Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: KELAM 3. HAFTA Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
muallim sani
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 12Ocak2010
Gönderilenler: 108

Alıntı muallim sani Cevapla bullet Konu: KELAM 3. HAFTA
    Gönderim Zamanı: 01Mart2010 Saat 12:10



KELAM  3.  HAFTA

 

KELAMIN DOĞUSUNA ETKİ EDEN FAKTORLER

 

A. İC ETKENLER

1. Hz. Peygamberin Vefatı ve Nubuvvet Nurunun Uzaklasması

 

Hz. Peygamber ahirete goctukten sonra Muslumanlar ortaya cıkan her turlu problemlerini kendi baslarına cozmek durumunda kalmıslardır. Ayrıca her ne kadar Muslumanların basında halife bulunsa bile hic kimse Peygamber’imizin otoritesine sahip olamayacağı icin, ortaya cıkan yeni meseleler hakkında ileri surulen cozumler kalpleri tam itminana kavusturamamıstır. Bu durum ortaya cıkan problemleri cozmede tabiatıyla farklı anlayısların ortaya cıkmasına yol acmıstır. Hulasa Resulullah’ın vefatı ile nubuvvet nurunun ve onun sağladığı manevi otoritenin zaman icinde giderek gucunu yitirmesi Muslumanlar arasında ihtilafların cıkmasına yol acan faktorlerden biri olmustur.

2. İslam’daki Fikir Hurriyeti ve Arastırmaya Tesvik

Oncelikle dinin tum emir ve yukumlulukleri, bunları anlayıp kavrama gucune sahip akıllı insana hitap etmektedir. Kur’an-ı Kerim, Muslumanların dinin hakikatini ve buyruklarını anlamaları icin dusunmelerini, akıllarını kullanmalarını, okumalarını, arastırmalarını emretmistir. Bir cok ayette “Dusunmuyor musunuz? Akıl erdirmiyor musunuz?” denilerek inananlar dusunmeye1; yeryuzunde gezip dolasılması, ibret alınması gerektiği2 bildirilerek arastırmaya tesvik edilmistir.

3-Kur’an ve Sunnetin Etkisi

İlk donemde olduğu kadar sonraki donemlerde de bizzat Kur’an-ı Kerim ve sunnetin, akaid ve kelam calısmalarında inkar edilemez etkisi vardır. Cunku Kur’an ve hadisler, Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları, fiilleri, peygamber, melek, Kitap, ahiret gibi butun itikad esaslarını ve bunlara bağlı konuları icermektedir. Nitekim bu bağlamda unlu Esari kelamcı ve mufessiri Fahreddin er-Razi (o.606/1210) İslam’ın seri hukumlerinin altı yuz ayet kadar olduğunu, diğer ayetlerin ise tevhid, nubuvvet, sirki ret gibi itikadi hususlarda olduğunu soylemistir. Kur’an-Kerim’in, kelamın olusumuna etkisi sadece icerdiği konular acısından değil, asağıdaki gibi birkac acıdan olmustur:

 a) Kur’an, Uluhiyet, nubuvvet ve bas-olumden sonraki hayat gibi tum itikad konularından bahsetmesi; bunları fıtrata uygun sekilde akli ve ikna edici delillerle ispatlaması;

b- Dehriyye/materyalizm, putperestlik, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi diğer batıl inanc ve dinlerle akaid konularında munakasa etmesi ve onların olusturacağı supheleri ortadan kaldırması;

c- Akla onem vermesi ve aklı sartlanmıslıktan kurtararak dusunme ve tefekkure tesvik etmesi;

d- Kur’an’ın muhkem ve mutesabih ayetler icermesi ve bu ayetlerin birkac anlamı bulunması sayesinde farklı dusunmeye fırsat vermesi.

Bu son hususu dini nasların ozellikleri adı altında mustakil bir baslık olarak ele almak daha uygundur.

4- Dini Nasların Ozelliklerinden Doğan Sebepler

Nasların ozelliklerinden maksat, dinin ana kaynağını olusturan ayet ve hadislerin sahip oldukları ozelliklerdir. Ayet ve hadisler, uslup, subut ve delalet seklinde uc acıdan farklı ozelliklere sahiptirler.

