Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Yrd. Doç. Dr. Dursun HAZER (Kilitli Forum Kilitli Forum)
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netARAP DİLİ ARAŞTIRMALARIArap Dili ve Edebiyatı AraştırmalarıYrd. Doç. Dr. Dursun HAZER
Mesaj icon Konu: Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğr. ve Oku Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
idinc
Yönetici
Yönetici
Simge
Site ve Forum Yöneticisi

Kayıt Tarihi: 21Ağustos2006
Gönderilenler: 2781

Alıntı idinc Cevapla bullet Konu: Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğr. ve Oku
    Gönderim Zamanı: 20Haziran2008 Saat 23:59



OSMANLI MEDRESELERİNDE ARAPÇA ÖĞRETİMİ VE

OKUTULAN DERS KİTAPLARI

Dursun HAZER *

GİRİŞ

Türklerin ikinci bir dil olarak Arap dilini seçmeleri, müslümanlığı

kabul ettikleri tarihe kadar gerilere gitmektedir. Devlet olarak İslam’ı seçen

Türkler, katıldıkları yeni toplumun bilgi değerlerini de kabul etmişlerdir.

Arap dili bu bilgi sisteminin aracı olunca, bu dilin öğrenimi, bilgilenme

sürecinin bir basamağını teşkil etmiştir. Ancak, çok eskilere giden bu dil

tecrübesinin, iyi ayarlanmış, neredeyse on asra ulaşan süreçte, toplumu

Araplaştırmayan bir yapısı olmuştur. Bunun, üzerinde iyi düşünülmüş bir

plan sonucu gerçekleştiği kanaatindeyiz. Dilin kutsal sınırları yerli yerinde

çizilmiştir.

Osmanlı öğretiminin Arap dili ile devam ettirilmesi, uzun asırlar

içinde oluşmuş İslami bilgi sisteminin zorunlu kıldığı, alternatifi olmayan

zorunlu bir tercihe bağlı olmuştur. Geçen bu süreçte, Türkçe’ye dayanan bir

öğretim disiplini kurulamamış, bilginin işleyişi Türkçe’nin lehine

olmamıştır. Daha da kötüsü yapılandırma ve yönlendirilmesi yönünde

düşünceler ve iradeler olmamıştır.

İnceleme konusu yaptığımız dil, bu milletin anadili, medrese

mensuplarının ve aydın sınıfın iletişim dili olmamıştır. Bu açılardan Arap

dilinin tezahürüne kayda değer derecede rastlayamıyoruz. Konu edindiğimiz

dili, Arapça ismi ile anacağız. Osmanlı toplumunda ve aydın sınıf arasında

Arapça ile kast olunan, sarf (morfoloji), nahiv (sentaks), belâğat (retorik)

ilimlerinin teferruatlı kurallarıyla öğretimi, üst medreselerde çeşitli ilim

dallarında okutulan eserlerin okunup anlaşılmasını sağlayacak dil melekesini

kazandırma öğretimi olmuştur. Pratik iletişimi, ticari, siyasi fonksiyonları

hedeflemeyen bu program Osmanlıya has bir yapıdır. Bu yapıda Arapça bir

* Yrd. Doç. Dr., GÜ orum İlahiyat Fakeltesi Öğretim Üyesi

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 275

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

milletin dili değil, İslam kültürünün dilidir. Yazı ve öğretim dili olarak bu

yapının incelenmesi, kendisine bağlı öğretimi yapılan diğer ilimlerin öğretim

değerlerini de ortaya koyacaktır.

Arapça öğretiminin amaçları, kapsamı, plan ve programı, İslami

öğretimin geleneksel yapısından gelen unsurlardan yararlanılarak oluşmuş

bir yapı olmakla birlikte, zamanla kendine has işleyiş de kazanmıştır. Plan ve

programı kitaplar ve müderrisler belirlemiştir. İsimlerini geleneğin

belirlediği, kimsenin bu isimlerin dışına çıkan bir tercihte bulunamayacağı,

dilin kapsam alanına yeterli muhtevaya sahip olan kitaplar ile bu kitapları

usul sırasına göre okutan, muhtevayı öğreten, seviye tespiti yaparak

öğrenciyi yönlendiren müderrisler bu sistemin vazgeçilmez unsurları

olmuşlardır. Bu iki unsura hiçbir zaman dış müdahaleler olmamıştır.

Arapça öğretimi bugünkü anlamda hazırlık sınıfı diyebileceğimiz

hazırlık medreselerinde yürütülmüştür. Hazırlık aşamasında okutulan

kitapların muhtevaları ezber derecesinde öğrenilmeden üst medreselere

geçme imkanı olmamıştır. Sarf, nahiv ve belâğat ilim dallarında en detaylı

kurallar içeren kitaplar okutulmakla birlikte, Arapça ihtisas alanı olarak

programlarda yer almamış, edebiyat ve bu dilin muasır versiyonları ayrı

ilim dalları olarak okutulmamıştır.

Arapça öğretiminin herhangi bir dönemdeki uygulamasını ele

almıyoruz. Kuruluşundan faaliyeti durduruluncaya kadar öğretimde

geçerliliğini kaybetmemiş bir öğretimin çeşitli unsurlarını incelemeyi

amaçlıyoruz. Üzerinde duracağımız hususların bu uzun süreç içinde

geçerliliğini koruduğu tespit ediyoruz.

Medreselerde Arapça öğretimi ile ilgili olarak, ulaşabildiğimiz resmi

evraklar detaylı bilgiler vermemektedirler. Öğretimde devletin dil politikası,

Arapça ilminin sınırları ve işlevi hakkında resmi bilgilere

rastlayamamaktayız. Kütüphanelerimizde bize doğru bilgiyi verecek olan

icazetnamelere rastlıyorsak da, bu icazetler hadis, tefsir, tasavvuf gibi ilim

dallarını konu edinmektedirler. (İcazetlerle ilgili belgeler bkz. Süleymaniye

Ktp., Pertevniyel Blm.,No: 1022-1030,96,99,110)

Medrese tarihinde ilk resmi evrak olarak bilinen, Fatih’in hazırlattığı,

medreselerde eğitim-öğretimi düzenleyen kanunnâmede, Arapça ilim dalları

belirtilmekle beraber, program ve amaçlar belirtilmemiştir.Geleneksel olarak

işleyen yapı aynı haliyle bırakılmıştır:

“...Bir öğrenci olgunluk kazanmak için sarf ve nahiv öğrenip tertip üzere

heyet, hendese, me‘anî, bedî ve beyân sahalarında gerekli bilgileri aldıktan

sonra danişmend olsun. Yüksek medreselerin aşağı payeleri ki 25 akçe ile

Hâşiye-i Tecrîd medreseleridir. Önce onlardan hareket etsin ki her biri

başkent olmuş olan İran ve Anadolu memleketlerinde deneme ve sınama ile

som altın gibi kendisini göstermiş olsun...Bu şekilde bir yıl kadar hareket

edip gücünü gösterdikten sonra Miftâh, Kırklı, Hâric, Dâhil ve Sahn’a varıp

276 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

ders görsün. Her medresede usûl, furû‘, tefsîr, kelâm, me‘âni ve başka

ilimlerden üçer ders yazılmıştır...”1

“Ve kütüb-ü meşrû‘adan dahi mutavvelattan ve muhtasarattan adet-i kadîm

üzere okuyalar ....Fi’l-cümle kitab-ı sâbık adetce okunmadan kitab-ı lâhika

şurû‘ etmiyeler.”2

Resmi olmayan evraklarda, Arapça öğretimiyle ilgili daha detaylı

bilgiler bulunmaktadır. Otobiyografi olarak, Taşköprüzade (ö. 968/1561)’nin

kendi hal tercümesi ile Ahmed Cevdet Paşa (ö. 1312/1895)’nın Tezâkir (c.

IV/s.7-13)’de geçen hal tercümesi daha net bilgiler vermekte, ayrıca bu iki

zat arasında geçen uzun zaman diliminin öğretim usulünü göstermesi

açısından da önem taşımaktadırlar.

