Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri

Mesaj icon Konu: İSLAM FELSEFESİ 9.HAFTA

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
muallim sani
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 12Ocak2010
Gönderilenler: 108

Alıntı muallim sani Cevapla bullet Konu: İSLAM FELSEFESİ 9.HAFTA
    Gönderim Zamanı: 20Nisan2010 Saat 15:08

İSLAM FELSEFESİ 9.HAFTA

Gazzâlî

Hüccetü'l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazzâlî et- Tûsî (ö. 505/1111) Eş'arî kelâmcısı, Şafiî fakihi, mutasavvıf, filozoflara yönelttiği eleştirilerle tanınan İslâm düşünürüdür.  Başta fıkıh olmak üzere hadis, akaid, gramer gibi geleneksel bilgi dallarında hayli yetişmiş, Nîşâbur'da da  mantık ve çeşitli tartışma disiplinteriyle kelâm ilmi yanında felsefenin bazı konularında temel bilgiler edinmiş olmalıdır.

İlk defa kendisini kelâma yönlendirmiş olan hocası Cüveynî'nin felsefeye aşinalığı vardı, hatta belli ölçüde felsefî bir nosyona da sahipti.Sübkî, Gazzâlî'nin Nîşâbur'a gittikten sonra  Şafiî fıkhı, hukuk ekolleri arasındaki tartışma teknikleri (hilaf), cedel, akaidle fıkhın kaynakları ve mantık alanlarında parlak bir âlim olarak yetiştiğini belirttikten sonra ayrıca hikmet ve felsefe okuduğunu  ifade eder.

Gazzâlî'nin tasavvufî kişiliğinin oluşma döneminin başlangıcı, Tûs ve Nîşâbur sûfîlerinin meşhurlarından biri haline gelen Ebû Ali el-Fârmedî'den öğrenim görmesidir. Gazzâlî'nin Cüveynî'nin vefatı üzerine (478/1085) Nizâmülmülk'le ilişkiye geçmesi önemlidir. Nizâmülmülk ilmini ve zekâsını keşfettiği Gazzâlî'yi, hem mensubu bulunduğu Şâfıî mezhebini güçlendirme hem de -daha önemlisi- Sünnî yönetime karşı baş kaldıran ve İslâm dünyası için büyük tehlike teşkil eden bâtını hareketini durdurma planı açısından uygun bir eleman olarak görmüş olabilir. Daha sonra 484 yılında vezir tarafından Bağdat Nizamiye Medresesi müderrisliğine tayin edildi.Meşşâî-İşrâki felsefeyi incelemeye başladı. Ardından Bâtınîlik incelemelerine koyuldu.

Gazzâlî'nin kelâm, felsefe, Bâtınîlik ve tasavvuf hakkındaki son çalışmalarının kendisini ulaştırdığı sonuç, onun zihin ve ruh dünyasında kelimenin tam anlamıyla bir bunalıma yol açtı.Bağdat’tan ayrılıp Şam’da uzlete çekilir. Daha sonra Gazzâlî tekrar Nizamiye medresesine müderris olarak döner.Üç yılı aşkın bir süreden beri ifa ettiği resmî görevini bir defa daha bırakıp Tûs'a döndükten sonra ömrünün son demlerini ders okutmak, gönül ehlinin sohbetlerine katılmak ve eser yazmakla geçirdi .

Felsefesi.

 Şüpheciliği ve Bilgi Felsefesi.

Gazzâlî, gerçeği bulma ve kavrama arzusunun fıtratından gelen bir özelliği olduğunu, bundan dolayı daha çocuk denecek yaşta iken taklit bağından ve göreneğe dayalı inançlardan sıyrıldığını ifade eder . Mîzânü'l-‘amelin sonunda , düşünce hürriyetinin ve gerçeğe ulaşmada şüphenin önemini kesin ifadelerle ortaya koyduğu bir pasajda atalarının, üstatlarının veya milletlerinin mezhebine taassupla bağlananları şiddetle eleştirir

Ona göre şüphe gerçeğe ulaşmanın tek yoludur. Zira şüphe etmeyen düşünemez; düşünemeyen gerçeği göremez; gerçeği göremeyen de körlük ve dalâlete saplanıp kalır.

el-Münkız'da anlattığına göre Gazzâlî'nin sistemli şüpheciliği, eşyanın gerçek mahiyetinin ne olduğunu sorması ve bu konuda kesin bilgiye ulaşmak istemesiyle başlamıştır.Sorularına her türlü "aktarma kanaatlerden (el-akâidü'l-mevrûse) bağımsız olarak kendi zihnî ve amelî çabalarıyla cevap bulmaya çalışmalıydı. Şundan emindi ki kesin bilgi her türlü şüphe ve hata ihtimalinden arınmış olmalıdır.

