevzunun fakrını ve müşkilat babındaki derecesini de söylemenizde selahiyet vardır. mâmâfih ben sizin kastı fihitabınızdaki fikri fazlı fehmedemedim...
biraz abarttım ama bu şekil konuşmak güzel dir. ama insanların arasında artık kuralsal bir konuşmanın bulunmaması bunun yanlış olduğunu göstermez,     ki bu hususta konuşan kişinin kurallara tam tamına riayet etmesi, uyması, kaşısındaki insana eziyet olur. çok güzel konuşan insan karşısındakine eziyet eder. hem fazla formel, resmi, ciddi konuşan insan duygusal bazda karşısındakine bir sıcaklık veremez. demem o ki halk arası samimiyetten kaynaklanan bir sıcaklık ifade eden konuşma biçimi kişiler arası dostluğu ve duyguyu ortaya çıkarabilir. onun için halk arası diye tabir edilen ağaz veya avam dili ortaya çıkmaktadır. tabiki haber vebenzeri tv programlarında avam lehçesi niteliğinde bir dili kullanım tarzı yanlış olur. arapçadada bu böyledir arapçayı nekadar iyi bilseniz bile halk arası yerel dili anlamada zorluk çekebilirsiniz. çünkü her arap el-cezire muhabiri değildir. burada bir konuya önemle işaret edeceğim Kur'ani arapça diğer lehçe ve ağazların üstünde olacak tabiki, çünkü O beşer kelamı değil bu gün bile ona misal  getirilememektedir. onun eşsizliği diğerleriyle kıyas bile edilmemeli ve edilemezde. hepinizden allah razı olsun. hakkınızı helal edin. görüşüme katılanda olacak, katılmayanda. kimseye birşey kabul ettirmek durumunda değilim lütfen yazıyı ona göre tartınız. selam ve dua ile... 
HAYALLERİMİ AYAKLARININ ALTINA SERİYORUM, LÜTFEN YUMŞAK DAVRAN, ÇÜNKÜ HAYALLERİMİN ÜZERİNDE DURUYORSUN...
IP
antera
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 16Ocak2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 0

Alıntı antera Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 19:45
Orjinalini yazan: laciwert

"ebğadhukum ilyye  el-mutefeyhiquun el muteşeddiquun"
arkadaşım hadisin tam mealini de yazsanya bizde öğrensek.
 
ee fasih arapça ile konuşan hiçkimse mi yok (ne fena bir cümle oldu farkındayım : ((
 
 

4861- شرار أمتي الثرثارون المتشدقون المتفيهقون، وخيار أمتي أحاسنهم أخلاقا ‏[‏زاد في رواية ‏"‏إذا فقهوا‏"‏، أي فهموا‏]‏ـ

‏[‏‏"‏الثرثارون‏"‏‏:‏ أي المكثارون في الكلام‏.‏ والثرثرة صوت الكلام وترديده تكلفا وخروجا عن الحق‏.‏

‏"‏المتشدقون‏"‏‏:‏ أي المتكلمون بكل أشداقهم ويلوون ألسنتهم، جمع متشدق وهو المتكلف في الكلام فيلوي به شدقيه، والشدق جانب الفم‏.‏

‏"‏المتفهيقون‏"‏‏:‏ أي المتوسعون في الكلام، الفاتحون أفواههم للتفصح، جمع متفيهق ‏.‏‏.‏‏.‏ وأصله الفهق وهو الامتلاء، كأنه ملأ به فاه‏.‏

فكل ذلك راجع إلى معنى الترديد والتكلف في الكلام ‏.‏‏.‏‏.‏ قال العسكري‏:‏ أراد المصطفى صلى الله عليه وسلم النهي عن كثرة الخوض في الباطل، وأن تكلف البلاغة والتعمق في التفصح مذموم، وأن ضد ذلك مطلوب محبوب‏.‏‏]‏ـ

