Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: İslam Hukuku Usulü (7. Hafta) Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
başka biri
Aktif Üye
Aktif Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 08Nisan2008
Konum: Sakarya
Gönderilenler: 235

Alıntı başka biri Cevapla bullet Konu: İslam Hukuku Usulü (7. Hafta)
    Gönderim Zamanı: 02Kasım2009 Saat 20:41



İslam Hukuku Usulü (7. Hafta)

Konulduğu Mana Bakımından Lafızlar: Hâss, Âmm, Müşterek

Fıkıh usulünün en temel konularından biri kaynaklardan hüküm çıkarmaktır. (istinbat) Şer’i hükümlerin kaynağı olan Kur’an ve Sünnetin Arapça olması nedeniyle bu dilin kurallarına göre lafızların çeşitlerini ve mana ile ilişkilerini bilmek gerekir.

Bir lafzın vaz’ı (konulması) onun bir manayı göstermek için tahsis ve tayin edilmesidir. Hanefi usulcüler lafızları; hâss, âmm ve müşterek kısımlarına ayırmıştır.

Hâss Lafız: Sözlükte “münferit, tek, yalnız” gibi manalara gelir. Usul ilmindeki tanımı: Tek bir manayı (bu mananın fertlerini) teker teker ifade etmek üzere konulmuş lafızdır.  (Hâss lafız kapsamına giren kelimeler 6. ünitede geçti).

Hâss’ın Delaleti: Usulcülere göre hâss bir kelimenin neye delalet ettiği (onunla neyin kastedildiği) gayet açıktır. İlave bir açıklamaya gerek yoktur. (Mesela sayı isimleri hâss lafız kapsamına girer. “üç” ismi sadece üç’e delalet edebilir. “üç” ismini okuduğunuz da “acaba üçten kastedilen  dört olabilir mi? daha az ya da daha çok olabilir mi? gibi bir  tereddüte düşmezsiniz). Hâss bir lafzın aksine bir delil bulunmadıkça başka bir manaya çekilemeyeceği konusunda ittifak vardır. (Hâss lafzın delaleti ile ilgili 6. ünitede Maide 89. ayet örnek verilmişti). Örneğin: “Bir aslan gördüm” cümlesindeki “aslan” kelimesi kesin olarak konulduğu manaya yani bu isimdeki hayvana delalet etmektedir. Ama bu kelimeden mecaz yollu “yiğit kişi” anlamı da çıkarılabilir. Ancak bu mananın kastedildiğine dair delil bulunmadıkça bu ihtimal göz önüne alınmaz. Ve hukukçuların çoğuna göre böyle bir ihtimalin bulunması hâss lafzın kesinliğine zarar vermez. Böyle bir ihtimali dahi taşımayan hâss lafız “muhkem veya müfesser”dir. (Muhkem: kendisinde zahiren de olsa aykırı mana bulunmayan. Müfesser: Açıklanmış) Böyle bir ihtimalin varlığına dair delil olursa o zaman hâss lafız tevil (yorum) kabul eder ve hakiki anlamından çıkarılarak delilinin gerektirdiği anlam verilebilir.

Mesela kırk koyundan bir koyunun zekat olarak verilmesi ile ilgili hadisi şerifteki “kırk” lafzı hâss bir lafızdır. Hanefiler burada “bir koyunun zekat olarak verilmesinden amaç fakirlerin ihtiyacını karşılamaktır. Koyunun kendisinin değil de değerinin verilmesiyle de fakirlerin ihtiyacı karşılanır” diyerek hak sahibine koyunun kendisi ya da değeri verilebileceğini söylemiştir.

