Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Ankara İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüAnkara İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: 1.Sınıf Kelam Ünite1: Doğuşu, Gelişimi, İslam Bil. Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Konu: 1.Sınıf Kelam Ünite1: Doğuşu, Gelişimi, İslam Bil.
    Gönderim Zamanı: 05Kasım2009 Saat 00:28



ÜNİTE: 1

KELAM’IN DOĞUŞU, GELİŞİMİ VE İSLAM BİLİMLERİ İÇİNDEKİ YERİ

 

 

Kelamın Doğuşu, Gelişimi ve İslam Bilimleri İçindeki Yeri

 

Doğuşu, Tanımı ve Din Bilimleri İçindeki Yeri

Kelam terim olarak, ‘kelime’, ‘akıl’ ve ‘delil’ anlamlarında kullanılmaktadır.

Kelam’ın bu isimle anılmasının sebepleri:

- Allah’ın ‘kelam’ sıfatı ve bunun Kur’an’la olan bağlantısının sistemli bir şekilde tartışılmış olması başta gelmektedir.

- Kelamın dini konularda söz söyleme ve söylenenleri akli ve nakli olarak temellendirebilmenin zemini olarak görülmesidir.

- Yine temel metin olarak, Allah’ın Kelamı Kur’an’ı hareket noktası olarak belirlemesinin de bu isimlendirmede büyük etkisi vardır.

Kelam Biliminin sorunları tartışırken dayandığı kaynaklar, kapsamı, amacı ve yöntemi dikkate alındığında Kelamı şu şekilde tanımlamak mümkündür:

 “Kelam: İslam dininin iman ve eyleme ilişkin esaslarını, Kur’an’dan hareketle belirleyen, bunları aklen temellendiren ve karşıt fikirlere karşı savunan bir disiplindir.”

Bu tanıma göre Kelam’ın konusu, iman ve eylem olarak belirlenmektedir.

 İmanın üç temel alanını Allah, nübüvvet ve ahiret konuları oluşturmaktadır.

 Kelamın eylem (amel) alanı ise ahlakı ilgilendirmektedir. Bunun çerçevesini de, insanın kendine, yakınlarına, toplumuna, insanlığa, doğaya (yani organik ve inorganik bütün varlıklara) karşı nasıl bir tutum ve davranış içinde olması gerektiğine dair problematik doldurmaktadır.  Dolayısıyla Kelam İlmi, iman ve eylemi konu olarak seçmesiyle, kendi alanını hem teorik hem de pratik geniş bir tabana oturtmuş olmaktadır. 

Kelam, dinin temel kaynağı olan Kur’an’dan çıkardığı iman ilkelerini, akli ve tecrübi bir zeminde temellendirir. Kelamcıların iman esaslarını rasyonel olarak temellendirme yöntemini bir postulat olarak benimsemiş olması, Kelamın dogmatik bir bilim olmadığını göstermektedir.

Kelamın;

- Verili kaynak olarak Kur’an’ı temel alması Kelam’ı                        din bilimleri sınıfına,

- İman ilkelerini, insanları eyleme yönlendirecek bir şekilde yorumlaması (başka bir ifadeyle iman-amel ilişkisi tutumundan dolayı) sosyal bilimler sınıfına,

- Verili kaynağın insanın deruni yapısını dikkate alan rasyonel bir tutumla yorumlanıp yeniden üretilmesi sebebiyle kültür bilimleri sınıfına yerleştirmektedir.

- Kelam’ın dış gerçeklik yani doğa vurgusu yönü de onun tabiat bilimleriyle ortak bir alanda buluşmasını sağlamaktadır.

Kelamın ilk olarak ortaya çıkışı kelam terimi ve türevlerinin ilk kez ne zaman kullanıldığına bakarak değil de bahsedilen problemlerin ilk kez ne zaman tartışıldığından hareketle belirlemek gerekmektedir.

