Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Sakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüSakarya İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: ilkçağ felsefesi3 Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
yabanci
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 14Ocak2009
Gönderilenler: 53

Alıntı yabanci Cevapla bullet Konu: ilkçağ felsefesi3
    Gönderim Zamanı: 27Ekim2009 Saat 12:56



                  İLKÇAĞ FELSEFESİ TARİHİ (3.Hafta Ders Özeti)

Anaksimenes

“Anaksimenes ve Diogenes havayı suyun önüne yerleştirmekte ve onun basit cisimler içinde en asli olanı söylemektedirler.” Aristo Metafizik.

6. y.y’ da yaşamış ve 525 yılında ölmüştür. Anaksimandros’ un öğrencisi olmuştur. Anaksimenes’ in kendisinden sonrakilere ulaşan yapıtı, fizikçilerin geleneğine uygun olarak: “Doğa Üzerine” adını taşır. Aristo’dan aktarılan bilgilere göre Anaksimenes’ in düşünceleri daha çok Thales’e yakındır. Bu durum Anaksimandros’ a göre bir gerileme sayılabilir. Çünkü Thales gibi ilkeyi tekrar görünür bir tözde aramıştır. Anaksimenes’ in asıl alanı görünür evrendir.

Thales gibi Anaksimenes’ de yeryüzünün düz bir tepsi olduğunu iddia eder. Ona göre, yeryüzü hiçbir şeye dayanmayıp havada durmaktadır.

Ona göre, hava sudan daha önemlidir. Ayrıca havanın kapladığı alan sudan çok daha fazladır. Ona göre, hava evrenin nefesidir. Böylece ruh kavramına ilk defa Anaksimenes’ de karşılaşırız. Bütün canlı varlıklar bir ruh taşır demekle o, tabiatta canlı cansız ayrımı yapmış olmaktadır. Canlı olanı ayakta tutan ruhtur, nitekim ruh bedenden ayrılınca beden çürümeye başlar. Ona göre ruh teneffüs edilen havadır.

Her şey havadan meydana gelmektedir. Hava hem sıkışan hem gevşeyen bir şeydir. Hava gevşeyince yukarıya doğru yükselen ateş meydana gelir. Havanın sıkışması sonucu önce buhar sonrada duman meydana gelir. Bu buhar, duman bulutları daha da sıkışınca yağmur yani su ortaya çıkar. Nihayet suyun sıkışması önce çamuru, toprağı ve son olarak ta taşı meydana getirir. Böylece havayı ilk ilke arkhe olarak kabul eden Anaksimenes oluş ve bozuluşu ise havanın sıkışma ve seyrekleşmesi ile izah eder.

 Pythogarasçılar

Felsefesi

            Pythogaras Yunanistan’da, dilek yarım adasının karşısında bir ada olan Sisam dağında doğmuştur. Yüzük taşı yapımcısı Mnesarkhos’un oğluydu. Pherekydes’in öğrencisi oldu, onun ölümünden sonra Hermodamas’ın öğrencisi oldu. Yurdundan ayrılarak Mısır’a geldi. Antiphon’un “Erdemde sivrilenler üstüne” adlı eserinde söylediğine göre Mısır’lıların dilini öğrendi. Daha sonra Sisam adasına geri döndüğünde yurdunun tiran Polykrates'in baskısı altında olduğunu görünce İtalya'nın güneyindeki bir Yunan kenti olan Kroton'a gitti. Burada efsanevi şarkıcı Orpheus'un kurduğu Orfeusçuluğun etkisinde gizli dinsel bir topluluk kurdu. Kroton'da kurduğu bu topluluk siyasi bir rol de üstlenmiştir. Topluluktakiler kendilerini matematikçiler olarak adlandırıyorlardı. Bunlar okulda yaşıyorlardı ve kişisel hiçbir şeye sahip değillerdi. Ruh göçü öğretisi etkisinde et yemiyorlardı. Komşu bölgelerde yaşayan öğrencilerin de okula katılmalarına izin veriliyordu. Bu öğrenciler ise dinleyiciler olarak adlandırılıyordu. Matematikçilerin tersine dinleyicilerin et yemelerine ve kendi eşyalarına sahip olmalarına izin vardı

Kendisini filozof, yani bilgeliğin dostu olarak adlandıran ilk kişiydi.

M.Ö. 5.inci asırda Güney İtalya’daki Yunan kolonilerinde yaşayan Pythogarasçıları bundan önceki filozoflardan ayıracak en önemli nokta felsefi araştırmalardaki konu değişikliğidir. Onlar her şeyden önce din, ahlak ve psikoloji konularına ve sorunlarına öncelik verdiler. Felsefenin amacını teorik öğrenmeden ziyade yaşam olarak belirlediler. Onlara göre felsefenin amacı öğrenmek değil ahlaken arınmak, bilgilenerek saflaşmak ve böylece evren ruhuyla birleşmektir. Onlar insanı arındırarak doğuş ve ölüm çarkının dışına çıkarmayı hedeflerler. Bundan dolayı Pythogarasçılar sadece bir felsefe okulu değil aynı zamanda dini bir tarikat veya cemaat ve siyasi bir örgüt gibi yapılanmışlardır. Yine Pythogarasçıların felsefi yazım tarzları da daha değişiktir. Fizikçilerin kuru ve ölçülü lisanı yerine lirik ve şairane bir üslup yazım tarzlarına hâkimdir. Bu miktar o dönemde Yunan dramının oldukça güçlenmesinden de kaynaklanmış olabilir.