Hâss’ın Türleri: Hâss lafız ;mutlak, mukayyed, emir ve nehiy formunda olabilir. (Emir ve nehiy 6.ünitede ele alındığı için burada mutlak ve mukayyet üzerinde durulacak)

Mutlak: Belirli olmayan bir ferdi ya da fertleri gösteren ve kendisinin herhangi bir sıfatla kayıtlandığına dair delil bulunmayan lafızdır. Mesela adam/adamlar, kuş/kuşlar, kitap/kitaplar dediğimizde hep mutlak lafız söylemiş oluruz. Mutlak lafız delalet ettiği fertleri mahiyet (hakikat) itibari ile kapsar.

Hem mutlak hem de âmm lafız umum (genellik) ifade eder. Ancak aralarında şöyle bir fark vardır: Mutlak delalet ettiği fertlerden herhangi birini ifade eder. Bununla birlikte diğer fertlere de ihtimali vardır. Âmm ise delalet ettiği fertlerin hepsini içine alır. Mutlakta şüyû, âmm’da ise iştiğrak ve şumul özelliği vardır. (Burada durup şüyû, iştiğrak ve şümûl kelimelerinin ne anlama geldiği üzerinde uzun uzun düşünmeyin iki cümle sonra manaları gelecek J) (“Mesela insan nakördür” dediğimde cümlemdeki “insan” kelimesi mutlak bir lafız olur. Ama “bütün insanlar nankördür” dediğim zaman cümledeki “insan” kelimesi  âmm lafız olur.)

Şüyû: lafzın, cinsinin fertleri arasında yaygın olması, delalet ettiği şeyin mahiyet ve hakikatinden belirli olmayan bir ferdi ya da fertleri göstermesi.

İstiğrak ve şümûl: Lafzın delalet ettiği fertlerin tümünü, hiç birini dışarıda bırakmayacak şekilde, kapsaması demektir. (Demedim mi gelecek diye).

Umum ifade eden bu iki kavramdan âmmın umumu şümûli, mutlakım umumu ise bedelidir. Lafzın fertlerin bütününü kapsamasına “şumuli umum”, delalet ettiği fertlerden herhangi birini ifade etmeye elverişli olması ise “bedeli umum” (elverişlilik umumu) denir.

“bir köle azadı gerekir” ayetindeki “köle” lafzı mutlaktır. Ve mutlakın umumu bedelidir. Yani kefaret ödemesi gereken kişi o ya da bu herhangi bir köleyi azad ederek emri yerine getirmiş olur. Bu noktada her köle birbirinin yerini alabilir. “Ama hiçbir adam” görmedim sözündeki “adam” lafzı âmmdır ve âmmın umumu şumulidir. Yani o ya da bu adam namına hiç kimse görülmemiş demektir.

Mutlakın hükmü:

 Bir nassda mutlak olarak yer alan bir lafız başka bir nassda mukayyed olarak gelmemişse mutlak haline göre amel edilir. (Mukayyed, mutlakın zıddıdır. Mutlak lafızda herhangi bir kayıt yoktur. Mesela “köle azat etmek” ifadesindeki “köle” lafzı herhangi bir nitelikle sınırlandırılmamıştır. Yani mutlaktır. Ama mukayyette bir kayıt, bir sınırlama söz konusudur. Mesela “mü’min köle azat etmek” denildiğinde köle kelimesi “mü’min” olmakla kayıtlanmıştır. Yani mukayyettir.)

Nassda mutlak olarak bulunup takyidine ilişkin delil olmayan lafza örnek olarak hastalık ya da yolculuk sebebi ile oruç tutamayanların tutmadığı günler sayısınca orucunu kaza etmesi ile ilgili olan Bakara 185. ayet verilir. Bu ayetteki “gün” kelimesi hiçbir şekilde kayıtlandırılmamıştır. (Art arda ya da peş peşe gibi). Bundan yola çıkarak alimler kaza edecek kişinin orucunu peş peşe tutma mecburiyeti yoktur derler.

