Onlinearabic.net Anasayfası   Aktif KonularAktif Konular  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş   
Çeviri Atölyesi - Arapça'dan Türkçe'ye Tercüme Çalışmaları
  Forum Anasayfası Onlinearabic.netورشة التجرمة - ÇEVİRİ ATÖLYESİ TERCÜME ÇALIŞMALARIÇeviri Atölyesi - Arapça'dan Türkçe'ye Tercüme Çalışmaları

Mesaj icon Konu: Hadislerle Arapça Öğrenelim

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
Yusuf Semmak
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 22Nisan2012
Gönderilenler: 10

Alıntı Yusuf Semmak Cevapla bullet Konu: Hadislerle Arapça Öğrenelim
    Gönderim Zamanı: 23Nisan2012 Saat 02:46

HADÎSLERLE ARAPÇA ÖĞRENELİM (HADÎS ARAPÇASI) -1-

Nahiv İlminin Kâideleri İstikâmetinde, Hadîs-i Şerîfleri Tanıyalım:

1) الْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ "İstişâre edilen, güvenilir (kimse)dir." (İbn Mâce, Edeb, 37)

Hadîs bir isim cümlesidir; mübteda ve haber'den oluşmaktadır. Her iki öge de merfû olur. الْمُسْتَشَارُ mübteda, مُؤْتَمَنٌ de haber'dir.

2) اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أحَبَّ "Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96)

Hadîs’te geçen اَلْمَرْءُ kelimesi mübteda'dır. مَعَ zarf, şibh-i cümle olarak mahallen merfû, mübteda'nın haberidir. مَنْ ism-i mevsûl, muzâfun ileyh, mahallen mecrûrdur. أحَبّ mâzi fiil, fâili müstetirun fîh (fiilin içinde gizli) olan هُوَ zamiridir ve bu fiil cümlesi, mevsûl'ün sılasıdır. Sıla cümlesinde ism-i mevsûl'e dönen bir "âid" bulunur. Bu sıla da âid mahzûf (hazfedilmiş) ه zamiridir. Takdiri, أحَبَّهُ şeklindedir.

3) الْحَرْبُ خُدْعَةٌ "Savaş hiledir." (Buhârî, Cihâd, 156)

الْحَرْبُ mübteda, خُدْعَةٌ haberdir.

4) تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ "Dinar'ın kulu ve dirhemin kulu kahrolsun!"(Buhârî, Rikâk, 10)

Ya da dinar altından, dirhem de gümüşten yapıldığı için; "altın ve gümüşe kul olan kahrolsun!" diye de tercüme edebiliriz.

Hadîs’te geçen تَعِسَ mâzi fiil ve dua anlamındadır. 

Bu Hadîs lafzen "ihbâr", mana yönüyle ya da hükmen "inşâ" kipindedir.

رَضِىَ اللهُ عَنْهُ "Allah ondan razı olsun!" gibidir. Bu ifade de bir dua'dır. رَضِىَ fiil-i mâzi olduğu halde "razı oldu" şeklinde değil, "razı olsun" şeklinde tercüme edilmektedir.

 عَبْدُ kelimesi تَعِسَ ‘nin fâilidir, muzâf'tır.

الدِّينَارِ muzâfun ileyh'tir. وَ atıf vâv'ıdır. Kendisinden sonrasını, öncesinin üzerine atfetmektedir. Sonrasındaki عَبْدُ الدِّرْهَمِ kelimesi ma'tûf'tur, atıf vâv'ından önceki üzerine atfedilen kelime ise ma'tûfun aleyh'tir. Ma'tûf'un irabı da ma'tûfun aleyh gibidir.

5) إذَا لَمْ تَسْتَحْىِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ "Utanmıyorsan dilediğini yap!" (İbn Mâce, Zühd, 17)

Hadîs’te geçen إذَا cümleye muzâf olan cezm etmeyen şart edatıdır. لَمْ harfi, cahd-ı mutlak'tır. Devamlı muzâri fiillerden önce gelen bu edat; kendisinden sonraki muzâri fiillerin anlamlarını geniş zamandan geçmiş zamana çevirir, bu fiilleri olumsuz yapar ve son harflerinin harekesini cezmeder.

