Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Ankara İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netİLİTAM - İLAHİYAT FAKÜLTESİ LİSANS TAMAMLAMA PROG.İlitam Öğrencileri Tanışma BölümüAnkara İlahiyat İLİTAM 1. Sınıf Dersleri
Mesaj icon Konu: 1.Sınıf Din Bilimleri-Ünite4: Suçluluk Psi. Tövbe Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Konu: 1.Sınıf Din Bilimleri-Ünite4: Suçluluk Psi. Tövbe
    Gönderim Zamanı: 17Ekim2009 Saat 23:29



DİN BİLİMLERİ

ÜNİTE 4

SUÇLULUK PSİKOLOJİSİ VE TÖVBE

İnsana özgü erdemlerden her uzaklaştığımızda aslında kendi doğamıza karşı suç işliyoruz. Özümüzden varoluşumuzdan ne kadar uzak olursak o kadar hata yapmaya ve hatalarımızı tekrar etmeye meyilli oluyoruz.

Doğamız bizi özümüze tekrar döndürmek için suçluluk duygusunu yaşatıyor. Bu nedenle suçluluk duygusu evrenseldir. Her insan suçluluk duygusunu az veya çok mutlaka yaşamıştır. Suça ilişkin olarak geliştirilen tüm tanımlarda suç olgusu bir toplumda belirli bir dönemde varolan idealler, gelenekler ve değerler sistemi çerçevesinde geliştirilen normlara uygun olmayan, bu düzenden sapan davranışlar olarak ele alınmaktadır. Psikoloji sözlüğünde suçluluk duygusu şöyle tanımlanmaktadır:

Suçluluk Duygusu: Kanunen veya dinen yasaklanan, ya da ahlaki açıdan ayıplanan bir şey yaptığımız, toplumun ahlaki normlarını, ya da kendi standartlarımızı çiğnediğimiz düşüncesinin yarattığı pişmanlık ve rahatsızlık duygusudur. Sadece eğer yapılan şeyin yanlışlığına ilişkin yargı, yani ihlale konu olan norm içselleştirilmişse suçlulukduygusundan söz edebiliriz. Pişmanlık eşliğinde gelişen bu duygu, kişinin kendi kendine istemsizce verdiği bir cezadır. Bir yasayı, ahlaki normu, vb. çiğneyen ve sadece yakalanması halinde maruz kalacağı adli veya toplumsal ceza korkusuyla pişmanlık duyan kişide suçluluk duygusundan söz edilemez. Adli yargıda, mahkeme kararından önce suçlunun “nedamet getirmesinin” istenmesinin altında yatan mantık da budur. Patolojik suçluluk duygusu, gerçek veya hayali ihlallere yönelik oldukça abartılı bir tepkidir. Bu tepki bazen paranoid bir kuruntu derecesine varabilir. Psikanalizde bu duygular, ego ile ahlaki otorite olan süperego arasındaki çatışmayla tanımlanır.






الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 17Ekim2009 Saat 23:30



Nevrotik Suçluluk Duygusu: Kaygıya, öz- saygının kaybedilmesine ve çatışmalara yol açan gerçek veya hayali bir ihlalden kaynaklanan bir suçluluk duygusudur. Psikanalizde bu duygunun, ego ile süperego arasındaki çatışmadan kaynaklandığı ve bilinçsiz veya bilinçli bir cezalandırılma korkusuyla ilişkili bir kaygı şeklinde kendini gösterdiği varsayılır.

