Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
aöf ilahiyat önlisans arapça dersleri
Kur'an-ı Ker'im Meal-Tercüme Çalışmaları
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netالدراسات الترجمة - TERCÜME ÇALIŞMALARIKur'an-ı Ker'im Meal-Tercüme Çalışmaları
Mesaj icon Konu: Neml Suresi hk. Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Pratik Arapça Dersleri
Yazar Mesaj
Necib Mahfuz
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 17Eylül2008
Gönderilenler: 0

Alıntı Necib Mahfuz Cevapla bullet Konu: Neml Suresi hk.
    Gönderim Zamanı: 21Eylül2008 Saat 01:58



Hz. Süleyman ordusunu denetlerken hüdhüdü görememiş, kayıplara karıştığını düşünmüş ve çok sinirlenmiştir.[1] Makul bir gerekçe bildirmediği taktirde onu şiddetle cezalandırabileceğini söylemektedir.[2] Bu pozisyon Nemrud ve İbrahim diyaloğunu andırmaktadır.[3] Orada da cezalandırma ve öldürme ile Allahın varlığı ve nizamı işlenmektedir. Hatta Kehf suresinde de Zülkarneyn cezalandırmada muhayyer bırakılmıştır.[4] Maide suresinde İsa ile Allahu teala diyaloğu keza.[5]  Netice itibariyle, Süleyman hüdhüdün sorumsuzca davrandığını düşünmekte acele etmiş ve infiale kapılmakla, zanla amel etmekle kusur işlemiştir aslında.  Zira bir süre sonra Hüdhüd çıkagelir ve Süleyman’a der ki Saba ülkesi hakkında senin bilmediğin “korkunç bir haber” elde ettim.[6] Bu ifadeyi yirminci ayetteki “kayıplara karışmak” ve  üçüncü ayetteki “ahiretten (vahim akıbetten) ürperirler”  ifadeleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, haberci hüdhüd-Saba ülkesi-korkunç haber ifadelerinin Muhammed Mustafa-Ahiret hayatı ve Kur’an-ı Kerim kavramlarına tekabül ettiği görülmektedir.[7]

 

Okumalardan bir tanesi için simgeler şöyle sıralanabilir:

 

Süleyman........................................................ Allahu Teala

Hüdhüd ............................Peygamber Muhammed Mustafa

Neml .............................................................Ezilen insanlar

Nebe....................................................  Kıyamet, Muhasebe

Mektup ........................................................Kur’an-ı Kerim

Belkıs ...............................................Yahudi ve Hristiyanlar

Arş......................................................Gerçek, Miras, İktidar

 

Gaib kavramı gözden kaçan ve gözlerden uzak tutulan, saklanan manalarıyla bir kez daha geçer. Gözden kaçan şeyler[8] bu kitapla, Kur’an ile ehl-i kitaba anlatılmaktadır.[9] Mektup anlamına gelen kitap kelimesi ise aynı zamanda kontrat ve tapu anlamına da gelmektedir.[10] Ayrıca zımnen Süleyman’ın da her şeyi bilmediği  vurgulanmış olmaktadır. Zira Hudhud Süleyman’ın bilmediği bir şeyi bilmektedir. Burada dikkate şayan husus, hüdhüdün Süleyman’dan bağımsız olarak tevhidi savunması, şirki reddetmesidir. Hüdhüd Süleyman’dan ziyade Allah’tan öğrenmiş olmalıdır.[11] Kitap ilmine  sahip başkaları da vardır Süleyman’ın yanında.[12]

 

Hüdhüdün getirdiği habere göre ülkeyi, gösterişli bir tahtı bulunan zengin ve güçlü[13] bir kadın idare etmektedir. Belkıs ve halkı farkında değildir ama gafletin ve cehaletin (şeytanın) güdümündedirler. Dolayısıyla Allah’a ve onun kainatta  geçerli prensiplerine değil, yine Allah’ın bir mahluku olan  güneşe boyun eğmektedirler. Oysa Allah’ın önemli bir özelliği de kainattaki bütün gizli saklı işleri bilmesi ve bunları açığa çıkarmasıdır. Hükümdar böyle olmalıdır. Belkıs cahil ve gafilken bunları yapamayacaktır. Dolayısıyla  gösterişli bir tahtta oturmayı hak etmemektedir.[14]

 

