Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
İlitam Öğrencileri Tanışma Bölümü
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma Bölümü
Mesaj icon Konu: ACİL YARDIM Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
nahvi
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15Kasım2009
Gönderilenler: 0

Alıntı nahvi Cevapla bullet Konu: ACİL YARDIM
    Gönderim Zamanı: 29Aralık2009 Saat 21:51



ARKADAŞLAR! BENİM DİN PSİKOLOJİSİ 13. 14. HAFTA DERS İÇERİĞİ AÇILMIYOR. HOCAYA MESAJ GÖNDERDİM CEVAP GELMEDİ. LÜTFEN ARKADAŞLAR YARDIM EDEBİLEN VARSA YARDIM ETSİN.  





ابوالهموم
IP
idinc
Yönetici
Yönetici
Simge
Site ve Forum Yöneticisi

Kayıt Tarihi: 21Ağustos2006
Gönderilenler: 2781

Alıntı idinc Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 30Aralık2009 Saat 20:26



 

13. Ünite: ġAHSĠYET VE DĠNĠ TUTUMLAR

1) ġahsiyet Kavramına Genel BakıĢ

Batı dillerinde şahsiyet yada kişilik karşılığı olarak kullanılan kelimenin (personality)

Latince “persona” sözcüğüne dayandığı belirtilir. Başlangıçta psikoloji alanıyla bağlantısı

olmayan persona, maskı, rolü, karakteri ve fonksiyonu anlatır ve tiyatroda veya mahkemede

kullanılırdı. Antik tiyatroda oyuncunun gerçek yüzünü saklamasına yarayan persona, önceden

belirlenmiş herhangi bir kişilik varsayımına dayanmıyordu; tıpkı soyut bir tüzel kişi gibiydi.

Antik çağ düşünürleri, persona diğer üyesine atfedilmiş toplumsal bir rolün ifadesi olduğunu

düşünürlerdi.

Şahsiyet, Arapça “şahasa” fiilinden türemiş olup, bu fiil ”yükselmek, görünmek, ortaya

çıkmak, açıklamak” gibi anlamlara gelir. Şahıs kavramı İslamiyetle zenginleşmiş ve açıklık

kazanmıştır. Hz. Peygamber zamanından bu yana hem Kur‟an‟da ve hem de hadiste şahıs

kavramı tek ve başkalaşmış, hukukun bir objesi, aynı zamanda manevi bir varlık, bilhassa

kendi öz hayatına sahip, bağımsız bir süje halinde, bir realite olarak ortaya çıkmıştır.

Lahbabi‟ye göre şahıs kelimesi batılı anlam dışı olan person kelimesi gibi içe doğru ve dışa

yayılarak tekamül etmiştir.

Şahıs, toplum içinde başkası ile karşı karşıya geldiği zaman şahıstır ve şahsı sağlam bir

şekilde geliştiren toplumdur. Kişi bir başkası olmadan kendi şahsiyetini kazanamaz. Bu

konuda B.Dindar, E.Mounier‟e dayanarak şöyle demektedir; “Soyut, bencil ve isteyen

invidiualizm, bize yanlış şahsın bir karikatürünü sunar”. Şüphesiz, insan tabiatına en uygun

olan, insanın şahsiyet ve toplum yönünü ihmal etmeyen personalist anlayıştır.

Şahıs yalnız başkasına yönelmiş olarak vardır, başkası aracılığı ile kendini tanır ve yalnız

başkasında kendini bulur. Şahıs yaradılışı ve yönelişi gereği olarak sevgidir. “Personne”

kelimesi karakter anlamına da gelebiliyor. Şahıs tarif edilemez, çünkü yalnız insanın dışında

olan ve onun bakışı altına yerleştirilebilen şeyler tarif edilir. Oysa ki şahıs bir obje değildir.

“Şahsiyet denince bütün manevi ve ruhi vasıfların öyle yüksek bir vahdetini anlamalıyız ki, o

vasıta insanın kendini diğer insanlardan müstakil ve bununla beraber yine kendini insanlığın

mahiyetine tabi görecektir.” Bir başka ifadeyle; “İnsanın şahsiyeti karşılaşmış olduğu

güçlükler veya engellerle, bu engellere karşı göstermiş olduğu tepkilerin bir araya

gelmesinden ortaya çıkmıştır.” (Dindar, 2002, s.29-30)

Şahsiyet yada kişilik kavramının genel çerçevesinin genişliği ve psikolojinin gelişimi

boyunca etkisi olan yaklaşım ve akımların çokluğu, tek bir kişilik tanımında ittifak etmeyi

zorlaştırmaktadır.