Suçluluk duygusunun onu tamir etme duygusuna da yol açtığı, belki suç kavramının kendisi kadar eskidir. Suçluluk duygusu, biri yanlış olduğunu düşündüğü bir şey yaptığında ortaya çıkar. Yani bu noktada farkındalık sözkonusudur. Kişi herhangi bir nedenle suçluluk duyduğunda, genellikle, bu duygusunu azaltmaya çalışır. Bu azaltma da değişik yollardan sağlanabilir; birey kötü davranışını dengelemek için iyi bir davranışta bulunabilir; kendine acı verici bir şey yapar ve böylece kendini kötü davranışı için cezalandırabilir; ya da suçluluk duygusuna yol açan eyleminin olumsuz yönlerini en aza indirgemeye çalışabilir. İlk iki yaklaşım kişiyi bir yardım isteğine uymaya daha eğilimli yapacaktır. Eğer yardım isteği birine bir iyilik yapmayı, iyi bir davranışta bulunmayı, ya da kendine acı vermeyi içeriyorsa, yardım etmek bireydeki suçluluk duygusunu azaltmak eğilimindedir. Bu nedenle, suçluluk duygusu içindeki insanlar, suçluluk duymayanlarla karşılaştırıldıklarında, yardım etmeye daha eğilimli olacaklardır. Bir dizi araştırma bu görüşü desteklemiştir.

İslam Dini suçu, kişinin “yapısal” yani kişilik özellikleri ile, “kurumsal” yani çevresel faktörlerin ortak ürünü olarak açıklar. İşlenen bir suçta kişinin ve çevrenin ortak rolü vardır. Fakat, işlenmiş olan bir suçta çevrenin olumsuz etkisi ne kadar fazla olursa olsun hiçbir zaman suçlunun kişisel sorumluluğunu sıfıra indirgemez. Suça tedavi olarak teklif ettiği çözümler vardır. Tövbe bunlardan biridir. İslam, insanın doğuştan masum ve iyi olduğu temeline dayanır. Bu yüzden, sonradan olan suçluluk haline tövbe yoluyla tedavi öne sürülür. Tövbe ile istiğfar kavramları içerik olarak farklı açıklanmaktadır:

“İstiğfar kelimesi, Arapça “GFR” kökünün, istek bildirme kalıbından türemiş bir isimdir. Kök anlamı, bir şeyin üstünü örtmek demektir. Bu açıdan Kuran’da Allah’ın gafur olarak isimlendirildiği birçok ayette O’nun hataları örten ve affeden –olduğu açıklanmaktadır. (3/135; 9/80; 12/98) İnsanı tövbeye götüren ve onu motive eden “affedilmenin istenmesi” yani istiğfar yaşantısıdır. İstiğfar bireyin Allah’tan yardım dilemesi anlamına gelirken, tövbe insanın kendi çabasının ürünüdür. Bu anlamda istiğfar bireyin Allah’tan kendisini tövbe konusunda başarılı kılmasını istemesidir. Bu nedenle ayetlerde çoğu zaman istiğfar tövbeden önce kullanılmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır ise “Rabbinizden af talep edin ve sonra O’na tövbe edin (11/3) ayetini aynı surenin bir başka ayetiyle bağlantı kurarak açıklar: Allah’tan bağışlanma isteme, inanç ve salih amel-insanın özbilincinden doğan kendine ve başkalarına yararlı, üretici eylemlerle olacaktır. Bundan dolayı kalpte hissedilmeyen kuru bir af isteğiyle kalınmamalı ve O’na tövbe edilmelidir, diyerek istiğfar ile tövbenin mutlaka beraber bulunması gerektiğini ifade eder. (bkz. Yazır, 1992, IV, s. 515) Tövbe ile istiğfarın birbirinden ayrı yaşayışlar olduğuna şu ayette de işaret edilmektedir. “Ey Muhammed! Hem kendinin, hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile-istiğfar et. (47/19) Ayetten anlaşıldığı gibi istiğfar, hem kişinin kendi şahsına hem de başkalarına yönelik olarak yapılabilmektedir. Çünkü istiğfar bireyin kendisinin veya başkalarının hatalarınının bağışlanmasını içeren bir dua çeşididir. İstiğfarı bir tür itiraf olarak düşünebiliriz. Her dinde ve kültürde bu itiraf farklı gerçekleşebilir. Mesela, İslam’da günahın itirafı Allah’a yapılırken, Hıristiyanlıkta dinin temsilcisinin huzurunda yapılır. Günlük hayatta da insanlar çoğu kez bir dosta ve arkadaşa kendini sıkıştıran ya da bunaltan duygularını düşüncelerini ve suç sayılan fikirlerini itiraf etmek suretiyle rahatlamak isterler. Hata yapan için suçluluk duygularından kurtulmanın en güzel yollarından biri de suçunu itiraf etmesidir. Çünkü itirafın rahatlatıcı bir fonksiyonu vardır. Sonuçta, kişinin hatasını Allah’ın huzurunda itiraf ederek ondan af talep etmesi istiğfarı, olumsuz davranışlarını tekrar yapmamak üzere kararlı bir şekilde terk etmesi tövbeyi oluşturmaktadır. Tövbe “dönmek” anlamına gelen Arapça “T.V.B” kökünden türemiş bir kavramdır. Dini terminolojide, insanın kendine ve başkalarına zarar veren düşünce ve davranışlarının farkına varması, bir daha yapmamaya karar vermesi, iyi ve güzel olana yönelmesidir. İlahi dinlerin hepsinde tövbe en önem verilen değerlerden biridir:






الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 17Ekim2009 Saat 23:31

Yahudilikte Tövbe: Yahudi kutsal kitabında tövbeyi ifade etmek amacıyla “dönmek”, “geri gelmek” anlamına gelen “şuv” fiili kullanılmaktadır. Bu fiil, genelde Tanrı’ya ve dolayısıyla O’nun emrettiği yaşayış tarzına dönme, yani tövbe etme anlamına gelmektedir. Yahudi Kutsal Kitabı Tanah’ta tövbeyle ilgili çeşitli ifadeler bulunmaktadır. Eski Ahit’te “tövbe”, daha çok kalbin arındırılması ve Tanrı’ya döndürülmesi şeklindeki ifadelerle dile getirilmiştir:

Hıristiyanlıkta Tövbe: Tövbe; kişinin kendi hatalarını kınaması ve onlardan pişmanlık duymasıdır. Daha yüce bir hayat tarzını arzu etmesi ve ona ulaşmak için harekete geçmesidir. İşlediği hatadan pişmanlık duyarak bir daha aynı tür davranışta bulunmamaya karar vermesidir. Hata engelini ortadan kaldırarak, Tanrı’nın çağrısına uyma ve O’nunla barışmadır. Tanrı’yla birlik sağlama ve hataları terk etmek suretiyle toplumla da barışmadır. Bu ifadelerden tövbede üç aşamanın olduğu ortaya çıkmaktadır: Kişinin yaptığı kötülüğün farkına varması, kötülüklerinden dolayı kendini kınaması ve hataları terk ederek Tanrı’nın rızasına uygun bir hayata dönmesidir. Hıristiyanlıkta tövbenin kabulü konusunda, Tanrı’nın yanında kilisenin de bir rolü bulunmaktadır. Çünkü tövbe uygulaması kilise denetiminde yapılmakta ve sonuçta

“Kilise Affı” verilmektedir. Kefarette bulunanlar, kilise tarafından affedilmekte ve bu af vasıtasıyla Tanrı’nın da affını kazanmaktadır.