Örneğin içinde kelam terimi ve onun türevleri geçmediği halde ele aldığı konular dikkate alınarak Hasan-ı Basri’nin Halife Abdülmelik’e yazdığı “Kader Risalesi” ile Ebu Hanife’nin “Fıkh’ul Ekber”i kelam eseri olarak kabul edilmektedir.

İbn Haldun, Kelam’ın bu isimle anılmasını, ilgilendiği konuların yanı sıra, kaynak kullanımındaki yöntemine de bağlar.

Kelam da diğer İslam bilimleri (Tefsir, Fıkıh, Hadis) gibi, bu ortak kaynaklara bağlıdır; fakat bu kaynaklardan yararlanma yöntemi ile onlardan ayrılmaktadır. Yöntem olarak ilk farkı metinlerin ortaya çıkarılmasından çok bunları normatif hükümler çıkaracak şekilde ‘yorum’a tabi tutmasıdır.

İkinci olarak da bu normatif hükümleri çıkarırken takip ettiği yöntemdir. Örneğin Tefsir Kur’an ayetlerinin anlamlarını açığa çıkarmaya çalışırken, kelam bu ayetlerin içeriğinin oluştuğu sistemi ve içeriğin inanan insanda hangi davranışlara sebep olduğunu tespit etmeye çalışır.

Olguyu dikkate alması ise, farklı zaman ve mekanların yarattığı çok çeşitli sorunlara cevap üretebilecek ve üretilen cevaplar arasındaki esnekliği görebilecek bir yorum yöntemini benimsemesini gerektirmiştir. Bu yorum yöntemi de te’vil’dir.

İmam Maturidi, tefsiri sahabeye, te’vili fukaha’ya düşen iş olarak görmüştür. Maturidi, te’vili, alimlere düşen görev olarak görürken bu yorum yönteminin de altını çizmektedir: Çünkü Kur’an ayetlerini yorumlamak, onların ne anlama geldiğini ortaya koymanın ötesinde bir şeydir. Bu yöntemde, tefsirde olduğu gibi, lafza aşırı bağlılık yoktur. Bu tutum, lafza verilen anlamın mutlak olduğu gibi bir varsayımı dışlar.

 

Verili metinler üzerinden geleneklerini kuran toplumların, bu metinle ilişkilerinin, bütün sorunları metin üzerinden ve metin seviyesine indirerek çözme anlamında aşırı lafızcılığın, onların başına ne tür sorunlar çıkardığı düşünüldüğünde bu yöntemin önemi daha iyi kavranacaktır.

Aşırı lafızcılığın karşıtı olmak üzere Hanefi-Maturidi çizginin, diğer düşünce ekollerinden farklı olarak, insan yorumuna daha fazla yer açan istihsan, istislah gibi hüküm çıkarım yöntemlerine sarılmasının mantığı da burada yatmaktadır.

  Kelam’ın Fıkıh, Tefsir, Hadis gibi temel İslami disiplinlerle yakın ilişkisi, bu disiplinlerin de referans alanı olarak Kur’an’ı belirlemiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Aklın bu metinlere bağlı olarak çalıştırılması, İslam bilimlerinin bir bütün olarak düşünülmesini gerektirmektedir.

Bu bağlamda Kelam’ın en yakın durduğu İslami disiplin Fıkıh’tır.  Zira, Kelam ve Fıkıh, ‘hüküm’ ortak paydasında birleşmektedir. Kelam’ın hükmü kalbi fiillere, Fıkhın hükmü ise, bedenin fiillerine yöneliktir. Ancak amellerin niyetlere göre değer kazandığı düşünülürse fıkhın hükümlerinin ‘fer’i’, kalbe ait hükümleri irdeleyen Kelam’ınkilerin de ‘asli hükümler’ olduğu görülecektir.

İlk dönem kelamcılarının durduğu yeri anlayabilmak için hadis ve re’y ehlinden bahsetmek gereklidir:

-                Ehl-i hadis, din alanında aklın kullanılmasına şiddetle karşı çıkarken Ehl-i re’y ise ayet, hadis, sahabe kavli gibi nakillere ek olarak aklı da dikkate alıyorlardı.

