Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri

Mesaj icon Konu: HUKUK 10. HAFTA

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
muallim sani
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 12Ocak2010
Gönderilenler: 108

Alıntı muallim sani Cevapla bullet Konu: HUKUK 10. HAFTA
    Gönderim Zamanı: 27Nisan2010 Saat 19:37

HUKUK 10.HAFTA

İÇTİHAT

Fıkıh terimi olarak anlamı müçtehit olan kişinin bir konudaki şerî hükmü bulabilmek için yapılması gereken her şeyi yapmasıdır. Ancak içtihat beşerî bir anlama eylemi olduğu için içtihatla ulaşılan bilgi zorunlu bir bilgi değil zannî bir bilgidir.

Kıyas, hükmü belli olmamakla beraber naslarda aslı bulunan bir konuda yapılır, içtihat ise nas bulunmayan konularda da yapılabilir. İstihsan, istislah ve Seddi zerayi ile hüküm vermek de

birer içtihattır. Buna göre her kıyas bir içtihattır, ama her içtihat bir kıyas değildir.Re’y de içtihat anlamında kullanılmıştır. Şu halde içtihat geniş bir kavramdır, kıyas ise onun sadece bir bölümüdür. İçtihatla ilgili olarak bir de taharrî kavramı vardır.Taharrî özellikle ibadetler konusunda kullanılır ve açık olmayan bir hususu belirleyebilmek için yapılan araştırma anlamına gelir. Mesela bir yerde kıbleyi tespit için karinelere bakarak yapılan akıl yürütme bir taharrî’dir. Bu da bir nevi içtihat sayılır, ancak bunu herkes yapabilir.

İçtihadın Önemi

İçtihat sadece bir hak, ya da sıradan bir hobi değildir, aynı zamanda kifâî bir dinî görevdir.Her asırda bu görevi yerine getirecek sayıda müçtehidin bulunması, bunun gerçekleşmesi için gereken altyapının hazırlanması bütün Müslümanlar üzerine bir borçtur.Bunda herkes müttefiktir. Çünkü Allah (cc) dinin sürekli beyanını, anlaşılmasını ve anlatılmasını âlimler üzerine bir görev olarak yüklemiştir. Ancak durum böyle olmakla beraber bazı mezhepler, içtihat şartlarını taşıyan müçtehitler yoksa yoktur ve yapılacak şey sadece önceki içtihatlarla yetinmekten ibarettir derler.

Hanbeliler gibi bazıları da, her ne olursa olsun, eğer mutlak müçtehitler yoksa mevcudun en iyileri müçtehit sayılmalı ve ortaya çıkan problemleri onlar halletmelidirler derler.

 

İçtihat Ehliyeti

Bazı alimler bir kısmını ayetlerin ve hadisi şeriflerin işaretlerinden, bir kısmını da ilk ve tartışmasız müçtehitlerin özelliklerinden alarak müçtehitte bulunması gereken şartların şunlar olduğunu söylemişlerdir:

Müslüman olmak. Yeterli bir zekâ ve anlayış düzeyine sahip olmak.Dini hükümlerin kaynaklarını, yani Kitabı, sünneti, icmaı ve kıyası iyi bilmek.Nâsih ve mensûh olan nasları bilmek. Arapçayı yeterli düzeyde bilmek Usulü fıkhı yeteri düzeyde bilmek

 

İmam Şatıbî’nin yaptığı gibi bunları iki temel şarta indirgemek de mümkündür:

1.Kuranı Kerim’in dilini çok iyi bilmek

2.Makasıdü’ş-şeriayı kavramış olmak.

 

İçtihadın Dereceleri

1.Mutlak müçtehit  Bunlar dini anlamada bağımsız davranabilme gücüne ulaşmışlardır, kimseye tabi olma durumunda değillerdir.Dört mezhep imamları ve onların asrındaki onlarca müçtehit böyle idiler.

2.Mezhepte müçtehit Bunlara müstakil olmayan mutlak müçtehitler de denir. Anlama usullerini kendileri koyma ihtiyacı duymadan, tabi oldukları mutlak müçtehitlerin usullerine göre içtihat ederler. Yani usulde değil, furuda serbest hareket edebilirler.

İmam Ebu Hanife’nin öğrencilerinden İmam Muhammed, İmam Ebu Yusuf ve İmam Züfer;

İmam Malik’in öğrencilerinden İbnülkasim, Eşheb ve Esed ibnu’l-Furat;

İmam Şafi’nin izleyicilerinden Buveytî ve Müzenî;

Ahmed b. Hanbel’in mezhebinden Ebubekir el-Esrem ve Ebubekir el-Mervezî gibi alimler böyledir.

3.Meselede Müçtehit Buna mukayyet müçtehit de denir. Yapacakları içtihatlar kendi mezhep imamlarının içtihatlarıyla kayıtlıdır. Yani ne usulde ne de furuda bağımsızdırlar. Yaptıkları sadece, mezhep içinde kendi imamlarından bir görüş bulunmayan hususlarda içtihat edebilmektir.