Bununla birlikte, Süleyman bu bilgileri peşinen inkar etmek[15]  ya da kabul etmek gibi fevri bir hareket göstermez.  İhtiyat ve temkinle yaklaşır, haberin doğruluk payını sorgular.[16] Bu arada bir temele, bir bilgiye dayanmaksızın haberin reddedilmesi de yanlış olacaktır.[17]  Hüdhüde bir mektup vererek  kraliçenin adamlarına iletmesini ve gelişmeleri yakından izlemesini  ister. [18] Mektup ulaşınca Kraliçe adamlarını toplayarak der ki bana görkemli bir mektup geldi, Süleyman’dan,

 

 

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

Allahu Teala, kendi prensiplerinin üstüne çıkılmasını,

itikadi ve iktisadi prensiplerinin aşağıda bırakılmasını asla  kabul etmez.   Prensiplerine teslim olunmasını emreder ve bir devletin ancak bu prensipleri / sosyal adaleti gerçekleştirmesi halinde tarih sahnesinde kalabileceğini son kez hatırlatır.” 

 

Neml 30, 31,

 

(Tevrat ) İşaya 48/19

 

19- Soyunuz kum gibi, Torunlarınız kum taneleri gibi olurdu.

 Adları ne unutulur,  Ne de huzurumdan yok olurdu.

 

Bunun üzerine Belkıs kadrosunu toplar ve şura yaparak görüş bildirmelerini ister. Lider kadrosu ise güçlü ve savaşa hazır olduklarını bildirirler. Belkıs savaşma yanlısı değildir, savaşın vahim sonuçlarını dile getirerek, halkının refah ve saadeti için sosyal adaleti gerçekleştirmek yerine, Süleyman’a bir takım hediyeler göndermekle

Salih ameller yapmaksızın kurbanlar kesmek,  zekat ve sadaka vermeden  namazlar kılmak, haclar yapmak.

    Dikkatle incelendiğinde, Kur’an’da söz konusu edilen tavırların birer ideal tavır olmaktan ziyade, ıslaha tabi tutulmuş bir takım ritüeller olduğu görülecektir. Nasıl ki kölelik ve cariyeliğin Kur’an metninde yer alması, bu kurumların farziyetini gerektirmiyorsa, mevcut statik ibadetler de birer ideal tavır olmaktan uzaktır. Hac, kurban,oruç, secde vs kavramların hiçbiri ezeli-ebedi normlar değildir. Hiçbir tanesi peygamberin orijinal tebliği değildir. Evvelki ümmetlerin geleneksel tasarruflarıdır. Bunlar  insanın bir ömür boyu “gerçeğe hizmet” etme yükümlülüğünün simgeleri durumundadır. Yoksa Allah bu Kur’an’ı insana yüklemiştir, dağa taşa değil. Üstelik bu yükümlülük 24 saat içinde 24 dakika eğilip kalkmayla taşınıverecek “hafif” bir yük değildir. (Haşr 21, Araf 9). Kur’an’da geçen “hakka tukatihi / Allah’tan gerçeği üzere korkun. Al-i İmran 102-110” ayeti bunu anlatır.   Bu ayet ibadet ayetlerinin değil, hikmetle amel ayetlerinin arasındadır. Ehl-i kitaptan farkımız ibadet edip etmeme noktası değil, zekat kurumu, zekat verip vermeme konusudur. Zekat veriyor gibi yaparak ve gözükerek değil,  “gerçeğe hizmet” ederek fark ediliriz onlardan (Yasin 47-61). O gerçek ise rızkın adalet üzere sadaka, infak, ikram, ihsan ve it’am gibi yollarla paylaşılmasından, şükrünün eda edilmesinden başka bir şey değildir.  Sosyal adaletten, zekattan kopuk hac, kurban, oruç ve namazlarda dini tekzib olduğu muhakkaktır. Maun 1-7,

 

(Tevrat ) İşaya 58.bab

 

1- "Avaz avaz bağırın, çekinmeyin, Sesinizi boru sesi gibi yükseltin; Halkıma isyanlarını,Yakup soyuna günahlarını bildirin.

2- Bana her gün danışıyor, Yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış! Doğru davranan, Tanrısı'nın buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi... Benden adil yargılar diliyor, Bana yaklaşmaktan zevk alıyorlarmış.