Risâle olarak, İshak b. Hasan et-Tokadî (ö.1100/1689)’nin Nazmu’l-

‘Ulûm’u (Mekke:1303); Saçaklızade Muhammed b. Ebu Bekr el-Mar‘aşi

(ö.1145/1732)nin Tertîbu’l-‘Ulûm'u, (Haz.Muhammed b. İsmail es-Seyyid

Ahmed, Beyrut:Dâru’l-Beşâiri’l-İslamiyye, 1988); Erzurumlu İbrahim Hakkı

(ö.1194/1780)'nın Tertîbu’l-‘Ulum'u (Esad Ef. Ktp., No. 1438/12 varak

147b,152a); Cevat İzgi’nin Osmanlı Medreselerinde İlim,I-II (İstanbul:İz

Yayınları,1997). adlı eserine aldığı 1741 yılında Fransız büyükelçisinin

isteği üzerine hazırlattırılan Kevâkib-i Seb‘a adlı risale, medreselerin

öğretim usulü ve programları hakkında yukarıdaki belgelerle uyuşan bilgiler

içermektedirler. Kevâkib-i seb‘a risalesinde farklı olarak, eserler her ilimde

üç dereceye (iktisar, iktisâd, istiksâ), her derece de üç rütbeye ayrılarak

toplam dokuz seviye kitabı ayrı ayrı gösterilmiştir. Taşköprüzade Ahmet

Efendi, Mevzu‘atu’l-‘Ulum (Mütercimi: Mahdumu Kemaleddin Muhammed

Efendi, İkdam Matbaası,1313, 1.basım)’unda kitap isimlerinden bahsederken

“mutavassıt kitaplardandır”, “muhtasarattan...” sözleriyle benzer

sınıflandırmalarda bulunmuştur. ( I/179-239) Saçaklızade’de bu rütbe ve

derecelerin tamamlanmasına “tekmîlu’l-mevâdd” dendiğini fakat bu

derecelendirmenin öğrencinin gerçek bilgi seviyesini göstermediğini

söyleyerek eleştirmektedir Her derece ve rütbedeki kitap adlarını da

anmamıştır. (Saçaklızade, Tertîbu’l-‘Ulûm, 217-218).

Arapça dersi programları, amaçları, usul ve kitaplar konusunda

yukarıdaki kaynaklar temel dayanağımızı oluşturmaktadır.

1 Ali (Gelibolulu Mustafa): Künhü’l-Ahbâr, Es’ad Ef., No: 2162, varak 116b-118b.

2 M. Şerafettin YALTKAYA: “Tanzimattan Evvel ve Sonra Medreseler”, Tanzimat I,

(İstanbul: MEB Yayınevi, 1999). ; A. Süheyl ÜNVER: Fatih Külliyesi ve Zamanı İlmi

Hayat, (İstanbul Üniversitesi Yayını, 1946). 101.

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 277

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

A-I. Arapça Öğretiminin Amacı:

Medreselerde okutulan dersler ulûm-u âliye (araç ilimleri) ve ulûm-u ‘aliye

(yüksek ilimler) isimleriyle iki gruba ayrılmıştır.3 Arapça, medrese ilim

dallarında okutulan bütün eserlerin bu dille yazılmış olmalarından ötürü,

bunların okunup anlaşılmasını sağlayacak araç ilmi olarak ilk öğretilen ilim

olmuştur.4

İstanbul’da bulunan Fatih ve Süleymaniye medreselerine girebilmek

için Arapça ilimlerini öğrencinin okumuş ve ehliyet kazanmış olması şartı

konulmuştur. Fatih’in meydana getirdiği yirmili, otuzlu, kırklı ve üst

medreselerde sarf ve nahiv ilimleri okutulmamakla birlikte, belâğat ilmini

konu edinen Mutavvel yirmili medreselerde, Şerh-i Miftâh otuzlu

medreselerde, Miftâhu’l-‘Ulûm’un üçüncü bölümü kırklı medreselerde

okutulmuştur.5

Arapça öğretimi, şer‘i ilimlerin öğrenilebilmesi, bu dilde yazılmış

eserlerin okunabilmesi amacıyla araç ilmi (ilm-i âlet, mukaddemât-ı ‘ulûm,

mebânii ilim) olarak programlanmıştır. Katip Çelebi’ye göre bu ilimden

amaç şudur:

“Bilmiş ol ki dil ilimlerinin bölümleri dörttür. Bunlar lugat, nahiv, beyan ve

edebiyattır. Bu ilimleri bilmek şer’i ilimlerle uğraşanlara zaruridir. Çünkü

şer'i ilimlerin kaynağı Arapça’dır.”6

Alimler arasında Arapça öğrenmenin farz-ı kifâye olduğu inancına

yaygın biçimde rastlanılmaktadır. Taşköprüzade’ye göre, “nahiv furûz-u

kifâyedendir, zira kitap ve sünnet ile istidlâl, ilmi nahve muhtaçtır.”7 Ancak,

pratik iletişim dili, ibadet kapsamında değerlendirilmemiştir. Farz-ı kifâye

olduğu inancı yaygın biçimde muhtelif eserlerin Türkçe’ye çevrilmelerini

veya Türkçe telifler yazılmasını engellemiştir. Halkın bu bilimlerden istifade

etmeleri sadece ilmiye sınıfı kanalıyla olmuştur.

3 SAÇAKLIZADE, Muhammed b. Ebu Bekir el-Maraşi: Tertîbu’l-‘Ulum, Neşr.

Muhammed b. İsmail es-Seyyid Ahmed, (Dâru’l-Beşâiri’l-İslamiyye, 1. Basım, 1988).

84.

4 Erzurumlu İbrahim Hakkı: Tertîbu’l-‘Ulûm, varak 147b-148a. ; İ.Hakkı

UZUNÇARŞILI: Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, (Ankara:TTK Basımı). 12.

5 Kavânin-i Orfiyye-i Osmânî, İstanbul Üniversitesi Ktp., TY, No:3239, varak 48a-49b;

UZUNÇARŞILI: a.g.e., 13; Cahit BALTACI: XV-XVI. Asırlar Osmanlı Medreseleri,

Teşkilat-Tarih, (İstanbul: İrfan Matbaası, 1976). 37-39.

6 Katip Çelebi: Keşfu’z-Zunûn an Esmâi’l-Kutub ve’l-Funûn,( Maarif Matbaası, 1943).

I,55.

7 Taşköprüzade Ahmet Efendi: Mevzu‘atu’l-‘Ulûm, I, 182; Seyyid Abdullah el-Hüseyni:

Şerhu’ş-Şafiye, (Hacı Hüseyin Matbaası, 1273), 2-3; Zeynizade, Hüseyin b. Ahmed,

Kâfiye Mu‘ribi, ( Dersaadet, 1273), 3.

278 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

Arapça ilimleri öğrenciye, fiil ve kelime yapısını tahlil edebilme,

kitapların ibarelerini (cümle ve metinler) anlama, cümle unsurlarını çözme

(irâb), metinleri kurallarına uygun okuyabilme, edebi özellik taşıyan

ifadelerin belâğat tahlillerini yapabilme bilgisini kazandırıyordu. İbâre

tahlillerine çok önem verilmiş, meşhur ders kitaplarının çoğuna mu‘ribler

yazılmıştır. Şerhlerde de irab tahlilleri önemli yer tutmuştur.8

Medrese müfredatında Arap edebiyatı, edebiyat tarihi derslerine

rastlanılmamaktadır. Klasik şiir ve edebiyat örnekleri sarf, nahiv ve belâğat

eserlerinin metinlerinde, konuyla alakalı olarak örneklemede kullanılmıştır.

Bu sözle, Osmanlı alimlerinin klasik Arap edebiyatını bilmediklerini

kastetmiyoruz. Günümüze ulaşmış İslam’ın erken dönem şiiri üzerine

yapılmış güzel çalışmalar mevcuttur. Şerhlerde klasik edebiyat kaynakları

önemli ölçüde yer almıştır. Ancak bu çalışmalar medrese öğrenimi sonrası

özel gayretlerle meydana getirilmişlerdir.

Araç ilmi olarak Arapça, sarf-nahiv-belâğat ilim dallarının kesinleşmiş

kurallarını karşılıyordu. Bu üç ilmin içeriği ile dil bilme bir görülmüş,

kuralın konuşma ve ifadeye kıyaslanamayacak ölçüde değeri ve üstünlüğü

olmuştur. Bu açıdan bakılınca, Osmanlı aydını ve edibinin bütün ürünlerine,

şiirine, düz yazısına kural hakim olmuştur. Metnin üstünlüğü ve edebi

güzelliği kurallara uyumluluğuyla, özellikle belâğat sanatlarının çokça

kullanılmış olmasına bağlı olarak değerlendirilmiştir. Bu araç ilmi, ferdin

düşüncelerini şekillendirme ve zihni faaliyette bulunmasını sağlayabilmiş

midir? Bu konu net değildir. Fakat, düşüncenin bu araçla gerçekleşmediği,

bilgi üretecek bir yeterlilik vermediği görülmektedir. Ezberin öğrenci ve

hoca için iyi bir yol olması, Ahmet Cevdet Paşa gibi anlamaya çok hırslı

birinin bir eseri birkaç hocadan okuyup anlama gayretleri, bu eserlerin iyi

anlaşılmadıklarını göstermektedir.Bilgiler hafızada saklı tutularak, anlama

yüzeysel bir biçimde ulaşılmıştır.