Hanefîlerden Hassaf, Tahavî, Kerhî, Hulvanî, Serahsî, Pezdevî ve Kâdihan,

Malikîlerden el-Ebherî, İbn Ebî Zeyd el-Kayravanî,

Şafiîlerden Ebu İshak eş-Şirazî, Mervezî, Muhammed b. Cerir, Ebu Nasr ve İbn Huzeyme,

Hanbelîlerden Kâdi Ebu Ya’lâ ve Kâdi Ebu Ali böyledirler.

4.Ashab-ı Tercih Bunlar ne mutlak olarak, ne de imamlarının usulüyle kayıtlı olarak içtihat edemezler. Ancak gerek kendi imamlarının farklı görüşleri, gerekse mezhepte müçtehit olan diğer imamların görüşleri asında tercih yapabilme güne sahiptirler. Yani yeni bir içtihat ortaya koymazlar, yapılanlar arasında seçmede bulunurlar.

 Hanefîlerden Kudurî ve el-Hidaye sahibi Merğinânî

Malikîlerden Halil

Şafiîlerden Rafiî ve Nevevî

Hanbelîlrden Kâdi Alauddin el-Merdavî böyledirler

5.Ashab-ı Tahriç Bunlara fetvada müçtehitler de denir. Görüşler arasında tercih güçleri dahi yoktur. Ancak içtihatların ayıklanması, kime ait olduğunun belirlenmesi ve tertibi gibi işler yapabilirler. Meşhur metinlerin sahipleri böyledirler.

6.Mukallitler Bunlar bir şeyler biliyor olsa dahi yukarıda sözü edilen içtihat faaliyetlerinden her hangi birisini gerçekleştirme gücünde olmayan sıradan insanlardır.

Ancak işaret ettiğimiz gibi, bu sıralamalar, en nihayet bunları yapanların bir içtihadıdır ve başka sıralamalar da yapılabilir.

İçtihadın Konusu

İçtihat bir aklî istinbat (hüküm çıkarma) yoludur. O halde aklın alanına girmeyen konularda da içtihatla hüküm konmaz. Aklın alanına girmeyen konular genel olarak ibadetler ve imana/inanmaya konu olan meselelerdir. Bu konularda içtihatla yeni bir şey ortaya konamaz.

O halde neden müçtehitlerin en çok ihtilaf ettikleri konular ibadetlerdir? İmana taalluk eden konularda da farklı içtihatlar, hatta Eş’arîler, Matüridîler gibi farklı akide mezhepleri vardır. Bu durum ibadetlerde ve iman esaslarında da içtihadın olduğunu göstermez mi?

Evet, bu durum böyledir. Ama bu alandaki içtihatlar mutlak anlamda, yani her bakımdan içtihat değillerdir. Çünkü bunlar yeni bir şey ortaya koymazlar. Bunlar sadece varolan ihtimalli nasları anlama çabalarıdırlar. Bunun karşılığında ise asıl manada içtihat vardır ki, o, hakkında nas bulunmayan bir konuda hüküm vermek için yapılır. İşte mutlak anlamda içtihat budur.

1.İçtihad-ı fehm. Aklın alanına girmeyen konularda mevcut nasları anlama çabasından ibarettir.

2.İçtihad-ı inşaî. Kıyas, istihsan ve istislah gibi yöntemleri kullanarak hükmü bilinen konulardan hareketle, bilinmeyen konulara hüküm bulma çabasıdır.

3.İçtihad-ı intikâî. Çeşitli zamanlarda usulüne uygun olarak yapılan içtihatlardan, müçtehidin yaşadığı zamana ve şartlara en uygun olanı seçme içtihadıdır.

 

İçtihatla ilgili meseleler:

Hz. Peygamber’in içtihadı

Bazı alimler şöyle derler: O Allah’ın (cc) bir elçisidir ve din adına Allah’tan gelen vahyin dışında bir şey söylemez. Çünkü açıklama ihtiyacı duyduğu her konuda kendisine zaten vahiy gelmektedir   içtihada ihtiyacı yoktur. Sonra içtihat isabet etmeye de hataya da ihtimali olan aklî bir faaliyettir. Oysa onun konumu hatayı kaldırmaz.

Bazı alimler de bu konuda susmayı tercih ederler. Anlaşılan onlar bu tavırlarıyla şunu demek istemişlerdir: Hz. Peygamber (sa) içtihat eder dersek yukarıda söylenen sakıncalarla karşı karşıya kalırız, etmez dersek onu bir bakıma diğer müçtehitlerin yapabildiği bir şeyi yapamaz durumuna düşürmüş oluruz. O halde bu konuda en sağlıklı yol susmaktır. Mesela İmam Şfiî, Bakıllânî ve Gazalî böyle bir tavrı benimsemişlerdir.