Geniş açıdan bakıldığında kişilik, ferdin pratik olarak bütün niteliklerini kapsar. Zira onun

fiziki, zihni ve hissi yapısı, güdüleri, tecrübeleri, alışkanlıkları, çevresi, çevresinde kendisine

açık olan imkanların hepsi ve bunların birbirlerine etkisi, organize olmuş bir sistem olarak

ferdin kişiliğini etkiler. Kişilik yapısı olarak, ferdin davranışları, düşünceleri, duyguları,

söyledikleri ve yaptıkları bu faktörlerden etkilenir.

Psikoloji açısından bakıldığında da psikologlar kişiliğin tam bir tanımı üzerinde

uzlaşamamışlardır. Kişilik teorilerinde de görüleceği üzere her bir yaklaşımın kişiliğe verdiği

anlam bir diğerinden farklıdır. Nitekim Allport kişilik teriminin elliye yakın farklı anlamını

sıralar ve bunları ifadenin ilk kullanımı veya epistemoloji ve felsefi, hukuki, sosyolojik,

teolojik ve psikolojik anlamlarına göre tasnif eder. Öte yandan kişilik, felsefe ve sosyolojinin

de bir problem olarak ele alıp incelediği bir kavramdır. Çünkü insan kendisiyle, diğer

insanlarla ve Tanrı‟la ilişi içndedir. Kişliğnin oluşasıve gelişesi içn bunlarla ilişide

bulunmasıgereklidir. Büüüle hiçirisinin dışıda kalıamayacak olan bu psikolojik, sosyal

ve metafizik çvreler gö öüe alıdığıda, kişlik kavramıı da bu farklıdüşüce

disiplinleri tarafıdan ele alımasışşıtııdeğldir.

2) ġahsiyetin ġekillenmesi

Şahsiyeti incelemek için, insanın ırsî güçlerini, yeteneklerini, öğrendiklerini ve öğrenme

faktörlerinin ona özgü davranış biçimleri ile kendi karakteristiklerine nasıl nüfuz ettiğini

görmek gerekir. Böylece her fert, ötekinden farklı, kararlı bir bütün oluşturur. Çünkü insan,

temel insani nitelikleri diğer insanlarla paylaşmakla birlikte, her zaman için kendine özgü bir

ferttir, herkesten farklı, tek ve biricik bir varlıktır. Parmak izleri nasıl başkalarınınkinden

farklıysa, karakteri, mizacı, yetenekleri ve eğilimlerinden oluşan özel bir karışım olarak da

başka insanlardan ayrılmaktadır. İnsani imkanlarını ancak kendi bireyselliğini geliştirerek

gerçekleştirebilir.

Psikolojideki tanımlarına bakıldığında kişilik, “bir insanın bütün ilgilerinin, tutumlarının,

yeteneklerinin, konuşma tarzının, dış görünüşünün ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini

içeren kendine has, ahenkli bir bütünü” ifade etmektedir. Başka bir tanım, “insanları

birbirinden ayıran, her insanın kendine mahsus bedeni ve ruhi özelliklerinin ve diğer insanlara

görünüşünün ve onlar karşısındaki davranışlarının bir bütün olarak değerlendirilişi”

şeklindedir. Diğer bir ifadeyle “beden özelliklerinin, davranış tarzlarının, kabiliyet ve

istidatların, ihtiyaç, ilgi ve tavırların meydana getirdiği bir özellikler organizasyonudur.”

Bütün bu tanımlardan sonra denilebilir ki kişilik, şahıs olarak insanın bütünlüğünü ve onun

karakteristiklerini yansıtan özelliktir.

Allport‟a göre kişilik “ferdin, çevresine özel uyumunu belirleyen psiko-fizyolojik

sistemlerin dinamik örgütüdür”. Tanımdaki dinamik örgüt sürekli gelişen ve değişen kişilik

olgusuna vurgu yapmaktadır.