Sarf-nahiv ve belağat ilimlerini içeren Arapça’nın yeterliliği, amaçları

karşılayıp-karşılamadığı doğrultusunda Tanzimat dönemine kadar önemli

tartışmalara ve programları değiştirme veya yenilemeye yönelik yeni

yapılanmalara rastlanılmamakta, sadece işleyişte ıslahat çalışmalarına dair

fermanlar bulunmaktadır. 16. ve 17. yüzyıllarda îrâd edilmiş kanunname ve

fermanlarda öğretimde gevşemeden bahsedilmektedir. Her seviyedeki

kitapların, konuları atlanılmadan eksiksiz okutulmaları, alt seviyedeki bir

kitap iyice kavranılmadan üst kitaba geçilmemesi, talebelerin her biriyle ayrı

ayrı meşgul olunması şeklinde uyarılar yapılmıştır.9 Bu gevşemeye,

mülazemet (tahsilini bitiren öğrencinin imtihana girip en alt seviyeli

8 Abdullah el-Eyyûbî, Şerhu’l-İzhâr; Zeynizade, Kâfiye Mu‘ribi, vb.

9 Kavanin-i Orfiyye-i Osmani, İstanbul Üniversitesi Ktp. TY, No. 3239, varak 48a-49b.

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 279

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

medreseye atanması) sisteminin bozulması, liyakatsız kişilerin üst

medreselere atanması yol açmıştır.

“Mülazemet nizamının bozulmasıyla gerek tarîk-i tedrîs, gerek tarîk-i

kaza ikisinin dahi nizamı bozularak menâsıb-ı ilmiye bilfiil hizmete menut

ve merbut iken cümlesi paye ve itibardan ibaret kalıp, ................”10

Geleneğe bağlı olarak uzun süre uygulanan eğitim anlayışı,

programları ve öğretim usulünü kutsal bir duruma dönüştürmüş, okutulan

eserler zirve kabul edilerek “olmazsa olmaz” mantığı hakim olmuştur.11

Ezberin öğretim usulünde yaygın olarak kullanılması, öğrencinin zihninde

ezberlenilen şeyin uzun süre etki bırakan role sahip olmasından ötürü,

ezberlenen kitapları, ezberlenmesi çok yaygın olan Kur’an’a kutsallık

açısından yaklaştıran anlayışın zihinlere yerleşmesine yol açmıştır.

Tanzimat sonrası açılan batı tarzı okullar, Osmanlı aydınına yeni

metotlar ve öğretim usullerini göstererek Arapça öğretimin sorgulanmasına

zemin hazırlamıştır. Bu okullar dilin sosyo- kültürel-siyasi boyutunu

göstermiştir.12 1847 yılında rüştiyelere öğretmen yetiştirmek için açılan

Dâru'l-muallimînde Arapça konuşulan bölgelerde öğretmenlik yapacak

talebelerin Arapça konuşabilmeleri için bazı tedbirler düşünülmüştür. Maarif

Nazırlığı 15 Haziran 1284/1867 tarihli tezkirede:

“Daru’l-muallimin’de bulunan talebe lisan-ı Arabi’nin kavâid-i sarfiyye ve

nahviyyesini tahsil etmiş.....iseler de öteden beri buraca kaide ittihaz

olunmamış olması cihetiyle lisân-ı mezkûru tekellüme heves

etmediklerinden Suriye ve Trablusgarb vilayetleri vesair Arabi tekellüm

olunan mahaller rüştiye mekteplerine buradan muallim-i evvel tayin ve

irsalinde zahmet çekilmekte olduğundan, müsteiddîni talebe-i ‘ulûmdan

şimdilik tecrübe kabilinden olmak üzere on neferin seçilerek Halep ve Şam

tarafına izamı ve oralarda ehl-i lisân ile ihtilât ettirilerek Arapça tekellüme

alıştırılmaları hususu.......”13

Ancak bu tür tartışmalar ve yeni çalışmalar, medrese öğretimini

kutsallaştıranlarla, batı tarzı çalışma içinde olanların aralarını ayırmış, çok

şiddetli ideolojik mücadeleleri başlatmıştır.

Osmanlıca’nın yapı ve kelime hazinesi bakımından Arapça’ya daha da

bağımlı hale gelmesinden sonra, üst medreselere devam etme arzusunda

olmayan, devlet dairelerinde çalışmayı düşünen öğrenciler için sarf ve nahiv

10 Ahmet Cevdet Paşa: Tarih-i Cevdet (1278,Takvimhane-i Amire), V,177-178.

11 Necdet SAKAOĞLU: Osmanlı Eğitim Tarihi, ( İletişim Yayınları: İstanbul, 1991), 31.

12 Şevketî: Medârisi İslamiye Islahat Programı, (İstanbul: Hürriyet Matbaası, 1329),

II/477.

13 Osman ERGİN: Türk Maarif Tarihi (İstanbul: Osmanbey Matbaası, 1939), II,477.

280 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

ilimlerini okumuş olmaları istenmiştir.14 Babanzade Ahmet Naim, Mehmet

Zihni Efendi’nin el-Muktazab fi Kavâ‘idi’n-Nahv adlı eserine yazdığı

önsözünde bu gerçeğe değinmiştir:

“Din lisanı olmak hasebiyle Arapça’yı her mümin ve muvahhidin, bahusus

yazı dilindeki kelimelerin yüzde yetmişi Arapça olan bir Osmanlı’nın tahsile

şiddetli ihtiyacı vardır.....İfadesi beliğ olan bu lisân öteden beri

mekteplerimizde yalnız Osmanlı lisanının istiare suretiyle aldığı Arapça

kelime ve terkiplerin kullanma şekillerini belletmek, mektep rahlelerinde

yetişecek katipleri ve kalem sahiplerini Osmanlı şivesine aykırı yanlışlardan

korumak maksadıyla tedris edilmekte olup......”

1824 yılında hükümet dairelerine gönderilen resmi yazıya göre, sarf ve nahiv

ilimleri ile yazı sanatını öğrenmemiş kişilerin memuriyete alınmamaları

istenmiştir.15

II- ARAPÇA ÖĞRETİM USULÜ

Medrese öğretim nizamında, Arapça dersinin program ve öğretim

usullerini kitaplar belirlemiştir. Kitapların içerdiği konular, o dersin

müfredat programı olmuştur. Kitaplar muhtasardan daha detaylı bilgiler

içerenlere doğru seyir izlemiş,bu ilimlerde öğrenilmeyen bilginin kalmaması

hedeflendiği için okutulan kitapların listesi kabarmıştır Bir kitapta olmayan

veya üzerinde az durulan bir konu onu izleyen kitaplarla telafi edilmiştir.

Öğretim içinde ikinci önemli yeri hoca almıştır. Osmanlı

Medreselerinin ilk öğretime başlangıçları devletin belirlediği plan-program

ve amaçlara göre gelişmediği için, bu yapı ilk hocaların ilmi geleneği

üzerine kurulmuştur. Arapça ilimleri hocalardan usta çırak ilişkisi içinde,

yetiştikleri tarz üzerine icra edilmiştir. Fatih"in hazırlattığı Kanunname'de de

bu ilimler medrese düzeyinde değerlendirilmemiş geleneksel öğretimin

devamı istenmiştir. (Fahri Unan, Osmanlılarda Medrese Eğitimi, Osmanlı,

Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, l999, V ) Diğer taraftan bu geleneksel yapı

dayandığı ilişki sebebiyle (görme-uygulama), uzun asırlar boyu değişmeden

işlemesini sürdürmüştür; fakat her asrın bilgi seviyesi de aynı olmuştur.

Hoca talebeye kitabı okutmuş, ibarelerini açıklamış, onların derslerini

dinlemiştir. Öğrencinin seviyesinin tespiti ve yönlendirilmesinde rolü

olmuştur.16

“Talebeden biri danişmend olmak murad eylerse, ibtida ulemadan bir zata

varıp, hariç derslerini yani mukaddemât-ı ulumu tahsil ve talim ettikten sonra

14 Mahmud Cevd İbn eş-Şeyh en-Nafi: Maarif Umumiye Nezareti, Tarihçe-i Teşkilat ve

İcraatı (Matbaa-i Amire: 1338), 15.

15 ERGİN: a.g.e., II,33.

16 UZUNÇARŞILI: a.g.e., 14.

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 281

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

ol zatın tavassut ve delaleti ile müderrisinden birine varıp ve dahili derslerini

görüp sahn derslerine kesb liyakat eylerdi.”17

Öğretimde hocayı zorunlu kılan diğer bir neden, bunu birinci dereceyi

temsil eden eserler için söyleyemezsek de, ikinci ve üçüncü derece eserlerin

içerdiği çok özlü kuralların, Cahiliye döneminden başlayıp Abbasi

dönemine kadar yazılmış edebi ürünlere ve bütün dil çalışmalarına

göndermelerde bulunan yapıya sahip olmaları, bütün bu ürünlerden sentez

yapılarak kısa ve müphem ifadelerle telif edilmiş olmalarına dayanır. Bu

kitaplar, bu kültürel yapıyı öğrenmeden anlaşılamamaktadır. Arapça

öğreniminde hoca tercih edilmesinin esas sebebi de budur. Bu yüzden

müderrisler mahir oldukları kitaplarla şöhret olmuşlardır.