Cumhur, yani alimler çoğunluğu ise Hz. Peygamber’in (sa) içtihat yetkisinin bulunduğunu, fiilen de içtihat ettiğini söylerler. Bu onun görevli bir elçi olmasına mani değildir.Hz. Peygamber’e (sa) içtihat yetkisi verilmemesi, söylendiği gibi onu diğer müçtehitlerden aşağı bir duruma düşürmek olur. O da en azından onlar gibi bir insandır.

 

İçtihat Kapısının Kapalı Olup Olmaması Meselesi

İçtihadın kapısının kapandığını ve artık kimsenin içtihat yapamayacağını söyleyen bir görüş vardır. Bu görüşün gerekçesi şudur: İçtihat edilecek konularda söylenmemiş bir şey kalmamıştır.Böyle bir iddia olsa olsa akide konularında geçerli olabilir. Oysa içtihat daha çok ibadetler ve muamelat alanında cereyan eder. Bu alanlarda ise sürekli içtihat yapılmasını gerektiren pek çok husus vardır.Uçak yolcuğunda vaktin tekrar girmesi durumunda namazın kılınıp kılınmayacağı, kutuplarda namazın keyfiyeti gibi meseleler, ya da tüp bebek, taşıyıcı annelik ve benzeri konular böyledir.

 Şu halde mutlak anlamda içtihat kapısının kapandığını söylemek, düşüncenin durdurulmasıyla eş anlamlıdır. O halde içtihat kapısının kapandığını söylemek azim bir hatadır, ancak içtihada ehil olmayanların içtihada kalkışmaları ise bundan daha azim bir hatadır. Çünkü birinciler dini dondururlar. İkinciler ise tahrip ederler.

 

Her İçtihat İsabetli midir?

Hz. Peygamber (sa) şöyle buyurmuştur: Hakim, içtihadıyla hüküm verir de isabet ederse iki ecir alır, hata ederse bir ecir alır”. Bu hadisi şeriften açıkça anlaşılacağı üzere, müçtehit hata edebilir, ama içtihadın gereği olan gayreti göstermiş ve yapılması gerekenleri yapmışsa hatasından dolayı ceza almaz, hatta bir mükafat alır, çünkü kendisinden isteneni yapmıştır. O halde her içtihat isabetli olmayabilir, ama ehlinden sadır olan hiçbir içtihat günah olmaz.

Taklit

Fıkıh terimi olarak taklidin anlamı ise, dinî konularda sözü bağlayıcı (hüccet) olmayan birisinin içtihadıyla, onun delilini bilmeden amel etmektir. Müslüman için sözü bağlayıcı olan, sadece Hz. Peygamber’dir. O halde onun söylediğini yapmak taklit olmaz. Akide konularında taklit caiz değildir.

Ama kişi müçtehit değilse amelî konularda bir müçtehidi, yani bir mezhebi taklit etmekten başka çaresi yoktur. Her konuyu herkes delilleriyle bilemez. Bu durumda, mesela Şafi mezhebini taklid eden birisi, Kuran-ı Kerim’i ve sünneti terk etmiş de İmam Şafiî’ye uymuş demek değildir.

Bunda elbette bir sakınca yoktur. Çünkü Allah (cc) şöyle buyurur: “Eğer bilmiyorsanız ehl-i zikre danışın”. “Ehl-i zikir”, zikrin ehli, zikrin sahibi, ya da zikirli olan insan demektir.

Kuran-ı Kerim zik’ri şu anlamlarda kullanmıştır:

Kuran-ı Kerim’in bizzat kendisi, namazlar ve ibadetler, Hz. Peygamber ve onun sünneti, lailahe illellah, sübhanellah, elhamdülillah… gibi dualar. O halde zikir ehli olanlar, bunlar kendilerinde bulunan insanlardır. Yani Kuran-ı Kerim’i ve sünneti bilen, ibadetleri tam olan ve ilmiyle amel eden alimlerdir.İşte bir mezhebe bağlı olmak da bundan ibarettir. Ne var ki, bir müslümanın her hangi bir mezhebi bütün olarak almasını ve başkasından asla bir şey sormamasını emreden hiçbir delil yoktur.Başka bir mezhepten ya da müçtehitten bir görüş alırken önemli olan, insanın nefsinin arzularına göre hareket etmemesidir.

IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,068 Saniyede Yüklendi.



rüyada ağlamak | siyah peynir | rüyada köpek görmek | rüyada altın görmek | rüyada para görmek | rüyada bebek emzirmek | rüyada gelinlik giymek | rüyada eski sevgiliyi görmek | rüyada silah görmek | rüyada örümcek görmek | rüyada kavga etmek | rüyada aslan görmek | rüyada papağan görmek | rüyada timsah görmek | rüyada domuz görmek | rüyada hırsız görmek | rüyada burun kanaması | rüyada bal görmek | rüyada örümcek görmek | dask sigortası