Bu arada önce duyu algılarından kuşku duydu. Algı yanılmaları bunun en açık kanıtıydı ve bu tür duyu verilerinin yanlışlığını bize akıl bildiriyordu. Ancak aklın önermeleri gerçekten güvenilir ve sarsılmaz bilgiler midir? Aklın zorunlu önermelerine olan güveni duyulur bilgiye olan güvenden farklı kılan sebep nedir? Burada Gazzâlî, tıpkı aklın duyu algı-larındaki yanılmaları kanıtlaması gibi aklın ötesindeki başka bir "hâkim"in de aklın hükümlerindeki yanlışları kanıtlayabileceğini düşündü. Nitekim rüyalar uyku halinde kaldığımız sürece doğru olabilir; fakat uyandığımızda rüyadaki hayal ve inançların birçoğunun asılsız ve saçma olduğunu anlarız. Bunun gibi hayatın da bir tür rüya olması mümkündür.

Gazzâlî'yi bütün apriorik ve aksiyomatik bilgilerin güvenilirliğini irdelemeye kadar götüren bu kuşkucu yaklaşımla herhangi bir hükmün kesinliğini kanıtlamak mümkün değildi. Çünkü her kanıtlama delile dayanmalıdır; delil ise Önceden doğruluğu kabul edilen bilgilerin götürdüğü sonuçlardan ibarettir. Bu kuşkuculukta güvenilir bilgi kalmadığına göre delil ve kanıtlamadan söz edilemez. Gazzâlî "hastalık" ve "safsata" olarak nitelediği bu şüphe krizinin iki ay kadar sürdüğünü, nihayet "Allah'ın kalbine attığı bir nurla" kendisini bu hastalıktan kurtardığını, böylece sıhhat ve itidale kavuştuğunu, yeniden aklın zorunlu bilgilerini bütün kesinliğiyle kabul ettiğini ve onlara güvendiğini ifade eder.

Gazzâlî aksiyomatik bilgilerin yani aklın ilk prensiplerinin aranmaması gerektiğini, çünkü onların zaten mevcut olduğunu, mevcut olanın araştırılması halinde bunların gözden uzaklaşıp gizleneceğini ifade eder . Şüphesiz bu açıklama Fârâbî'nin ilk tasavvurlar ve ilk tasdiklerle ilgili söylediklerinin bir tekrarı mahiyetindedir. Şu farkla ki Gazzâlî, şüphe krizi sırasında araştırılmaması gerekenden kuşku duyup onu araştırmak isteyince bunların gözden kaybolduğunu bizzat tecrübe etmiştir.

Gazzâlî beşerî aklın metafizik problemlerin çözümünde âciz olduğunu ve bu çözüme ulaşabilmek için bâtını keşfe veya vahyin desteğine muhtaç bulunduğunu düşünmüştür.

 Gazzâlî "Aklın şerefi, hakikati ve kısımları" konusuna özel bir bölüm ayırdığı ihya’nın ilk kitabında {I, 83-89) bu terimin dört değişik anlamına işaret eder.

a- İnsanın doğuştan sahip olduğu, kendisini öteki canlılardan ayıran teorik bilgiler edinme melekesi (garîze).

b- Bu melekenin, temyiz çağında açık seçik ortaya çıkmasıyla mümkünün olabilirliği, imkânsızın olmazlığı, ikinin birden çok olduğu, bir kimsenin aynı anda iki yerde bulunamayacağı gibi ilk prensipler hakkında bilgiler edinme düzeyine ulaşmış şekli,

c- Hayatın akışı boyunca tecrübelerle kazanılan bilgiler bütünü,

d- Bu bilgi melekesinin, çeşitli durumların ileride doğuracağı sonuçlan önceden kestirme ve duyguların tutsağı olmadan hüküm verebilme gücüne ulaşmış şekli .

Gazzâlî'nin bilgi probleminde asıl üzerinde durduğu husus, bu bilgilerin aklın kendi tabiatında mündemiç olarak bulunduğu veya ona dışarıdan verildiği meselesidir. Gazzâlî de "el-ulûmü'1-üler dediği düzeydeki rasyonel bilgilerin kaynağını araştırırken, "Bu bilgiler, nefsin akıl gücünün oluşması sırasında Allah'tan veya meleklerin birinden nefse doğar" demekle filozofların faal aklına benzer bir bilgi kaynağının olabileceğini düşünmüştür .