- ‏(‏خد‏)‏ عن أبي هريرة

kaynak "el-camius sağir min hadisil beşirin nezir"
 
 
hadis-i şerifin meali "ümmetim en şerlileri 'sözü gereksiz yere uzatıp,haktan saparak,manası aynı şeyleri durmadan tekrar edenler', avurtlarını yayıp,dillerini
bükerek yapmacıklıkla konuşanlar',fesahat taslayıp ağızalarını yaya yaya konuşanlarlardır.En hayırlıları ise ahlakça en güzel olanlarıdır"sadaka rasulullah.
 Hadis-i Şerif'in açıklamasında Ebu Hilal El-askeri(rh.a.)diyor ki;"Mustafa (s.a.v)bu kavli şerifiyle ümmetini batılla oyalanmaktan nehyetmiştir ve yapmacıklıkla belağat ve fesahat taslamanın mezmum olduğunu,bunun aksinin yani (fesahat ve belağatın yapmacıksız olmasının güzel ve övülmüş olduğunu anlatmayı dilemiştir."
  Kardeşler işte benim belirtmek istediğim de rasulullah(s.a.v)in bu mu'cizevi ihbarıdır.bu es-sersarul muşeddiqunel mutefeyhiqun zümresini günüzde görmek o kadar kolay ki.açın izleyin arap kanallarını bu kravatlı göbekli mahluklardan çok görürsünüz.hatta bazen cübbeli de olabilirler.ama ekseriyetle kıravatlı ,göbekli siyasetçi geçinen zümredir bunlar.Onun için yukarıda özellikle tv spikerleri vs. dedim.Zaten ulema kesiminin konuşması ve lev ki fesahatli ve belağatli olsun ekseriyetle tam da kur'an kıraatine uyan tekellüfsüz ve akıcıdır ve kulağa gayet hoş gelir,yapmacıksızdır.ama bu siyasi zümresi kur'anla pek haşir neşir olmadığı için bir cim harfini bile telaffuz etmekten acizdir.hadislerle pek haşir neşir olmadıkları için de ağızlarını yayıp mahreçleri çatlata çatlata belağat ve fesahat taslasalar da bu sanatlardan hiç anlamazlar sıkışınca hemen avamca konuşmaya başlarlar.bunlar sadece benim gözlemlerim,Allah razı olsun.
 
 


Düzenleyen antera - 21Kasım2007 Saat 19:47
IP
mbagci9
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 20Mart2007
Gönderilenler: 535

Alıntı mbagci9 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 20:12
antera kardeş biraz abartmışsın  bence . O hadisi şerifte bahsedilen konuşma şekli kendini alim göstermek ve  alim gibi konuşmaya çalışıp kendini kabullendirerek olur olmaz fikir ve bilgileri insanlara aşılamak için konuşmasıı değiştirenlere ait olsa gerek . Yoksa beceremediği için veya üzerinde çalışmadığı için veya mahallesinde öyle konuşulduğu için ağzını yayarak konuşan bir insan resulullahın hadisi şerifince zemmedilmiş kişilerden olmaz.  Bence burada üzerinde durulması gereken nokta  fesih ile ammice arasındaki fark harflerin mahreclerinden çok kullanılan kelimelerin orjinalliği ve aslına uygun olarak konuşulmamasıdır. mesela (ما ) yerine (عيش) kullanımı gibi bence asıl problem aynı manalar için çok farklı kelimelerin kullanılması ve arap dünyasının dillerinin birbirinden kopmaya yüz tutmasıdır. Nasıl ki bizler azeri dilini türkmen dilini zor anlıyor isek arap dünyasıda ammice olan dil farklılıklarından dolayı dilin anlaşılırlıktan uzaklaşması problem bana göre.
IP
antera
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 16Ocak2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 0