Pythogarasçılar ayrıca madde yerine formu, nitelik yerine niceliği, fizik yerine de matematiği öncelemişlerdir. Onlar matematiksel ilkeleri öne çıkarıp evrenin arkasında matematiksel ilkeler bulunduğunu düşünmüşlerdir.

Pythogarasçılar matematiksel yapıların her şeyin temelinde yattığına inanmaktaydılar. Ayrıca başka kanıtlarda vardır. Eşya yok olmaya mahkûmdur, ancak matematiksel kavramlar kalıcıdır. Dolayısıyla matematik doğada değişmeyen tek şeydir. Matematiksel bilgi kesindir, çünkü konusu asla değişmez.

Daha da ötesi matematiksel teoremler mantıksal olarak kanıtlanabildiklerinden dolayı da, matematiksel bilgi kesin bir bilgi çeşidi olarak kabul edilir. Pythogarasçılar matematiksel ispat kalıbına soktukları rasyonel kanıtlar ve bütün duyulur olguların temelinde matematiksel yapıların yani akli yapıların bulunduğunu iddia ettiklerinden dolayı rasyonalisttirler. Onlar gerçekliğin bilgisine duyularla değil akılla ulaşılacağına inandılar.

            Yalnız Pythogarasçıların rasyonalizmi saf bir akılcılık değildir. Onların rasyonalizmi daha sonra gelecek olan Yeni-Eflatunculuğun önemli temsilcisi Plotinus gibi mistik bir rasyonalizmdir. Çünkü Pythogarasçılara göre matematiğin aklın da ötesinde mistik bir alanı bulunmaktadır.

Hiç şüphesiz Pythogarasçılar Eflatun’a ve İslam Felsefe geleneğinde İhvanı Safa okuluna ilham olmuşlardır. Onların en önemli katkıları gerçekliğin matematiksel bir yolla kavranılabileceği fikri idi. Gerçeklik duyularımız aracılığıyla tecrübe ettiğimiz türlü türlü nitel şeyler değil; ölçülebilir, ayrıca sayılar ve matematiksel formüllerle ifade edilebilir olandır. Bu bakış açısı insanoğlu tarafından tecrübe edildiği şekliyle dış dünyayı değil de, onun ölçülebilir matematiksel yönlerini vurguladığından bir tür idealleştirme olarak görülebilir. Rönesans’ta klasik mekanik ve astronominin kuruluşu da böylesi bir bakış açısından beslenmektedir.

Pythogaras sayılarla müzik arasındaki ilişkiyi bulmuşlardır. Seslerin matematiksel oranlarla [1/2, 2/3, 3/4] yakından ilişkili olduğunu ifade etmiştir.

Pythogaras’a göre

1= nokta

2= doğru

3= yüzey

4= cismi temsil etmektedir.

Pythogarasçılar tenasüh yani ruh göçü anlayışına inanmaktadırlar. Düalist bir insan anlayışına sahip olan Pythogarasçılar insanın ruh ve beden olmak üzere iki farklı bileşenden oluştuğuna inanmaktadırlar. Beden yok oluşa tabi iken ruh ölümsüzdür. İnsanın ölümünden sonra da varlığını devam ettirir. Ruh bedende geçici bir hayat yaşar ve beden ruhun varlığını alçaltır ve lekeler. Arınmış nefisler oluş ve doğuş çarkından kurtulup yükselebilir. Diğerleri ise yaşamlarının maneviliğine göre diğer varlıkların bedenlerinde var olmaya devam ederler.

Pythogarasçılar’ın düalizmi bütün felsefelerinde devam eder. Tıpta sağlığın zıtlar arasındaki oranlardan kaynaklandığını iddia ederler. İnsanda sağlığın zıtlar olan ıslak-kuru, sıcak soğuk ve acı-tatlı arasında uyum ve dengenin kurulmasıyla sağlandığını iddia ettiler. Evrende ise şu zıtlar aktif olarak rol almaktadır.

Sınırlı → Sınırsız

Tek → Çift

Bir → Çok

Sağ → Sol

Erkek → Dişi

Sakin olan → Hareketli olan

Doğru → Eğri

Aydınlık → Karanlık

İyi → Kötü

Kare → Dikdörtgen

Pisagorcuların bilim alanında en büyük başarıları astronomidedir. İlk defa olarak yeri, evrenin merkezi olmaktan çıkarmışlar, onu küre şeklinde düşünmüşler, yerin, evrenin ortasındaki görünmeyen merkezi ateşin etrafında dolandığını söylemişlerdir. Merkezi ateşin etrafında batıdan doğuya olmak üzere on tane gök cismi Sphairos lara (= saydam kürelere) takılmış olarak dönmektedir: Yer, karşıyer (bunu da göremeyiz), güneş, ay, ozaman bilinen beş gezegen ile duran yıldızlar gökü. Güneş tutulması, ay, yer ile güneşin arasına girince, ay tutulması da yerin ya da, karşı yerin gölgesi ay üzerine düşünce olur. Bütün hızla giden şeyler bir ses çıkarırlar, dolayısıyla yıldızlar da bir ses çıkarırlar; bu sesin yüksekliği yıldızın merkezi ateşe olan uzaklığıyla orantılıdır. Böylece, göklerin de bir musikisi vardır, ama bunu sıradan ölümlüler işitemezler.

 

 




IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,109 Saniyede Yüklendi.