Mantık

İlk defa Gazzâlî Aristo mantığını İslâmî ilimlere uygulama yolunu açmıştır.Bütün eski ve yeni araştırmacılar, filozofların mantığını müslümanların usulüne karıştıran ilk âlimin Gazzâlî olduğunu belirtirler. İbn Teymiyye'ye göre İslâm âlimleri Yunan metodolojisine itibar etmezlerdi.Bu anlayışı Yunan mantığı lehine değiştirenlerin ilki Gazzâlî olmuştur.

Gazzâlî, kelâmcıların takip ettiği usulün Aristo mantığına uymayan yöntemlerini ciddi bir şekilde eleştiriye tâbi tuttu.Kelâmcıların yalnızca kitaplarda okudukları veya duydukları bilgilerle yetinmeleri, kendi zihnî yeteneklerine başvurarak bu bilgilerin tutarlılığını kontrol etmemeleri önemli bir eksikliktir.

Kelâmcılar, kıyaslarını kesin delile, kabul edilmesi zorunlu olan aksiomatik öncüllere dayandırmak yerine şöhreti dolayısıyla doğru sayılan veya mezheplerini desteklemeye elverişli olan kıyasları önemsedikleri için çelişkiden kurtulamamışlardır. Gazzâlî benzer eleştirileri fıkıh âlimlerine de yöneltmiştir.

Gazzâlî’ye göre eğer bir kişi, mantık kurallarına göre bir akıl yürütme olduğu gerekçesine dayanarak bunu reddederse bu inkâr mantıkçıları, inkâr edenin aklından zoru olduğu, hatta inkârını dinî bir sebebe bağladığı için onun dininin bozuk olduğu şeklinde yanlış bir kanaate götürmekten başka bir netice vermez.Gazzâlî, usûl-i fıkhın en değerli kaynaklarından olan el-Müsfasfâ'da (I, 10) mantık bilmeyenin ilmine asla güvenilemeyeceğini özellikle belirtir.

Aristo mantığında Gazzâlî'nin yaptığı önemli bir değişiklik de geleneksel mantık terimlerinin yerine İslâmî ilimlerde yeni terimler üretmesidir.Meselâ Mihakkü'n-nazar'da Meşşâî gelenekteki tasavvur ve tasdik yerine nahivdeki marifet ve ilim , küllî soyut önermeler yerine bazan kelâmdaki vücûh veya ahvâl, bazan da fıkıhtaki ahkâm tabirlerini kullanır. Yine Meşşâî mantıktaki mevzu ve mahmul yerine nahivdeki mübtedâ-haber, kelâmdaki sıfat-mevsûf, fıkıhtaki hüküm-mahkûm kelimelerini tercih eder. Önemli bir değişiklik de orta terim (hadd-i evsat) yerine kelâmdaki illetin alınmasıdır. Ayrıca Gazzâlî, yüklemli (hamlî) kıyas yerine "namat" veya "mîzânü't-teâdül", şartlı kıyaslardan muttasıl olanın yerine "namatü't-telâzüm" munfasıl olanın yerine "namatü't-teânüd"

tabirlerini bulduğunu kendisi belirtir.

Gazzâlî, kesin bilgiye ulaşabilmek için mutlaka küllî önermelerden hareket etmek gerektiğini düşünmekte ve istikra yönteminde olduğu gibi öncüllerin tikel bilgilerden oluşmasının kesin sonuca götüreceğinden şüphelenmektedir. Bu sebeple istikrayı zannî sonuç veren bir yöntem olarak kabul eder ve onu fıkhî meselelerin çözümünde kullanmaya elverişli görmekle birlikte kesin kanıtlara muhtaç bulunan aklî meselelere, bilhassa ilâhiyyâta uygulanamayacağını savunur .

Determinizmin Eleştirisi.

İslâm düşünce tarihinde Grek menşeli determinizmin eleştirisini mantıkî yerine oturtan düşünür Gazzâlî olmuştur.Gazzâlî se-bep-sonuç bağıntısını (iktiran) kabul etmekle birlikte bu bağıntının tabiatın özünden gelen bir zorunluluk olarak düşünülmesini reddetti.Tecrübe ve gözlemler, sadece sebep ve sonuç denilen iki olayın ardarda gelişini tesbit etmekle sınırlıdır. Bunlardan birine sebep, diğerine sonuç (müsebbeb) adının verilmesi tamamen bu iki olayın ardarda geldiğini görmeye alışmaktan kaynaklanan bir dil meselesidir.Gazzâlî'nin örneğiyle pamukla ateş, hasta ile ilâç vb. bütün tabii varlık ve olaylar arasındaki kozal ilişkiler tabiatın özündeki bir zorunluluktan kaynak-lanmayıp Allah'ın o şekilde irade ve takdir edip yaratmasının bir sonucudur.