Alıntı antera Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 20:20
 amor488,kardeşim allah razı olsun.avam lehçelerini sevmememin nedeni aslında (kulağa hoş gelmemesi dışında,tabii ki bu şahsi görüşüm.)Arap dünyasını Kur'an ve Sünneten uzaklaştırması,şarkı,türkü ve sefahete itmesi dolayısıyla.Dikkat edin Arap dünyasında ne kadar şarkıcı,türkücü,dansöz veya sefih insan varsa ağızlarından avamca eksik olmaz.Hatta bunlar fasih Arapça konuşsa da pek anlayamam bunları,kelimeleri birbirine katıp yuvarlayarak irap yapmadan konuşurlar.tabii ki avamcayı konuşan dindar insanlar da olabilir sonuşta halk dili ama bu insanlar ille de avamca demez.bugün arap dünyasında avam lehçelerini tamamen hakim kılmaya çalışan yahudi yüzlü sinsi bir plan var.işte genelde bunların oyuncağı olan bazı kesimler avamcayı fasih arapçanın üstüne koymaya çalışıyor.herkes el-cezire spikeri gibi konuşamaz demişsiniz.zaten tv spikerleri ve siyasiler ister fasih diye tabir edilen modern arapça ile(ki bana göre klasik arapçadan epey farklıdır) konuşsunlar bunları tasvip etmediğimi yukardaki mesajımda belirttim.benim tasvip ettiğim telaffuz olarak günümüz arap ulemasının konuştuğu Arapça,ama üslup,belağat fesahat yönünden desen asr-ı saadet arapçası derdim ama bugün onu hayatın içinde yaşatmak mümkün görünmüyor.ayrıca avamca daha samimi demişsiniz belki modern ve resmi arapçadan daha samimi ama değil avamca,hiç bir lisan asr-ı saadet dönemi arapçasından daha samimi daha güzel,daha dokunaklı olamaz.asr-ı saadet dönemi Arapçası halk içinde hatta en basit bir bedevinin bile ağzında yaşayan dildi.Onun için resmi bir üslubu yoktu,hatta çok şiirseldi ama sonradan bu Arapça fasih kalsa da sadece yazı diline dönüştü onun için biraz daha ilmi ve felsefi bir boyut kazandı.
ama bu fasih Arapça'yı günümüzde işleyen,kullanan bazı kesimler kendi dil özelliklerini bile gözardı edip ingilizce fransızca gibi dillerin yapılarına ve üslubuna uydurmaya çalıştılar böylece modern arapça doğdu.Allah razı olsun


Düzenleyen antera - 21Kasım2007 Saat 21:47
IP
antera
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 16Ocak2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 0

Alıntı antera Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 20:35
Orjinalini yazan: mbagci9

antera kardeş biraz abartmışsın  bence . O hadisi şerifte bahsedilen konuşma şekli kendini alim göstermek ve  alim gibi konuşmaya çalışıp kendini kabullendirerek olur olmaz fikir ve bilgileri insanlara aşılamak için konuşmasıı değiştirenlere ait olsa gerek . Yoksa beceremediği için veya üzerinde çalışmadığı için veya mahallesinde öyle konuşulduğu için ağzını yayarak konuşan bir insan resulullahın hadisi şerifince zemmedilmiş kişilerden olmaz.  Bence burada üzerinde durulması gereken nokta  fesih ile ammice arasındaki fark harflerin mahreclerinden çok kullanılan kelimelerin orjinalliği ve aslına uygun olarak konuşulmamasıdır. mesela (ما ) yerine (عيش) kullanımı gibi bence asıl problem aynı manalar için çok farklı kelimelerin kullanılması ve arap dünyasının dillerinin birbirinden kopmaya yüz tutmasıdır. Nasıl ki bizler azeri dilini türkmen dilini zor anlıyor isek arap dünyasıda ammice olan dil farklılıklarından dolayı dilin anlaşılırlıktan uzaklaşması problem bana göre.
 
 Sen de haklısın kardeş biraz abartmış olabilirim ama anlatmak istediğim şey çok dikkat çekmeyen bir şey olduğu için anlatmakta biraz zorlandım.ama bu zemmedilen zümre özellikle eski dönemlerde ulema içinden çıksa da günümüzde bunların önde gideni bence siyasiler(tabii ki hepsi değil ve bu şahsi görüşüm),halbuki bu siyasiler Arap diline eski ulema kadar aşina da değil.
 ayrıca mana farkları elbette en önemlidir ama bence telaffuzu da gözardı etmemek lazım.Çünkü şayet kıraat ilmi olmasa idi arap dili latince gibi kitapların sayfaları arasına hapsolacaktı ve kuran her tarafta yanlış okunacaktı.biz kuran okurken cim harfini je diye okusak veya ge diye okusak veya kaf harfini ge diye okusak sizce kuranın o muhteşem ahengine zarar vermez mi?
IP
mbagci9
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 20Mart2007
Gönderilenler: 535

Alıntı mbagci9 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Kasım2007 Saat 20:40
kuran okurken kıraat ilmi ve tecvid ilminin zaruretine kimsenin itirazı yok. Tecvidsiz ve kıraatsız okunan kuranı kerim hatalı okunma ihtimali çok yüksektir. KOnuşmada o kadar kasmaya gerek yok demek istedim.
IP
laciwert
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 21Mart2007
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 0