Nassda mutlak olarak gelip takyidine ilişkin delil bulunan mutlak lafza örnek ise “Bu paylaştırma ölenin yapacağı vasiyetinden sonradır” ayetidir. Bu ayette “vasiyet” kelimesi mutlaktır. Ancak peygamber (s.a.v) malının tamamını vasiyet etmek isteyen Sa’d Bin Ebu Vakkas’ı bundan men etmiştir. Bu konudaki hadisinde de “üçte bir” kaydı yer almıştır.

Mutlak’ın Mukayyede Hamli:

1)Mutlak ve mukayyedin hükümleri ve hükmün sebebi aynı ise mutlak mukayyede hamlonulur.

Örnek: “Leş, kan, domuz eti… size haram kılındı.”

“De ki: bana vahyolunanda leş ve akıtılmış kandan başka….”

Birinci ayette “kan” lafzı mutlak. İkinci ayette ise “akıtılmış kan” şekilinde mukayyettir. Her iki ayette de kanın yenmesi haramdır. (hüküm). Bu hükmün sebebi ise kan yemenin zararlı olmasıdır.(sebep). Sebep de hüküm de aynı olduğu için alimler birinci ayetteki mutlak lafzı ikinci ayetteki mukayyede hamletmişler ve “haram kılınmış kan akıtılmış kandır. Ette, damarda, ciğerde ve kalpte kalan kanın yenmesi haram değildir demişlerdir.

2) Mutlak ve mukayyed hüküm ve sebep bakımından birbirinden farklı ise mutlağın mukayyede hamledilmeyeceği konusunda ittifak vardır.

Hırsızın elinin kesilmesini gerektiğini söyleyen ayetle, abdestte ellerin yıkanması gerektiğini söyleyen ayette “el” lafzı geçmekte. Bir ayette mutlak olan “el” diğer ayette” mukayyettir. Ama sebep ve hüküm farklı olduğu için burada haml söz konusu değildir.

3) Hüküm bir fakat sebep faklı olursa: Hanefilere göre bu durumda mutlak mukayyede hamledilmez, diğer fakihlere göre hamledilir.

Mücadele 3. ayette zıhar kefareti olarak köle azat etmek emrolunur.

Nisa 92. ayette ise hata ile adam öldürenin mü’min köle azat etmesi emredilmiştir.  (Budurumda Hanefiler dışındaki alimler kefaret için mü’min köle azat etmek gerektiğini söyleyerek mutlakı mukayyede hamlederken Hanefiler burada hamletmezler).

4) Mutlak ve mukayyedin sebebinin bir fakat hükümlerinin faklı olması: Bu durumda da mutlağın mukayyede hamledilmeyeceği konusunda ittifak vardır.

 

ÂMM LAFIZ

Âmm sözlükte “kapsayan, şamil olan, genel” gibi anlamlara gelir. Fıkıh usulünde: tek bir manayı gösteren ve belli bir miktarla sınırlı olmaksızın bu mananın kendisinde gerçekleştiği bütün fertleri kapsayan lafızdır.

“Her biri”, “bütün”, kelimeleri, başında lamı tarif bulunan lafızlar, topluluk isimleri, cins isimler, marifeye muzaf olan çoğullar, olumsuz cümledeki belirsiz kelimeler, çoğul emir kipleri Arap dilinde umum ifade eder.

 

Âmm’ın Delaleti

Âmm lafzın içine aldığı  fertlerden bir kısmının dışarıda tutulmasına tahsis denir. Kur’andaki bazı ifadeler, özellikle Allah’ın zat ve sıfatlarına imanla ilgili lafızların umum ifade ettiğinde şüphe yoktur.

Tahsis edildiğine dair bir delil olmadıkça âmm lafzın bütün fertlere delalet etmesi esastır. Delaletin kuvvet derecesi ihtilaf konusudur. Kelamcı usulcülere göre âmm lafzın delaleti esas olarak zannidir. Hanefilere göre ise tahsis edilmediği sürece âmm lafzın delaleti kât’idir.  Ve ancak denk bir delille tahsis edilebilir. Dolaysıyla Hanefiler âmm lafzı haberi vahid ve kıyas gibi zanni delillerle tahsis etmezler.