-                Ehl-i hadis hüküm çıkarırken olabildiğince harfi ve lafzi bir yaklaşım sergilerken; ehl-i re’y anlama ve yorumlamada akla ve toplumsal gerçekliklere ve değişime önem veriyordu.

Sahabe döneminden itibaren Kufe merkezli olarak hareket eden ve görüşlerini Hz. Ömer’in düşünce sistematiğine dayandıran Abdullah b. Mes’ud’a dayandıran Ehl-i re’y                     Ebu Hanife ile ekolleşmiştir.

İlk dönemlerde eleştirilecek bir grup olarak görülenleri ifade etmek için kullanılan ‘Ashab-ı Kelam’ kavramı, başta Mu’tezile olmak üzere Cehmiyye, Gaylaniyye gibi mezheplerle ilişkisi olanları göstermek için kullanılmıştır. Bu gruplara yöneltilen eleştiri, aklı önceleyen yöntemlerinden öte dini ilkeleri anlama ve yorumlamada gösterdikleri çok köklü ayrışma eğiliminden kaynaklanmaktaydı.

Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bir çok hadis alimi kelam metoduna karşı çıkmışlar ve yazdıkları kitapları da özellikle uluhiyet konularında olmuş ve bunlar bir reddiye şeklinde olmuştur: Kitabul İman, Kitabut Tevhid, Kitabüs sünne, Risaletül Akide…

  İlk kez Herevî (ö.481/1089)’nin Zemmü’l-kelam’ı, eleştirilerini Mu’tezile, Cehmiyye ve Şi’a’ya değil doğrudan Maturidi ve Eş’ari düşüncesine (başka bir ifadeyle Ehl-i Sünnet kelamına) yöneltmiştir.      O, ayırım yapmadan yöntemini yoruma dayandıran bütün düşünce akımlarını toptan mahkum etmiştir.

Herevi ve benzeri alimlerce Kelam’a yapılan eleştirileri       İbn Asakir şöyle değerlendirmektedir:

Kelam ilmini iki tipten biri inkar eder:

 

- Birincisi, taklide yönelmiş, ilim tahsil edenlerin yollarına girmeye cesaret edememiş, tefekkür ve istidlal erbabının metodlarından mahrum kalmış kişidir. İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır. Bu zavallı da Kelam ilmini idrak etmekten aciz kalınca insanları ondan alıkoymaya çalışır, kendisi sapıttığı gibi onlar da sapıtsın ister.

 

- İkincisi de bozuk inanışlara sahip bulunan ve gizli bid’atleri sinesinde barındıran kişidir. Ne var ki mezhebinin çarpıklığını başkalarından gizlemekte ve akidesinin saçmalıklarını kimseye göstermemektedir. Bunun yanında bilmektedir ki, alimlerin içinden bu tür bid’atlerin üzerinden perdeyi kaldıracak, mezheplerinin saçmalığını ortaya çıkaracak olanlar Kelam uzmanlarıdır. Kalpazan, paraların sahtesini geçerinden ayıracak ve elindeki bozuk paraların hilesini ortaya çıkaracak firasetli ve basiretli sarrafı sevmez”




الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 05Kasım2009 Saat 00:29



Kelam’ın Eşrefu’l Ulum Oluşu:

 

Klasik İslam külliyatı içinde ilimlerin şerefi, konularına ve bu konuları sistemli hale getirmede kullandıkları yönteme göre belirlenmiştir.

Kelam İlmi;

- Hem bütün varlığın sebebi ve sahibi durumundaki Allah’ı konu edinmesi

- Hem de İslam’ın ana direği durumundaki inanç esaslarının tespiti ve savunması ile uğraşması,

- Kaynak olarak da Kur’anı temel alması

sebebiyle bütün ilimlerin en şereflisi sayılmıştır.