Alıntı laciwert Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 22Kasım2007 Saat 07:51
Allah razı olsun arkadaşlar ya ne güzel şeyler söylüyorsunuz : ))
bizde istifade ediyoruz,
 bu arada "ümmetim en şerlileri 'sözü gereksiz yere uzatıp,haktan saparak,manası aynı şeyleri durmadan tekrar edenler', avurtlarını yayıp,dillerini
bükerek yapmacıklıkla konuşanlar',fesahat taslayıp ağızalarını yaya yaya konuşanlarlardır" tanımına ümmü gülsüm de dahil mi : ((
IP
amor488
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 30Temmuz2007
Gönderilenler: 98

Alıntı amor488 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 22Kasım2007 Saat 13:41
السلا م عليكم
 
بســـــم الله الرحمن الرحيم
 
antera kardeşim senin nufuz ettiğin şu nokta gerçekten mühim bir noktadır. rasulullah a.v.s  natık cihetinde kuran lisanı kullanmaktadır. bende bu arapların sefahat yönünden yaptıkları fiillere kat'i surette karşıyım. zaten onların başlarındaki olan gerek kral gerek devlet başkanı hepsi bir ingiliz, fransız, abd gibi şer ülkeleri tarafından yerleştirilmiştir. acı ama gerçek suudi kralının bile neye hizmett ettiği bellideğil... sözümü toplayayım yani fusha, fasih lehçe (açık-beliğ-net) sahabe efendilerimiz ve rasulullah a.s.v. mın kullandığı lisnadır. bu arada araplar kuranı tamamen anlayamamaktadırlar. şayet anlasalardı senin bu bahsettiğin muzik ve sayre şeyleri yapmazlardı. ve yine şayet anlasalardı alim olurlardı... selam ve dua ile .... hadis: rasulullah bir hadisinde: arapçayı üç şeyden ötürü seviyorum. evvelen ben arabım, saniyen kuran dili arapça, salisen cennette kullanılacak lisan arapça. allah ve rasulu herzaman muhakkak ki doğru söyler..


Düzenleyen amor488 - 22Kasım2007 Saat 13:47
HAYALLERİMİ AYAKLARININ ALTINA SERİYORUM, LÜTFEN YUMŞAK DAVRAN, ÇÜNKÜ HAYALLERİMİN ÜZERİNDE DURUYORSUN...
IP
udibekir
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 05Ekim2006
Gönderilenler: 0

Alıntı udibekir Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 01Aralık2007 Saat 12:10
Merhabalar,

Anlamadığım bazı şeyler var engin bilgilerinizle bizleri aydınlatırsanız sevinirim..
Önce en son gözüme çarpan "bu arada araplar kuranı tamamen anlayamamaktadırlar. şayet anlasalardı senin bu bahsettiğin muzik ve sayre şeyleri yapmazlardı. ve yine şayet anlasalardı alim olurlardı..." burda kastedilen nedir ? müzik ve sayre şeyler yapılmaz mı diyor Kur'an ? sayın amor488 bu konuya açıklık getirirseniz! çok sevineceğim.. yani size göre yanlış olan acaba arapların müzik yapması mı yoksa hakkaten müzik yapmak yasaklanmış da bizim ve bizden önce müzik yapan, yolundan gittiğimiz üstadların sizin gibi engin bilgileri yoktu da o yüzden mi müzik yapıyorlardı ? 12 senelik müzik eğitimimize şu andan itibaren dur diyelim sayın amor madem yanlış bir yol!
Asıl anlamadğımı konu ise bütün bu tartışmaların neden bu başlık altında yapıldığı. Antera kardeşim bi açıklık getirirsen sevinirim kastettiğin duruma Ümmü Gülsüm ve onun arapçası da dahil mi diye merak etmiş bir arkadaş ben de merakı tazeleyim.. Hem de çok merak ediyorum..

Teşekkür ediyorum..
www.3dem-online.com
IP
idinc
Yönetici
Yönetici
Simge
Site ve Forum Yöneticisi

Kayıt Tarihi: 21Ağustos2006
Gönderilenler: 2869

Alıntı idinc Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 01Aralık2007 Saat 12:41
Merhabalar arkadaşlar
Neşeniz bol olsun.
 