Bunun pratik sonucu olarak Hanefiler bilerek besmeleyi terk eden bir müslümanın kestiği hayvanın yenmesini haram kabul etmişlerdir. Çünkü “(Kesilirken) üzerine Allah’ın adı anılmayan hayvanı yemeyin” ayetinin umumuna göre hüküm vermişler, bu hükmü ahad haber niteliğinde olan “keserken Allah’ın adını anmış olsun veya olmasın müslümanın kestiğini yemek helaldir” hadisi şerifiyle tahsis etmemişlerdir.

Âmm’ın Tahsisi:

Âmm’ın umum anlamından çıkarılıp bazı fertlere hasredilmesi mutlak olarak tahsis sayılır. Bunu sağlayan delile “muhassıs” denilir. Tahsis ikiye ayrılır: munfasıl tahsis (sözden ayrı), muttasıl  (söze bitişik) tahsis.

Munfasıl Tahsis Yolları: Eğer tahsis yapmakta kullanılan delil âmmı ihtiva eden nassın bir parçası değilse munfasıl tahsis olur. Munfasıl tahsis yolları; Akıl, algı (siyak ve hal karineleri), konuşanın sözlü beyanı, kullanım örfü ve nakli delildir.

Muttasıl Tahsis: Âmm lafzın kullanıldığı cümle içinde kapsamı bir açıdan daraltan bütün unsurlardır. Bunlar; İstisna, sıfat, şart ve gayedir.

Hanefi usulcüler âmm’ın umum anlamından çıkarılıp bazı fertlere hasredilmesi için a) Muasıs (tahsis eden delil) nassdan ayrı olmalı. b) Nass ile aynı zamanda konulmuş olmalı  c)Kat’ilik ve zannilik açısından âmm’ın derecesinde olmalıdır derler. Bu şartları taşımayan âmm’ın bazı fertleri sınırlandırmasına “kasr” derler.

Hanefilere göre sınırlandırıcı delil nass ile aynı zamanı taşımıyorsa tahsis değil “nesih” olur.

Âmm bir lafzın özel bir sebebe bağlı olarak gelmesi onu umumdan çıkarmaz. “Sebebin özel oluşu değil, lafzın umumu dikkate alınır.”

MÜŞTEREK LAFIZ

Müşterek Lafız: Her biri ayrı bir vaz’ ile olmak üzere birden fazla manaya konulmuş lafızdır. (Bir lafzın farklı farklı konumlarda birden fazla manaya gelecek şekilde kullanılması). Müşterek lafzın bütün anlamları hakikat olmalıdır. Kullandığı yerlerden birinde mecaz ifade etmemelidir. Mesela “Mevla” lafzı ayrı ayrı vaz’ larda (konumlarda) ham azad eden efendi hem de “azatlı köle” anlamında kullanılmıştır. Yine “ayn” lafzı farklı vaz’ larda su pınarı, göz ve altın manalarında kullanılmıştır.

Müştereğin Hükmü: Usulcülere göre lafızda asıl olan müşterek olmamasıdır. Dolaysıyla lafızda müşterek olmama ihtimali varsa öncelikle bu tercih edilir. Müşterek olduğu kesinleştiği zaman lafzın geçtiği yerler incelenerek bulunduğu konumda ne anlama geldiğine karar verirlir. Bu durumda artık bu lafız müşterek olmaktan çıkar “müevvel” adını alır.

Umumu’l Müşterek: Lafzın bütün manalarının aynı anda kastedilmesidir. Hanefi alimlerin çoğu “umumu’l mecaz’ı” kabul etmezler. Bir nassdaki müşterek lafızla onun bütün manalarının kastedilmiş olması vaz’ özelliğine aykırıdır. Vaz’ a aykırılık ise caiz değildir.






IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,078 Saniyede Yüklendi.