3- Diyorlar ki, 'Oruç* tuttuğumuzu neden görmüyor, İsteklerimizi denetlediğimizi neden farketmiyorsun? "Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyor, İşçilerinizi eziyorsunuz.

4- Orucunuz kavgayla, çekişmeyle, Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor. Bugünkü gibi oruç tutmakla

 Sesinizi yükseklere duyuramazsınız.

5-İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?  İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı? Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı? Siz buna mı oruç, RAB'bi hoşnut eden gün diyorsunuz?

6- Benim istediğim oruç, Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek, Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?

7- Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? Barınaksız yoksulları evinize alır,  Çıplak gördüğünüzü giydirir,

 Yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz,

8- Işığınız tan gibi ağaracak,

Çabucak şifa bulacaksınız. Doğruluğunuz önünüzden gidecek,  RAB'bin yüceliği artçınız olacak.

9- O zaman yardım çağrılarınızı RAB yanıtlayacak,

 Feryat ettiğinizde, 'İşte buradayım diyecek. "Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya, Kötücül konuşmalara son verirseniz,

10- Açlar uğruna kendinizi feda eder, Yoksulların gereksinimini karşılarsanız, Işığınız karanlıkta parlayacak, Karanlığınız öğlen gibi ışıyacak.

11- RAB her zaman size yol gösterecek, Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek. İyi sulanmış bahçe gibi, Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.

12- Halkınız eski yıkıntıları onaracak, Geçmiş kuşakların temelleri üzerineYeni yapılar dikeceksiniz.

'Duvardaki gedikleri onaran, Sokakları oturulacak hale getiren denecek sizlere.

13- "Kutsal günümde dilediğinizi yapmaz, Şabat Günü'nü çiğnemezseniz,

Şabat Günü'ne 'Zevkli, RAB'bin kutsal gününe 'Onurlu derseniz, Kendi yolunuzdan gitmez, Keyfinize bakmayıp boş konulara dalmaz, O günü yüceltirseniz,

14- RAB'den zevk alırsınız. O zaman sizi yeryüzünün yüksek yerlerine çıkarır, Atanız Yakup'un mirasıyla doyururum." Bunu söyleyen RAB'dir.  

 

 

 tehlikeyi savuşturma yolunu denemek ister. [19]   Süleyman bu rüşveti reddeder, ama bu küstah teklifi de karşılıksız bırakmak istemez. Elçileri tehditkar bir mesajla uyararak ülkelerinin istila edilebileceğini bir kez daha hatırlatır.[20] Mektubun besmeleyle başlaması Kur’an surelerinin her birinin bu mektup hükmünde olduğunu hissettirir. Rahman ve Rahim Allah uyarmaktadır.[21] Tevbe suresinde besmele, yani rahmet ve merhamet unsuru yoktur. Çünkü artık iş çığrından çıkmış, savaş kaçınılmaz olmuştur. İnsanlar merhamet olunma şanslarını geri tepmişlerdir. Ahkamı tatbik etmek / sosyal adaleti gerçekleştirmek merhamet edilmek anlamına geliyordu. Zira ancak o sayede devletin bekası mümkün idi.

 

Bu arada da kraliçenin tahtının ele geçirilerek getirtilmesini emreder; sınav yapacaktır Belkıs’a. Dahası tahtın ele geçirilmesi iktidarı ele geçirmekle eş anlamlıdır.[22]  Bu önemli görevi istismarcı cin tayfasından birine değil, tahtı görünce tanıyabilecek kitap ilmine sahip birine verir. Böylece cinlerin sahte prestijini sarsmış, kitap ilmine sahip olmayı onurlandırmıştır.  Taht neticede, bir şekilde ele geçirilince Süleyman bu başarıyı Rabbine bağlayarak şükreder.

 