Yarınlarınız güzellik ve başarı dolu olsun.
 
Malumunuz forumumuz dil forumu ve öğrenmeye amaç edindiğimiz dili temsil eden topluluğun/toplulukların eski-yeni kültürü dili bütünleyen ve tüm canlığı ile yaşatan bir olgudur.
 
Bu minval ve aklıselim ile yorumlarımızı/çalışmalarımızı dil-kültür yakın ilişkisinden de istifade ederek dili kazanmaya, forumun bu bölümünde "Arapça'dan Türkçe'te Tercüme Çalışmaları" altında başlığa uygun gayretlerimize ve dilimize katkılarına gayret sarfedelim.
 
Bu bölümde temel gayretimiz ve enerjimizi sarfedeceğimiz konular şunlar olmalı;
 
- "Arapça metinleri, cümleleri daha rahat ve daha keyifli nasıl çevirerek dilimi geliştirebilirim?" olmalıdır.
 
- Bu bölüme yazılan Arapça metinleri tüm gayretimizle Türkçe'ye çevirerek, konuya daha vakıf arkadaşlarımızın kontrolüne imkan tanıyarak, eksik ve/veya alternatif tercümeleri değerlendirmek olmalıdır.
 
**
 
- Yukarıda güzel bir konunun amacı dışına çıkmaya başladığını farkettiğimden, kalp kırılmalarının vuku bulmasını istemeğimizden bu açıklamayı yapmaya gerek duydum.
 
- Bu amaç ile kurulan forumdaki maksadı aşan ifadeler forum kuralları gereği silineceğinden, nazik anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.
 
Hayatınızın her köşesini güzellikler ve başarılar süslesin
 
idinc (yönetici)
IP
kudbu
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 22Ağustos2007
Gönderilenler: 0

Alıntı kudbu Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 01Haziran2009 Saat 14:19

الأطــــــلال                  شـعر د. ابراهيم ناجى

ألحان رياض السنباطى                  مقــــام هــزام   ١٩٦٦

                                     

يا فُؤَادِى لا تَسَلْ أيْنَ الْهَوَى             كَانَ صَرْحًا مِنْ خَيالٍ فَهَوَى

اِسْقِنِى واشْرَبْ على أطْلالِهِ              و ارْوَ عَنِّى طَالَمَا الدَّمْعُ رَوَى

كَيْفَ ذَاكَ الْحُبُّ أمْسَى خَبَرًا            و حَدِيثًا مِنْ أحادِيثِ الْجَوَى

                                     

لَسْتُ أنْساكَ وقَدْ أغْريْتَنِى               بِفَمٍ عَذْبِ الْمُناداةِ رَقيقٌ

و يَدٍ تَمْتَدُّ نَحْوِى كَيَدٍ                  مِنْ خِلالِ الْمَوْجِ مُدَّتْ لِغَرِيقٍ

و بَرِيقٍ يَظْمأُ السَّارِى لَهُ                 أيْنَ فِى عَينَيكَ ذَيَّاكَ البَرِيقِ

                                     

يا حَبِيبًا زُرْتُ يَوْمًا أيْكَهُ                 طَائِرَ الشَّوْقِ أُغَنىِّ أَلَمِى

لَكَ إبطاءُ المذلِ الْمُنْعم                   و تَجَنِّى القَادِرِ المُحْتَكِمِ

و حَنِينِى لَكَ يَطْوِى أضْلَعِى              و الثَوَانِى جَمَرَات فِى دَمِى

                                     

أعْطِنِى حُرِّيَّتِى أطْلِقْ يَدَيّا                إنَّنىِ أعْطَيتُ مَا اسْتَبْقَيتُ شَيْئًا

آهِ مِنْ قَيْدِكَ أدْمَى مَعْصَمِى              فَلِمَ أُبْقِيهِ و مَا أبْقَى عَلَيّا

مَا احْتِفاظِى بِعُهودٍ لَمْ تَصُنْهَا             و إلامَ الأسر والدُّنْيَا لَدَيّا

                                     

أيْنَ مِنْ عَيْنِى حَبِيبٌ سَاحِرٌ              فِيهِ عَزٌّ وجَلالٌ وحَيَاءٌ

واثِقُ الخُطْوةِ يَمْشِى مَلكًا                ظَالِمُ الْحُسْنِ شَهِىُّ الْكِبْرِيَاءِ