 İbn Kayyim el-Cevziyye, en şerefli ilim olarak İlm-i Tevhîdi yani Kelam İlmini göstermektedir. O, dini ana kaynağından alma yerine taklide yönelenlerle ilgili şu uyarıyı yapmaktadır:

“ Dördüncü asırdan sonra gelenler dinlerini bölüp parçalara ayırdılar ve mezhep taassubunu, davranışlarını kendisine göre belirledikleri diyanetleri ve ticaret yaptıkları sermayeleri haline getirdiler. Bunların ardından gelenler ise, sırf taklitle yetindiler.”

Ayrıca, felsefecilere göre Kelam, Varlık mertebelerinin ilki, en salt ve mükemmel olanı durumundaki İlk Sebeple yani Allah’la ilgilendiği için en şerefli ilimdir.

 İslam ilimleri içinde Kelam İlminin önemine ilişkin değerlendirmelerinde Gazali ilimleri, akli ve dini olmak üzere iki kısma ayırır. Sonra bunların her birinin külli ve cüz’i kısımlarına ayrıldığını belirtir.

 

Dini ilimlerin içinden külli olan kelamdır. Fıkıh, Usul-i Fıkıh, Hadis ve Tefsir gibi diğer ilimler ise cüz’i ilimlerdir. O halde bütün dini ilimlerin dayandığı temelleri ortaya koyma görevini üzerine alan ilim, Kelam ilmidir; diğer ilimlerin hepsi kelama nispetle cüz’idir. Netice olarak Kelam, rütbesi en yüksek olan ilimdir, zira diğer ilimlere geçiş bu ilimden olmaktadır.

Kelamı ilimlerin en üstünü ve şereflisi sayan el-İci ve Taftazani, bu kanaatlerine gerekçe olarak şunları sunmaktadır:

- Kelamın irdelediği meseleler çok kapsamlıdır ve bunların temelinde de Allah-ü Teala’nın zatı, sıfatları ve fiilleri gelmektedir.

- Gayesi gayelerin en üstünü ve en faydalısıdır.

- Kullandığı deliller hem aklın kabul ettiği hem de naklin te’yid ettiği bürhanlardır. O halde kelam bütün şerefleri kendisinde toplamış bir ilimdir.




الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 05Kasım2009 Saat 00:29

Kelamın Geçirdiği Evreler:

Kelam, Müslümanlar tarafından kurulan ve geliştirilen özgün bir bilimdir. Müslümanlar kelam ilmini kurmakla felsefeden ayrı, orijinal bir felsefi disiplin meydana getirmişlerdir.

Kendine özgü sorunları ve yine kendine özgü yöntemleri bulunan bu disiplin, tamamen Müslümanların içinde bulunduğu koşullara ve ihtiyaçlara göre şekillenmiştir.

 Kelam ilmi başlangıçtan itibaren değişime açık dinamik bir yapıya sahip olmuştur. Ortaya çıkış ve gelişmesinde dini nasslara dayanmış olması, bu disiplinin mutlak bir yapıya sahip olduğunu göstermez.

Nitekim Kelam’ın hem konusuna, hem gayesine ve hem de yöntemine göre çeşitli şekillerde tanımlanmış olması bu ilmi disiplinin mutlak bir yapıda olmadığının göstergesidir.

 Kelam ilmi, başlangıçta Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatlarını konu edinmiştir. Çünkü bu dönemde Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları her şeyden önce gelmekte ve daha büyük önem arz etmekteydi.

Daha sonraları felsefenin İslam düşüncesine girmesiyle ve yaygınlaşmasıyla birlikte, akla dayalı yorumlar ön plana çıkmaya başlamıştır. Buna paralel olarak kelam ilminin hem konusu hem yöntemi hem de gayesi yeni bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde var olan her şey var olması bakımından kelam ilminin konusunu teşkil etmiştir.

 Daha sonraki dönemlerde mantık ilminin önem kazanması ve ön plana çıkmasıyla, kelam ilminin konusunda ve yönteminde buna göre değişiklikler olmuştur. Yine bu dönemde bilinen her şey kelamın ilgi alanına girmiştir.

Hz. Peygamber zamanında bugünkü manada bir kelami tartışmalardan söz etmek imkansızdır. Çünkü O’nun yaşıyor olması herhangi bir sorunun müslümanlar arasında fikir ayrılıklarına yol açacak boyutlara ulaşmasına engel teşkil etmekteydi.