Psikologlar kişiliği incelemek için birbirini tamamlar nitelikte olan üç tür yaklaşım tarzı

benimsemişlerdir. Bu yaklaşımların ilki kişiliğin dinamik organizasyonunu temel alır ve bütün

fertler için ortak olan esasları incelemeye çalışır. İkinci yaklaşım tarzı analiz yoludur, kişiliği

meydana getiren unsurları ölçmeye ve değerlendirmeye çalışır. Son tarz ise ilk iki

yaklaşımdan elde edilen sonuçları kategorize eder ve tipolojiler yapar. (Mehmedoğlu, 2004,

s.42-45)

Jung insan kişiliğinin iki şeyden meydana geldiğini belirtir: İlki bilinç ve kapsadığı her

şey, diğeri bilinçdışı bir psişenin arka planı. Bilinç tanımlanıp, sınırlandırılabilir, ama insan

kişiliğinin bütünü söz konusu olduğunda tam bir tanımlama mümkün değildir. Jung‟a göre her

kişinin sınırlandırılması ve tanımlanması imkansızdır; çünkü kişilik bilinçli ve

gözlemlenebilir bir bölümden meydana gelmiştir fakat gözlemlenebilen olguları

anlatabilmemiz için var farz etmek zorunda olduğumuz bazı unsurlardan yoksundur.

Bilinçdışı ise bilinmeyen unsurlardan meydana gelir. Bunarlın neler olduğunu bilmemekle

birlikte sonuçlarını gözlemleyebiliriz.

Kişilik, insanın fiziki yapısı, ruhi yapısı (zeka, mizaç, duygu) ve içinde bulunduğu sosyokültürel

çevresiyle etkileşim içindedir. Ferdin davranışları kişiliğinin birer fonksiyonudur.

Sosyo-kültürel çevreler ve tecrübe, biyolojik kalıtımla belirlenmiş bir yapıyı yeniden

oluşturur. Bu yüzden yukarıda sıralanan yapıların içeriğinin ve niteliklerinin de hayat boyu

değişmesiyle, fert kalın çizgiler içinde hareket eden, fakat hiçbir zaman sabit olmayan bir

kişilik yapısına kavuşur.

Yukarıdaki tanımlar ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere psikologlar kişilikle bağlantılı

olarak insanın, biri kendisi ve iç dünyası diğeri ise çevresi ve dış dünyasıyla ilişkisi üzerinde

durur. Çünkü her bir ferdin kişiliğini hayatın günlük akışı konusunda birçok düşünce, şüphe,

inanç, tutum, soru, umut, beklenti ve fikir belirler. Eğer bu fikirlerin hiçbiri genel olarak

destek görmeseydi, kişilik parçalanırdı. İnsanın niye ve nasıl şu yada bu şekilde

davranacağına ilişkin düşünce ve inançlarına güveni olmasaydı, herhangi bir davranışta

bulunmazdı. Ferdin kendisi ve iç dünyasıyla ilişkisi genellikle benliği, kendine güveni,

kendini değerli veya değersiz bulması, beklentileri, gayeleri, zayıf ve kuvvetli yönleri

hakkındaki bilinci; çevresi ve dış dünyayla ilişkisi ise ailesi, arkadaşları ve meslek

gruplarındaki insanlarla olan ilişkileridir.

Birbirleriyle etkileşen bu iç ve dış yönlerine ilave olarak kişiliğin; “benlik, kendini

gerçekleştirme ve yeterliliğe ulaşma çabası, sürekliliğini korurken değişime de uğraması,

geleceğe dönüklüğü ve bütün bu değişik öğelerden farklı bir bütün” olarak etkileşimde

bulunduğunu belirten de vardır.

Kişiliğin oluşumunu biyolojik şartlarla veya sosyo-kültürel etkilerle açıklayan teoriler,

günümüzde yerlerini bütüncü görüşe bırakmışlardır. Artık kişilik, doğuştan getirilen

eğilimlerin ve ferdin çevresine kendine has uyumunu tayin eden kazanılmış özelliklerin

yapılaşmış bütünü olarak anlaşılmaktadır. Ferdi kabiliyetleri onun kişiliğinin bir parçasını

teşkil ettiği gibi, şekillenmesinde de önemli bir etkendir. İçinde yaşanılan toplumsal ve

kültürel çevrede öğrenme, örnek alma ve özdeşim yoluyla kazanılan özellikler, ait olunan

kültürün kendine has ayırıcı değerleri, din ve ahlak anlayışı, türlü davranış biçimleriyle,

toplumsallaşma sürecinde kurulan ilişkiler, kişiliğin teşekkülünü etkiler. İnsanlar arası farklar,

farklı kişilik tipleri, hem kalıtım ve hem de sosyo-kültürel çevre farklılıklarıyla

açıklanmaktadır. (Mehmedoğlu, 2004, s.46-47)