Uslup acısından bakıldığında, ayet ve hadislerin uslup ozellikleri aynı değildir. Onlar, Arap dilinin belagat ve dil kurallarına gore cesitli uslup farklılıkları icermektedir. Bu bağlamda ayet ve hadislerde tesbih, temsil, hakikat-mecaz, kinaye, umum-husus, mutlak-mukayyetlik gibi edebi dil ve usluplar kullanılmıstır. Bunlara ilaveten bazı konular yalın anlatımlarla sunulmusken, kimi hakikatler kıssalar ve darb-ı mesellerle izah edilmistir. Ayetlerin anlatımında bu edebi sanatların kullanılması, sahabe ve tabiin doneminden sonraki donemlerde Arapcaya iyi vakıf olmayan Arap olmayan Muslumanların bunları farklı sekilerde anlamasında yol acmıstır.

Subut-sıhhat acısından dini naslara bakıldığında, ‘subut-sıhhat’ ifadesiyle, ayet ve hadislerin sahihliği-gercekliği yani ayetlerin Allah’ın sozu; hadislerin de gercekten Hz. Peygamber’in sozu olup olmadığı kastedilmektedir. Ayetlerin subutuna ve sıhhatine yonelik her hangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.Hadislere gelince, hadis olarak ifade edilenlerin hepsinin gercekten Hz. Peygamber’in sozu olup olmadığı kesin olmadığı icin hadislerin hepsinin değil, sadece bir kısmının subutu katidir.

Nasların delaletine gelince, ayet ve hadislerin ifade ettikleri anlamlar ve belli bir konuya acık delil olup olmadıkları kasdedilmektedir ki buna nasların delaletlerinin kat’i-kesin veya zanni olusu denilmektedir. Kur’an’da da bildirildiği uzere anlamı acık ve kolay anlasılan bu kati ayetlere ‘muhkem’; anlasılmaları zor, manaları acık olmayan ayetlere de ‘mutesabih’ denilmektedir. Muhkem ayetler, Kur’an ve Đslam’ın temeli ve ana unsurlarıdır. Anlamları net olan bu tur muhkem ayet ve hadislerin anlasılmasında ihtilaf olmamıstır.

Anlasılmaları zor, manaları acık olmayan mutesabih naslar, birkac anlamı icerdikleri icin ifade ettikleri anlamı gostermeleri bakımından kati-kesin değil, zanni/ihtimalli anlam ifade etmektedirler. Bu yuzden bu mutesabih nasların anlasılmasında farklı anlayıslar ortaya cıkmıstır.

Kimi hadislerin icerdikleri farklı anlamlardan dolayı delalet yonunden de bu hadislerin ne anlam ifade ettiği ve delil olup olamayacağı konusunda değisik gorusler ortaya cıkmıstır. Boylece hadislerin hem subut hem de delaletlerinin kat’i veya zanni olusları sorunu gundeme gelmis; hangilerinin sahih ve dini delil bir olarak kullanılabileceği, sahih olduğu halde mutesabih hadislerin nasıl anlasılması gerektiği konusunda gorus ayrılıkları olusmustur.

Ozetle dini nasların icerdikleri uslup ve beyan ozellikleri, subut ve delalet nitelikleri, onların kabul edilmesi, anlasılması ve delil olarak kullanılmasında Muslumanlar arasında ihtilafların ortaya cıkmasına yol acmıs; zamanla bu tur fikir ayrılıkları farklı kelami anlayısların olusmasında etkili olmustur.

5. Dini nasların Bazı Anlasılması Guc Konular İcermesi

Kur’an-ı Kerim’de cebir gorusune, insan iradesine; hayır ve serrin Allah’tan olduğuna veya hayrın Allah’tan, serrin insandan olduğuna dikkat ceken gorunurde birbirleriyle zıt anlamlı ayetler bulunmaktadır. Bu kabil naslar, insanın iradesinin varlığı; iradesi varsa insan iradesi ile Allah iradesi arasındaki iliski; insanın aynı anda hem ozgur hem mecbur/cebir altında olmasının mumkun olup olmadığı gibi soruları doğal olarak ortaya cıkarmıstır.