Gazzâlî. şüphesiz farklı bir anlayışla olmak üzere, Allah için Aristo'nun "ilk muharrik" deyimini kullanarak O'nun tahriki olmadan hiçbir varlığın hareket edemeyeceğini ifade eder.Buna göre ilke olarak Allah'ın olmasını irade ettiği her şey imkânsız olmaktan çıkar. "Ancak Allah bizde (kendisi için), mümkün olan bu şeyleri yapmayacağını bildiren bir bilgi yaratmıştır." Şu halde olayların düzenli olarak ardarda gelişi, onların ayrılmaz ve kesintisiz bir biçimde eskiden beri sürüp gelen bir nizama uygun olarak cereyan ettiği fikrini sarsılmaz bir şekilde zihnimize yerleştirir.

 Gazzâlî illiyet prensibini reddetmemiş, fakat filozofların tabii illiyetinin yerine ilâhî illiyeti koymuştur. Aristo'nun, sebeple sonuç arasındaki ilişkiyi tabiatın özünde bulunan bir zorunluluk sayan görüşü de, İslâm filozoflarının bunu Allah'ın ilminden gelen bir zorunluluk sayan görüşü de sonuç olarak hem aklî kanıtlara dayanmaması sebebiyle mantıkî ve ilmî değerden yoksun bulunmakta, hem de Allah'ın olaylar üzerindeki hür iradesini dışlaması, bilhassa mucizenin olabilirliği inancına aykırı düşmesi bakımından ciddi bir teolojik mahzur taşımaktaydı. Gazzâlî'nin determinizme eleştirisi de bu iki noktada toplanmıştır.

Gazzâlî, Allah'ın âlemdeki bütün oluşların kanunlarını ayrıntılarıyla bildiği, hür bir şekilde İrade ettiği, bilgi ve iradesi uyarınca da gerçekleştirdiği inancını taşıyordu. Bu görüş, felsefî anlamda determinizmi reddettiği gibi tabiatta Allah'ın iradesini ve kanunlarını dışlayan hürriyet veya tesadüf gibi her türlü sapmayı da imkânsız kılar ve kişiyi meselâ. "Ateşin yakması sırf zorunluluktur" hükmüne götürür . Görüldüğü gibi Gazzâlî bu anlamda olmak üzere sebepliliği (illiyet) kabul etmektedir.

 

İslâm Messâî Felsefesinin Tenkidi.

İlk defa Gazzâlî, döneminde yaygın olan Aristocu-Yeni Eflâtuncu İslâm felsefesiyle doğrudan temasa geçerek onu baştan sona inceleme cesaretini göstermiştir.  Cüveynî'nin öğrencisi olduğu dönemlerde Gazzâlî, felsefenin doğru ve objektif bir tanıtımı mahiyetindeki Makâşıdü'l-felâsife'yi yazdı.Daha sonra Tehafütü'l-felâsife'yi kaleme aldı. Müellifin bu eseri yazmaktaki asıl gayesi, yirmi noktada topladığı temel meselelerle ilgili görüşlerini dikkate alarak filozofların İslâm inançları açısından durumlarını tesbit etmekti.  Gazzâlî filozofların eşyanın gerçeklerinin bilgisine dair iddialarını kesin delillerle kanıtlamaktan âciz olduklarını gözler önüne serip onların kendi iddiaları hakkında şüpheye düşürülmesi amaçlamış, en önemli temsilcileri olan Fârâbî ve İbn Sînâ`yı eleştirmekle yetinmiştir.

Gazzâlî eleştirisinin ilkelerini koyarken bu felsefenin tenkide konu edilmesi ve tenkit dışı tutulması gereken kısımlarını şöyle belirler:

1- Mantık ve matematik din bakımından tamamen tarafsız ve kesin kanıtlara sahip disiplinlerdir. Dini savunmak düşüncesiyle felsefe adına bunların eleştirilmesi dine karşı bir "cinayet"

olup onu zaafa uğratmaktan başka bir sonuç doğurmaz .

2- Tabiat ilimleri içinde tıp, deneysel fizik, kimya, astronomi, meteoroloji, zooloji, botanik gibi pozitif alanların da din bakımından inkâr edilmesi uygun düşmez.

3- Sebep-sonuç  ilişkisi ve dolayısıyla mucize meselesi, ruh-beden ilişkisi, ruhun ebedîliği ve ölümden sonra cesede dönüp dönmeyeceği gibi klasik felsefede "tabîiyyât" disiplini içinde

incelenen metafizik meselelerle ilâhiyyâta ilişkin problemler hakkında filozofların ileri sürdükleri görüşler hem dinî hem de felsefî bakımdan tartışmaya açıktır.