3) Dini Tutum ve DavranıĢlar

Bir başka önemli araştırma alanı da dini tutum ve davranışlardır. İnsan ruhuna açılan

yollardan birisi, kuşkusuz ferdin tutum ve davranışlarının araştırılması yoludur. Burada

psikoloji, insanın her türlü zahiri ifadelerine, hareketlerine ve fiillerine dayanarak onun iç

dünyasını görmeye girişecektir. Böylece dini davranış ve tutumun anlaşılması, gelişme

şekilleri, motivasyonları ve bunların ruhsal fonksiyonlarla, ilişkileri, yani, dini duyguların,

düşüncelerin, arzuların vb.lerinin tutum ve davranışlara yansıması ve ifadelenişi araştırılmış

olacaktır.66

Din insanı ilgilendiren bir olgu olduğuna göre, o aynı zamanda bir tutum konusudur. Böyle

olunca insanların genel olarak din olgusu ve dinin inanç ve amel esasları ile ilgili olarak farklı

tutumlar geliştirmeleri tabiidir. Mesela , dinin insana mutluluk ve huzur verdiğine inanan bir

insan din hakkında olumlu tutuma sahipken, dinin insanların geri kalmasına sebep olduğu

kanaatinde olan bir ateist din hakkında olumsuz bir tutum geliştirmiştir.Yine inananlar

arasında farklı dini tutumlar görülür. İçki mübtelası olan yada içki alıp satarak kazanan bir

Müslüman içki hakkında olumlu bir tutum takınabilir, buna karşılık bir başka Müslüman

Kur‟an‟daki içkiyi yasaklayan ayetlere bakarak bu konuda olumsuz tutum takınır.

Şu halde “dini tutum, kişinin dinle ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını belirleme

tarzıdır. Yani kişinin dine dair bilgi ve inançları (zihni unsur)dinin bütününden yada her

hangi bir esasından hoşlanması veya hoşlanmaması (duygu unsuru) ve dinle ilgili davranışları,

yani lehte ve aleyhteki, bir takım faaliyetleri (davranış unsuru) onun dini tutumunu oluşturur”

(Peker, Din psikolojisi, s.146).

Din Psikolojisi bunlar üzerinde çeşitli teknikler vasıtası ile gözlemler, tasvirler ve analizler

yaparak, ferdin dini hayatını tutum ve davranışlarını inceleyerek anlamaya çalışacaktır. Şu

halde Davranış Psikolojisi sadece dini tezahürleri ele almakta ve böylece o, içte yaşanan dini,

insanda dışa yansıdığı ölçüde yada göründüğü haliyle incelemeye çalışmaktadır.

66 Pöll, Religionspsychologie, s. 18.

4) Dini Tutumların OluĢumu ve GeliĢimi

Bireyin gelişme ve sosyalleşme sürecinde çevresindeki varlık,olay ve olgular hakkında

edindiği bilgi, inanç, duygu ve davranış eğilimleri olan tutumlar, ferdin iç dünyasında sürekli

olarak sistemler halinde organize olur.(Krech-Crutchfield, 1983, s.231).

İnsanlar tutumlara sahip olarak doğmazlar. Tutumlar sosyalleşme süreci içerisinde

öğrenme yoluyla elde edilir. Tutumların önemli bir bölümünü oluşturan dini tutumlar da

henüz ilk çocukluk döneminden itibaren ferdin sosyal gelişimine bağlı olarak kazanılmaya

başlar. Dini tutumların oluşmasında bazen tutum konusu ile ilgili olarak doğrudan yaşanan

tecrübeler de etkili olabilir. Mesela kişi dua yoluyla olağanüstü bir sonuca ulaştığı için dua

hakkında olumlu tutum geliştirebilir. İçkinin sebep olabileceği kötü sonuçları bizzat acı bir

şekilde yaşayarak dinin haram kıldığı içki aleyhinde güçlü bir tutum takınabilir. Huzur ve

mutluluğu dine dönüş yaparak yakaladığı için, din görevlileri ve dindarlardan yardım ve

dostluk gördüğü için din lehine tavır alabilir.