لَمْ تَسْتَحْىِ "utanmadın" demektir. تَسْتَحْىِ kelimesi لَمْ ile meczûm'dur. Bu fiil, istif'âl bâbındadır ve sonundaki meczûm "ye" harfi, illet harfi olduğu ve kelime sonunda bulunduğu için hazfedilmiştir (atılmıştır). Bu kelimenin meczûm olmasının alâmeti, kelimenin asıl halinde, kelime sonunda yer alan cezimli ye harfinin hazf edilmiş olmasıdır. Kısaca cezm alâmeti, “illet harfi ye'nin hazfıdır” diyebiliriz.

لَمْ تَسْتَحْىِ cümlesi, إذَا nın muzâfun ileyh'idir, mahallen mecrûr'dur. فَافْعَلْ cümlesi cevaptır. Başındaki ف , cevap fâ'sıdır.

إذَا edatı, اِفْعَلْ emir fiilinin mef'ûlün fîh'idir.  مَا ism-i mevsûl, شِئْتَ sıla'dır. Sıla cümlesi; fiil ve fâilden meydana gelmiştir. Âid, mahzûf ه zamiridir.

Kısa Açıklama: Arapça'yı öğrenmenin asıl amacı, Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîfleri anlamaktır. Bu nedenle Sarf ve Nahiv ilmini öğrenen herkesin bilgi seviyesine uygun, Kur’ân ve Hadîsler üzerinde çalışmalar yapıp, Allah'ın Âyetlerini ve Peygamberimizin sözlerini anlamak için dersler yapması gerekir. Arapça ilmi esas alınarak, Kur’ân Âyetleri üzerinde dersler yapılmasına "Kur’ân Arapçası"; Peygamberimizin Hadîsleri üzerinde dersler yapılmasına da "Hadîs Arapçası" diyebiliriz. Bu çalışma yapılırken, bu sahanın ehli olan Arapça uzmanlarından ve ilim ehlinden destek alınması ve onların belirlediği programa uygun çalışmalar yapılması gerekmektedir. Ayrıca, Arapça dersleri alan bir arkadaşımızın, öğrendiği her bilgiyle alakalı örnekleri, Âyetler ve Hadîslerden araştırıp, ilmini vahiyle örneklendirerek, pekiştirmelidir. Hiç şüphesiz bu çalışmasın en büyük faydası, Kur’ân ve Sünneti anlama yolunda kazanımlar elde etmek olacaktır. 

(Devamı var ...) 


Düzenleyen Yusuf Semmak - 25Kasım2015 Saat 17:13
IP
yukselcan33
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 08Kasım2007
Konum: İzmir
Gönderilenler: 0

Alıntı yukselcan33 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 22Mayıs2012 Saat 17:02
Hozam emeğinize sağlık, Allah razı olsun.

Düzenleyen yukselcan33 - 22Mayıs2012 Saat 17:02
IP
siyahlale64
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 03Aralık2007
Gönderilenler: 0

Alıntı siyahlale64 Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 22Mayıs2012 Saat 21:25
Allah razı olsun. Çok güzel bir çalışma olmuş.
Devamını bekleriz inşaallah....


Düzenleyen siyahlale64 - 24Mayıs2012 Saat 17:11
IP
İhtiyar
Faal Üye
Faal Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 23Nisan2010
Gönderilenler: 465

Alıntı İhtiyar Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 23Mayıs2012 Saat 23:18
Evet güzel bir çalışma başlatmışsınız.Devam ederse iyi olur.
 İNSANLARI TANIDIKÇA KÖPEKLERE SAYGIM ARTTI...
IP
Yusuf Semmak
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 22Nisan2012
Gönderilenler: 10

Alıntı Yusuf Semmak Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 02Temmuz2012 Saat 00:21
Orjinalini yazan: yukselcan33

Hocam emeğinize sağlık, Allah razı olsun.
 