O’nun vefatından sonraki ilk ciddi sorun olan ‘hilafet’ meselesi sahip olunan siyasal, kültürel ve zihinsel birikimle çözülmüştür.

Daha sonra Hz. Osman zamanındaki yönetim zaafiyetinden kaynaklanan siyasi enerji ile Hz. Ali zamanındaki Cemel, Sıffin ve tahkim gibi iç olaylar kelami ayrışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu olaylar sonucunda gündeme gelen büyük günah, iman-amel, kader (yani insanın fiiillerinde hür olup olmadığı) Kur’an’ın yaratılmış olup olmadığı (yani Allah’ın sıfatları) tartışmaları, aynı zamanda Kaderiye, Cebriye, Mürcie gibi ayrışmaların doğmasına sebep olmuştur.

Siyasi olayların kışkırttığı kelam içerikli tartışmalar ve oluşumlarla başlayan kelam ilminin genel olarak üç aşama geçirdiği kabul edilmektedir:

1- Kelam ilminin oluşum sürecine girdiği aşamadır.           Bu dönemde inanç sorunlarıyla ilgili bir takım risaleler yazılmaya başlamıştır. Bu risalelerin yazılmasındaki ve buna yönelik olarak bir ilim tedvin edilmesindeki amaç, gerçek itikad ilkeleri ile yanlış ilkeleri birbirinden ayırmak, dinin asıllarını belirlemek, dinde bid’at ve sapmaları reddetmek olarak belirtilmiştir.

 Bu konuda tedvin edilen ilme de, “İlm-i Tevhid ve Fıkh-ı Ekber” denmiştir.  Bu ilim, akıl yürütme ve çıkarsama yoluyla İslam’ın temel hükümlerini belirlemeyi amaçlamıştır. Bu konuda Ebu Hanife (Fıkh-ı Ekber), Hasan Basri, Vasıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd’in pek çok risalesinden söz edilmektedir.

Bu dönemin belki de en önemli gelişmesi Mutezile Kelam Ekolü’nün oluşmaya başlamasıdır.

Mutezile:

-  Kelam ilmi onlarla başlamıştır.

- Çevre inanç ve kültürlere karşı İslam’ı savunmak gibi önemli bir görev üstlendiler.

- Bir yandan Kur’an’ın ilkelerini açıklama ve yorumlamaya dayalı bi yöntem, diğer yandan da İslam’ı savunmaya dayalı bir yöntem olmak üzere iki temel yöntem izlemişlerdir. Bizlere ulaşmasa da Mutezili “reddiye” belgeleri buna işaret eder.

- İlahiyat konularında akla nakilden daha çok yer vermişlerdir. Müteşabihleri aklın ışığında yorumlayarak ‘akli te’vil’ yöntemini geliştirdiler. İslamın akla dayalı olarak savunulabileceğini ortaya koydular.

- İslam düşüncesinde ciddi bir hareketlilik gözlenmiştir.        8. ve 9. y.y’da Yunanca’dan Arapçaya yapılan tercümelerle başka fikir ve düşünceleler de İslam dünyasında yayılmaya başlamıştır.

2- Kelam ilminin yaşadığı ikinci aşama Ehl-i Sünnet olarak isimlendirilen kelam okulunun oluşum aşamasıdır.

Ebu’l-Hasan el-Eş’ari ve Ebu Mansur el-Maturidi ile birlikte kelam ilmi, inancın akli-teorik bir yöntemle rasyonelleştirilmesi aşamasına girmiştir. 

Eş’ari “el-Luma’ fir redd ala ehliz zeyg vel  bida” ile “Risale fi İstihsanil Havd fi ilmil Kelam” adlı eserinde akli istidlalin doğruluğunu ve gerekliliğini savunmuştur.

