Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: KELAM 7.HAFTA Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
muallim sani
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 12Ocak2010
Gönderilenler: 108

Alıntı muallim sani Cevapla bullet Konu: KELAM 7.HAFTA
    Gönderim Zamanı: 29Mart2010 Saat 14:14



KELAM 7.HAFTA

HARİCİLİK VE SİİLİK

HARİCİLİK

 Hz. Ali’nin halife seçimi sırasında gelişen olaylar, Haricilik düşüncesinin oluşumunu teşkil etmektedir. Hz. Ali ile Muaviye (ö. 60/680) taraftarları arasında gerçekleşen Sıffîn savaşında yenişemeyen gruplar, bunun hakeme bırakılması görüşünü ortaya atmışlardır. Muaviye taraftarlarınca öne sürülen bu teklif, Hz. Ali’nin bazı mensupları tarafından kabul edilince, bazı Hz. Ali askerleri buna karşı çıktılar. Onlara göre bu hakem tayin işine girişilmesiyle, büyük günah eylemi gerçekleştirilmiştir. Büyük günah ise, insanı dinden çıkarmaktadır. Buna göre Hz. Ali ve taraftarları ile Hz. Muaviye askerleri küfre düşmüşlerdir. Bu kabulde onların hz. Ali ile mücadeleye sevketmiştir. Hariciler bu yargılarını daha da genişleterek, Cemel, Sıffin savaşına katılanlar büyük günah işlediklerini ve bu nedenle de kâfir olduklarını ileri sürmüşlerdir.

HARİCİLERİN İTİKADİ GÖRÜSLERİ

Haricilerin görüşlerinin günah ekseni etrafında oluştuğu görülmektedir.

Buna göre amel, imanın bir parçasıdır. O nedenle büyük günah işleyen kimsenin bu eylemi (amel) onu imandan soyutlar ve küfre düşürür.

—Siyasî otoriteyi temsil eden halife seçiminin Müslümanlar için dini bir zorunluluk (vacip) değildir.

Devlet, başkansız da olabilir.

—Günah işleyen devlet başkanına halkın itaat emesi gerekmez, ona karşı çıkılarak görevinden uzaklaştırılması gerekir.

Hariciler bu görüşleriyle İslam ekollerinin cumhuriyetçileri olarak nitelindirilmişlerdir.

 

HARİCİLERİN KOLLARI

—Muhakkime-i Ulâ                   —Ezârika                             —Necedât                     —Sufriyye                 —Acâride                       —İbâziyye.

Hariciliğin bu kolları arasında günümüze kadar varlığını sürdüren İbaziyye daha çok Umman, Kuzey Afrika, Madagaskar ve Zengibar’da bulunmaktadır.

 Haricilik anlayışı, sahabe döneminde taşralı olarak nitelendirilen kesimin hareketi olarak bilinmektedir. Buna göre onlar Necd bölgesinde yetişmiş, o yörenin kültürüyle şekillenmiş, dini eğitim ve öğretimden yoksun kalmış, dinî alanda şekilciliği ön plana almış, dolayısıyla dinî kuralları yerel anlayış doğrultusunda şekillendirmiş bir yapıya sahiptiler. Öte yandan otoriteye bağlı olmaksızın, bireysel, keyfi ve kabile anlayış ve hareketleri doğrultusunda hareket etmeye alışmış bir kesimin oluşturduğu hareket, fiziksel gücü ön plana almış, her türlü yatırımı öncelikleri doğrultusunda uygun bulmuştur. Bu nedenle onlar, bir taraftan ibadetle ilgili konularda sıkı bir tutum içerisinde ve dinî buyrukların en ince teferruatını ciddi benimsemiş olarak görülmesine rağmen, öte yandan masum bir insanı ve Müslümanı algılayış biçiminden dolayı öldürmeyi mubah sayan kimseler olarak görülmektedir. Bu onların temel felsefelerinin sonucudur. Zira onlara göre Müslüman Allah’ın buyrukları ve Hz. Peygamberin sünnetini uygulamakla yükümlüdür. Bu ise ancak kendilerinin anladığı biçimde gerçekleşmelidir. Çünkü onlar, yetiştikleri kültür gereği yalın ifadeleri benimser, özlü söylemleri özümser ve şehir kültürünün doğurmuş olduğu aklî yorum ve tevillerden uzak dururlar. Buna göre Kur’an bütün insanları kapsayan ifadeler sahiptir. Burada alanında uzman kimselere hitap eden ayet ifadeleri olduğu gibi, dinî kültüre ihtiyaç duymayan, sadece gördüğü ile yetinen ayet söylemleri de bulunmaktadır. Nitekim insanın çevresindeki varlıklar üzerinde tefekkürü emreden ayetleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Haricilik düşüncesinin temel yanılgısı, Kur’an’ın bütün insan kesimlerine hitap eden bir özelliğe sahip olduğu tezini göz ardı etmeleridir. Oysaki Kur’an, tüm zamanlara yönelik buyrukları kapsamakta ve dünyanın her yerindeki insanların algısına yönelik bir İslamî anlayış sunmaktadır.

