MISIR
Krallar
Vadisi
Eski Mısır'da amaç bu dünya
için değil bundan sonraki için hazırlık yapmakdı. Dolayısıyla
tüm firavunların ana çabası kendileri için bir mezar
yapmaktı. Her kral tahta geçer geçmez mezarı üzerinde
çalışmaya başlıyordu. Gömüldükten sonra da kısa süre
içerisinde soyguncular tarafından boşaltılıyordu bu
mezarlar. Özellikle Eski Krallık döneminde kilometrelerce
uzaktan görünen piramitler yaptıran firavunlar hem bunların
yapımının çok uzun sürmesi ve pahalı olması hem de çabuk
soyulmaları nedeniyle 18.-20. hanedanlıklar sırasında
mezar yeri olarak Luksor'un batısındaki küçük bir vadiyi
seçmeye başladılar.
PİRAMİTLER
Mısır'da yer alan piramitler Dünyanın 7 Harikasından
biri olarak bilinir. Ehramlar olarak da bilinen Mısır
piramitleri, çoğu eski ve orta krallık döneminde Mısır
krallarının ( Firavun) mezarları üstüne yapılmış
büyük anıtsal yapılardır. Orta ve Güney Amerika’da Mayalar,
Aztekler ve İnkalar tarafından benzer yapılar yapılmıştır,
ama gerçek piramitler Mısır’dadır.Yunanca pyramis sözcüğünden
türemiş olan piramitlerde genellikle taş ya da tuğla
kullanılmıştır. Dörtgen bir taban üzerinde yükselen
piramitlerin üçgen biçimli dört kenar yüzeyi tepede
bir noktada birleşir. Mezar odası çoğunlukla piramidin
üzerine oturduğu kayanın içine oyulmuştur.
Eski
Krallık’ta 2. hanedan döneminin sonuna kadar (yaklaşık
İ.Ö.1650) krallar ve soylular mastaba denen mezarlara
gömülürlerdi. Mastabalar, dikdörtgen biçimli, yan duvarları
içeriye doğru eğimli ve üst yüzeyi düz olan; daha çok
üstü kesik bir piramide benzeyen anıtmezarlardı. 3.
hanedan döneminde (İ.Ö.2650-2575) kral mezarlarında
taş kullanılmaya başlandı. İlk piramit, bu dönemde,
Kahire'nin yakınındaki Sakkara’da ünlü mimar İmotep
tarafından yapıldı. Kral Zoser için tasarlanan ve üst
üste konmuş altı mastabadan oluşan bu anıtmezara Basamaklı
Piramit denmiştir.
Kutsal
sayılan ölmüş krala armağanların sunulduğu bir tapınağı
da içeren Basamaklı Piramit ve ek yapıları geniş bir
duvarla çevrelenmiştir. 60 metre yüksekliğinde olan
ve kireç taşından yapılan bu piramit Eski Mısır’ın en
güzel anıtlarından biridir. Yapının altından toprağın
içine uzanan 11 geçitte kral ve bazı soyluların pembe
granit ve albatrdan (kaymak taşı) yapılma lahitleri
bulunur.Ne var ki, bu lahitler, daha önce soyulduğu
için bu kişilerin mumyalanmış cesetleri bulunamamıştır.Bölgede
daha birçok piramidin yapıldığı sanılmaktadır.1953’te
Sakkara’da 3.hanedan döneminden kalma tamamlanmamış
bir başka basamaklı piramidin kalıntılarına rastlanmıştır.
En
tanınmış piramitler, Kahire’nin güneyinde Gize’de bulunan
üç piramittir. Bu piramitler 4. hanedan döneminden (İ.Ö.2575-2468)
kalmıştır. En büyüğünü Yunanca adıyla Firavun Keops
yaptırmıştır. Keops Mısırlılar’ca Khufu olarak adlandırılır.
