Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: KELAM 8. HAFTA Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
muallim sani
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 12Ocak2010
Gönderilenler: 108

Alıntı muallim sani Cevapla bullet Konu: KELAM 8. HAFTA
    Gönderim Zamanı: 13Nisan2010 Saat 19:17



KELAM 8.HAFTA

MU’TEZİLE

Sıra dışı, geleneğin dışında, kamuoyunun aksine görüşlere sahip olan ve Selef-i salihin yolundan ayrılanlar anlamında olan Mu’tezile’nin öncüsü olarak, Hasan Basri’nin  tartışmalı bir şekilde ilim meclisini terk eden Vâsıl b. Atâ kabul edilmektedir. Aslında İ'tizal ve Mu'tezile kelimelerinin kullanılışı daha eskidir. Nitekim bu kelimelerin sahabe devrinde de istimal edildiği görülmektedir. Mu'tezile mezhebinin doğuşuna etki eden faktörlerden başta İslam toplumunda zaman zaman zuhur eden gerek itikadî, gerekse siyasî bir takım ihtilaflar gelir. Mu'tezile bu ayrılıklarda taraf olan görüşleri tenkit ediyor ve meselelere yeni bazı çözümler getirmeye çalışıyordu.

 

Mu’tezile’nin, hayranlık duyduğu Yunan felsefesinin tesirinde kaldığı, itikadî mevzularda naklin yanında akla da büyük bir yer vererek, aklı öne aldığı ve akılla çelişir gördüğü nakilleri, aklın ışığında te'vile yöneldiği ileri sürülmüştür.Bu tutumlarıyla Mu'tezile'ye “İlk İslâm Filozofları” da denilmektedir.

Mu’tezile düşüncesinin oluşmasının arka planında üç unsur göze çarpmaktadır, bunlar:

Mutezilîlerin, eski medeniyet ve kültürlerin kaynaştığı Irak ve Fars bölgelerinde bulunmaları.

Bunların çoğunun Arap soyundan olmayışları. Dolayısıyla geleneksel Arap mantığından farklı bir zihniyete sahip olmaları.

Mutezililerin, Yahudi, Hıristiyan ve felsefî düşünceleri Arapçaya nakletmeye çalışan diğer gayr-ı müslimlerle çok sık temasta bulunmaları sebebiyle, eski filozofların görüşlerine muttali olmaları.

 

Aklî verileri ön plana alan, nassları da bu doğrultuda değerlendiren grubun oluşturduğu Mu’tezile, Kelam ilminin doğuşunu hazırlamıştır. Kelam ilmi açısından Mu’tezilenin görüşleri, daha sonraları oluşan Mâtüridîlik ekolünün doğuşuna da zemin teşkil etmesi bağlamında ayrı bir öneme sahiptir. Yine Eş’arîlik mezhebinin öncüsü olan Eş’arî’nin önceleri Mu’tezilenin önemli bilginlerden birisi olduğunu da hatırlatmak gerekir.

Meşhur Mu’tezile bilginin Kadi Abdülcebar’ın meşhur ve önemli eseri Şerhu’l-Usuli’l-hamsede de mevzu edilen prensipler şu şekilde özetlenebilir:

 

Tevhid. Allah zâtı ve sıfatlarıyla birdir, tektir. Buna göre O’nun zâtı dışında ezeli varlık anlamına gelen sıfatlar zâtına zait olarak kabul edilemez. Mu'tezile'ye göre Allah'ın hayat, ilim, semi', basar sıfatları vardır denilmez. Allah zâtıyla hayy, zâtıyla âlim, zâtıyla semi' ve basirdir. Eğer böyle kabul edilmezse, bu itikat birden fazla kadim varlığın (taaddüd-i kudema) mevcudiyetini benimsemek anlamına gelir ki, bu da tevhide aykırıdır. Buna göre bir sıfat tezahürü olarak kabul edilen Kur’an, hâdis (sonradan olma) bir niteliğin ürünü olması nedeniyle, yaratılmıştır. Zira Mu’tezileye göre sıfatlar Allah’ın zâtıyla kaimdir. Bu da O’nun zâtının dışında bir kadim mevcudun varlığını reddetmek anlamına gelmektedir. Bununla birlikte Kur’an Allah’ın kelamı ve kitabıdır.