Bunun yanı sıra bazı ayet ve hadislerin Allah’ın zatı, sıfatları, ruh, Allah’ın gorulmesi gibi anlasılması guc, soyut konuları icermesi de bu gibi meselelerin anlasılmasında değisik anlayısların olusumuna zemin hazırlamıstır. Zira insanların idrakleri, bilgi birikimleri ve anlayıs kapasiteleri farklı seviyelerdedir. Ayrıca insanların dusuncelerini etkileyen eski inanc ve dıs kulturleri de bu tur meselelerin farklı anlasılmasına yol acmıstır.

6. Dini Naslara Yaklasım Tarzının Farklılığı

Genel olarak dine ve dini naslara karsı takınılan tavır ve yaklasım tarzı farklı kelami goruslerin olusmasına zemin hazırlamıstır. Naslara yonelik bu tavırlar; teslimiyetci, akılcı ve yorumcu, zahirci ve sembolik metotlar olarak ifade edilebilir. Genel olarak Sahabe ve Tabiin donemi alimlerinden olusan Selef donemi alimleri ile bunları izleyen Selefiyye mezhebi mensuplarının itikad esaslarıyla ilgili tutumu naslarda bildirilenleri aynen kabul etme (tasdik ve teslimiyet), itikadi konularda akli izah ve yorumlarda bulunmaktan kacınma (tevakkuf) ve aklın anlamaktan aciz olduğu hususlarda isin hakikatini Allah’a havala etme (tefviz)dir.

Dini naslara yonelik ortaya cıkan bir baska tutum ise, nasların sadece zahirlafız anlamlarıyla anlasılması gerektiğini ileri suren anlayıstır. Bu anlayıs tarzı, siyasi ve itikadi alanda Haricileri; fıkhi sahada ise Zahiriyye mezhebini doğurmustur.

Dini naslara yonelik bir baska tutum da, sırf akılcı-yorumcu yaklasım tarzıdır. Bu tarz, Mutezile, Es’ariyye ve Maturidiyye kelam akımlarının ortaya cıkmasında etkili olmustur. Bu yaklasım ve metot farklılıklarının fıkıh alanındaki tezahurleri ise Hanefiyye gibi “Ehli Rey”; Hanbeliyye gibi “Ehli Hadis” ve Davud ez-Zahiri gibi “Zahiriyye” ekolleri seklinde olmustur.

7. Cehalet ve Taklit

Ozellikle Arap olmayan Muslumanların Arapcayı iyi bilmemeleri, dini hukumlerin temel gayelerini anlayamamaları; yetkili olamayacağı konularda aklı yegane hakim kabul etmeleri gibi nedenler bir takım inanc problemlerinin doğmasına yol acmıstır. Buna ilaveten bir kısım insanların itikadi konularda cesitli alimlerinin izah ve goruslerini koru korune kabullenip taklit etmeleri; farklı dusunenlere karsı dıslayıcı tutum takınması da farklılıkların olusması ve koklesmesinde etkili olmustur.

8. Art niyetli İnsanların Aykırı Tutumları

İslam’ın ilk donemlerinden ozellikle de Hz. Osman doneminden itibaren İslamı yıkmak, Muslumanları parcalamak isteyen munafıkların ve kotu niyetli insanların tahripkar faaliyetleri de inanc konularında aykırılıkların cıkmasına ve dolayısıyla kelamın olusmasına yol acmıstır. İclerinde art niyet besleyen bu tip insanlar Kur’an’ın vurguladığı uzere ( dinin esaslarını olusturan anlamları acık muhkem ayetleri bırakarak ozellikle mutesabih ayetlere sarılmıs, Arap dili kuralları, dinin temel esasları ve akli-ilmi prensipleri gozetmeden yaptıkları aykırı yorumlarla bazı cahil cevreleri etkilemislerdir. Mesela daha Hz. Ali’nin sağlığında Abdullah b. Sebe ve onun yandasları ‘Hz. Ali’nin tanrı olduğu’nu

ileri surerek tesbih ve tecsim dusunceleriyle cahil Muslumanlar arasında etkili olmaya calısmıstır.