Hz. Davud gaspedilen Ahid  Sandığının tekrar ele geçirilmesi ve getirilmesi üzerine Rabbin adını zikreder, şükreder, kurbanlar keser.  Zira bu başarıyı adamlarına ya da kendine izafe etse nankörlük olacaktır.[23] Taht Allah’ın izniyle, yardımıyla ele geçirilmiştir. O halde gerçek fail Allah’tır. Çünkü insanları başarılı kılma bilgisi Allah’tandır. Bilginin kaynağı Allah’tır. İnsanlar onun verdiği ve öğrettiği bilgilerle kazanırlar.[24] Nitekim Belkıs, Süleyman’ın emriyle görür görmez tanınması zorlaştırılmış tahtına bir süre bakınca tanımış ve bu tanıma başarısını “kendisine evvelce verilmiş bilgiye istinaden Müslüman olmasına bağlamıştır.[25] Başka bir deyişle “Süleyman’dır, bu işi ancak o yap(tır)abilirdi. Bilgi, güç ve kuvvetin Allah’ta ve onun itaatkar kullarında bulunduğudur. Bu bilgi teknolojiye dönüşerek tahtın ele geçirilmesini sağlamış, Belkıs’ın Süleyman’la birlikte Allah’a teslim olmasını sağlamıştır.[26]  Metinde Belkıs’ın kendi tahtını tanıması hakkında kullanılan arşı ihtida (tahtı tanıma) kelimeleriyle, ehl-i kitabın da Kur’an’daki Tevrat ve İncil’i, Muhammed Mustafa’daki Musa ve İsa’yı tanımaları  istenmiştir.  Musa ve İsa’yı destekleyen  Muhammed Mustafa’yı ve getirdiği Kur’an mesajını tanımaları ve Müslüman olmaları  gerektiğine dair bir telmih sanatı yapılmıştır.[27] Belkıs’ı sadece mektubu okuması değil, muhtevasını tatbik ederek teslim olması kurtarmıştır. Bir başka okumayla kadın erkeğine tabi olmakla, erkeği ile birlikte Allah’a teslim olmakla iflah olmuştur. Aksi taktirde insanlar hem fert hem de ülke planında başkasıyla değiştirilebilecektir.[28]

 

Salih peygamber ve Semud kavmi kıssasındadır sıra. Fakat bu sefer meşhur devenin kesilmesi olayına yer verilmez. Çünkü dikkatler hüdhüd kuşu ve haberci kuş kavramı üzerinde olsun istenmektedir. Semud kavmi Salih peygamberden ve inancından rahatsız olmuştur. Ülkede patlak veren itiraz ve muhalefet olaylarından Salih peygamberi sorumlu tutmaktadırlar. Salih peygamber ise problemin kendisinde değil sistemde aranması gerektiğini vurgulayarak, hudhud konusunu sürdürürcesine “gözetmen kuş” motifini kullanır.[29]  Allah görmekte, gözetlemekte ve kaydetmektedir. Başka bir deyişle insanlar başkalarını kandıramaz ancak kendi kendilerini kandırırlar. Zira her insanın omzunda yaptığı amelleri yazan, kaydeden  gözetmen kuş misali melekler vardır. Bu kayıtlar kanıt olarak insanın kendi aleyhine kullanılacaktır.[30] İnsan takva kavramının gereği olarak Allah’a, onun prensiplerine hizmet edecektir. Helal ve temiz rızıktan yiyecek ve yedirecektir, infak edecektir.[31] Aksi taktirde şükretmemiş, kendisine Allah tarafından sunulmuş nimetlerin karşılığını vermemiş sayılacaktır.[32]

 

Şükürsüzlüğün akabinde bu durumun yanlışlığını  hatırlatıcı olaylar zuhur edecektir artık.[33] İnsanlar dünya mirasının nöbetçi hükümetleridir.[34]  Bu büyük miras cimrilik ya da israf nedenleriyle adaletle paylaştırılmamışsa nöbetçi değişimi yapılacaktır.[35] O nöbetçi hükümet “ölüp kalmış” olmalıdır ki uyarıları duymamakta, adaletle paylaştırmayı yapamamaktadır.[36] İşte o zaman Allah o “ülkeden bir kahraman” çıkartarak bu sağır ve kör  hükümeti görevden alacaktır.[37] Muhammed Mustafa Allah’a ve prensiplerine boyun eğmiş, teslim olmuştur. O çizgide tebliğ faaliyetini sürdürmektedir.[38] Tebliğin Allah’tan geldiğini fark edenler, adalet ve infak yoluyla şükretmek ve azaptan kurtulma mesajını almakla  kendi menfaatlerine bir iş yapmış olurlarken, kararsız ve duyarsız kalanlar kendi aleyhlerine bir iş yapmış olurlar.[39] Peygamber Allah’a hamd etmelidir; nasıl olsa Allah gereken alametleri yerinde ve zamanında gösterecek, onun getirdiği haberin güvenilir olduğunu insanlar da öğreneceklerdir. Çünkü Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.[40]

 

 

 

