Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Arapça Türkçe Terimler Sözlüğü
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netالمعاجم العربية - KELİME HAZİNESİArapça Türkçe Terimler Sözlüğü
Mesaj icon Konu: 3 dilde e?dizimsel yapylar ve örnek cümleler Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
enesbali
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 15Aralık2007
Konum: Ankara
Gönderilenler: 0

Alıntı enesbali Cevapla bullet Konu: 3 dilde e?dizimsel yapylar ve örnek cümleler
    Gönderim Zamanı: 10Ocak2009 Saat 02:52



Arkada?alar arapça ve ingilizcesini geli?tirmek isteyen karde?lerim için yapty?ym bu küçük çaly?mayy payla?yyorum.Allaha emanet olunuz 

 

·        Shuttle diplomacy: دبلوماسية مكوكية ( mekik diplomasisi )

 

The United States special envoy to the Balkans, Christopher Hill, has continued his shuttle diplomacy between Belgrade and the war-torn Serbian province of Kosovo in a new attempt to try to restart the stalled peace proces.

 

ABD Balkanlar özel temsilcisi Christopher Hill tykanan bary? sürecini yeniden canlandyrmak amacyyla Belgrad ve sava? yorgunu Syrp eyaleti Kosova arasynda mekik diplomasisi yürütmeye devam ediyor.

 

  • Crushing / landslide defeat: هزيمة ساحقة ( a?yr ma?lubiyet )

 

The government of Slovenia, which takes over the European Union presidency at the end of the year, will seek a parliamentary confidence vote on Monday after the crushing defeat in presidential elections.

 

Yylsonunda Avrupa Birli?i dönem ba?kanly?yny devralacak olan Slovenya hükümeti ba?kanlyk seçimlerinde u?rady?y a?yr ma?lubiyetin ardyndan pazartesi günü parlamentoda güvenoyu arayacak.

 

  • To exert / put pressure on sb / stg: مارس ضغطا على ( basky yapmak )

 

World leaders, uneasy at the prospect of a Hamas-led Palestinian government exert pressure on the movement to recognize Israel and renounce violence as a precondition for support.

 

Hamas yönetimindeki Filistin Hükümetinin gelece?i konusunda kaygyly olan dünya liderleri, destek için önko?ul olarak,  Ysraili tanymasy ve ?iddete son vermesi için Hamasa basky yapyyorlar.

 

  • To give sb / stg the green light: أعطى الضوء الأحضر ل ( ye?il y?yk yakmak )

 

Prime Minister Recep Tayyip Erdogan gave the green light for a possible military incursion into northern Iraq.

 

Ba?bakan Recep Tayip Erdo?an Kuzey Irak’a yapylacak muhtemel bir askeri operasyon için ye?il y?yk yakty.

 

 

 

 

  • To lift a ban: رفع  حظرا ( yasa?y kaldyrmak )

 

There is a rumour going round that the ruling party will lift the ban on smoking that is in

   effect in public places.

 

   Yktidar partisinin, halka açyk mekânlarda uygulanan sigara yasa?yny kaldyraca?yna

   dair söylentiler dola?yyor.

 

·        To intensify an effort: عزز جهدا ( çabayy artyrmak )

 

The UN Secretary General condemned acts of sabotages conducted against the headquarters of the peacekeeping forces and called all the member states to intensify the efforts to fight against terrorism.

 

Birle?mi? Milletler Genel Sekreteri, bary? gücü karargâhyna düzenlenen sabotajlary kynady ve bütün üye ülkelere uluslararasy terörizmle mücadelede çabalaryn artyrylmasy ça?rysynda bulundu.

 

·        To sign an accord: وقًع اتفاقا ( anla?ma imzalamak )

 

At the summit meeting, the leaders are expected to sign an accord ending the long-running

      dispute between two countries.

 

Liderlerin zirve toplantysynda iki ülke arasynda uzun süredir devam eden anla?mazly?y sona erdiren anla?mayy imzalamalary bekleniyor.

 

·        To hold talks: أجرى محادثات ( görü?meler yapmak )

 

The talks held between the two governments concerning the prevention of drug-trafficking

have not been constructive enough to produce any positive results.

 

Yki hükümet arasynda uyu?turucu kaçakçyly?ynyn önlemeye yönelik yürütülen görü?meler

olumlu sonuçlar verme adyna yeterince yapycy de?ildi.

 

  • To reach a deadlock: وصل إلى مأزق / وصل إلى طريق مسدود ( çykmaza girmek )

 

The recent statements issued by Ehud Olmert and Mahmoud Abbas seem to cause the already fragile middle east peace process to reach a complete deadlock.

 

Ehud Olmert ve Mahmud Abbas tarafyndan yapylan son açyklamalar zaten kyrylgan olan Orta Do?u bary? sürecini tam bir çykmaza sokaca?a benziyor.

 

  • To come in for a criticism: تعرّض لانتقاد ( ele?tirye maruz kalmak )

 

Upon coming in for a lot of harsh criticisms over conducting a love affair with Monica

      Levinsky, Bill Clinton had to leave his post.