9. İmamet-Hilafet Meselesi

Hz. Peygamberin vefatıyla birlikte devlet baskanının kim olacağı, bunun belirlenmesinde nasıl bir olcunun esas alınması gerektiği gibi hususlar gundeme gelmis, bu cercevede ihtilaflar zuhur etmis; konu Sehristani’nin (o.548/1153) de ifade ettiği uzere İslam ummeti arasındaki en koklu ve en buyuk anlasmazlığı olusturmustur.

İmamet tartısmalarıyla alakalı surecin sonunda ilk olarak Hariciler ortaya cıkmıssa da onlar bu konuyu bir itikad ve iman meselesi haline getirmemislerdir. Ancak Hz. Ali taraftarları olan Sii gruplar imamet konusunu bir usuli’d-din konusu sayarak, bu konuyu imanın temel esaslarından biri kabul etmistir. Bu durum karsısında Mu’tezili ve Ehl-i sunnet kelamcıları da, Siayı reddetmek gayesiyle bu konuya Kelam kitaplarında yer vermislerdir.

10. Muslumanlar Arasında Cıkan Siyasi Cinayetler ve İc Harpler

Ucuncu halife Hz. Osman’ın(o.35/656) sehit edilmesinin ardından Hz. Ali’nin halife secilmesiyle Muslumanlar arasında gorus ayrılıkları cıkmıstır. Bir kısmı onun halifeliğini kabul ederken, bir kısmı cekimser kalmıs, basta Hz. Muaviye olmak uzere Umeyyeoğulları ile Hz. Aise, Talha, Zubeyir’in de iclerinde olduğu bazı cevreler onun halifeliğini kabul etmemistir. Neticede Hz. Ali doneminde Cemel ve Sıffin savasları ile Hakem olayı meydana gelmistir.

Onceden taraftarları iken Hakem olayı sebebiyle Hz. Ali’ye baskaldıran Hariciler’in Hz. Ali’den ayrılması, Hz. Ali’nin Nehrevan’da onlarla savasması, Hz. Ali’nin bir harici suikastcı tarafından sehit edilmesi gibi olaylar Muslumanlar uzerinde son derece olumsuz etki yapmıstır. Bu siyasi anlasmazlıklar, cinayetler ve ic savaslar, cozumu zor bazı

akaid problemlerinin ortaya cıkmasına sebep olmustur. Zira bu savaslarda İslam’ın buyuk gunah olarak nitelendirdiği karsılıklı oldurmeler olmustur. Bu durumda olenlerle oldurenlerin iman durumu ve ahiretteki akıbetleri; diğer bir ifadeyle buyuk gunah isleyen kimsenin (murtekib-i kebirenin) durumu meselesi ortaya cıkmıstır.

B) DIS ETKENLER

1. Diğer Din ve Medeniyetlerle Temas

 Hz. Osman (o.35/656) devrinde İslam diyarı, bir bakıma inanc ve kulturler mozayiği haline gelmistir. Bu sartlar altında yeni din konumunda olan İslamiyet’in temel esaslarının ozu ve ruhuyla bu genis coğrafyanın her tarafına guclu ve doğru sekilde ulasması hayliyle zor olmustur. Buna ilaveten farklı din ve inanc cevreleriyle karısıp kaynasma sonucu bazı Muslumanlarda Yahudi ve Hıristiyanlarda gorulduğu sekilde akaid konularında diyalektik ve munakasayı sevme eğilimi bas gostermistir.