Keops Piramidi’nin taban kenarları yaklaşık 230
metre ve yüksekliği 146 metredir.Ama
dış kaplaması aşındığı için bugün yüksekliği 9
metre daha düşüktür.Kayalık bir
zemine oturan piramidin dış bölümü kireç taşı ve granitten
yapılmıştır. Tüm yapıda her biri ortalama 2,75 ton ağırlığında
toplam 2,3 milyon taş blok kullanılmıştır.
Piramidin
yapımında kullanılan kayalar Nil ırmağının karşı kıyısından
getirilmiş, kireç taşı Kahire yakınlarından,granit ise
Assuan’dan taşınmıştı. Kabaca yontulan granit bloklar,
silindirler üzerinde çekilerek ırmağa getirilir ve buradan
mavnalarla piramide en yakın yük iskelesine taşınırdı.
Bloklar, iskele ile piramit arasında döşenmiş granit
geçitten, tahta silindirler üzerinde çekilerek yerine
ulaştırılırdı.Taş blokları çıkaran ve taşıyan kişiler
kendi adlarını kırmızı bir boya ile taşın üzerine yazarlardı.
Bu yazılar bugün de okunabilmektedir. Taşlar çok düzgün
bir biçimde bakır aletlerle işlenirdi.
Keops’un
ardından Kefren ve Mikerinos tarafından yaptırılan öbür
ünlü iki piramit, ilkine göre daha küçüktür. Her üç
piramit de yağmalanmış oldukları için içlerindeki eşyaların
çoğu kaybolmuştur.5. ve 6. hanedan kralları da (İ.Ö.2465-2150)
Gize ve Abu Şir’de birçok piramit yaptırmışlardı. 11.
ve 12. hanedan krallarının (İ.Ö.2130-1756)piramitleri
daha çok Dahşur, Havara ve el-Lahun’da bulunmuştur.Bu
dönemden sonra, soylulara mezar olarak kullanılan piramitlerin
yapımına son verildi.Mısırlılar krallarını, 18. hanedan
döneminde (İ.Ö.1540-1292) başkent olan Teb yakınlarındaki
Krallar Vadisi’nde kayalara oyulmuş mezar odalarına
gömmeye başladılar.
Bir
zamanlar Nil ırmağının batı kıyısı boyunca birçok piramit
yer alırdı. Bunların Eski ve Orta Krallık döneminde
yapılmış olmaları ile Mısırlılar’ın Güneş tanrısı Ra’ya
tapınmaya ve ölülerini mumyalamaya başlamaları arasında
bir ilişki olduğu sanılmaktadır. Eski Mısırlılar, ölen
bir kişinin bedenini koruyarak, ona yiyecek ve içecek
sunarak ölümden sonra yaşamasını sağlayabileceklerine
inanırlardı. Bu nedenle ölülerini, öbür dünyada gereksinecekleri
eşyalarla birlikte gömerler, mezar duvarlarına çizdikleri
resimler ve yazdıkları yazılarla ölülere karşılaşabilecekleri
tehlikelerden korunma yollarını gösterirlerdi.
Mısır
Piramitleri Hakkında:
- Herbiri
20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Ve bu taşları
temin edebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre
uzaklıktadır.
- Piramit
kimin adıyla yapıldıysa, onun mumyasının bulunduğu
odaya, yılda iki kez güneş girmektedir. Doğduğu gün,
tahta geçtiği gün.
- Giza'daki
üç piramit aralarinda bir Pisagor üçgeni olacak şekilde
düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine
göre orani 3:4:5'dir.
- Büyük
piramidin tepesi Kuzey kutbunu, çevresi ekvatorun
uzunluğunu temsil eder. Ve iki uzunluk aynı kıyasa
uygunluk gösterir.
- Giza'dan
geçen boylam, dünyanın denizleriyle anakaralarını
iki eşit parçaya böler. Bu boylam ayrıca, kara üstünden
geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup, bütün
yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını
oluşturur.
- Piramidin
yüksekliğiyle, çevresi arasındaki oran, bir dairenin
yarı çapıyla çevresi arasındaki orana denktir. Dört
kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.