Kur’an’ı dayanak olarak kullanmakla birlikte, onu geniş boyutuyla anlamadıkları anlaşılan Hariciler, evrensel bir anlayıştan öte, yerel bir düşünceye sahip bir İslamî mezhep olarak karşımıza çıkmaktadır.

SİİLİK

Taraftar ve yardımcılar anlamına gelen Şîa, İslam’ın ilk döneminde meydana gelen olaylar karşısında Hz. Ali (ö. ) yanında olan ve ona destek çıkan kimselere nispet edilen bir nitelendirmedir. Buna göre Hz. Ali’nin öncelikle hilafet konusunda önceliğini kabul eden, onu Hz. Peygamberden sonra en faziletli kimse olarak algılayan kesim, ilk Şîa grubunu oluşturmaktadır. Bu nedenle onlar, başta Hz. Ali-Muaviye anlaşmazlığında haklı tarafın Hz. Ali olduğunu dolayısıyla hilafet makamının onun hakkı olduğunu kabul etmekle birlikte, daha sonralara halifeliğin başlangıcı olan Hz. Ebû Bekir dönemi de dâhil olmak üzere, Allah elçisinin halifesinin Hz. Ali olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Şiîlik mezhebinin ana temasını Hz. Ali’nin halifeliği oluşturmaktadır. Bu nedenle daha çok siyasî bir mezhep görünümündedir. Genel bir bakış yapıldığında, Hz. Ali’nin hilafetinin kabulü, bütün sorunların çözümü mahiyetindedir. Ancak daha sonra kollara ayrılacak olan Şîa’nın, Hz. Ali’nin halifesinin kim olacağı yine büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu problem dolayısıyla İslam mezhepleri arasında en fazla kollara ayrılan bir mezhep konumundadır.

A’NIN İTİKADİ GÖRÜSLERİ

Hz. Ali, peygamberden sonra Müslümanların en üstünüdür

Halifelik, naslarla tayin edilmiştir

—Hz. Peygamber kendisinden sonra kimin halife olacağını belirtmiştir

İmamlar, masum olup her türlü günahlara karşı korunmuştur

—İlk üç halife haksız olarak hilafete sahip olmuşlardır

Büyük günah işleyenler tövbe etmeden ölürlerse, ebedi olarak cehenneme gideceklerdir

—Sia’nın itikadî görüşleri daha çok Mu’tezili anlayış etrafında şekillenmiştir. Burada imamet görüşü istisnadır.

 

A’NIN KOLLARI

Şîa mezhebi yirmiden fazla ana kollara sahiptir. Bunların alt kolları da bulunmaktadır. Temel karakter itibarıyla Şîa, Mutedil Şîa ve Gulat (aşırı Şîa olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu ana kolların öncüleri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.