Gazzâlî'nin esas maksadı, muhtemelen hâmisi Nizâmülmülk'ün kendisine yüklediği Eş'ariliği güçlendirme görevinin de bir parçası olmak üzere, filozofların Ehl-i sünnet inançlarıyla bağdaşmayan yukarıdaki meselelere dair doktrinlerini çürütmekti.  Gazzâlî, filozofların görüşlerini eleştirdiği yirmi meselenin her birinde onların kanıtlarını sık sık tahakküm (keyfî hüküm verme), tahayyül, telbîs (aldatma), tenakuz, habâl (kafa karışıklığı), bâtıl gibi kavramlarla niteleyerek bu kanıtların kesinlik ifade etmediğini, aynı yöntemlerle bunların aksinin de savunulabileceğini vurgulamış; bu tür meselelerin beşerî akılla çözümlenemeyeceğini, bunun için vahyin klavuzluguna ve bâtınî keşfe (manevî sezgi) ihtiyaç bulunduğunu ısrarla belirtmiştir.

Filozofların başlıca ilâhiyyât meselelerinin çözümüne dair ileri sürdükleri spekülatif iddiaların kesin ve ikna edici kanıtlara dayanmadığını, başlangıçsız evren ve başlangıçsız zaman fikrini savunmakla İslâm'ın hür ve yaratıcı Tanrı İnancından saptıklarını;  Tanrı'nın yalnız kendisinin bilincinde olduğunu (Aristo) veya tümelleri yahut bütün eşyayı tümel bir bilgiyle bildiğini (İbn Sînâ) iddia etmek suretiyle Allah'ın bilgisini sınırladıklarını; Eflatun'dan beri devam eden nefsin basitliği ve gayri maddîliği şeklindeki iddiaya dayanarak âhiret hayatının sadece ruhanî bir hayat olduğu şeklindeki fikirleriyle cismanî dirilişi reddettiklerini, duyu nazları veya elemleriyle ilgili Kur'an tasvirlerini halkın ahlâkî terbiyesini amaçlayan semboller olarak değerlendirdiklerini düşünür.

Önemle belirtilmesi gereken bir nokta da onun, yine Tehâüfü'-felâsife'deki çeşitli vurgularıyla Kur'an'ın ilâhiyyâta dair açıklamalarını benimsemekte rasyonel bakımdan hiçbir sakınca görmediğini ifade etmesidir.Gazzâlî, Kelâm, Meşşâî felsefe ve Bâtmîlik öğretisinin yetersizliğini gördükten sonra tasavvufa yöneldi ve sûfîlerden intikal eden mirası inceleyerek aradığı tatmin edici bilgiye ulaşmanın öğrenimle değil zevk, hal ve sıfatlan değiştirmekle mümkün olacağını anladı.

Gazzâlî'nin, başta İhya olmak üzere eserlerinde sık sık ifade ettiği üzere ifşa edilmesi doğru olmayan "mükâşefe ilmi"nin sırlarını kendisine açıklamakta sakınca görmediği, "kalbi Allah'ın nuruna açılmış" bir dostuna yazdığı Mişkâtü'l-envâr, İbn Sînâ'nın aynı âyete felsefî mahiyette açıklamalar getirdiği küçük bir risalesini hatırlatmakta olup muhtemelen bu risaleden ilham alınarak yazılmıştır. Gazzâlî, "Allah'ın zâtından başka her şey fânidir" mealindeki âyeti yorumlarken ariflerin ilmî bir irfanla veya zevk haliyle bu âyetten, Allah'ın dışındaki şeylerin özleri itibariyle ezelden ebede yokluk niteliği taşıdığı anlamını çıkardıklarını belirtir. Şu halde, "Her şey O'nun nurudur; hatta her şey O'dur; çünkü O'ndan başkası ancak mecazi anlamda bir hüviyete sahiptir"

 Ahlâk.

Onun en önemli ahlâkî eseri İhya’ü 'ulûmi'ddîn'dir. Ancak adından da anlaşılacağı üzere bu eser ahlâkın yanında tasavvuf, kelâm ve fıkıh konularını da kapsamakta ve bu ilimlere yeni yorumlar getirmektedir. Gazzâlî'nin ahlâkta temel kaynağı Kur'an ve Sünnet'tir. Bilhassa İhyâ bölümünde önce konuyla ilgili âyet ve hadisler verilir; daha sonda Ehl-i sünnet akidesine bağlı mutasavvıflardan ve diğer İslâm âlimlerinden nakiller yapılır, öte yandan Gazzâlî ruh, akıl, mutluluk, siyaset ve özellikle fazilet nazariyesinde Eflâtun, Aristo, Yeni Eflâtunculuk ve o dönemde artık iyice sistemleşmiş bulunan eklektik İslâm felsefesinden faydalanır.