İnsanlarda doğuştan var olan din duygusu ve inanma ihtiyacının, dini duygu, düşünce ve

tutumların şekillenmesi, çevre faktörlerinin etkisiyle olmaktadır. Dolayısıyla çocuk iki üç

yaşlarından itibaren ailede görüp duyduğu dini inançları, davranışları ve tutumları taklit

yoluyla alır ve zamanla bunlar onun kişiliğinin birer öğesi olarak içleşir.(Kaya, 1998, s.49)

Dini tutumlar da dahil olmak üzere sahip olduğumuz tutumların oluşup gelişmesinde etkili

olan pek çok faktör vardır. Bunların bazıları şunlardır:

a. Ġhtiyaç ve Güdüler

Tutumlar, kişinin çeşitli obje ve olaylara karşı lehte veya aleyhte bir vaziyet alışı olduğuna

göre, insanın, ihtiyaç ve güdülerini tatmin eden şeylere karşı lehte, bunların doyumuna engel

olan şeylere karşı da aleyhte tutum takınması tabiidir. Din de insanın bazı ihtiyaçlarına cevap

verip, bazı istek ve ihtiyaçlarını da belli bir disiplin, ölçü ve denge içerisinde doyurmak

üzere sınırlandırıp kontrol ettiğine ve diğer bazılarını yasaklayarak baskı altına aldığına göre,

dini tutumların oluşmasında ferdin istek ve arzularının, ihtiyaç ve güdülerinin önemli bir yeri

vardır.

Dinin insanın bazı ruhi, zihinsel ve sosyal ihtiyaçlarına cevap verdiği bir gerçektir.

Mesela, din insandaki sığınma , bağlanma, güvenlik altında bulunma, hayata ve olaylara

anlam kazandırma, ölümle yok oluş düşüncesinden kurtulup ebediyen var olma ihtiyaçlarının

doyumuna hizmet eder. Dindeki ibadetler, ameli hükümler, ahlaki esaslar hem fert hem de

toplum hayatına pratik yararlar sağlar. Böylece dinin ihtiyaçlara karşılı vermesi, dine karşı

olumlu tutum geliştirilmesinde etkilidir. Ancak bunun tam tersi de söz konusudur. Zira din,

insanların bazı aşırı istek ve güdülerine sınırlandırmalar getirmektedir. Dinin yasakladığı bu

tür davranışları alışkanlık haline getirenler, dini isteklerinin doyumuna engel olarak

gördükleri için, dine karşı olumsuz tutum takınabilmektedirler.özellikle günümüzde batı tarzı

ve daha çok tüketime yönelik, gününü gün etme felsefesine dayalı bir hayat tarzı

benimseyenler, her türlü değer gibi sırf içgüdüsel eğilimlerinin doyumuna engel olarak

gördükleri için dine karşı tavır almaktadırlar.

b. ToplumsallaĢma Süreci ve Grup Üyeliği

Dini duygu, düşünce ve tutumların doğup gelişmesinde en önemli faktör çevredir. Çevre

faktörleri ise, resmi ve resmi olmayan eğitim kurumları, ailede anne-baba, oyun ve okul

arkadaşları, yakın akrabalar ve komşular, okunan kitap ve gazeteler, izlenen radyo ve

televizyon programları, ilişki ve iletişimde bulunulan diğer insanlardır.(Yavuz, 1983, s.44)

Çevre faktörleri aynı zamanda birer bilgi edinme kaynağıdır. Bu kaynaklardan elde edilen

bilgiler istikametinde bireyin tutumları oluşup gelişmektedir. Çünkü bilgi, tutumun zihinsel

öğesini teşkil eder.Bunun için “daha küçük yaşlardan itibaren dinler hakkında elde edilen

bilgiler, özellikle içinde bulunulan aile ve toplumun benimsediği dinin esaslarının daha

geçerli ve doğru olduğuna dair açıklama ve uygulamalar, kişinin dini tutumunun oluşmasında

oldukça etkili olmaktadır.”(Peker, 2000, s.153-154) Bu sebeple bireyin dini tutumlarının

oluşup gelişmesini tam olarak kavrayabilmek için, onun dini bilgilerine kaynaklık eden eğitim

kurumlarını ve mensubu bulunduğu grupların inançlarını, değer ve normlarını bilmek gerekir.