- Büyük
Piramit'in tabanının yüzeyi, anıtın yarısının iki
katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir.
- Büyük
Piramit'in dört yüzeyinin toplam yüzölçümü, piramit
yüksekliğinin karesine eşittir.
- Büyük
Piramit, dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.
- Piramit
dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında
düşürdügü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu
gösterirler. Piramidi çeviren taş levhaların uzunluğu
bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin
taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde
yılın uzunluğu hatasız olarak saptanabiliyordu.
- Büyük
Piramit'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık, Kuzey
kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve bu mesafe,
kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa
eşittir.
ALTIN ORAN
Fibonacci sayı dizisinin Leoardo Fibonacci tarafından
bir problemin çözümünde bulunduğunu ve bu sayıların
1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144,... şeklinde
(ilk iki sayı hariç) kendinden önce gelen iki sayının
toplamı şeklinde ilerlediği görülmektedir. Leonardo
Fibonacci’nin tavşanların üremesi üzerinde incelediği
bu sayı dizisi diğer başka hayvan türlerinde de uygulanabilmektedir
Aşağıda verilen örnek bal arılarının çoğalmasıyla ilgilidir.
• Her erkek arı sadece bir dişiden meydana gelmekte,
yani tek ailesi bulunmaktadır.
• Her dişi arı ise bir anne ve bir babadan meydana gelmekte
ve iki ailesi bulunmaktadır.
Bu durumda arıların üreme şemasını çıkaracak olursak yandaki
biçim ortaya çıkacaktır:
|
|
Aile
|
Büyük
Aile
|
B.B.
Aile
|
B.B.B.
Aile
|
B.B.B.B.
Aile
|
|
Erkek Arı
|
1
|
2
|
3
|
5
|
8
|
|
Dişi Arı
|
2
|
3
|
5
|
8
|
13
|
Şemada da görüldüğü gibi
oluşan sayılar 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55,
89, 144, 233, 377, 610, 987.. dizisini, yani Fibonacci
sayılarını oluşturmaktadır.
Eğer bu sayı dizisindeki terimleri kendilerinden sonra
gelen sayıya bölerek ilerlersek (F1 / F2 = 2, F2 / F3
= 1/2... gibi);
1,000000
0,500000
0,666666
0,600000
0,625000
0,615385
0,619048
0,617647
0,618182
0,617978
0,618056
0,618026
0,618037
0,618033
0,618034
0,618034...
Bu yöntemle ilerleyecek ve bu işlemi sonsuza devam ettirecek
olursak 0,618033989 sayısına giderek yaklaşacaktır.
Diğer taraftan, F2/ F1 = 2, F3/F2 = 1,5 olarak devam
edersek, yani dizilim içinde bir sayıyı kendisinden
önce gelen sayıya bölerek ilerlersek ulaşacağımız sonuç:
1,618 rakamına sürekli yaklaşacak şekilde oluşacaktır
(bkz. Şekil 1).
Altın Oran olarak tanımlanan 1,618034 rakamı Altın Bölüm,
Altın Sayı gibi ifadelerle tanımlanır. Greek alfabesindeki
Phi Ø ile gösterilir.
Peki nedir bu Altın Oran’ın özelliği ? İsterseniz küçük bir
örnekle eşit büyüklükte iki kareyi yan yana getirelim,
sonra bu iki kareye bitişik olacak şekilde büyük tek
bir kare, çizmiş olduğumuz üç kareye bitişik bir kare
daha... Bu şekilde kareleri kendilerinden önce komşu
oldukları kare sayıları ile numaralandırırsak Fibonacci
sayı dizisine ulaştığımız görülecektir ve işte Fibonacci
diktörtgeni karşımızda ve bu dikdörtgenin kenarlarının
birbirine oranı da Altın Oran’ı vermektedir (bkz. Şekil
2).
Şimdi bu karelerimizi çeyrek daireler oluşturacak şekilde
köşelerinden birleştirelim. Oluşan şekil aşağıdaki gibi
olacaktır. Bu spiralin bir özelliği de doğada görülen
bir eğime sahip olmasıdır.