Eş’ari sonrası kelamda meydana gelişimlerden birisini de Bakıllani gerçekleştirmiştir. Ayrıca o cevher ve araz, cisim ve atom hakkında ortaya koyduğu yaklaşımla Eş’ariliğin Fizik ve metafiziğe ilişkin görüşlerini sistematik hale getirmiştir.

3- Kelam ilmi, Gazali ile birlikte üçüncü aşamaya girmiştir.

Kelam’da Mütekaddimun ve Müteahhirun şeklinde bir ayırıma neden olacak kadar etkiye sahip olan Gazali’ye göre mantık ilmi, bütün teorik ilimler için, özellikle de her türlü sapmayı ve şüpheleri gidermeyi hedefleyen kelam ilmi için zorunludur.

Gazali’nin felsefe yerine mantık (Aristo mantığı) lehine ortaya koyduğu tutumla birlikte mantık, düşünceyi sağlam temellere dayandırmanın, kesin bilgilere ulaşmanın vazgeçilmez ölçütü olmuştur. Gazzali, kendisinden önceki kelamcıların kullandığı usul (metodoloji) tarzını eleştirerek, bunun yerine mantıkçıların kullandığı yöntem ve kavramları önermiştir.

 Bu aşamadan sonra kelam ilmi yaşamın değişik alanlarında meydana gelen değişiklikleri görmezlikten gelerek, yöntemini ve içeriğini bu değişikliklere göre dönüştürmede başarısız olmuştur. Böylece kelam, bir duraklama ve çöküş sürecine girmiştir.        19. yüzyıldan bu yana, kelam ilminin yeniden inşası adına modern ıslahat girişimleri söz konusudur.

 

 Çünkü artık her şeyin eskisi gibi olmadığı ve yeni bir durumla karşı karşıya olunduğu fark edilmiştir. Bu fark edişin ortaya çıkardığı bu girişimlerin hepsi, eski kelam ilminin yöntem ve içeriklerini yeniden biçimlendirerek, bu ilmi yeniden işlevsel kılmaya yönelik çabalardır.


الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 05Kasım2009 Saat 00:30

Kelam ilminin diğer isimleri:

1. Akaid ilmi

Akaid, ‘akide’nin çoğulu olup ‘akd’ kökünden türemiştir.

-  Akd: Düğümlemek

- İtikad: Bir şeye gönül vermek, düğüm atmışçasına inanmak.

-  Akide: İnanılması şart olan iman esası.

Akaid ilmi dinin pratik hükümlerini değil de teorik hükümlerini içermektedir. Kelam ile arasındaki fark, inanç esaslarını herhangi bir tartışmaya girmeden anlatmasıdır. Yine akaid sadece Tanrı’yı konu edinirken kelam ise hem Tanrı, hem de var olan ve bilinen her şeyi konu edinmektedir.

2. Fıkhu’l Ekber

Ebu Hanife fıkhı “bir kimsenin leh ve aleyhinde olan hususları bilmesi” olarak tanımlar.

O inanç alanından söz eden fıkıh alanına “fıkhu’l ekber” adını verir ve bu alanda bir eser meydana getirir. Ona göre inanç ve kuramsal alanındaki fıkıh uygulamalı alandaki fıkıhtan daha üstündür.

3. Tevhid ve Sıfat İlmi

Kelam ilminin bu isimle anılması konusu itibariyledir. Çünkü Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları bu ilmin en fazla üzerinde durduğu konudur.

Kelamın geçirdiği evrelerin belli bir aşamasında kelamcılar kelamı üç ana başlık altında incelemişlerdir, buna “Usülüs selase” (üç temel usül) demişlerdir:

- İlahiyat     : Tanrı ve Tanrıyla ilgili sorunları,

- Nübüvvat : Peygamberlikle ilgili sorunları,

- Semiyyat  : Ahiret ile ilgili sorunları ele almaktadır.

4. Usülu’d Din

Bu isim İslam dininin temel prensiplerini konu edinmesinden dolayı verilmiştir. Dini akidelerin esasları ve temel kuralları konusunda kuramsal olarak düşünmeyi içeren bu isim, dinin uygulamalı yönü üzerinde duran fıkha karşılık gelmektedir.