Amin, teşekkür ederim, kardeşim.
 
Orjinalini yazan: siyahlale64

Allah razı olsun. Çok güzel bir çalışma olmuş.
Devamını bekleriz inşaallah....
 
Amin, çok teşekkür ederim, inşâAllah zaman buldukça yazacağım. Bugün, beş tane Hadis-i Şerif daha yazdım. Güzel sözleriniz ve temennileriniz sebebiyle, sorumlu hissettim. Rabbim en güzel bir şekilde amellerimizi kabul buyursun.
 
Orjinalini yazan: İhtiyar

Evet güzel bir çalışma başlatmışsınız.Devam ederse iyi olur.
 
Teşekkür ederim, bugün beş tane Hadis ile Arapça dersimize devam ettik inşâAllah, kardeşim.
IP
Yusuf Semmak
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 22Nisan2012
Gönderilenler: 10

Alıntı Yusuf Semmak Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 02Temmuz2012 Saat 00:24

HADÎSLERLE ARAPÇA ÖĞRENELİM (HADÎS ARAPÇASI) -2-

6) أكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللذَّاتِ Öncelikle Hadîs'e, motamot (kelimesi kelimesine) mana verelim: “Lezzetleri sona erdirenin zikrini çoğaltınız.” Anlamı şöyle toparlayabiliriz: "Lezzetleri sona erdireni (ölümü) çokça hatırlayın." (İbn Mâce, Zühd, 31) 

Hadîs-i Şerîf, fiil cümlesidir. 

Hadîs’te geçen أكْثِرُوا kelimesi, أكْثَرَ fiilinin emridir. Cem'i müzekker ve muhatab'dır. Cem'i olduğunun alâmeti, sonundaki vâvu'l cemâat yani cem'ilik vâv'ıdır.

Kelimenin sonundaki elif ise, el-Elifu'l Fârika'dır. Bu elif, kendisinden önceki vâv harfinin kelimenin aslından olmadığını gösterir yani fiillerde cem'i vâv'ları ile kelimenin aslından olan vâv'ların ayırt edilebilmesi için kelimeye bitişir. Ama imlâ yönünden yazılsa da, okunmaz.

كَتَبُوا، لَمْ يَكْتُبُوا، لن يكتبوا، اِجْلِسُوا، نَصَرُوا، لَمْ يَفْتَحُوا gibi. Eğer bir fiilin son harfi vâv ise, bu vâv'dan sonra elif gelmez. يَدْعُو “dua ediyor, dua eder” gibi. Çünkü bu vâv, kelimenin lamel fiilidir yani aslındandır.

Fiile zamir bitiştiğinde bu Elif hazfedilir.

كَتَبُوهُ، لَمْ يَكْتُبُوهُ، لَنْ يَكْتُبُوهُ، اُكْتُبُوهُ gibi. كَتَبُواهُ، لَمْ يَكْتُبُواهُ، لَنْ يَكْتُبُواهُ، اُكْتُبُواهُ şeklinde yazılmaz.

Cemâat vâv’ından sonra –tenbîh için- getirilen ve kelimenin aslından olmayan bu “Elif”, El-Elifu’l Fâsıla, Elifu’l Fasl, Elifu’t Tefrîk diye de bilinir.

Nûnu’n nisve (müenneslik nûn’u) ile nûnu’t te’kîd arasında gelen elife de “Elifu’l Fasl” denilmektedir. اِضرِبْنَانِّ gibi. (Bkz: El-Halîl Mu’cemu Mustalahâti’n Nahvi’l Arabî, Mektebetu Lübnân, “el-Elif” Maddesi)

Bu açıklamadan sonra, Hadîs'i i'râb etmeye devam edelim: ذِكْرَ kelimesi, mef'ûlün bih ve muzâf'tır.