Birçok matematikçi ve bilim insanının yıllar boyu ilgisini
çeken ve araştırmalara konu olan bu rakama “altın oran”,
“kutsal oran”, “mükemmel oran” gibi isimler atfedilmektedir.
Bunun nedeni bu orana göre yapılan ve yaratılan resimlerin,
mimari eserlerin, bir dikdörtgenin veya doğada bulunan
bir çiçeğin yapraklarının insanın algılayabildiği en
güzel göz nizamı olmasındandır.
Altın Oran ile doğada hemen hemen her yerde karşılaşmaktayız;
bitki yapraklarında- tohumlarında, çiçek yapraklarında,
çam kozalaklarında, deniz kabuklarında, en yakın örneği
ise insan vücudunda. İnsan boyuna x, göbek deliğinden
ayak uçlarına kadar olan bölüme de y dersek; göbekten
başa kadar olan uzunluk “x-y” olacaktır. Bu durumda
ideal yani altın orana göre olan insan vücudunun denklemi:
x / y = y / (x – y ) olacaktır (1).
Bu formül insanın diğer uzuvları için de geçerlidir.
Örneğin parmak boğumları, kol oranı, yüz hatlarının
oranı gibi.
Sanatta ve mimaride ise Altın Oranı veren birçok eser bulabilmekteyiz.
Eski Yunan Mimarisinden Leonardo Da Vinci, Raphael,
Rubens, Boticelli gibi ünlü ressamlar da resimlerinde
Altın Oran’ı kullananların başında gelmektedir.
Leonardo Da Vinci’ ye ait olan “The Annonciation” adlı
yukarıdaki tablonun da gelişi güzel değil, belli bir
oran dahilinde yapıldığı görülmektedir. Leonardo ve
çağdaşlarının o dönem sadece resim ve mimari ile uğraşmadığı,
çok yönlü, yani matematik, fizik gibi dallarla da yakından
ilgili olduğu düşünüldüğünde bunu tablolarına yansıtmaları
mantıklı durmaktadır.
Tabloyu belli noktalarından dikey ve yatay olmak üzere
iki çizgiyle kesersek kenarlarda oluşacak oran 1/1.618
dir. Günümüzde ve geçmişte resim yapma tekniğinde altın
üçgen, dikdörtgen ve çokgenler sıkça kullanılmıştır
(2).
Bunun dışında Fibonacci sayı dizisinin ve altın oranın;
şiir, müzik notaları, ekonomi gibi değişik ve birçok
kullanım alanı bulunmaktadır. Aşağıdaki örnek bunlardan
biri olan mimari alanındandır. Altın Oran’a özellikle
eski Yunan mimarisinde sıkça rastlamaktayız.
Grafik çiziminde belirtilen noktalar arasında kalan parçaların
birbirlerine olan oranı Altın Oran’a uymaktadır.(bkz
Şekil 3, 4).
Mısır’daki piramitlerde de bu orana rastlanmaktadır.
Piramitler hem kendi içlerinde bu kurala uymakta hem
de birbirleri arasında bu orana uyan spiral içinde belli
noktalarda konuşlandırıldıkları görülmektedir (bkz.
Şekil 3, 4). Günümüzde ise bu orana uyan ünlü yapılar
arasında Birleşmiş Milletler binası bulunmaktadır.
Ayrıca Altın Oran birtakım firmalarca ürün dizaynı aşamasında
da kullanılmaktadır. Bunlar sigara paketleri, kredi
kartları, bazı ambalajlar ve benzerleridir (1).
Fibonacci sayı dizisinin ve Altın Oran’ın görüldüğü
ve kullanıldığı yerlerin tamamını sizlere aktarmamız
için oldukça kalın bir kitap çıkarmamız gerekebilir.
Bu bakımdan konuyu genel itibariyle net olarak açıklayabilecek
düzeyde örneklediğimizi düşünüyor ve son bir kullanım
alanı olarak borsadan örnek vermek istiyorum.