Taşköprüzade Ahmed Efendi’nin otobiyografisi bu konuya,

döneminin öğretim usulüne ışık tutacak bilgiler vermektedir:

“Biraderiyle ikisi Kur’an’ı hatmeylediğinde, Bursa’ya göçüp, orda validinden

lugat-ı Arabiye okuyup çok nesne istifade eyledi. Ba'dehu mahruse-i

İstanbul’a göçüp geldikte onu Molla Yetim Alaaddin Ali (ö 920/154)

denmekle meşhur bir fazıla teslim eyledi. Ol fazıldan fenn-i sarftan Maksûd,

'İzzî, Merâh nam muhtasaratı ve ilm-i nahivden 'Avâmil ve Mısbâh’ı ve

Kafiye’yi bittamam telemmüz eyledi. Bu cümleyi biraderi ile hıfz edip ol

cevâhir-i zevâhiri hızâne-i hafızada zapt eylediler.Ba‘dehu Kâfiye’nin

şurûhundan Vâfiye’yi merfû'ata değin okudukta, amcası Kıvamuddin Kasım

b. Halil (ö. 919/1513) Bursa Molla Hüsrev Medresesine Müderris olup,

ondan mecrûrata degin telemmüz eyledi. Ammisinden fenn-i sarftan

Harûniye’yi, ilm-i nahivden İbn Mâlik’in Elfiye’sini başka okuyup hıfz

eyledi. Ammnisinden Zav'ı Misbâh'ı okuyup evvelinden ahirine değin yazup

gayet tashih ile tashih eyledi. (Bundan sonra mantık ilimlerini okuyor.)

Fenârî Muhyiddin Çelebi’den Şerh-i Miftâh’ı müsnedden fasl ve vasla kadar

okudu.”18



Düzenleyen idinc - 27Haziran2008 Saat 14:42



IP
idinc
Yönetici
Yönetici
Simge
Site ve Forum Yöneticisi

Kayıt Tarihi: 21Ağustos2006
Gönderilenler: 2781

Alıntı idinc Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 27Haziran2008 Saat 14:42



Derslerin konularını kitapların ibareleri belirlemiştir. Hocanın rolü

kitabın cümle yapısına hakim olması, okunan ibareleri açıklayabilecek

bilgisinin olması ve sorulan sorulara cevap vermesinde gerçekleşiyordu:

“...Hoca huzurunda nöbetle bir öğrenci ibare okur, hoca bir kat mana

verdikten sonra etraftan herkes görüşünü söyler, o dersi iyice araştırıp

incelerler. Sonra hücrelerine varıp ertesi gün okuyacakları derse çalışırlar.”19

Açıklamalar Türkçe yapılıyor, öğrenci lüzumlu gördüğü bilgileri kitaba

veya deftere yazıyordu. Bize ulaşan bu kitaplarda notların Arap dilinde veya

Osmanlıca tutulduklarını görüyoruz. Şerh ve haşiyelerden alınmış ve ibare

17 Ahmet Cevdet Paşa:a.g.e., V,174.

18 Mecdi Mehmed Efendi: Şakâik-i Nu‘maniye ve Zeyilleri Hadâiku’ş-Şakâik, Neşr.:

Abdülkadir ÖZCAN (İstanbul:1989, Çağrı Yayınları), I,524-525.

19 Cevat İZGİ: Osmanlı Medreselerinde İlim (İstanbul:İz Yayınları,1997). I,70

282 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

boşluklarına yazılmış notların altına alındığı kitabın adı veya görüşün sahibi

alimin adı belirtilmiştir.

Kitaba bu derece bağımlılığın, müderrisler ve öğrenciler üzerinde

olumsuz etkileri olmuştur. Müderrislerin önünde her seviyede belirlenmiş

hazır kitapların bulunması sebebiyle onların yeni bir plan ve yeni arayışlar

içine girmelerine gerek olmamıştır. Geleneksel yapı onların yeni arayışlara

girmelerini engellemiş, şerh usûlüne meyli artırnıştır. Osmanlı teliflerinin

büyük çoğunluğu medrese geleneğince bilinen metinlere şerh ve haşiye

şeklinde meydana getirilmiş olmakla birlikte bunların basit eserler

olduklarını söylemiyoruz. Çoğu şerhler, muhtasar olarak kaleme alınan bu

eserleri geniş bir literatürle altyapıya oturtmuşlardır. Fakat şerh veya haşiye

adıyla esas eserin gölgesinde kalmış, onun ibareleri arasında

kaybolmuşlardır.

Öğrenci açısından bakacak olursak, öğrenci için amaç, metni okuyup

ibaresini çözmek, anlamını izaha kavuşturmak, bu ibarelerin kalıcı olması

için onları ezberlemekti. Ayrıca bu kitaplar onun seviyesini belirliyor, üst

gruplara, seviyelere yükselmesini sağlıyordu. Okuduğu kitaplara muadil

olarak fıkıh, akaid, hadis kitaplarını hocanın nezaretinde okuyabiliyordu.

Öğrenci bu kitaplarda kural cümlelerinden farklı, meram anlatmaya daha

elverişli cümle yapılarını okuyor, cümle yapısıyla ve kelime hazinesiyle,

Arapça’da öğrendiği kuralları uygulamaya koyabiliyordu.

Osmanlı alimlerinde, Arap diline yön verme, ona yeni bir bakış açısı

getirme yönünde çalışmalar olmamıştır. Bu dille ilgili, kökleri eskiye

dayanmayan yeni bir yorum ve sentez yoktur. Arap dili olayına hepsi

dışardan gözlemci olarak katılmışlar, sadece ortada görünen olguları

gözlemlemişlerdir. Bu konuda geniş bilgi sahibi olmalarına rağmen,

kendilerini her zaman bu olayın dışında görmüşlerdir. Bu nedenle olsa gerek,

yaşayan bir dili inceleme, edebi verileri değerlendirme yönünde Arap

ülkelerinde, dil üzerine, edebiyat verileri üzerine yapılmış çalışmalara

rastlanılmamaktadır.

Osmanlı alimi ve aydınının Arap dilini anadili edinme gayreti ve

düşüncesi olmamış, öğretim programı da bu yönde uygulanmamıştır. Dersler

Arap dili konuşularak işlenmemiştir. Bu yönde bir gayret, Arap dilini resmi

dil, iletişim dili haline getirebilir, siyasi amaçlar doğrultusunda onu

imparatorluk diline dönüştürebilirdi.Osmanlı Türkçe’sine Arapça kökenli

birçok kelimenin katılması ise, uzun asırlar bu dilde yazılmış kitaplarla aşırı

meşguliyet sebebiyle son derece doğal karşılanabilecek bir durumdur.

Arapça dersinde öğrenim usulü olarak en yaygın metot ezber olup, bu

metodu öğrenci ve hoca da kullanmıştır. Meşhur Hocazade, Seyyid Şerîf

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 283

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

Cürcânî’nin Mevâkıf şerhini ezberlemiş ve ona haşiye yazmıştır.20 Ezberin

lüzumuna, temel dayanağımız olan risalelerde açık ifadelerle değinilmiştir.

Arapça eserlerinden öğretim için seçilenler, ezber metoduna uygun ve

onu kolaylaştıracak plana sahiptirler. Üç dereceye ayrılan her ilim dalının ilk

derece kitapları şematik bilgiler içermekte, ikinci ve üçüncü derecede bilgi

yoğunluğu artmaktadır. İbareler kesintisiz zincir halinde zamirlerin çok

kullanıldığı cümlelerden oluşmakta, az sözle çok şey anlatma amacını

taşımaktadırlar. Bu yapı hocanın rolünü artırmıştır. Konular her kitapta

maharetli hocaların huzurunda anlaşılabilmiştir. İhtisarı sağlamak için

örnekleme az kullanılmıştır. Aşırı ihtisar diğer taraftan edebi zevki

köreltmiş, kitapları kuru bilgi yığını haline sokmuştur.

Dil öğretiminde, öğretim usulü olarak tümdengelim metodu yerine cüz

metodu uygulanmıştır. İlmin tahsiline önce kelime tahlillerini içeren Emsile,

Bina, Maksûd, ‘İzzî, Merâh, Şâfiye kitaplarıyla başlama değişmez usul

olmuştur. Nahiv ilimlerinde bile bu cüz usulünden vazgeçilmemiş, cümle

tahlillerine çok önem verilmiş, ibarelerin cümle yapıları gereği anlamlar

cümle içinde değil, kırık anlamlarıyla anlatılmışlardır.