Dini tutumların oluşmasında en önemli etki aile grubundan gelir. Aile bireylerinin dini

tutum ve davranışları çocuğu kuvvetle etkileyerek, onun dini tutumlarında belirleyici bir rol

oynar. Çocuk aile grubunda benimsenen tutumları benimser. Yetişkinlikte bir takım

değişmeler olsa bile, kişinin dini tutumları büyük ölçüde ailesinin dini tutumlarının izlerini

taşır. (Peker, 2000, s.155)

Bir kişinin dini tutumları ile onun yakın çevresindeki kişilerin dini tutumları arasında

büyük benzerlikler görülür. Çünkü aynı kültüre sahip olan bun insanlar birbirleriyle iletişim

ve etkileşim halindedirler. Toplum eğitim yoluyla tüm kültürel ve manevi değerleriyle birlikte

dini inanç ve tutumlarını da yeni nesillere aktarır. Bunun bir sonucu olarak aynı toplum içinde

bireylerin dini tutumları büyük ölçüde birbirine benzer. Çünkü toplum, ortak değerlerden

kaynaklanan ortak dini tutumlardan sapanları hoş karşılamaz, onları dışlar. Kişi sosyal uyum

göstererek genellikle toplumun ortak tutumlarını benimser.( Kaya, a.g.e., s.50-51)

Dini tutumlar söz konusu olunca, burada mezhepler, tarikatlar ve dini cemaatler de gözden

kaçırılmaması gereken bir husustur. Bu tür dini gruplarda geçerli olan normlar, sadece doğru

davranışların değil, doğru tutumların da neler olduğunu açıkça belirlediği için, bireyler grup

normlarına uygun tutumları benimsedikleri nispette grupta takdir edilir, aksi halde grup

tarafından ayıplanır, aşağılanır hatta dışlanabilir. Biz buna grubun birey üzerindeki normatif

etkisi diyebiliriz.

Netice olarak bütün tutumlar gibi dini tutum oluşumunda toplumsallaşma süreci ve grup

üyeliği en etkili faktörlerdir. Zira tutumların oluşmasında temel etken diğer bireylerdir. İçinde

bulunduğu topluma uyma birey için hayati önem taşır. Toplumsallaşma süreci, bireyin kişiler

arası ilişkiler yoluyla , içinde bulunduğu toplumun rol beklentilerini ve tutumlarını öğrenme

sürecidir. (Tekarslan vd, Sosyal psikoloji, s.175) Çocukluk yıllarında ailede başlayan bu

süreç, hayat boyu sürer.

5. KiĢilik Özellikleri

Aynı kültüre mensup olup aynı sosyal çevrede yaşayan insanlar, aynı çevresel faktörlerin

etkisi altında bulundukları halde, bunların birbirlerinden farklı dini tutumlara sahip oldukları

görülmektedir. Bunun bir sebebi, fertlerin sahip olduğu farklı kişilik özellikleridir. Bir

kimsenin kişiliğinin temel özellikleri, onun nasıl bir dini tutum geliştireceğini

belirler.(Güngör, 1977, s.105) Tutum oluşumunu etkileyen kişilik özellikleri mizaç gibi soya

çekimle devralınan genetik bir özellik olabileceği gibi, sonradan öğrenme ve deneyim yoluyla

kazanılmış özellikler de olabilir.

Kişinin kendi kişilik özellikleri gibi başkalarının kişilik özellikleri de, onun dini

tutumunu etkileyebilir. Özellikle din görevlilerinin ve dindarların olumlu yada olumsuz

tutumları, davranışları ve ahlaki özellikler, onlara karşı olumlu veya olumsuz tutum

geliştirilmelisine sebep olmakla kalmayıp, aynı tutumlar onların temsil ettiği dine de

yönelmektedir.(Kaya, a.g.e., s.52)

Kısaca ifade etmek gerekirse, kişinin şahsiyeti ahenkli bir bütün olup, onun tutumları da

birbirleriyle tutarlı bir biçimde organize olduğuna göre, bireyin dini tutumlarının oluşumunda

onun kişiliğini oluşturan diğer unsurların etkili olacağı muhakkaktır.

14. Ünite: KONULARA GENEL BAKIġ

Her Ünite konuları özellikleri ve karşılaştırmalarıyla bu Ünitede yeniden ele alınacak ve

tekrarlanmış olacaktır.






AÖF İlahiyat Önlisans Büro: 0212 631 76 93
IP
dede korkut
Aktif Üye
Aktif Üye


Kayıt Tarihi: 10Eylül2009
Konum: Bartın
Gönderilenler: 107

Alıntı dede korkut Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 30Aralık2009 Saat 22:16
facebooka gir orda ilitam dersleri var ordan indir



IP
nahvi
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15Kasım2009
Gönderilenler: 0

Alıntı nahvi Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 31Aralık2009 Saat 12:36
ARKADAŞLAR YARDIMINIZ İÇİN SİZLERE TEŞEKKÜR EDERİM 



ابوالهموم
IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,093 Saniyede Yüklendi.