 Yüce Allah insanoğluna bilme ve inanma şeklinde iki temel nitelik vermekle onu diğer canlılardan daha şerefli ve seçkin kılmıştır . Bilginin en üstünü ve diğer bilgi çeşitlerinin nihaî hedefi mârifetullahtır. İnsanın bu ideale ulaşabilmesi için önce kendini tanıması, ardından da sürekli gelişen bir ahlâkî arınmaya girişmesi gerekir

Gazzâlî, ruhun Allah'tan geldiğini ve yine O'na döneceğini düşünmektedir. Ancak Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ ile mutasavvıfların büyük çoğunluğundan farklı olarak eserlerinde bedene ve bedenî imkânlara önem vermesiyle daha çok İbn Miskeveyh'i hatırlatır.Nitekim İbn Miskeveyh gibi Gazzâlî de yalnız ruh hayatına yönelerek bedeni ve onun ihtiyaçlarını ihmal etmeyi doğru bulmamıştır. 

Gazzali’nin etkide Kelâm İlmindeki Yeri.

1- Kelâma Bakışı.

Gazzâlî'nin yaşadığı V. (XI.) yüzyıl kelâm tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu asırda kelâm ilmi önce muhtevasında, sonra da metodunda tedrîcî bir gelişme yoluna girmiştir. Bunun başlıca tezahürü, İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin mantık metodunun kelâm alanında kullanılmasına zemin hazırlamasıdır. Gazzâlî'nin mantığa önem vermesi ve onu uygulamaya koyması istidlal biçimine getirdiği düzen ve sıralamadan kaynaklanmaktadır.Mantığı kelâm ilminin bir parçası sayan Gazzâlî'nin, aynı zamanda ilk defa felsefî metodolojiye dayalı kelâm eseri yazan kişi olduğu kaydedilir.Gazzâlî, kelâmda Mutezile ile başlayıp Ebü'l-Hasan el-Eş'arî, Mâtürîdîve Bâkıllânî gibi Ehl-i sünnet kelâmcıları ile devam eden klasik mütekaddimîn dönemini sona erdirip felsefe ve mantığa kapı açan müteahhirîn devrinin ilk simasını oluşturmuştur . Buna göre Gazzâlî'nin kelâm tarihindeki en önemli özelliği metodolojik yenilik getirmiş olmasıdır.

 

Gazzâlî kelâm ilminin farz-ı kifâye olduğunu kabul eder. Her zamanda ve herkese gerekmemekle birlikte bid'atçılara ve haktan sapanlara karşı koymak, kalpleri şüphelerden arındırmak için her beldede bu ilimle meşgul olanların bulunmasını ve bu maksatla kelâm öğretimi yapılmasını gerekli görür. Ancak Gazzâlî bu öğretimin fıkıh ve tefsir dersleri gibi umuma açık olmamasını tavsiye eder. Çünkü ona göre fıkıh gıda, kelâm ise ilâç gibidir; gıdanın zararından korkulmaz ama ilâcın bazı bünyelere zarar vermesinden endişe edilir . Şu halde kelâmcıların dinî ilimlerdeki durumu hac yolunun güvenliğini sağlayan muhafızlar gibidir.

Gazzâlî kelâmcılarda gördüğü eksiklikleri de zikretmekten geri durmaz.En çok uğraştıkları şeyin rakiplerinin çelişkilerini ortaya koymak ve onları kendi delilleriyle susturmak olduğunu, bu sebeple zarûriyyât dışında hiçbir bilgiyi kabul etmeyenlere fayda sağlayamadıklarını söyler. Ayrıca kelâmcıların genellikle, alanlarını ilgilendirmeyen cevher ve araz konuları ile uğraştıklarını ve bu konularda nihaî sözü söyleyemedikleri için farklı görüşler arasında bir tercih yapamadıklarını ifade eder.

Tasavvufî Görüsleri.

Elli yaşlarında iken yazdığı el- Münkız’da önce kelâm, ardından felsefe ve ta'lîmiyye yoluyla gerçeğe ulaşmayı denediğini, ancak gayesine erişemediğini, daha sonra tasavvufa yöneldiğini ve aradığı gerçeği burada bulduğunu açıkça ifade eder. Bu eserde, tasavvufa yöneldikten ve fiilen sûfiyâne bir hayat yaşamaya başladıktan sonra inzivaya çekilerek on yılı aşkın bir süre kalp tasfiyesiyle meşgul olduğunu söyler.