Başka bir ifadeyle fıkıh, dinin uygulamalı yönünü içerirken, Usulü’d din ise hem kuramsal hem de uygulamalı yönünü içermektedir.

5. Nazar ve İstidlal ilmi

Kelamcıların kullandıkları yönteme dayalı olarak, kelam ilmine nazar ve istidlal ilmi denilmiştir.

6. Kelam

Kelam ilminin en yaygın kullanılan ismidir. Sebepleri:

- Bir sıfat olarak Allahın kelamı (kelamullah) nın ezeli mi yoksa sonradan mı olduğu konusunda ilk dönemlerden itibaren ciddi tartışılması.

- Kelamın uygulamaya yönelik konuları değil de soyut konuları sözlü olarak tartışması.

- Kelamın kullandığı akıl yürütme yönteminin mantıkla uygunluk taşımasıdır. Logos (mantık) Yunanca’da ‘söz’ anlamına gelmektedir.

-  Bazı bilginler ise kelama olumsuz bir anlam yüklemek için, bu ilmi disiplinin tartışmaya, cedele ve münazaraya en uygun ilim olduğunu ileri sürmüşlerdir.

- Kelam eserlerindeki konu başlıklarının bu isimle düzenlenmiş olmasıdır: el kelam fil irade (irade hakkında söz),          el kelam fil erzak (rızıklar hakkında söz) gibi.

- Kelamcıların kullandıkları delillerden hareketle bu isim verilmiştir. Konuların çok güçlü delillerle ispat ve savunulmasının ardından ‘işte kelam budur’ şeklinde son sözden dolayı bu ismin verildiği söylenmektedir.

SÖZLÜK

Burhân: Kendilerinden zorunlu kesin bilginin hâsıl olduğu öncüllere dayalı bilgi.

Cedel: Bir görüşü savunma veya çürütme ile ilgili (meşhur yahut müsellem öncüllerle) delil getirme tekniklerini konu edinen bir ilim veya sanattır. Konuşurken veya bir tezi savunurken çelişiğe düşmemeye veya yenilmemeye çalışma sanatıdır.

Ehl-i Rey (Ehl-i nazar, Ehl-i Burhân, Ehl-i İstidlâl, Ehl-i Kıyas ve Ehl-i te'vil): İtikâdî ve fıkhî meseleleri daha çok içtihad, kıyas ve akıl ilkelerine dayanarak açıklayan fıkıh ve kelam alimleri.

Ekol: Bir ilim veya sanat dalında özel ve belirli tarz, çığır. Okul, medrese, mektep, mezhep.

Eşrefu'l-Ulûm: İlimlerin en şereflisi.

Kadîm: Varlığının başlangıcı olmayan, var olmadığı bir zaman düşünülemeyen, daima var olan Varlık.

Kalbî Fiil: İman.

Kıyas: Öncül adı verilen birden çok önermeyle, sonuç adı verilen bir önerme arasında mantıkça geçerli bir ilişki kurmaktır.

Mevcud: Var olan.

Normatif: Bir kural değerini, gücünü taşıyan, norma ilişkin. Bilimlerden kural ve norm koyucu olanlar.

Rasyonel: Akli olan ve temel ilkelerin akli olarak temellendirilmesini amaçlayan.

Te'vil: Aslına döndürmek anlamındaki e-v-l kökünden türeyen te'vil, bir şeyi görünen, lafzi anlamını yorumlayarak asli formuna kavuşturma ve ilk haline götürme anlamına gelmektedir.

Cebriye: İslam düşünce tarihinde insanın irade özgürlüğünü ve yapabilme gücünü yadsıyan, insan fiilleri de dahil her şeyi ilahi takdirle açıklayan, her şeyin ilahi irade ve kudretin etkisiyle meydana geldiğini ileri süren ön belirlemeci akım.