هَاذِم kelimesi, hem kendisinden önceki kelimeye muzâfun ileyh, hem de kendisinden sonraki kelimeye muzâf olur. 

Bu kelime, Emsile ve Binâ okuyan herkesin bildiği gibi, "Çarçabuk kesti" anlamına gelen هَذَمَ | يَهْذِمُ | هَذْمًا kökünden gelen ism-i fâil'dir. Sülâsî mücerred fiillerin ikinci bâbındandır.

اللَّذَات kelimesi de, لَذَّة kelimesinin çoğul şeklidir ve muzâfun ileyh'tir.

7) إنَّ أحَدَكُمْ مِرْآةُ أخِيهِ "Şüphesiz sizden her biriniz (din) kardeşinin aynasıdır." (Tirmizî, Birr, 18)

إنَّ kelimesi, fiile benzeyen harflerdendir.

Bu konu, "el-hurûfu'l müşebbehetu bi'l fi'l" ya da kısaca "İnne ve benzerleri" yahut da "İnne ve (kız) kardeşleri" gibi isimlerle bilinir. Bu tür kelimeler isim cümlesinin başına gelirler ve isim cümlesinin mübtedasını kendi isimleri olarak nasb, isim cümlesinin haberini de kendi haberleri olarak re'f ederler. Kısaca, إسْمُ إنَّ "İnne'nin ismi", خَبَرُ إنَّ "İnne'nin haberi" de denir.

أحَدَكُمْ kelimesindeki, أحَدَ İnne'nin ismidir, mensûb'tur.

كُمْ muttasıl (bitişen) zamiri de muzâfun ileyh'tir ve mahallen mecrûr'dur.

مِرْآةُ kelimesi, خَبَرُ إنَّ yani İnne'nin haberidir ve merfû'dur.

مِرْآة kelimesi, "gördü" anlamındaki رَأَى | يَرَى kökünden gelen, مِفْعَلَة vezninde ism-i âlet'tir. مِرْآة kelimesinin aslı, مِرْئَيَة şeklindedir. Bu kelimede, illet harfi olan "yâ" müteharrik (harekeli) ve mâkabli (öncesi)ndeki harfin harekesi de fetha olduğu için, Sarf kâidesi gereği, yâ harfi elif'e döner ve hemze eliften dolayı bir elif miktarı uzatılarak "Â" diye okunur. "Mir'âtun" şeklinde.

أخِيهِ kelimesi, haber'e muzâfun ileyh olur.

أخِي kelimesi, biraz önce de açıkladığımız gibi önceki kelime için muzâfun ileyh olurken, sonraki kelime olan هُ muttasıl zamiri için muzâf olur. Anlamı; "onun kardeşi" şeklindedir. Öncesindeki kelimeyi de dâhil edersek anlam; "onun (kendisinin) kardeşinin aynası" olur. Türkçe'de bu tür tamlamalara, "zincirleme isim tamlaması" denir.

8) مِنْ حُسْنِ إسْلاَمِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لاَ يَعْنِيهِ "Kişinin (dinî ve dünyevî bakımdan) kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (İbn Mâce, Fiten, 12)

Hadîs-i Şerîf, isim cümlesidir. مِنْ حُسْنِ kelimesi, şibh-i cümle olarak mukaddem haber'dir.

حُسْنِ إسْلاَمِ الْمَرْءِ kelimesi, az önce açıkladığımız gibi zincirleme isim tamlamasıdır.

"Kişinin Müslümanlığının güzelliği" anlamına gelir. Bu üç kelime sırasıyla muzâf, muzâfun ileyh (tamlamada, ikinci kelime olduğu için, sonraki kelimeye yani الْمَرْءِ kelimesine muzâf olur, o kelime de kendisinin muzâfun ileyh'i olur.

تَرْكُهُ kelimesi, muahhar (tehir edilmiş) mübteda'dır.

Buradaki هُ zamiri, muzâfun ileyh olduğu için, mahallen mecrûr'dur. مَا ism-i mevsûl, تَرْكُ masdarının, mef'ûlün fîh'idir.