Alimlerimizin şerhlerinde çok yararlandıkları, kütüphanelerimizde

yazmaları, basılmış olanlarına çok rastladığımız Ahter-i Kebîr, Vankulu,

Sıhah, Kâmûs gibi sözlüklerin öğretimde kullanılıp kullanılmadığı

hususunda bilgilere rastlayamıyoruz. Taşköprüzade, alet ilimlerini tahsile

başlamadan önce babasından lugat okuduğunu söylüyorsa da bu sözlüğün

adı ve mahiyetinden bahsetmemiştir. Kevakib-i Seb’a’ya göre bunun 5-10

yapraklı sözlük risalesi olduğu anlaşılmaktadır. Günümüze basılmış halde

ulaşmış nüshaları çoktur. (bkz.:Lugat-ı subha-i sıbyan, Şeriket-i sahafe-i

Osmaniye,Vezirhanı,1315,(39 sayfadan oluşuyor.))

Sarf-nahiv ve belagat ilimlerinde okutulan kitaplar üçer dereceye

ayrılmıştır. Kevakib-i seb’a risalesinde bununla ilgili bilgi verilmektedir:

“Eski bilginlerin her ilimde üç mertebe itibarı vardır. Bunlar iktisar, iktisâd

ve istiksa mertebeleridir. İktisar fennin en meşhur risalelerini ihata etmeğe

derler. İktisad meşhurlarını da zikretmeye derler. İstiksâ ise nadirlerini de

zikr ve ihata etmeğe, başka bir deyişle kısa metinlere iktisar, orta metinlere

iktisad, uzun metinlere de istiksa derler. Başka bir deyişle hiç delil

zikrolunmayan metne iktisar, meseleyi bazı delillerle ispat ederse iktisâd,

bütün yönleriyle ele alıp, tahkik ederek delil getirmek suretiyle muhalifleri

red ve tenkîh ederse istiksâ derler. Öğrenciye kolay olsun diye zikr olunan üç

20 Gürbüz DENİZ: “Mustafa Muslihiddin Hocazade” Osmanlı (Ankara:Yeni Türkiye

Yayınları,1999), VIII, 103.

284 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

rütbeden her fende üç rütbe kitap ayırıp okuturlar. O üç rütbe ile öğrencide o

fende isti'dad hasıl olur.”21

Kevâkib-i seb‘a’ya göre üç ilimde kitapların dereceleri şöyledir:

A- Sarf İlmi:

a- İktisar mertebesi: Aşağı rütbe: Emsile, Binâu’l-ef‘al

Orta rütbe: Maksûd

Yüksek rütbe: ‘İzzî

b- İktisâd Mertebesi: Aşağı rütbe: Maksûd

Yukarı rütbe: Şâfiye

c- İstiskâ mertebesi: Şâfiye’nin şerhleriyle okutulup takrir edilmesi.

B- Nahiv İlmi:

a- İktisar mertebesi: Aşağı rütbe: ‘Avâmil

Yukarı rütbe: Mısbâh (amiller bölümü)

b- İktisâd mertebesi: Orta rütbe: Kâfiye, Elfiye-i İbn Mâlik

Yüksek rütbe: Mollâ Câmî

c- İstiksa: Muğnî’l-Lebîb22

Yukarıda geçen kitaplar arasında Osmanlı alimi İmam Birgivi’nin

kitaplarının adları geçmemektedir. Bu alimimizin ‘Avâmil ve İzhâr adlı

eserleri Tanzimat’tan sonra medreselerin ders programlarına girebilmiştir.23

Sarf ve nahiv kitaplarının tahsilini tamamlamış öğrenciler

öğrenimlerine belâğat ilimlerini okumakla devam ederlerdi. Fakat işin ehli

müderrislerin usulüne göre belâğat ilimlerinin altyapısı olarak mantık,

felsefe ilimleri öğretildikten sonra belâğat kitapları okutulurdu.24 Belâğat

kitaplarının aşamaları da şöyleydi:

a- İktisar: Telhîsu’l-Miftâh

b- İktisâd: Şerh-i Muhtasar

c- İstiksâ: Mutavvel, îzâh-ı Me‘ani25

Kur’an’ın i‘câzı, belâğat özellikleri, kısaca bütün şer‘i ilimleri

öğrenmek tek amaç olduğu için, bütün bu ilimleri karşılayabilecek sarf,

nahiv ve belâğat ilimlerinde öğrencilere ansiklopedik bilgiler öğretilmiştir.

Amaç, yöntem, programları tamamen farklı olan bugünkü öğretimde böyle

bir öğrenimi gerçekleştirmek zordur. Kuralların yaygın kullanımına

21 İZGİ: a.g.e., I, 76.

22 A.g.e., I, 70.

23 Süleyman TÜLÜCÜ: “Ünlü Bir osmanlı Alimi İmam Birgivi ve İzhar’ı” Osmanlı

(Ankara: Yeni Türkiye Yayınları,1999). VIII ; Hüseyin ATAY: Osmanlılarda Yüksek

Din Eğitimi, 188 vd.

24 İZGİ: a.g.e., I, 74-76.

25 A.g.e., I, 70-71.

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 285

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

bakılmadan, çok az kullanıma sahip olan kurallar bile yukarıdaki amaca

binaen öğrenciye öğretilmiştir. Bunu sağlamak için okutulan kitap listesi

kabarmıştır.

Medrese geleneğinde belâğat ilimlerini içeren eserler çok zor

anlaşılmış, değişik hocalardan bu ilme dair kitaplar okunmuştur. Ahmet

Cevdet Paşa, Tezâkir’inde geçen otobiyografisinde, müderris olduktan sonra

bile bu ilmi, özellikle Mutavvel adlı eseri değişik hocalardan okuduğunu

anlatmıştır. Tarih-i Cevdet adlı eserinde de, yıllara göre andığı ruûs

imtihanlarının Telhîs’in ibarelerinden veya Mutavvel’in ibarelerinden

yapıldığını kaydetmiştir.26

Medreselerde okumuş çeşitli ilim erbabı tarafından, Erzurumlu

İbrahim Hakkı'nın risalesi gibi, medreselerde okutulan dersleri manzum bir

şekilde aktaran birçok şiirler de yazılmıştır. Ord. Prof. Süheyl Ünver, Fatih

Külliyesi ve Zamanı İlmi Hayat adlı eserinde bunlardan güzel örnekler

sunmuştur. Fatih kütüphanesi 4985 numaralı eserin boş bir yaprağına

yazılmış manzum bir örneği onun eserinden aşağıya aktarıyoruz:27

SARF okusa bir muhterem kişiden

Eline kitabın alsan olmaz mı?

Çalışsan,aferin dese işiten

Düşmanın bağrını delsen olmaz mı?

EMSİLE’ yi ezber edüp süre gör

MAKSÛD ile muradına ire gör

‘İZZİ bilüp kaideye gire gör

MERÂH’ ı bir hoşça bilsen olmaz mı?

‘AVÂMİL ne derse amil ol sende

MİSBÂH ile nuru ilmi bul sende

KÂFİYE’ yi Câmî ile bilsen

Kendini âlâ eylesen olmaz mı?

MANTIK’ ın çok olur kiyl ile kâli

Hameğânı hûb yazmıştır akvâli

Kutbüddin’ den bilmek için eşkâli

SEYYİD-İ HÂŞİYE’ yi bulsan olmaz mı?

TELHîS’ in dersine gark olup yanup

MUHTASAR sözüne MUTAVVEL katup

MİFTÂH’ ın üstüne Seyyid’i tutup

İlim deryasına dalsan olmaz mı?

Medreselerde bazı kitap isimleri ihtiva ettiği ilim dalıyla

özdeşleşmiştir. Öğrenciler okudukları ilimleri kitap ismi zikrederek

26 Ahmet Cevdet Paşa: a.g.e., I, 240, V, 172, VIII, 79.

27 ÜNVER: a.g.e., 102-103.

286 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

belirtmişlerdir. Nahiv ilmini okuyan bir öğrenci “Kâfiye okuyorum”, “Mollâ

Câmî okumaya gidiyorum” der, hatta öğrencinin okumuş olduğu kitap ismi o

öğrencinin medresedeki seviyesini de belirtirdi.28 Medrese öğrencileri sahip

oldukları kitaplara çok itina gösterir, onları en değerli varlığı olarak

görürlerdi. Kitaplarını okuyan diğer kişilerin, onlara itina göstermeleri için,

içlerine manzum notlar da yazmışlardır. Uşaklı Müderris Ali eserlerinden

istifade edeceklere şöyle bir not ilave etmiştir:

Bu kitabın kağıdın her kim nişan içün büker

Dest-i cehliyle benim başım keser, kanım döker29

B- MEDRESELERDE OKUTULAN ESERLER

Medrese eserlerinin birkaç istisnası hariç, tümü Osmanlı öncesi

alimler tarafından yazılmıştır. Osmanlı alimlerinin eserleri müfredatta pek

yer almamıştır. Taşköprüzade’nin otobiyografisi ve Kevâkib-i seb‘a’da

değinildiğine göre, Osmanlı alimleri tarafından yapılan şerhler, bir

programın bitirilmesinden sonra, mesela sarf ilmine dair kitapları okuyan

öğrenci bu ilimde en muteber şerhi müzakere eder, onu baştan sonra yazardı.