Gazzâlî tasavvufla ilgili nazarî bilgileri öğrenmek için Bâyezîd-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî ve Şiblî gibi sûfîlerin fikirlerini, Haris el-Muhasibî ve Ebû Tâlib el-Mekkî gibi mutasavvıfların eserlerini incelemiş, bunları özüne inerek en mükemmel biçimde kavradıktan sonra kesin olarak şu kanaate varmıştır: Kötü vasıfları iyi vasıflarla değiştirmek suretiyle tasavvufî hayatı tatmadan ve yaşamadan sûfileri fıkıhçı, kelâmcı ve felsefecilerden ayıran temel özellikleri kavramak mümkün değildir.

Bütün çabasını ve dehasını tasavvufu müslümanların gözünde meşrulaştırmak ve onu yüceltmek için harcamış olan Gazzâlî büyük ölçüde amacına ulaşmıştır.

Gazzâlî zahirle bâtını, şeriatla hakikati bağdaştıran bir sûfî-düşünür olarak kabul edilir.Şeriat ilmine aykırı düşmeyen ılımlı bir tasavvuf anlayışını benimseyen Gazzâlî ahlâkî değerlere ve dinî ilimlere bir canlılık getirmeye, ihya hareketini tasavvuf zemininde gerçekleştirmeye çalışmıştır. Ona göre gerçek din, dindarın ruhunda hissettiği ve yaşadığı mânevi tecrübedir.

Gazzâlinin tasavvuf anlayışı ruh hakkındaki görüşüyle yakından bağlantılıdır. Onun tasavvufîfelsefî düşüncesinin en son ürünlerinden olan Mişkâtü'l-envâr'a göre ruhlar hissî, hayalî, aklî, fikrî ve kutsî olmak üzere beş türlüdür. Bu ruhların en mükemmeli nebî ve velîlerin ruhlarıdır. Bunlar kutsî ruhlar olup doğrudan Allah'tan vahiy ve ilham alma özelliğine sahiptirler. Ancak velîlerin ruhları

Allah'tan feyiz alma konusunda peygamberlerin ruhlarına muhtaç oldukları halde peygamberlerin ruhları onlara muhtaç değildir.

Gazzâlî Mişkâtü'l-envâr'da gerçek anlamda sadece Allah'ın var olduğunu, hakikatlerin hakikatine ulaşan ve ruhî mi'raclannı tamamlayan ariflerin Allah'tan başka bir varlığın bulunmadığını

apaçık olarak gördüklerini ve "Allah'tan başka varlık yoktur" (lâ-mevcûde illallah) dediklerini söyler . Ona göre avamın tevhidi "lâ ilahe illallah", havassın tevhidi "lâ mevcûde illallah" veya "lâ ilahe illâ hû" sözleridir .

Gazzali el-Münkız'da da sû-fîlerin dille anlatılamayan bir gerçeğe ulaştıklarını söyler, özellikle İhyâ'ü fulû-mi'd-dîn'de tasavvufun muamele ve mükâşefe ilmi olmak üzere iki bölümden meydana geldiğini, muamele ilminin söylendiğini ve yazıldığını, buna karşılık mükâşefe ilmini söylemenin ve yazmanın caiz olmadığını anlatır  Muamele ilmini en güzel şekilde yorumlayan Gazzâlîden sonra gelen Muhyiddin İbnü'1-Arabî mükâşefe ilmine dalmış ve bunun en güzel yorumunu yapmıştır.

Eserleri.

Makasıdü'l-felâsife, Tehâfütü'l-felâsife, Mişkâtü'l-envâr, el-Münkız mine'd-dalâl, İhyâü ulûmi'd-dîn, Kimyâyı Sa'âdet, Eyyühe'l-veled, Miyârü'l ilm, Mihakkü'n-nazar fî iümi'l-mantık, el-Kıstâsü'1-müstakim, Fedaihu’l Bâtınıyye, el-İktisâd fi’l-itikad, Faysalü't-tefrika beyne'l-İslâm ve'z-zendaka, İlcâmü'l-‘avâm 'an 'ilmi'lkelam önemli eserlerindedir.

Tesirleri.