لاَ يَعْنِيهِ cümlesi, مَا nın sıla'sıdır. هُ zamiri de, ism-i mevsûl'e dönen âid'dir. 

9) أىُّ دَاءٍ أدْوَاُ مِنَ الْبُخْلِ "Cimrilikten daha kötü hangi hastalık vardır?" (Buhârî, Humus, 15)

Hadîs’te geçen أىُّ mübteda, دَاءٍ muzafûn ileyh'tir.

أدْوَاُ kelimesi, أفْعَلُ vezninde ism-i tafdîl olup haber'dir.

مِنَ الْبُخْلِ cârr ve mecrûrdur ve habere müteallık'tır.

10) لاَ يَنْبَغِى لِلْمُؤْمِنِ أنْ يُذِلَّ نَفْسَهُ "Mü'minin kendisini küçük düşürmesi uygun değildir." (İbn Mâce, Fiten, 21)

لاَ يَنْبَغِى menfî fiil-i muzâri'dir. لِلْمُؤْمِنِ cârr ve mecrûr'dur ve menfî fiile müteallık'tır.

أنْ يُذِلَّ kelimesi, masdar-ı müevvel olarak fiilin fâilidir. يُذِلّ kelimesi; إفْعَال bâbında olup, أذَلَّ | يُذِلُّ | إذْلاَلاً şeklindedir.

(Devamı var ...)  


Düzenleyen Yusuf Semmak - 25Kasım2015 Saat 05:40
IP
Yusuf Semmak
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 22Nisan2012
Gönderilenler: 10

Alıntı Yusuf Semmak Cevapla bullet Gönderim Zamanı: 25Kasım2015 Saat 05:13

HADÎSLERLE ARAPÇA ÖĞRENELİM (HADÎS ARAPÇASI) -3-

Te'vîl-i Masdar: أنْ fiil-i muzâri'yi nasb eden edatlardandır.

Hadîs'te geçen, mensûb muzâri fiili, masdara çevirebiliriz. Bu durumda fiil, إذْلاَلُهُ takdirinde olacaktır. 

Nasıl yaptığımızı ana hatlarıyla açıklayalım: 

1- Öncelikle أنْ masdar edatı muzâri fiilin (cümlenin) öncesinden atılır. 

2- Sonra fiilin masdarı bulunarak, fiilin fâiline muzâf yapılır. Şayet merfû' zamir ise, muzâfun ileyh olacağından, mecrûr olur. 

3- Edattan sonra fiil olumsuz ise, bu olumsuzluğu bulunan masdara intikal ettirmek için, masdardan önce, masdara muzâf olarak عَدَمُ (masdarları olumsuzlaştıran olumsuzluk edatı) ilave edilir. Fakat bizim örneğimizdeki müevvel masdar, olumsuz olmadığı için bu kelimeyi kullanmadık. 

Hadîs’te geçen kelime أنْ يُذِلَّ değil de, أنْ لاَ يُذِلَّ şeklinde menfî olsaydı, te'vîl-i masdar'ı; عَدَمُ إذْلاَلَهِ takdirinde olurdu. 

4- Masdara çevirmeden önce fiilin sonunda muttasıl (bitişen) mensûb bir zamir bulunuyorsa, muzâri fiilin masdarını bulduktan sonra, munfasıl şeklinde ayrı olarak yazılır. Örnek verelim; eğer müevvel masdarımız, أنْ يُذِلَّهُ şeklinde olsaydı, te'vîl-i masdar'ımız da إذْلاَلُهُ إيَّاهُ takdirinde olacaktı. Cümlede ister müevvel masdar kullanalım, isterse de fiili masdara çevirme anlamında te'vîl-i masdar kullanalım, cümlenin anlamında bir değişiklik olmadığını görürüz. 

Hadîs-i Şerîf'te geçen, نَفْسَهُ kelimesi, müevvel masdarın mef'ûlün bih'idir.