İslam’da Tövbe: Kuran tövbe konusundaki yaklaşımını sergilerken insanın hem hata yapmaya, hem de hatalarından vazgeçebilmeye eğilimli olduğu fikrinden hareket etmektedir. Çünkü o, bir yandan hatanın olumsuz sonuçlarını belirtirken, bir yandan da insanlara hatalarından kurtuluş yollarını göstererek, hatalı olmalarına rağmen onları hatalarından sıyrılmaya ve müspet bir yaşayış tarzını dönmeye davet etmektedir. Kuran Terminolojisinde insanların davet edildiği bu yeni yaşayış tarzına “tövbe” adı verilmektedir. Kuran’a göre bireyin kötü ve olumsuz yaşantı şeklini daha güzel ve olumlu bir halle değiştirmesi, tövbe ile mümkün olmaktadır. Hangi fiillerin ve yaşayış tarzlarının kötü, hangisinin iyi olduğu da yine Kuran’da belirlenmektedir. “Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönlünüze sindirmiştir. Küfrü (isyancılığı), isyanı (Allah’ın emirlerine karşı gelmeyi) ve fıskı (günah işlemeyi) da size çirkin göstermiştir.” (49/7). Kuran’a göre hiçbir insan tövbe ihtiyacı dışında kalamaz. Diğer bir ifadeyle hem inananlar hem de inanmayanlar tövbe edebilir. “…Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz” (24/31) ayetinde Allah’a inananları günah işledikleri zaman tövbeye davet etmektedir. Ancak Allah’ın bu daveti inanan insanlarla sınırlı kalmamakta, bir çok ayette inanmayan kişiler de tövbe ile İslam dinine çağrılmaktadır. (2/159-160; 37/86-88; 6/153; 9/3,5,11) Tövbenin kabulü konusunda da, dinler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Yahudilikte tövbeleri kabul etme yetkisi, sadece Tanrı’ya aittir; kimse bu yetkiye aracı veya ortak olamaz. Tanrı tamamen kendisine ait olan bu yetkiyle tövbe eden kullarının yanlışlarını affetmektedir. Bu konuda Yahudilikle İslam arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Hıristiyanlıkta ise, af konusu oldukça farklıdır. Çünkü Tanrı ve İsa adına bu affı verme yetkisi ruhban sınıfına aittir. Tövbe amaçlı uygulamalardan sonra rahip, tövbekâra bu affı vermektedir. Havarilerden kiliseye geçen bu yetkiye göre, onların affettiğini Tanrı’da affetmektedir. İslam’da ise kullarını affetmek ve onların tövbelerini kabul etmek, tamamen Allah’a mahsustur. Hz. Muhammed’ in zaman zaman tövbeye yöneldiğini gerek Kuran’dan gerek hadis literatüründen öğreniyoruz. Kuran’ da Hz. Muhammed’ in tövbe ettiği ve tövbesinin kabul edildiği belirtilmektedir. (9/117) Kuran Hz. Peygamberi tövbe eden bir insan olarak göstermekle inananları etkilemek istemekte ve onların daha çok tövbe eden, daha çok arınan bireyler olmalarını önermektedir.

Tövbe insandaki bilinç seviyelerine göre, korku ve ümit hisleri eşliğinde çeşitli derecelerdeki hata ve kusurları bırakarak daha iyiye, daha güzele, ideal olana yönelme, eksikliğini görüp kendini bütünleme, böylece şahsiyetini olgunlaştırma yolunda bir yöntem, bir araç özelliği taşımaktadır. Her seviyedeki insanı bulunduğu düzeyden bir üst düzeye çıkarma, her bilinç düzeyinde ilerlemeyi sağlama konusunda bir vasıtadır. Kişiliğin gelişme sürecinde tıkanmaları, sapmaları önleyerek ilerlemedeki akışı kolaylaştırmaktadır. Tövbede insanın inandığı değerle kendi arasına başka bir insanın girmesi sözkonusu değildir. Özgün benliği ile Aşkın Varlık arasındaki ilişkiyi insan bizzat kendisi kurmaktadır.



الطالب المجتهد
IP
scelik
Moderator
Moderator
Simge
Yabancılar için Türkçe Öğrenimi

Kayıt Tarihi: 01Ekim2006
Konum: Rize
Gönderilenler: 7217

Alıntı scelik Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 17Ekim2009 Saat 23:32

Tövbe süreci bir halden başka bir hale dönüşmeyi içerir. Dört aşamadır:

1. Farkındalık

2. Kendini affetme

3. İnsanın özbilincinden doğan kendine ve başkalarına yararlı eylemler üretme

4. Kararlılık ve kalıcılık

Farkındalık

Tövbe kararını hatalı olduğumuzu fark ettiğimizde alıyoruz. Farkındalık hem içe hem dışa doğru bir gözlemdir. Farkındalık varoluşun kilitlerini açar. İnsanın kendinin bilincinde olarak etrafında olup biten her şeye yanıt verme bilinciyle yaşaması demektir. Osho, “gerçek hata farkında olmamaktır,gerçek erdem ise farkında olmaktır. Ne yaparsan yap, senin erdemlerin dahi farkında olmadığında erdem değildir. Eğer farkındaysan şiddet kullanman hiç mümkün değildir” diyor ve Buda’nın şu sözlerini aktarıyor: “Eğer bir evin içinde ışık varsa hırsızlar ondan kaçınır ve eğer bekçi uyanıksa hiç denemeye bile kalkmazlar. Ve şayet insanlar içeride yürüyor, konuşuyorlarsa ve uykuya dalmamışlarsa hırsızların eve girmeleri ve hatta düşünmeleri bile imkânsızdır.” Aynı durum insan için de geçerli. İçinde ışık yanan insana olumsuz hiçbir düşünce giremez. (Osho, 2004, s.176)

Kendini affetme

Hatalarımızı fark ettiğimiz noktada utanç, suçluluk, kendine ve “bunu bana neden yaptırdı” şeklinde başkalarına dönük öfke oluşabilmektedir. Bu noktada insan kendini affetmeye ihtiyaç duymaktadır. İnsanın özbilincinden doğan, değerlerle beslenen kendine ve başkalarına yararlı, barışa yönelik eylemler üretme Kuran’ı Kerimde bu yaşantı “salih ameller” olarak ifade edilmektedir. “Salih” kelimesi sulh-barış kelimesinden gelmektedir. İnsanın hem kendisiyle hem de çevresindekilerle barışık olmasına yönelik eylemlerde bulunması olarak açıklayabiliriz salih ameli. Fatır suresi 10. ayette güzel sözlerin salih amellerle Allah’a yükseleceği açıklanmaktadır. Tövbe etmeyi dile getirmek, dua etmek, barışa hizmet eden davranışlarımızla anlam kazanacak ve Yaratanımıza ulaşacaktır. Nedir salih ameller? Bir insanın gönlünü almak, sevmek, yardım etmek, barışmak, barıştırmak gibi.

Kararlılık ve kalıcılık

Tövbedeki kalıcılık için insanı, toplum olarak affetmenin sıcaklığıyla kucaklamalıyız. Tövbe Suresinde hata işleyenlerin ruhsal yaşantıları, “onlar yeryüzünü bütün genişliğine rağmen dar hissediyorlardı” ifadesiyle açıklanmaktadır. Çünkü hiç kimse onlarla konuşmuyor ve ilgilenmiyordu. Bu ise onları fevkalade huzursuz etmekteydi. Zira hayatı yaşanılır kılan, insanlar arasındaki sosyal ilişkiler ve bağlantılardır. Bundan dolayı Ka’b ve arkadaşlarının toplumdan dışlanmaları onları yaşamaktan haz almaz duruma getirmişti. Burada tövbenin cereyanında sosyal çevrenin etkisini görmekteyiz. Olanca genişliğine rağmen onlara yeryüzünün dar gelmesinin bir sebebi de yaşadıkları yoğun vicdan azaplarıdır. Çünkü onlar, kendi iç dünyalarına yöneldikleri zaman vicdanları da kendilerini suçluyor ve kusurlu buluyordu. Bir türlü iç huzuru ve gönül rahatlığını bulamıyorlar ve böyle yaşamak da onlara fevkalade zor geliyordu. Ka’b ve arkadaşlarına yönelik olarak Kuran’da belirlenen bu ikinci psikolojik tahlile göre, bireyin tövbe etmesinde vicdan son derece önemli bir etkiye sahiptir. Şu halde Kuran’a göre tövbenin oluşumunda sosyal çevrenin etkisi ve vicdanın baskısı açıkça kendini göstermektedir, yani bireyin tövbe etmesinde hem dışsal, hem de içsel faktörler rol oynamaktadır.




الطالب المجتهد
IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,109 Saniyede Yüklendi.