Fibonacci sayılarının bu alanda kullanımı alanı 4 grupta incelenebilir:
Yay (arc), fan, geri alma çizgileri ve zaman bölgeleri.
Fibonacci çalışması olarak yorumlanan bu çalışmaların
yorumlanması hisse senetlerinin bu çizgilere yaklaştığında
eğilim değişikliğinde bulunacağı doğrultusundadır.
Konunun daha da açıklayıcı olması açısından zaman bölgeleri
çalışmasına bir örnek vermek istiyorum:
Burada önemli olan rakamların 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21,
34, 55... şeklinde Fibonacci sayı dizisinden oluşarak
bir dik çizgi serisi oluşturmasıdır. Bunun anlamı ise
aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi trendin bu noktalara
geldiğinde, belirgin değişimler göstermesidir.
Yandaki örnekte, Dow Jones Industrial endeksi üzerine çizilen,
Fibonacci zaman aralıklarını görebilirsiniz. Görüldüğü
gibi belirlenen zaman çizgilerine yakın yerlerde belirgin
değişimler gözlenmektedir (bkz. Şekil 7) (3).
Görüldüğü gibi Fibonacci
sayı dizisinin ve Altın Oran’ın kullanıldığı ve doğada
görüldüğü alanlar saymakla bitmiyor. İşte tam da bu
yüzden, bugüne kadar bu konuda araştırma ve inceleme
yapmış bilim insanları ona Tanrı’nın dünyayı yaratırken
kullandığı oranı kastetmek amacıyla Kutsal Oran, İlahi
Oran benzetmesini yapmışlardır.
Kaynaklar:
(1) Knott, R., kişisel web sitesi (1996). http://www.mcs.surrey.ac.uk/Personal/R.Knott/Fibonacci/
[10 Ekim 2004, WEB].
(2) Çağlarca, S. (1997). Altın oran. İstanbul: İnkilap
Kitabevi.
(3) Borsa Analiz (1999). http://www.borsanaliz.com/ndarsiv.html
[10 Ekim 2004, WEB]
Kıvanç, F. E. (2005). Fibonacci sayı dizisi ve altın
oran. PiVOLKA, 4(16), 14-16.
TÜRK
MİMARİSİNDE ALTIN ORAN
Türk
mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır.
Mimar Sinan'ın da birçok eserinde bu altın oran görülmektedir.
Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri'nin minarelerinde
bu oran görülmektedir. Türk mimarisi ve sanatı da altın
orana ev sahipliği yapmıştır: Konya'da Selçukluların
inşa ettiği İnce Minareli Medrese'nin taç kapısı, İstanbul'daki
Davut Paşa Camisi, Sivas'ta Mengüçoğulları'ndan günümüze
miras kalan Divriği Külliyesi genel planlarından kimi
ayrıntılarına dek f ile iç içe bir görünüm sunar. Mısır'daki
Keops piramidinde, Paris'in ünlü Notre Dame Katedrali'nde
altın oranın izlerini görmek mümkündür.Eski Mısırlılar
inşa ettikleri piramitlerde de altın oranı olduğu saptanmıştır.
Piramitlerin tabanı ile yüksekliği arasındaki oranın
0.618 ( yani altın oranın değeri )olduğu görülmüştür.
Ayrıca piramitlerin dizilimi yani bulunduğu bölgeye
yerleşimi de bize altın spirali verir.
PİRAMİTLER VE İNŞASI
Krallık ailesinin lahitlerini barındırmak amacıyla yapılan
piramitler (Yunanlıların bir pasta adından esinlenerek
verdikleri ad) Mısır'da çok eski tarihlerde ortaya çıktı
ve Eski İmparatorluğun (III.-VI. sülale, İ.Ö. 2780-2380)
belirgin anıtları olarak kaldı.