 

 

 



[1] Neml 20

[2] Neml 21

[3] Bakara 258

[4] Kehf  86, 87

[5] Maide 118, 119

[6] Neml 22

[7] Neml 82, 93

[8] Tevrat, Zebur ve İncil’in gerçekleri

[9] Neml 75, 76

[10] Bakara 2, 235, Raad 38, Maide 12-16, 21, 45

[11] Nur 41

[12] Neml 40

[13] Kasas 78

[14] Neml 23-26

[15] Yunus 39-42

[16] Neml 27,  Hucurat 6 

[17] Neml 85

[18] Neml 28

[19] Neml 32-35

[20] Neml 36,37

[21] Enam 155, Araf 63, 204, Hucurat 10

[22] Bakara 248. Kur’an zımnen Tevrat ve İncil hazinesinin/gerçeğinin Kur’an ile Muhammed Mustafa’nın eline geçtiğini hissettirir. Bakara 252, Al-i İmran 18-20

[23] Neml 38-40, Kehf 98

[24] Alak 5, Bakara 31-32, Haşr 22-24

   Tahtın ele geçiriliş keyfiyetine dair  detay verilmeyişi konunun önemsiz oluşundan değildir. Burada bir tür sinema dili kullanılmıştır. Tahtı getirme ihalesinin cin gibilere değil de kitap ilmine sahip birine verilmesi bunu destekler. Demek ki iş büyücülükle değil, akıl, zeka ve ilim boyutunda gerçekleşecektir (İbrahim’in putları dua yoluyla değil, etrafta kimse yokken baltayla kırma eylemi, Zülkarneyn’in dua yoluyla değil, önleyici bariyeri körükle demiri eriterek inşa etmesi, Nuh’un duayla değil gemi yapmak suretiyle tufandan kurtulması  gibi). Allah’ın koruması (salat eylemi) de ancak pozitif bilim iledir (Ahzab 43). Meleklerin zikredilmiş olması, onların  bu bilimin elementleri olması hasebiyledir (Tıpkı iblis şeytanın, zürriyeti olan somut insanlarla açıklanması gibi. Bakara 14, Kehf 50). Allah ve melekleri peygamberimizi koruduğu halde “biz insanlardan” da bu korumanın talep edilmiş olması, insan eyleminin kutsallığını vurgulamak içindir. (Al-i İmran 92,  Nisa 75, Tevbe 14)

 

Bir görüşe göre kasten hafif farklılıklarla tahtın bir benzeri yapılmış, Belkıs’ın kendi tahtını tanıyıp tanıyamayacağı sınanmıştır (İbn Arabi, Fususu’l-Hikem, Süleyman fassı). Bu görüş şu açıdan tutarlı sayılmalıdır. Bir defa Kur’an özü ve mesayı itibarıyla öteki kutsal metinlere ait pasajlarla doludur. Dinleyen şahıs bunu derhal fark eder. Bununla birlikte bir şey daha fark eder. Tıpkısı değildir. Bir takım “farklılıklar” barındırır. Erbabı ise yine de bu metinleri tanıyacak ve onaylayacaktır. İşte ehl-i kitabın sınavı budur. Metin aynı gibidir. Çünkü bir benzer metindir (Ahkaf 10). Metnin farklı olması zaten gerekmiyor. Bir taraftan “Gerçeği” bilenler ve bilmeyenler ayrışırken, öte yandan da bu gerçeği uygulayanlar ve uygulamayanlar ayrışacaktır (Yasin 59-62)






Hiçbir mazeret "Başarı" nın yerini tutmaz.
IP
salihun
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 03Mayıs2008
Konum: Bursa
Gönderilenler: 1245

Alıntı salihun Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 22Eylül2008 Saat 20:44



s.a
 
 İnsan maddi ve manevi boyutuyla hala keşfedilmeyen bir çok yönünün olduğunu düşünürüm. Doğrusu Bekısın tahtının kitap ilmine sahip birisi tarafından göz açıp kapatacak bir süre dahilinde getirilmesi  bir hayal ürünü olan uzay filimlerindeki  ışınlama yöntemini bir gün insanların gerçekleştirebileceği  hissini uyandırmıştır bende .Çünkü düşüncelerimden biride  insan hayal edebildiği herşeyi gerçekleştirme gücüne sahip olduğudur.





IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma


Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,125 Saniyede Yüklendi.