Diğer taraftan bu şerhler hocaların da yararlandığı yardımcı kitaplardı.

Şerh ve haşiye yazmış olan alim, o ilim dalında uzmanlaşmış, kitabın

muhtevasını en iyi şekilde anlamış ve anlatmıştır. Şerhlerden padişaha veya

vezire ithaf edilenleri, onlara sunulmuş ve takdir edilmişleri çoktur. Kanun

gereği en alt seviyeli medreselerden hocalığa başlayan ilmiye sınıfı için bu

şerhler, bir yönden de üst medreselere tayin edilmelerinde katkı

sağlamışlardır. Bunları günümüz anlamında kariyer sağlayan makale, tez

çalışmalarına benzetiyoruz. Bugünkü geleneğin bir bakıma tarihteki

işleyişidir.

Adını anacağımız eserler üzerine çok miktarda şerh ve haşiyeler

yazılmıştır. Anadolu’nun bütün kütüphanelerinde bunların birçok yazma

veya basılmış nüshaları mevcuttur.Keşfu'z-Zunûn ve Brockelman'ın

GAL'inde şarihler tafsilatli olarak verilmiştir. Burada biz, Süleymaniye

Kütüphanesi kataloglarında rastladığımız bazı önemli şarihleri zikredeceğiz.

a- Sarf İlimleri

1- el-Emsile: 15.yy. ' dan itibaren medreselerde okutulmuştur. Bu eser

daha çok medrese öncesi, ilk basamak olarak tedrisatta yer almıştır. Yazarı

kesin olarak bilinmemektedir. Ahmet Çelebi es-Saruhanî, Çörekçizade Köse

28 ÜNVER: a.g.e., 111.

29 A.g.e., 109.

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 287

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

Efendi gibi şerh yazarları eseri Hz. Ali (R.A)’ a nisbet etmişlerdir.30 Emsile

şarihi Davud el-Karsî:" Bazı arkadaşlarım benden emsile-i muhtelifeyi

Türkçe-Arapça tabirlerle şerhetmemi, dağınık duran kuralları toplamamı

istediler." demektedir. Bu risalenin girişine göre, Emsile adlı risale, bu

ilimde bilinen, dillerde dolaşan çekim sıgalarını kastetmektedir, herhangi bir

müellife ait bir risale değildir. Bu açıdan, Davud el-Karsî'nin bugün elimizde

bulunan risalesi, el-Emsile adıyla bilinen risalenin ilk nüvesidir.Onun, isim

ve fiil çekimlerine yaptığı Türkçe açıklamalar hiçbir değişikliğe

uğratılmadan aynen alınmıştır. (Davud el-Karsi ale'l-Emsile, Matbai Amire,

1301) el –Emsile, Binâ-ü’l-ef‘al, Maksûd, ‘İzzî, Merâhu’l-ervah adlı

eserlerin ard arda okunması 18.yy.sonrası medrese geleneği olmuştur. Sarf

cümlesi için talebe arasında birçok tekerlemeler doğmuştur:

Emsile evlek evlek

Binâ yağlı börek

Maksûd karış-kuruş

‘İzzî’ de kırıldı kiriş

Yiğitsen Merâh’a giriş31

el-Emsile’de “nasara” sülasi fiilinin 24 isim ve fiil çekim kalıbı,

fiillerin malum meçhul şahıs zamirlerine göre çekimleri, isimlerin tekiltesniye-

cemi çekimleri yapılır. Çekimlerin altlarında Osmanlı Türkçesiyle

açıklamalar vardır.

Sarf cümlesinin günümüzde müteaddit baskıları yapılmıştır:

Mecmuâtu's-Sarf Mea‘ş-Şurûhi ve’l-Havâşi, Eser Kitabevi Bahar Matbaası,

(İstanbul 1960) H.1316 basımı tabedilmiştir.

El-Emsile’ye Arapça ve Türkçe şerhler yazılmıştır:32

2- Binâü’l Ef‘al: Müellifi mechuldür. el-Emsile’den sonra okutulurdu.

Eserde 35 fiil çekimi kalıbı vardır. Fe‘ale fiil kalıbı kullanılmıştır. Binâ

kitabına da birçok şerh yazılmıştır:33

30 Ahmed Çelebi es-Saruhanî, Şerhu’l-Emsile,( İstanbul: 1305). 3; Çörekçizade Köse

Efendi, Emsile Şerhi (İstanbul, 1262), 3.

31 İsmail DURMUŞ: “Emsile”, DİA, XI, 166-167.

32 Şerh Yazarları: Muslihuddin Mustafa Surûrî (ö.969/1562), Saruhanlı Lâli Ahmed Çelebi

(ö.1041/1631), Davud-u Karsî (ö.1169/1756), Mekke Kadısı Mehmed el-Kefevî (ö.

1175/1762), Mehmed Oğlu Mustafa (ö. 993/1585), Kösec Ahmed Efendi (ö. ?),

Çerkeşizade Osman Vehbi (ö. ?).

33 Şarihleri: Ahmed b. Muhammed b. Abdülaziz el-Endelusî (ö. 1030/1682), Muhammed

b. el-Hac Hamid el-Kefevî (1168/1755), Karaağaçlı Ahmed Rüşdi Efendi (ö.

1251/1835).

288 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

3- El-Maksûd: Müellifi kesin olarak belli değildir. Osmanlı alimleri

elMaksûd’u İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye nisbet etmişlerdir.34 el-

Maksûd’da ele alınan fiil kalıbı 30’dur.

4- el-‘İzzî: Musannifı İzzeddin İbrahim b. Abdulvehhab b.İmadüddin,

b.İbrahim ez-Zencânî(Ö 654/1256)’dır. El-‘İzzî üzerine Sadettin Teftâzânî

ve Seyyid Şerîf Cürcânî’nin yaptığı şerhler, ‘şerhayn mufideyn’ ismiyle

nitelenerek yıllarca medreselerimizde okutulmuştur.

Sadettin Teftâzânî ( ö. 792/1381)'nin Şerhu’l ‘İzzî adlı eserine birçok haşiye

yazılmıştır:35

5- Merâhu’l Ervâh: Ahmet b.Ali Ibn Mesud (.......?)’un eseridir. 16.

asırdan itibaren medreselerde okutulmuştur.36

6- eş-Şâfiye: Müellifi İbn Hâcib en-Nahvî, Cemaleddin Osman

b.Ömer (ö.646/1248)'dir. Medreselerimizde çok okunan kitaplardan biridir.

Bu esere Çarperdî Fahreddin Ahmed b. el-Hasan b. Yusuf (ö. 746/1335)'un

yaptığı şerhi çok rağbet görmüştür..

Yazma Nüshaları:Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi: 366/1, Ayasofya:

4525, Bağdatlı Vehbi: 2152/2, Celal Ökten: 448, Denizli: 296, Darülmesnevi

:526, Esad Efendi: 3119.37

7- Harûniye Fi’t-Tasrîf: İbn el-Herevi Necmuddin Ömer(............?)’in

eseridir. SüleymaniyeKütüphanesi, Crh. Blm.: 2006/1, Laleli blm.:3066/1,

Hacı Mahmut Ef. Blm.: 6075.

8- ‘Ukûdu’l-Cevâhir Fi İlmi’t-Tasrîf: Ahmet b.Mahmud b. Ömer el-

Cenedî (ö. 700/1289).

9- Nüzhetü’t-Tarf Fi İlmi’s-Sarf: Ahmed İbn. Muhammed el-Meydânî

(Ö 518/1107)’ nin eseridir. Medreselerimizde okutulmuştur.38

b- Nahiv İlimleri

1- el-‘Avâmilü’l-Mie: Abdülkahir b. Abdurrahman el-Cürcânî (ö

474/1080)’nin eseridir. Bu eser medrese ehli tarafaından el-‘Avâmilü’l-‘atik

34 Muhammed Birgivi, Ruhu’ş-Şuruh ‘ale’l-Maksûd, 2; Keçecizade Ahmed Rüşdî,

Ma‘rifetu’l-Evzân, 62.

35 Şarihleri: Suyûtî; Şemsuddin Muhammed b. Ali el-Halebi (ö.933/1522); Nasuriddin

İbrahim el-Lukanî (ö. 958/1547); Kemaleddin Dede (ö. 975/1564); el-Gazzi Şemsuddin

Muhammed (ö. 918/1507).