عبِقُ السِّحْرُ كَأَنْفَاسِ الرُّبَى              سَاهِمُ الطَّرْفِ كَأَحْلامِ الْمَسَاءِ

                                     

أيْنَ مِنِّى مَجْلِسٌ أنْتَ بِهِ                 فِتْنَةٌ تَمَّتْ سَناءً و سَنَى

و أنَا حُبٌّ و قَلْبٌ هَائِمٌ                 و فَرَاشٌ حَائِرٌ مِنْكَ دَنا

و مِِنَ الشَّوْقِ رَسُولٌ بَينَنَا                و نَدِيمٌ قَدَّمَ الْكَأسَ لَنَا

                                     

هَلْ رَأَى الْحُبُّ سُكَارَى مِثْلَنَا            كَمْ بَنَيْنَا مِنْ خَيَالٍ حَوْلَنَا

و مَشَيْنَا فِى طَرِيقٍ مُقْمِرٍ                 تَثْبُ الفَرْحَةُ فِيهِ قَبْلَنَا

و ضَحِكْنَا ضِحْكَ طِفْلَيْنِ مَعًا             و عَدَوْنَا فَسَبَقْنَا ظِلَّنَا

                                     

و انْتَبَهْنَا بَعْدَ مَا زالَ الرَّحِيقُ              و أفَقْنا لَيْتَ أنَا لا نُفِيق

يَقْظَةٌ طَاحَتْ بأحْلامِ الْكَرى             و تَوَلَّى اللَّيْلُ و اللَّيْلُ صَدِيقٌ

و إذَا النُّورُ نَذِيرٌ طَالِعٌ                   و إذَا الْفَجْرُ مُطِلٌّ كَالْحَرِيقِ

و إذَا الدُّنيَا كَمَا نَعْرِفُهَا                  و إذَا الأحْبَابُ كُلٌّ فِى طَرِيقٍ     

 

أيُّهَا السَّاهرُ تَغْفُو                       تَذْكُرُ الْعَهْدَ وتَصْحُو

فَإذَا مَا الْتَأَمَ جُرْحٌ                      جَدَّ بِالتَّذْكَارِ جُرْحٌ

فَتَعَلَّمْ كَيْفَ تَنْسَى                      و تَعَلَّمْ كَيْفَ تَمْحُو

                                     

يَا حَبِيبِى كُلُّ شيءٍ بقَضَاءٍ               مَا بأيْدِينَا خُلِقْنا تُعَسَاء

رُبَّمَا تَجْمَعُنَا أقْدَارُنَا                     ذَاتَ يَومٍ بَعْدَ مَا عَزَّ اللِّقَاء

فإذَا أنْكَرَ خِلٌّ خِلَّهُ                      و تَلاقَينَا لقَاءَ الغُرَبَاء

و مَضَى كُلٌّ إلَى غَايَتِهِ                  لا تَقُلْ شِئْنَا فَإنَّ الْحَظَّ شَاء

إلى من يحب ام كلثوم

IP
ATALAY
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 29Aralık2008
Gönderilenler: 1576

Alıntı ATALAY Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 21Temmuz2009 Saat 16:18
ام كلثوم كوكب الشرق جدا
IP
@sedef@
Aktif Üye
Aktif Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 17Mayıs2008
Gönderilenler: 108

Alıntı @sedef@ Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 25Eylül2009 Saat 12:40

arkadaşlar ümmü gülsümün leilet hobb şarkısının çevirisini yapabilecek var mı? 

IP
ATALAY
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 29Aralık2008
Gönderilenler: 1576

Alıntı ATALAY Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 26Eylül2009 Saat 11:44
Sözlerini yazarsanız bakarız.
IP

Sayfa   2 Sonraki >>
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,113 Saniyede Yüklendi.



rüyada ağlamak | siyah peynir | rüyada köpek görmek | rüyada altın görmek | rüyada para görmek | rüyada bebek emzirmek | rüyada gelinlik giymek | rüyada eski sevgiliyi görmek | rüyada silah görmek | rüyada örümcek görmek | rüyada kavga etmek | rüyada aslan görmek | rüyada papağan görmek | rüyada timsah görmek | rüyada domuz görmek | rüyada hırsız görmek | rüyada burun kanaması | rüyada bal görmek | rüyada örümcek görmek | dask sigortası