Piramitlerin biçimi bir simgedir; Gerçekten de kenarları
basamaklar halinde olduğunda piramitler ölü kralın ruhunun,
babası Ra'ya yani, Güneş'e kavuştuğu merdiveni belirtir;
daha sonraları kenarları düz yapılmaya başlandığında piramitlerin
bulutların içinden geçerek eğimli biçimde düşen güneş
ışınları demetinin taşlaşmış bir görüntüsünü simgelediği
bilinir.Piramit ölü kral için yaptırılan mimari bütünün
en önemli bütünüydü.Çevresinde anıtsal bir duvar vardı;
yanındaysa ölü tapınakları yer alıyordu.Piramitlerin başlangıçta
çok büyük olan boyutları Eski İmparatorluk döneminde yavaş
yavaş küçüldü ve Orta İmparatorluk'ta belirli bir ölçüde
kaldı.Yeni İmparatorluk dönemindeyse piramitler kral mezarı
olarak ortadan kalktı.
III. sülalenin kurucusu olan kral Zoser'in piramidi bilinen
ilk piramittir.Kahire'nin 28 km güneyinde Sakkara yaylasında
eski başkent Menfis (Memphis) yakınında yükselen bu piramit,
firavunun emri üzerine mimar İmhotep tarafından gerçekleştirildi.İmhotep
piramit biçimindeki ilk kral mezarını ortaya attı ve bu
gelenek, firavunlara tanınan bir ayrıcalık olarak kaldı.Dört
bir yanındaki altışar geniş taş basamağıyla dev bir merdiven
gibi görünen Zoser piramidi 109m eninde 121m boyundaki
dikdörtgen bir taban üstünde yükseliyordu (61m).
Piramidin altında, kayalar içine derin biçimde oyulmuş
ve mavi fayans karolarla süslü ölü odaları bulunuyordu.Bu
basamaklı piramit, 1600m uzunluğunda ve 10,5m yüksekliğinde
görkemli bir duvarla kuşatılan on beş hektarlık merkezinde
yer alır.Kralın bu "ebedi konutu"nda törenlerinin
kutlanmasına yarayan çeşitli ek binalar da, günümüzde
Mısır'ın en etkileyici arkeolojik sitelerinden biri olan
bu anıtlar bütününün içinde yer alıyordu.
Piramit yapımında bundan sonraki aşama Sakkara'nın 19
km güneyinde Medum sitesinde IV. Sülalenin ilk firavunu
Snefru tarafından yürütüldü.Başlangıçta sekiz basamaklı
olan mezar, basamakları doldurtarak tabandan tepeye kesiksiz
eğim halinde yükselen dümdüz dört kenarı elde eden Snefru
tarafından tam bir piramide dönüştürüldü.Snefru için,
Sakkara yakınında Dahşur'da iki piramit daha dikildi.
PİRAMİTLERİN İNŞASI
Piramitler basit aletlerle,katı biçimde düzenlenmiş
şantiyelerde inşa edildi.Hırsızlara yolunu şaşırtan
karmakarışık koridorlar ağını ve odaları örten taş blokların
üst üste konulması ile yapılan piramitler,Nil Nehri'ne
doğru çıkıntı yapan kayalık bir plato üzerinde kuruldu.
Taşkınlar sırasında çalışma daha kolay oluyordu.Limanla
şantiye arasında kızaklar üzerinde taşları çeken yüzlercve
işçinin balesi yıllarca sürdü.Taşları çıkarabilmek için
yapılan rampalar, piramit tamamlandıktan sonra kaldırıldı.
Piramitlerin inşası hakkında bir çok fikir çıktı. Kimisi
piramit yapımında uzaylıların rol olduğunu savundu.Kimisi
de hiç bir fikir yürütemedi.Kimileri de bu olayın,Mısır
halkının azmiyle gerçekleştiğini benimsedi.
DÜZYÜZEYLİ PİRAMİTLER
Daha sonraki piramitlerin dış yüzeyleri çıkıntısız,
düzdü. Bu, belki de, kralın Güneş tanrısı Ra'ya tırmanabileceği
güneş ışınlarını temsil etmesi için bu şekilde yapılmıştı.