36 Şarihleri:Dikkoz Mevla Ahmed (ö.860/ 1463); İbn Kemâl (ö.940/1534); Musannifek

Alauddin Ali b. Muhammed (ö.875/1470 ); Kara Sinan, Sinaneddin Yusuf (ö.852/1452);

Hasan Paşa b. Alaeddin el-Esved (ö.801/1398)

37 Şarihleri:Nukrakar Abdullah b. Muhammed el-Huseynî (ö. 776/1374); İsam el-İsferâyinî

(ö. 945/1538); Molla Mehmed Emin b. Abdullah Eyyûbî (ö. 1275/1858); Raduyuddin

el-Esterâbâdi Muhammed b. Hasan (ö. 686/1287); Sûdî el-Bosnevî (1000/1592).

38 Uzunçarşılı: a.g.e., s. 30.



Düzenleyen idinc - 27Haziran2008 Saat 14:48



IP
idinc
Yönetici
Yönetici
Simge
Site ve Forum Yöneticisi

Kayıt Tarihi: 21Ağustos2006
Gönderilenler: 2781

Alıntı idinc Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 27Haziran2008 Saat 14:48

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 289

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

adıyla da anılmıştır. Eser 100 amil ve örneklerinden oluşur. Medreselerin

kuruluşundan kapanışına kadar her asırda okutulmuştur.

Süleymaniye kütüphanesi Antalya Tekelioğlu blm.:571, Ayasofya

blm.:2528, Erzincan:95/3, Fatih blm.:4845/2, Hamidiye blm.:1447/51 yazma

nüshaları mevcuttur.

Şahafiye Matbaası 1307 tarihinde basılmıştır.39

2- el-Avamil: Birgili Mehmet Efendi(Ö 981/1573)’ nin eseridir. El-

‘Avâmilü’l-Cedîd ismiyle şöhret bulmuştur. Eser âmil-mamûl-irâb

konularından oluşur. İmam Birgivi' nin el-‘Avâmil, İzhârü'l-esrar'ı ile İbn-

Hâcib'in el-Kâfiye’si üçü birlikte nahiv cümlesi adıyla basılmıştır.

İmam Birgivi Hayatı, Eserleri adıyla doktora tezi yazan Dr.Ahmet

Turan Arslan, eserinde el-Avamilü’l-cedit’in 30’a yakın şerh ve tercümesini

kaydetmiştir.(İmam Birgivi, Hayatı, Eserleri ve Arapça Tedrisadındaki Yeri,

Dr.Ahmet Turan Arslan ,Seha Neşriyat, İstanbul 1992)

3- İzhârü’l-Esrâr : Birgili Mehmet Efendi’nin eseridir. Osmanlı

döneminde 40‘tan fazla baskısı yapılmıştır. el-‘Avâmilü’l-Cedîd bu eserde

detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Otuza yakın şerhleri vardır.40

4- el-Kâfiye :İbn Hâcib, Cemaleddin Ebi Amr Osman

(ö.646/1248)’ın eseridir. Süleymaniye Ktp., Ayasofya blm.: K 4563,

Çorlulu Ali Paşa blm.: 3664/numaralarda yazılı nüshaları mevcuddur. Aynı

kitabı Vâfiye adıyla şerh etmiştir.41

5- Mollâ Câmî (el-Fevâid ez-Ziyâiyye): Nurettin el-Câmî,

Abdurrahman b.Ahmed, b.Muhammed (ö. 898/1490)’in eseridir.

Süleymaniye Kütüphanesi, Tahir Ağa blm.:721’ de mevcut nüshası var. Eser

Mollâ Câmî adıyla meşhur olmuştur.42

6- el-Elfiye Fi’n-Nahv: İbn Mâlik Cemaledin Ebu Abdillah

Muhammed b. Abdullah, b.Mâlik et-Tâî (Ö 672/1274)'nin eseridir

Süleymaniye Kütüphanesi, Antalya Tekelioğlu blm.:410/1, Aşir Efendi

Blm.:410, Ayasofya blm.: K 2904, Fatih blm.:4843/1.

39 Şarihleri:Taşköprüzade Ahmed b. Mustafa (ö. 968/1560); Fevzi Ahmed (978/1570);

Çörekçizade Ahmed Nüzhet; Kuşadalı Şeyh Ahmed (ö. 1195/11781).

40 Şarihleri: Kuşadalı Mustafa b. Hamza (ö.1085/1674); Subicalı Muhammed

b.Muhammed b. Ahmed (ö.1141/1728).

41 Şarihleri:Taceddin Ebu Muhammed Ahmed b. Abdülkadir (ö.749/1349); Radiyuddin

Muhammed b. Hasan el Esterâbâdî; Nureddin Abdurrahman b. Ahmed el-Câmî (ö.

898/1490); Sûdî el-Bosnevî (ö. 1000/1592); Mevlevi İsmail (ö. 1041/1633);

Hüsameddin İsmail b. İbrahim (ö. 1016/1607).

42 Şarihleri:İsamuddin İbrahim b. Muhammed Arabşah (ö.943/1538); Abdulgafur

Raduyuddin el-Lârî (ö.912/1506); Muslihuddin Muhammed el-Lârî (ö.979/1571);

Karacaahmed el-Hamîdî (ö.1024/1675); Muhammed b. Ömer, Kurt Efendi (ö.996/1569).

290 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

El-Elfiye, Mısır:H.1310, Matbaatü’l-Hayriye; Mahmut Bey Matbası,

İstanbul:H. 1310; İstanbul:H. 1310, Hüseyin Ef. Matbaası; Hindistan:

H.1290, Matbai Mustafai’ de basılmıştır.

6- Şuzûru’z-Zeheb Fî Ma‘rifeti Kelâmi’l-‘Arab: İbn Hişâm,

Cemaleddin Ebu Muhammed Abdullah b.Yusuf b.Ahmet( Ö762/1361)’ in

eseridir. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya blm.: 4543, Crh.:1958

numarada yazma nüshası vardır. İstanbul’da Hürriyet Matbasında 1326

yılında basılmıştır. Bulak Matbaası, 1253 yılı Mısır basımı nüshası,

Süleymaniye Kütüphanesi, Kasideci Zade blm.: 582, Laleli: 333/1, Serez:

388/3 numaralarda mevcuttur.

7- el-Mısbâh Fi’n-Nahv: Mutarrızî Nasıruddin Ebu’l-Feth Nasır

b.Abdüsseyyid b.Ali(Ö 610/1213)'nin eseridir. Süleymaniye Kütüphanesi,

Antalya Tekelioğlu: 523/2, Asir Ef. Blm.: 365/2, Ayasofya blm.: K 2524.

Serh Yazan alimler:43Tacuddin Muhammed b.Muhammed el-

Esferâyînî(Ö 875/1285), ez-Zav’ ‘ale’l-Misbâh adını vermiştir. Bu eser de

medreselerde okutulmuştur. Süleymaniye Kütüphanesi, Harput blm.: 188,

Fatih blm.: 5036, Harif Ef. Blm.: 396’ da yazma nüshaları mevcuttur.

Kemaleddin el-Müderris tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

8- el-İ‘râb ‘an Kavâ‘idi’l-İ‘râb: İbn Hişâm en-Nahvî, Ebu Muhammed

Abdullah b.Yusuf (ö. 762/1361)‘un eseridir. Süleymaniye Kütüphanesinde

Fatih blm.: 3328, Hacı Mehmet Ef. Blm.: 5962/2, Hamidiye blm.: 1325,

Nafiz Paşa blm.: 1408’de taşbasma nüshaları mevcuttur.44

9- Muğnî’l-Lebîb ‘an Kutubi’l-E‘arib: İbn Hişâm en-Nahvî, Ebu

Muhammed Abdullahb.Yusuf (ö.762/1360)’un eseridir. Bu eser nahiv

sahasında okutulan yüksek eserlerdendir. Şemseddin el-Fenârî’ nin

talebelerine bu eseri okumalarını vasiyet ettiği rivayet edilir.45

10- Mukaddimetu’l-Acurrumiyye fi İlmi’l-Arabiyye: İbn Acurrum

Muhammed b. Muhammed b. Davut es-Sanhâcî (ö. 723/1323)’ nin eseridir.

Medreselerde Ecrümiyye adıyla anılmıştır.

Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya blm.: K 3414, Celal Ökten blm.:

449/2, Denizli blm.: 433/3, Esaf Ef. Blm.: 3067/3 nüshaları mevcuttur.El-

Ecrumiye, A.Kamil matbaası H.1330 yılında İstanbul’ da ,1310 yılında

43 Şarihleri: Musannifek Alauddin Ali b. Muhammed el-Bistami; Alaeddin el-Esved

(ö.1025/1616).

44 Şarihleri: Süleyman el-Kafiyeci, Muhyiddin Muhammed (ö.879/1474); Celaleddin

Muhammed b. Ahmed el-Mahalli (ö.764/1363); Kadı Burhaneddin İbrahim b. Muhamed

(ö.900/1495).