 

Bill Clinton, Monica Levinsky ile ya?ady?y gayri me?ru ili?kinin ardyndan sert ele?tirilere maruz kalynca görevinden ayrylmak zorunda kaldy.

·        Far -reaching consequence: عاقبة  بعيدة الأثر ( geni? kapsamly sonuç )

 

Reliable diplomatic sources maintain that any probable large scale military operation, which will be carried out by Israel against Lebanon, is very likely to bring about far-reaching consequences for the future of the region.

 

Güvenilir diplomatik kaynaklar Ysrail tarafyndan Lübnan’a gerçekle?tirilecek muhtemel bir geni? çaply askeri operasyonun bölgenin gelece?i açysyndan geni? kapsamly sonuçlary da beraberinde getirebilece?ini belirtti

 

·        To claim lives: حصد أرواحا  ( can almak )

 

Famine and disease continue to claim hundreds of lives each day despite stepped-up efforts by the United Nations.

 

Birle?mi? Milletlerin artan gayretlerine ra?men, açlyk ve hastalyk her gün yüzlerce can almaya devam ediyor. 

 

·        To stamp out violence:  أخمد عنفاً ( ?iddete son vermek )

 

The plan Tony Blair came up with in order to stamp out the growing tension in Palestine seem to be politically feasible.

 

Tony Blair’in Filistin’de tyrmanan ?iddete son vermek amacyyla önerdi?i plan politik olarak uygulanabilir görünüyor

 

·        To escape a war: هرب من الحرب ( sava?tan kaçmak )

 

Iran stated that it would arrest and put on trial any lraqi leaders who fled to its territory to

escape the war in their country.

 

      Yran, ülkedeki sava?tan kaçmak için kendi topraklaryna giren Irakly liderlerin tutuklanyp    

      yargylanaca?yny belirtti.

 

  • To put sth into practice: وضع قيد / موضع التطبيق ( uygulamaya koymak )

 

The Prime Minister, making a speech at the ceremony, stated that they were in great efforts to construct a new educational model and added that they would put such a model into practice as soon as possible.

 

Ba?bakan törende yapty?y konu?mada, yeni bir e?itim modeli olu?turmak için büyük çaba

harcadyklaryny açyklady ve böyle bir modeli en kysa zamanda uygulamaya koyacaklaryny

sözlerine ekledi.

 

·        To avert an economic crisis: تفادى أزمة اقتصادية ( ekonomik krizi önlemek )

 

The government made no attempt to avert the economic crisis.

 

Hükümet, ekonomik krizi önlemek için hiçbir giri?imde bulunmady.

 

·        To conduct a military operation:  قام بعملية عسكرية ( askeri operasyon düzenlemek )

 

The political observers state that the USA will probably conduct a military operation against Iran on the pretext that it pursues its nuclear programme and persists in enriching uranium.

 

Siyasi gözlemciler, nükleer programyna devam etti?i ve uranyum zenginle?tirmede ysrar etti?i gerekçesiyle Amerika Birle?ik Devletleri’nin Yran’a askeri bir operasyon düzenleyebilece?ini dile getirdi.

 

·        Overwhelming majority: أغلبية  ساحقة ( ezici ço?unluk )

 

The Democrats hope to win an overwhelming majority in parliament in the elections to be held next October.

 

Demokratlar önümüzdeki Ekim ayynda yapylacak seçimlerde parlamentoda ezici ço?unlu?u elde etmeyi ümit ediyor.

 

·        To conduct an investigation: أجرى تحقيقا ( soru?turma yapmak )

 

The Secretary General of the United Nations announced that the Foreign Miniters of Syria and Lebanon had had come into line with each other for the investigation of ‘Al-Hariri assasination’ to be conducted by the public prosecuter of the UN in Vienna.

 

      Birle?mi? Milletler Genel Sekreteri, Hariri suikasty ile ilgili soru?turmanyn Birle?mi? Milletler savcysy tarafyndan Viyana’da yürütülmesi hususunda Suriye ve Lübnan Dy?i?leri bakanlarynyn görü? birli?ine vardyklaryny açyklady.

 

·        To lead to: yol açmak: أدى إلى ( yol açmak, neden olmak )

 

The Norwegian and Danish newspapers stopped publishing their offending cartoons

concerning Prophet Mohammed ( pbuh ) for fear that it might lead to more protests

among the Muslims in their countries.

 

Norveç ve Danimarka gazeteleri, ülkelerindeki Müslümanlar arasynda daha fazla protestoya yol açabilece?i korkusuyla Hz. Muhammed’i ( sav ) küçük dü?üren karikatürleri yayynlamaktan vazgeçti.

 

·        To cause / cause ( quite ) a stir: أحدث اضطرابا / أثار ضجة ( كبري ) ( sansasyon yaratmak )

 

The fact that conservative parties come to power in general elections has usually caused

quite a stir among secular circles.

 

Muhafazakâr partilerin genel seçimlerde iktidara gelmesi, laik çevrelerde genellikle    sansasyon yaratmy?tyr.

 

 

 

 

 

  • To make a concession: قدم تنازلا ( taviz vermek )

 

The negotiations on the border dispute are long drawn out because the neither side has agreed to make any concessions whatsoever.