Adalet. Allah insanlara bir irade vermiştir. Bu ise, Allah’ın müdahalesinden bağımsızdır. İnsan, gerçekleştirmiş olduğu eylemlerden doğrudan sorumludur. Bu nedenle eylemin iyi ve kötü olması, doğrudan eylemle ilişkili olup, insanın bilinçli bir tercihiyle gerçekleşmektedir. Bu durumda eylemler, Allah’ın nitelendirmesiyle iyi veya kötü gibi bir mahiyet kazanmaz, aksine insanın ona yüklemiş olduğu anlam ile tanımlanır. Bu nedenle Allah kötülüklerin yaratıcısı olamaz. Zira kötülük nitelendirmesi insan aklının ürünü olduğu için, yaratılışta kötülük yoktur.

 

Vaad ve Va’id.Allah, kulların tutum ve eylemleri doğrultusunda onları ödüllendirir veya cezalandırır. Bu O’nun bir va’di veya bir va’îdidir. Bu durumda kullar, büyük günah işleyip, tövbe etmeden ölürlerse, Allah’ın onları cezalandırması gerekir. Böyle bir kimse için, herhangi bir şefaat de söz konusu değildir. Tevhid ve adalet prensibine verdikleri önem sebebiyledir ki kendilerine "Ehlu'l-Adl ve't-Tevhid" yahut "Ashabu'1-adl" isimleri verilmiştir.

Menzile beyne’l-menzileteyn. Mu’tezile bilginleri, amelî imandan bir parça kabul ederler. Bu nedenle de tövbe etmemek kaydıyla büyük günah işleyen kimse, öldüğünde ne mümindir ne de kâfirdir. Bu tür kimseler, iman ile küfür arasında bir yerdedir. Eğer tövbe etmeden ölürlerse, ebedi olarak cehennemde kalırlar. Tövbe ettiği takdirde ise, mümin olarak cennete giderler.

Emri bi’l-ma’ruf nehyi anil-münker. Mu’tezile uleması genel Müslümanların kabulünü prensip edinerek, iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymanın bütün inananlara farz olduğu kanaatindedirler.

 

Mu’tezile ekolü mensupları birçok kollara ayrılmakla birlikte en meşhurları Bağdat ve Basra ekolüdür.

Önde gelen bilginler arasında, Ebü’l-Hüzeyl el-Allaf, Nazzam, Câhiz , Bişr b. Mu’temir , Cübbaî , Hayyât, Kâdi Abdülcebbâr  gibi kimseleri sayabiliriz.

Mu’tezile mezhebi İslam dünyasının genişleme sürecinde İslam dışı görüş ve inançlara karşı, Müslümanlığı savunmuş, diğer dinlerin inançlarını eleştiriye tabi tutmuş, İslam inanç esaslarını akli verilerle destekleyerek, öteki din ve mezheplerin eksiklik ve yanlışlıkların ortaya koymuşlardır.

Öte yandan ilk kelam prensiplerinin ortaya çıkmasında Mu’tezile bilginlerinin bir tür önceliği bulunmaktadır. Onların İslam dinini savunmak ve karşı akımların inanç esaslarını irdelemek açısından, kelam ilminin oluşumuna büyük katkı sağlamışlardır.

 

Sonuç olarak İslam düşüncesinin entelektüel boyutunu oluşturarak İslam dinini evrensel düzeye çıkartan Mu’tezile bilginleri, aynı zamanda bazı aşırı tutumları yanında siyasete bulaşmaları nedeniyle hem kendileri zarar görmüş hem de, bazı bilginlerin ölçüsüz tepkileri sonucunda, halk nezdinde kelam ilmine ambargo konulmasına neden olmuştur. Öte yandan Mu’tezile düşüncesine geliştirilen tepki sonucu, İslam düşüncesi büyük duraksama dönemine girmiş bir daha da parlak dönemine kavuşamamıştır. Dönemin parlaklığını anlatma bakımından Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin hatıraları büyük değer taşımaktadır. O, Endülüs’ten Bağdad’a kadar uzanan ilim yolculuğunda Kudüs kentine uğramış ve onun tabiriyle Yahudi, Hıristiyan, Mu’tezile, Şîa ve diğer mezheplerden oluşan ilim meclisine katılmış, onların tartışmalarına iştirak etmiş ve haftada bir oluşan değişik inanç ve mezheplerinin ileri gelenlerinin oluşturduğu ilmi tartışma halkalarına katılmıştır. Yazar göre bu oluşum o dönemin İslam kültürü ve coğrafyasının zenginliği, engin hoşgörüsü ve kendilerine güvenin önemli bir göstergesidir.




IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,125 Saniyede Yüklendi.