Gazzâlî, İslâm düşüncesinin değişik disiplinlerinde kendinden sonra gelen düşünürleri en çok etkileyen kişilerden biri olduğu gibi büyük halk kitleleri tarafından da en çok okunan, benimsenen bir âlimdir. Onun bu etkinliği ve saygınlığı günümüzde de özellikle sûfî gruplar arasında devam etmektedir.Gazzâlî'nin İslâm düşüncesine etkileri kelâm, felsefe, mantık, ahlâk, fıkıh ve usûl-i fıkıh gibi disiplinlerde açık şekilde görülmektedir,

Fahreddin er-Râzî, her ne kadar bazı eserlerinde Gazzâliyi eleştirmişse de ikinci kuşaktan bir öğrencisi olarak pek çok konuda olduğu gibi kelâm konusunda da onu takip etmiştir.Gazzâlinin kelâma tesiri Râzî ile sınırlı kalmayıp ondan sonra gelen hemen bütün kelâm âlimlerini de kapsayarak günümüze kadar gelmiştir. Bu çizgi Râzî'nin öğrencileri olan Esîrüddin el- Ebherî ile Muhammed b. Nâmâ el-Hûncî aracılığıyla devam etmiş ve Râzinin eserlerine şerhler yazmış olan Ali b. Ömer el-Kâtibî el-Kazvînî, Kâdî Beyzâvî, Adudüddin el-îcî, Kutbüddin er-Râzî et-Tahtânî, Muhammed b. Mübarek Şah el-Buhârî, Sa'deddin et-Teftâzânî, Seyyid Şerîf el-Cürcânî kanalıyla Osmanlı medreselerine ulaşmıştır .  

 

Batı dünyası Gazzâli'yi erken dönemde Dominicus Gundissalinus tarafından tercüme edilen Makasıdü'i-felâsile ile tanımıştır.Makasıdü'l-felâsife'nin mantık, fizik ve metafizik bölümlerinden meydana gelen tercümelerinden ondan fazlasının nüshaları dünyanın çeşitli kütüphanelerinde günümüze intikal etmiş ve eserin Latince çevirisi 1506'da Venedik'te Logica et Philosophia Algazelis Arabis adıyla basılmıştır.

 Gazzâlinin Batı'da tanınan eserlerinden biri de el-Kıstâsü'1-müstakim'dir. Moise ben Tibbon veya Jacob ben Machir tarafından çevrilen bu eserin on bir nüshası günümüze ulaşmıştır. Mişkâtü'l-envâr da iki defa İbrânîce'ye çevrilmiştir. Oxford'da iki nüshası bulunan çeviri Mağribli İsaac ben Josefe. Vatikan'da bulunan çeviri ise adı bilinmeyen bir mütercime aittir.

 

Gazzâlî'nin Batı dünyasında tanınmasını sağlayan bir grup âlim de Arapça'dan Latince'ye tercümelerde önemli hizmetler görmüş olan yahudi asıllı düşünürlerdir. Bunlar arasında Judah Halevi

ile Mûsâ b. Meymûn'un (Maimonides) adını özellikle zikretmek gerekir. Özellikle Hollanda'da önemli bir yahudi cemaati bulunduğu ve bunların Yeniçağ düşüncesi üzerinde etkili oldukları bilinmektedir. Bu kanallarla Batı dünyasına ulaşan Gazzâlinin görüşleri kısa zamanda yankı uyandırmıştır. Onun görüşleriyle bilhassa Saint Thomas, Descartes, Pascal, Spinoza ve Kant'ın görüşleri arasında bazı paralellikler müşahede edilmektedir.

Gazzâlî'den etkilendiği sanılan bir diğer düşünür de modern Batı düşüncesinin kurucularından sayılan Descartestır. Özellikle her iki düşünürün şüpheci tavrı birbirine çok benzemektedir.

Nihayet Gazzâlî ile Kant'ın ahlâk anlayışlarında benzerlikler olduğu gibi bâtın (noumen) ve zahir (phenomen) ayırımı, kategoriler değerlendirmesi ve nazarî aklın metafizik alanda yeterli olamayacağı hususundaki görüşleri de birbiriyle paralellik göstermektedir.Kant'ın Saf Aklın Tenkidi adlı eserinde evrenin yaratılışıyla ilgili olarak öne sürdüğü antinomilerle Gazzâlî'nin Tehâfütü'l-felâsife'de âlemle ilgili olarak ortaya koyduğu sorularda da benzerlikler bulmak mümkündür .

IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,078 Saniyede Yüklendi.



rüyada ağlamak | siyah peynir | rüyada köpek görmek | rüyada altın görmek | rüyada para görmek | rüyada bebek emzirmek | rüyada gelinlik giymek | rüyada eski sevgiliyi görmek | rüyada silah görmek | rüyada örümcek görmek | rüyada kavga etmek | rüyada aslan görmek | rüyada papağan görmek | rüyada timsah görmek | rüyada domuz görmek | rüyada hırsız görmek | rüyada burun kanaması | rüyada bal görmek | rüyada örümcek görmek | dask sigortası