 Bu kaynasma sebebiyle Aristo ve Yeni Eflatunculuk gibi Yunan felsefesi fikirleri, kaza-kader, insanın hurriyeti, Allah’ın kelamının ozelliği gibi konularda Muslumanlar bu cevrelerden etkilenmis; hem tercumeler hem de daha ziyade sifahi/sozlu yolla Muslumanlara gecmistir. Farklı kultur ve inanc bicimleriyle karsılasıldığında İslam akaidi ile bunlar arasında acık ihtilaf bulunduğu icin Muslumanların, eski İran dinleri, Yahudilik ve Hıristiyanlıkla fikri mucadelede bulunmaları gerekmistir. Bu noktada Yahudi ve

Hıristiyanların inanc ve dusunceleriyle mucadelede yardımı olacağı dusuncesiyle Emevi devrinin sonlarına doğru Yunan/Grek felsefesi urunu olan Mantığı oğrenme ihtiyacı hasıl olmustur. Butun bunlar, akli delillerle İslam itikad esaslarını mudafaa eden bir ilim olması acısından kelam ilminin olusmasını tesvik etmistir.

Diğer taraftan fethedilen ulkelerin Arap olmayan halkından yeni Musluman olanlar, eski kulturlerinden kazandıkları dusunce, inanc ve yasama alıskanlıklarını birden sokup atamamıs, İslam’a tamamen aykırı olmayan veya olmadığını zannettikleri bazı orf, adet ve geleneklerini İslam icinde de devam ettirmislerdir.

 Bu ulkelerin insanlarının bir kısmı samimi Musluman olmalarına karsılık; iclerinde art niyetli olanlar da İslam’ı yıpratmak ve yozlastırmak icin kasıtlı olarak sapkın fikir ve

inanclar uretmislerdir.

 2. Felsefi Eserlerin Tercume Edilerek İslam Dunyasına Yayılması

 Muslumanların karsılastığı felsefi dusunce ve ilim kaynaklarının en onemlileri eski İran, Hint, Mısır, Grek ve Helen kulturleridir. Yunan kulturu Araplara Suriye, Mısır ve İran’da bulunan Helenistik kultur merkezleri aracılığıyla girmistir. Bu kultur merkezlerinin baslıcaları İskenderiye, Nusaybin, Antakya, Cundusapur ve Harran’da bulunan okullardır.

İlmi ve felsefi eserlerin Arapca’ya cevirme isi Beytu’l-hikme kuruluncaya kadar bazı ferdi girisimlerle sınırlı kalmıstır. Mesela bu alanda ilk tesebbuste bulunan Emevi

prenslerinden Halid b. Yezid (o.85/704) olmustur. O, tıp, astronomi, kimya gibi ilimlere merak salmıs ve bu konularda yazılmıs Grekce ve Koptca eserleri tercume ettirmistir. Tercume faaliyetleri Emeviler doneminde daha ziyade tıp, kimya, astronomi seklinde tabiat ilimleri sahalarında iken Abbasiler doneminde ve ozellikle Harun er-Resid ve Me’mun donemlerinde İlahiyat, tabiiyyat ve ahlak konusundaki felsefi eserler ve Mantık ozellikle Grekce’den Arapca’ya cevrilmistir.

Tercume faaliyetleri beraberinde basta Grek felsefesi olmak uzere eski İran, Mezopotamya ve Hint kulturlerinden pek cok yabancı unsurun İslam kulturune girmesine ve İslam’ın saf akidesini zedeleyecek yorum ve inancların taraftar bulmasına yol acmıstır. Cunku tercume faaliyetleri tabiat ilimleriyle sınırlı kalmamıs; dini ve felsefi eserler de Arapca’ya cevrilmistir. Felsefi eserlerin tercume edilmesi ilahiyat bahislerinin, Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatlarıyla ilgili konuların ve irade hurriyetiyle ilgili tartısmaların daha felsefi bir zemine cekilmesine zemin hazırlamıstır. Nasların zahirine bağlı kalan ve yorum kabul etmeyen selef anlayısı, bu felsefi akımlar karsısında mucadele etmede yetersiz kalınca İslam akidesini akıl ve nasların ısığında savunma ihtiyacı hasıl olmustur.




IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,109 Saniyede Yüklendi.