Te'vîl-i masdar'a örnek:

أنْ masdar edatı ve sonra gelen fiilin (masdar-ı müevvel), nasıl masdara çevrildiğini (te'vîl-i masdar) dört madde halinde gördük. Şimdi yukarıda açıkladığımız maddelerin tamamının aynı anda yer aldığı bir örnek görelim.

أنْ لاَ تَضْرِبَنِى ifadesinin, te'vîl-i masdarı nedir?

Sesli düşünerek bu soruya cevap verecek olursak; ilk maddemize göre, muzâri fiilin başındaki أنْ masdar edatını atalım. Sonra fiilin masdarını bulalım ve fâiline muzâf yapalım. Fiilin masdarı ضَرْب 'dır; fâili de, fiilin içinde müstetir (gizli) olan أنْتَ (sen/müzekker) olduğuna göre, bu fâili muttasıl zamir olarak masdara izâfe ediyoruz ve ضَرْبُكَ "senin vurman" oluyor.

Masdar edatından sonraki fiil, olumsuz olduğu (başında nefiy لاَ 'sı olduğu için), bu olumsuzluğu masdara intikâl ettirmek için, masdara muzâf olacak şeklinde عَدَمُ kelimesi ilave ediyoruz ve عَدَمُ ضَرْبِكَ "senin vurmaman" oluyor. İşlemimiz henüz bitmedi. Bir de nûnu'l vikâye (koruma/koruyucuk nûn'u)'ndan sonra gelen mef'ûlün bih konumundaki mütekellim yâ'sı var. O da munfasıl şeklinde ayrı olarak yazılır ve عَدَمُ ضَرْبِكَ إيَّاىَ "senin bana vurmaman" olur.

Nûnu'l vikâye (koruma/koruyuculuk nûn'u):

Bu konuda da kısa bilgi verelim. Fiillerin son harfindeki harekeyi, kesre olmaktan koruduğu için, bu nûn'a koruma nûn'u anlamında vikâye nûn'u denir. Fiillerin sonunda mütekelim yâ'sı ى geldiğinde, fiille bu harfin arasında bulunur. 

Örnekle daha iyi anlayalım:

نَصَرَنِى ifadesinde eğer koruma nûn'u gelmeseydi, mütekellim yâ'sı, kesresini mâkabli'ne verecekti ve fiilinin son harekesi fetha'dan kesreye dönüşecekti; fiillerin son harekesi asla kesre olmayacağı için, fiille, mütekellim yâ'sının arasına koruma nûn'u dahil olur.

Hatırlatma: Bazı durumlarda, nâkıs fiillerin son harekesi zâhiren kesre gibi gözükse de, aslında o fiillerden, i'lâl gereği hazfedilmiş harf vardır. 

Örnek: اِرْمِ،  لاَ تَنْسَ،  لَمّ يَغْزُ vb.

Bu tür fiiller; lâmu'l fiilinde (son harfinde) illet harflerinden biri bulunan, nâkıs fillerdir. Sonlarından hazf edilmiş harfler vardır. Asılları; اِرْمِىْ , لاَ تَنْسَىْ , لَمّ يَغْزُوْ 'dur. Sonlarındaki illet harfleri olan  "vâv" ve "yâ" harfleri kâide gereği atılmıştır. 



Düzenleyen Yusuf Semmak - 02Mart2016 Saat 15:05
IP

Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,109 Saniyede Yüklendi.



rüyada ağlamak | siyah peynir | rüyada köpek görmek | rüyada altın görmek | rüyada para görmek | rüyada bebek emzirmek | rüyada gelinlik giymek | rüyada eski sevgiliyi görmek | rüyada silah görmek | rüyada örümcek görmek | rüyada kavga etmek | rüyada aslan görmek | rüyada papağan görmek | rüyada timsah görmek | rüyada domuz görmek | rüyada hırsız görmek | rüyada burun kanaması | rüyada bal görmek | rüyada örümcek görmek | dask sigortası