45 Şarihleri: Şeyh Takiyüddin Ebu’l-Abbas Ahmed b. Muhammed (ö.872/1467);

Muhammed Ebu Bekr ed-Demamini (ö.828/1425); Ebu Beşir Şemsüddin Muhammed

b. Ahmed el-Maliki en-Nahvi (ö.844/1440); Suyuti (ö.911/1505).

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 291

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

Mısırda basılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi, Hasib Ef. Blm.: 527/15

numarada basılmış müshası mevcuttur.

11- el-Mufassal fi San‘ati’l -İ‘râb: ez-Zemahşerî Cârullah Ebu’l-

Kâsım Mahmud İbn Ömer (ö. 538/1144)’in eserdir. Süleymaniye

kütüphanesi Ayasofya blm.: 4595, Crh blm.: 1973, Damat İbrahim Paşa

blm.: 1101, Hamidiye blm.: 1333, Laleli blm.: 3518-3521’ de yazma

nüshaları; Hacı Mahmut Ef. blm.: 5914 ‘ da İskenderiye Matbaatü’l-Şerefiye

baskısı mevcuttur.46

12- el-Enmûzec fî’n-Nahv: Zemahşeri’nin eseri olup el-Mufassal’ın

hülâsâsıdır. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya blm.: K 4448, Celal Ökten

blm.: 459, Esad Efendi blm.: 3067/2, Hasib Efendi: 489/2 nüshaları

mevcuttur. Matba-i Cevâib, İstanbul, 1298 tarihli baskısı Süleymaniye

Kütüphanesinde Hasib Efendi blm.: 489/2 mevcuttur.

13- Lubbu’l–Elbab fî İlmi’l-İ‘râb:İsferâyînî Tacettin Muhammed

b.Muhammed b.Ahmet Seyfettin (ö.689/1286)'in eseridir. Süleymaniye

Kütüphanesi, Ayasofya blm.: K 4525 numarada yazma nüshası mevcuttur.47

c- Belâğat İlimleri İle İlgili Eserler

Medreselerde okutulan belâğat ilimlerine dair kitaplar, es-Sekkâkî Ebu

Yakup Yusuf İbn. Ebi Bekr b.Muhammed b.Ali’ nin Miftah el-Ulum adlı

eserinin balâğata tahsis edilmiş üçüncü bölümü, muhtasarları ve şerhlerinden

oluşan farklı yazarların yazdığı eserlerdir. Hatta Sekkâkî’ nin eseri ve

şerhlerine izafeten medreselere isim de verilmiştir. Otuzlu medreselere,

okutulan belâğat eserine izafeten “Miftâh Medreseleri” adı verilmiştir.48

1- Miftâhu’l-‘Ulûm: es-Sekkâkî Ebu Yakup Yusuf Ibn Ebi Bekr

b.Muhammed (ö.626/1229)’ in eseridir. (Dâru’l-Kutub elİlmiye,

Beyrut,l987) Bu eserin üçüncü bölümü belâğat ilmini konu

edinmektedir.49

Teftâzânî ve Seyyid Şerîf Cürcânî’nin üçüncü bölüme yaptığı şerhler

de medreselerde okutulmuştur.

2- Telhîsu’l-Miftâh: Hatibi Dımaşk, Celalettin Muhammed

b.Abdurrahman el-Kazvînî (ö. 739/133)’ nin eseridir. Miftâh el-‘Ulûm’un

üçüncü kısmının muhtasarıdır. Eser üç bölüme ayrılmıştır:

a) Me‘ani ilimleri,

46 Şarihleri: İbn Hacib en-Nahvî (646/1248); Şemsuddin Muhammed b. Yusuf el-Konevî

(ö.788/1386).

47 Şarihleri: Nukrakar, Cemaleddin Abdullah b. Muhammed Ahmed el-Hüseynî

(ö.776/1374); Eminüddin İsa b. İsmail el-Aksarayî (ö.727/1327).

48 BALTACI: a.g.e., 38.

49 Şarihleri:Kutbuddin Mahmud b. Mes‘ud b. Muslih eş-Şirâzî (ö.710/1310); Seyyid Şerîf

Ali b. Muhammed el-Curcânî (ö.816/1413); Saduddin b. Mesud Teftâzânî (ö.791/1389).

292 Yrd. Doç. Dr. Dursun Hazer

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

b) Beyân ilimleri,

c) Bedî ilimleri.50

3- el-Mutavvel ‘ale’t-Telhîs: Sadettin Teftâzânî, Mesud b.Ömer(ö.

791/1389)’ in Telhis el-Miftâh adlı esere yazdığı şerhtir. Medreselerde çok

okutulmuştur. El-Mutavvel 1872’ de İstanbul, 1270/1854’ te Tahran,

1878,1889 Luknow’ da basılmıştır.

el-Mutavvel üzerine 20’ye yakın zat haşiye yazmıştır.

4- Muhtasaru’l-Me‘anî: Bu eser de Sadettin Teftâzânî’nin eseridir ve

el-Mutavvel'in daha muhtasar halidir. Medreselerde okutulan önemli belâğat

eserlerinden birisidir..51

5- îzah-ı Me‘anî: Hatib-i Dımaşk, Celaleddin Muhammed b.

Abdurrahman el-Kazvini’nin Telhîs’e yaptığı şerh çalışmasıdır.52

SONUÇ

Arapça, İslami bilginin elde edilme aracı olduğu için, bilgilenme sürecinin

bir bölümü bu dil yetisi için kullanılmıştır. Arapça’nın dilsel düzeni, söz ve

gösterge boyutu, toplumsal iletişimi amaçlamamış, sadece İslami bilginin

tarihsel oluşumunu karşılamıştır. Bu araç medreselinin düşünce sembolleri,

zihinsel faaliyetlerinde rol oynamamıştır. Kutsal yönü olduğu için bilgisel

süreçte yeni evrimlere açılım sağlanamamıştır. Ferdin katılımı dışardan,

yapının unsurları kullanılarak olmuştur.

Arapça öğretiminin sınırları, hedefleri değişmeden uzun süreç içinde

geçerliliğini koruduğu için, öğrencide yapı hakkında bilinç oluşmuş,

öğrenimde başarı sağlanmakla birlikte her dönemde bilginin seviyesi eşit

olmuştur. Uzun süreç içinde, değişmeden devam eden medrese

programlarının amaçlarının gerçekleştirilmesine, araç olarak yeterli

olmuştur.

Programlardaki aşırı teferruat ve ansiklopedik bilgiler ilim

adamlarının zihinlerini çok meşgul etmiş, sonuçta detaylara çok önem veren,

işin özünden çok detaylarla meşgul olan bir alim tipini doğurmuştur.

Programın yoğunluğu işlevselliğe önemli ölçüde zarar vermiştir.

Yoğun Arapça bilgisi, şer‘i ilimlerde tenkitçi ve metodik ilmi

düşünceyle buluşamamış, özgün düşüncelerin ve eserlerin doğmasına zemin

50 Şarihleri: Muhammed b. Muzaffer el-Halhalî (ö.745/1344); Şemsuddin Muhammed b.

Osman ez-Zuznî (ö.792/1390).

51 Şarihleri:Telhîs’in şerhleri için bkz., Kâtip Çelebî, Keşfu’z-Zunûn, I/ 473-479; GAL,

Suplement I, 516-518.

52 Cemaleddin Muhammed el-Aksarayî (ö.800/1397); Alaaddin Ali el-Esved (ö.799/1397);

Muhyiddin Muhammed b. İbrahim en-Niksarî (ö.901/1493).

Osmanlı Medreselerinde Arapça Öğretimi Ve Okutulan Ders Kitapları 293

Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2002/I

hazırlayamamıştır. Dil öğreniminde ezber usulünün yaygın olması, diğer

ilimlere de etki etmiştir. Mütefekkir, düşünür yerine ‘ayaklı kütüphane’ tipi

övgüye layık olmuş, sistem bu tipin çoğalmasına katkı sağlamıştır. Arapça

ilimleri, medresenin ortaya çıkardığı alim tipinin doğmasına en önemli

altyapıyı oluşturmuştur.

Günümüzün Arapça öğretimi medrese geleneğinden kurtulamamıştır.

Dil öğrenimi ile bir dilin bütün dilsel düzenini öğrenme anlaşılmaktadır. Dil

öğretimi, henüz iletişim ve anlaşmayı sağlayacak boyuta ve anlayışına

kavuşamamıştır. Dilin kutsallığına inanılarak eski geleneği model alan ve

devam ettirmeye çalışan yoğun faaliyetler vardır. Bütün dil öğrenimleri,

ferdi düzeyde söze, bilim düzeyinde dile dönüşememektedir.


IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,154 Saniyede Yüklendi.