Kaderiye: Cebriyye'nin aksine insan fiillerinde ilahi takdirin her hangi bir rolünün olmadığını, bu konuda insanın tam bir özgürlüğe sahip olduğunu, insanın fiillerini kendi irade ve kudretiyle meydana getirdiğini ve dolayısıyla sorumlu olduğunu savunan ve kaderi inkar eden kimselerin görüşleri etrafında şekillenen düşünce okulu.

Mürcie: Haricilik ve Mu'tezilenin görüşlerine tepki olarak ortaya çıkan, büyük günah işleyen kimseyle ilgili kararı Allah'a bırakan, bu konudaki hükmü ahirete erteleyen, amelin imanın bir parçası olmadığını, imanın bir bilgi ve dil ile ikrar olduğunu, imanda artma ve eksilmenin olmayacağını savunan kimselerin görüşleri etrafında şekillenen düşünce okulu.

İkame Etmek: Yerleştirmek, oturtmak, bulundurmak, ortaya koymak, meydana getirmek, ayağa kaldırmak, bir şeyi diğerinin yerine koymak.

Delil: Herhangi bir konuda yol gösteren kanıt, doğru yola ve doğru sonuca götüren, gerçeğe veya kanıtlanması istenen konuya ulaştıran, yeni bir bilgi meydana getiren, bilinmesi başka bir şeyin bilinmesini gerektiren şey.

Medlul: Bir bilgi meydana getirmek amacıyla hakkında kanıt getirilen şey.                                                                          

Akide: Dinde inanılması zorunlu ilke veya ilkeler bütünü. Bu ilkeleri konu edinen bilim dalına akaid adı verilir. Bu kelime, herhangi bir inanç esası için kullanıldığı gibi, belli bir düşünce ekolünün anlayışını da ifade eder.                                                   

Mantık: Doğru düşünme yöntem, sanat ve bilimi. Doğru düşünmenin ve akla uygun söz söylemenin kurallarından söz eden bilim.

Usul: Asıl, kök, temel. Bir bilimin asıl konusundan önce öğrenilmesi gereken esaslar. Bir amaca ulaşmak için benimsenen düzenli yol. Bir bilim alanında benimsenen ve uygulanan tarz ve yöntem.

Sıfat: Bir kimsenin veya şeyin durumunu, niteliğini ve nasıllığını ifade eden terim.

İlahi sıfatlar: Allah'a ait olan niteliklerdir. Bunlar da, zati, fiili, selbi ve subuti şeklinde kısımlara ayrılır.

- Zati sıfatlar, Allah'ın zatından ayrılması mümkün olmayan ve zatının gereği olan niteliklerdir.

- Fiili sıfatlar, Allah'ın yaratma, şekil verme, yaşatma, gözetme, nimetlendirme, rızıklandırma gibi nitelikleridir.

- Selbi sıfatlar, Allah'ın birliği, O'nun başlangıcının ve sonunun olmaması, kendi başına var olması ve yaratılanlara benzemeyişi gibi niteliklerdir.

- Subuti sıfat ise, Allah'ın, hayat, bilgi, irade, kudret, görme, işitme, kelam ve tekvin sahibi oluşunu gösteren niteliklerdir.

Tevhid: Bir şeyin bir olduğuna hükmetmek, onu bir olarak bilmek, bir şeyi diğerinden ayırarak tek kılmak, birlemek ve tek kılmak. Mutlak anlamda Allah'ın biricik olduğunu bilmeyi, O'ndan başka ilah bulunmadığına, her türlü ortaklık ve denklikten uzak olduğuna inanmayı ifade eder. Allah'ın zatında, fiillerinde ve niteliklerinde biricik olduğuna inanmak.

İlahiyyat: Kelam ilminde Tanrı ve Tanrı'yla ilgili konuları içeren bilgi alanı.

Nübüvvat: Kelam ilminde peygamber ve peygamberlikle ilgili konuları kapsayan bilgi alanı.

Kelamullah: Yüce Allah tarafından bütün peygamberlere gönderilen, insanlığı doğru yola çağıran, ilahi söz. Kur'an-ı Kerim. Allah'ın konuşma sıfatı.


الطالب المجتهد
IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,078 Saniyede Yüklendi.