MUTEDİL ŞİA

Zeydiyye. Hz. Hüseyin’in  torunu Zeyd b. Ali’nin  imamlığını kabul eden gruba denmektedir. Akımın öncüsü Muhtar es-Sakafi’dir. Görüşleri açısından Ehl-i Sünnet’e en yakın kesim olarak kabul edilmektedir.

Temel karakter itibarıyla Hz. Ali’nin imameti/halifeliği eksenine oturan Zeydiyye, diğer Şîa görüşlerinden farklı olarak  efdal bir kimsenin hilafeti üstlenmesinde bir sakınca görmez. Hz. Ebû Bekir ve Ömer’in önderliğini kabul etmektedirler. İnançla ilgili görüşleri daha çok Mu’tezile eksenine oturmaktadır. Günümüzde daha çok Yemen ve civarında bulunmaktadırlar.

İmamiyye. Hz. Peygamber sonrası imametin Hz. Ali’nin hakkı olduğunu savunan temel Şîa ekolüdür.  İsnaaşeriyye ve Caferiyye de denilen İmamiyye, günümüz Şîasının en güçlü ve kalabalık kesimini oluşturmaktadır. Bunda İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi m ezhebi olması yanında Irak’taki Müslüman grupların büyük çoğunluğunu oluşturmasının büyük payı vardır. Onların kabul ettikleri on iki imam şunlardır:

1.Hz. Ali    2.Hz.Hasan   3.Hz. Hüseyin    4. Ali Zeynelabidin      5.Muhammed Bakır     6. Cafer-i Sadık    7. Musa Kazım     8. Ali Rıza       9. Muhammed Takî          10. Ali Nakî           11. Hasan Askerî       12. Muhammed Mehdî  On ikinci sırada yer alan Muhammed Mehdî, daha küçükken kaybolmuş veya gizlenmiştir. O, kötü durumda olan insanlığı kurtarmak amacıyla kıyamete yakın geri dönecek ve başta Şiîler olmak üzere bütün insanlığı huzuru kavuşturacaktır.

Mehdilik anlayışı, Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki Mesih anlayışı ile paralel gitmektedir. Bazı Ehl-i sünnet kitaplarında da mehdilik anlayışı işlenmekle birlikte, bu Sia’nın kabulleriyle sadece benzerlik arzetmektedir.

 

GULAT ŞİA

Aşırı Şiîlik olarak bilinen bu kesim birçok kollara ayrılmıştır. Genel görüşleri, Hz. Ali’nin tanrılığı, onun yüceliğinin daha sonraki imamlara geçtiği (hulul), imamların Allah’ın yeryüzündeki halifesi olmaları nedeniyle O’nun tezahürü oldukları, aynı zamanda imamların peygamber statüsünde bulundukları gibi kabullerle sahiptirler. İmamların haram ve helalle yükümlü olmadıkları, kıyametin öteki dünyanın başlangıcı olmayıp, dünyevi bir değişim olduğu, reenkarnasyon ve tenasüh inancına sahip oldukları için ahiret hayatının gerçekleşmeyeceği, Kur’an’ın evrensel olmadığı gibi hususlar, onların diğer görüşleri arasındadır.

Sebeiyye. Abdullah b. Sebe (ö. 41/660) tarafından teşekkül edilmiştir. O, hz. Ali’nin tanrı olduğunu ileri sürmüştür.

Batıniyye. Hasan b. Sabbah’ın öncülüğünü çektiği akımdır.

Keysaniyye. Hz. Ali’den sonra halifeliği hak eden kimsenin, Hz. Ali’nin Havle adındaki cariyesinden olma oğlu Muhammed b. Hanefiyye  olması gerektiği kanaatinde olan kimselere denir. Buna rağmen Allah’ın önceden bildiği bir konuda önbilginin aksine değişme (Beda) olabileceğini kabul etmekte, reenkarnasyon ve tenasüh inancına sahip olmaktadırlar.

Dini Hareket Haline Dönüşen Şîa Akımları

Babilik-Bahailik       Kadiyanilik       Dürzîlik       Nusayrilik




IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,156 Saniyede Yüklendi.