 

Synyr anla?mazly?y ile ilgili görü?meler, hiçbir tarafyn taviz vermeye yana?mamasy nedeniyle çok uzady.

 

·        To hold a press conference: عقد مؤتمرا صحفيا ( basyn toplantysy düzenlemek )

 

The minister of Turkish Foreign Affairs who held a press conference in Ankara yesterday,       

emphasized that the war in neighbouring lraq should be confined to that country and not

spread to Syria and Iran.

 

Dün Ankara’da basyn toplantysy düzenleyen Türk Dy?i?leri Bakany; kom?u ülke

Irak’taki sava?yn bu ülkeyle synyrly kalmasy ve Suriye ile Yran’a syçramamasy gerekti?inin

altyny çizdi.

 

  • To encounter sanctions: واجه عقوبات ( yaptyrymlarla kar?yla?mak )

 

According to the journalists, it is essential for Iran to comply with the resolution adopted by the International Atomic Energy Agency, otherwise it will be inevitable to encounter some political, commercial and economic sanctions.

 

Gazetecilere göre, Yran’yn Uluslararasy Atom Enerjisi Kurumu tarafyndan sa?lanan çözüme

uymasy gerekmekte, aksi takdirde bu ülkenin bazy politik, ticari ve ekonomik yaptyrymlarla

kar?yla?masy kaçynylmaz olacak.

 

·        To launch a project: أطلق مشروعا ( proje ba?latmak )

 

In response to the recently increasing threat of drug smuggling, the UN has launched an anti-drug project and has allocated five billion euros for its implementation.

 

Giderek artan uyu?turucu kaçakçyly?y tehdidine kar?y, Avrupa Birli?i be? milyar Avro de?erinde ödenek ayyrdy?y bir proje ba?latty.

 

·        To stage a cross-border operation: نفّذ عملية عبر الحدود ( synyr ötesi operasyon düzenlemek )

 

Western observers and some high-ranking Turkish officials believe that the Turkish military might stage a cross-border operation to intimidate the Iraqi Kurds out of seeking control of Kirkuk.

 

Batyly gözlemciler ve bazy üst düzey Türk yetkililer Türk ordusunun, Kerkük’ü kontrol altyna almak isteyen Irakly Kürtlere gözda?y vermek amacyyla synyr ötesi bir operasyon düzenleyebilece?ine inanyyor.

 

 

 

 

 

·        To play an active part / role:فعّالاً  لعب / مثّل دورا ( aktif bir rol oynamak )

 

Turkey has played an active part in the mobilisation of international community to prevent

      further bloodshed in Bosnia.

 

Türkiye Bosna’da daha fazla kan dökülmesini önlemek için uluslararasy toplumun harekete geçirilmesinde etkin bir rol oynady.

 

·        To lift sanctions: رفع عقوبات  ( yaptyrymlary kaldyrmak )

 

It is plain that the UN will not lift sanctions unless the Iraqi goverment fully complies with the Security Council resolution.

 

Irak hükümeti Güvenlik Konseyi kararlaryna tam olarak uymadykça Birle?mi? Milletlerin

      yaptyrymlary kaldyrmayaca?y son derece açyktyr.

 

·        To arouse anger: أثار غضبا ( kyzgynlyk uyandyrmak )

 

The head of the Muslim Brotherhood said the Pope's remarks "aroused the anger of the whole Islamic world".

 

Müslüman Karde?ler Birli?i ba?kany Papa’nyn sözlerinin bütün Yslam dünyasynda kyzgynlyk uyandyrdy?yny söyledi.

 

·        To play a mediating role: قام بدور الوسيط ( arabuluculuk yapmak )

 

Indonesia indicated that it has long been in favour of talks as a way of resolving the  nuclear issue and has emphasized its willingness to play a mediating role.

 

Endonezya, nükleer sorunun çözümü için görü?melerden yana oldu?unu belirtti ve

      bununla ilgili olarak arabuluculuk rolü üstlenebilece?inin altyny çizdi.

 

·        Bilateral talks: محادثات ثنائية  ( ikili görü?meler )

 

Once the peace treaty between the two nations has been signed, there will be bilateral talks to discuss procedures regarding implementation of the terms.

 

Bary? anla?masynyn imzalanmasynyn ardyndan, iki ülke arasynda anla?manyn uygulanmasyna

      ili?kin usulleri tarty?mak amacyyla ikili görü?meler yapylacak.

 

·        Diplomatic immunity: حصانة  دبلوماسية  ( diplomatik dokunulmazlyk )

 

Foreign diplomats enjoy diplomatic immunity which means that they can’t be prosecuted for commiting minor crimes.

 

Yabancy diplomatlar i?ledikleri küçük suçlardan dolayy yargylanmayacaklary anlamyna gelen diplomatik dokunulmazlyklaryndan memnundurlar.

 

 

 

·        Deployment of the forces:نشر القوات  ( güç konu?landyrylmasy )






هيا نتقدم في تعلم العربية
IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,141 Saniyede Yüklendi.