Bu piramit Abusir'deki Kral Sabure'nin piramidi asıl
alınarak yapılmıştı.Vadi ile cenaze tapınakları bir
kapalı ara yolla birbirine bağlanırdı.
BASAMAKLI PİRAMİTLER
İlk yapılan piramit kralın mimarı İmhotep tarafından
kral Zoser için yapılan Zoser piramididir. Bu piramit
547.278 m'lik çok geniş bir duvarla çevriliydi. Duvarın
içindeki alanda dış yüzeyleri ince işlemelerle süslü
yapılar vardı.İçleri moloz doluydu.Üstteki resim..
Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş
Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadır.
Ziyaretçileri pek keops piramidine sokmadıkları bunun
nedeninde piramidin koridorlarının çok dar ve dik olması
olduğunuda duydum.
Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı yaklaşık
olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyormuş(149.504.000km)
Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri
tam 2 eşit parçaya bölüyormuş
Taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin
pi=3.14 sayısını veriyormuş
Piramidin içinde dünyanın ağırlığı yazıyormuş. Piramidin
tam olarak dünyanın merkezinde bulunuyormuş. Piramidin
çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça
üst üste koyduklarını kabul edersek,piramitteki 2.5
milyon tacın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş
oluyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır.
SFENKS PİRAMİTLERİ
Mısır'da, Gize'deki üç büyük piramidin biraz doğusunda,
bilinmez bir zamandan beri bu vadiyi bekleyen, gözlerini
doğuya dikmiş yarı insan, yarı aslan bir heykel var:
Sfenks.
Ejiptologlar, Khafre piramidini Vadi Tapınağı'na bağlayan
yolun bitiminde yer alan bu gizemli yapının, İ.Ö 2500
dolaylarında firavun Khafre tarafından yaptırıldığını
düşünüyorlar. Oysa ne Gize'deki herhangi bir anıtta
bunu destekler bir ifade var, ne de Mısır'ın herhangi
bir yerinde. Sfenks'in yapıldığı tarih, bilinmiyor.
1991 yılında Amerikalı araştırmacı John Anthony West
ve jeolog Dr Robert Schoch, bu görkemli anıt üzerinde
bir dizi araştırma yaptılar.
Vardıkları sonuçlar, oldukça şaşırtıcıydı: Heykelin
üzerindeki aşınma izleri, arkeologların inandığı gibi
rüzgar ve kumdan değil, uzun ve etkili yağmurlardan
ileri geliyordu ve bunlar "su aşınması"ydılar!
Mısır'ın bu bölgesi, bundan 5000 yıl önce de çöldü ve
yağmur düşmüyordu. Söz konusu aşınmayı yapacak düzeyde
bir yağmurun en son düştüğü tarih ise, en az İ.Ö 5000
yılına, hatta çok daha eskilere dayanıyordu. Araştırmayı
yapan ekipte sismik ölçümler yapan cihazlarla çalışan
uzmanlar da bulunuyordu. Bu ekip, daha şaşırtıcı bir
bulguya da ulaştı: Araçlar, Sfenks'in pençelerinin yaklaşık
8-9 metre altında büyük bir "oda"nın ve ona
açılan dehlizlerin varolduğunu gösteriyordu. Mısırlı
yetkililer, başta Eski Eserler Müfettişi Dr.Zahi Hawass,
bu bulgulara erişildiği günlerde West ve ekibinin iznini
iptal ettiler ve Sfenks üzerinde araştırma yapılmasını
yasakladılar. Ama haber basına çoktan yansımış, West
ve Schoch da elde ettikleri bulguları aynı anda filme
aldıklarından, NBC'de yayımlanan bir belgeselle ortalığı
iyice karıştırmışlardı.
Bütün bunlara "Orion Gizemi"nin yazarı Robert
Bauval ile "Tanrıların Parmak İzleri"nin yazarı
Graham Hancock'un astronomi temelli bir tezleri de tuz
biber ekti: Sfenks, tam doğuya bakıyordu, yani ekinoks
(23 mart ya da 21 eylül) anındaki gün doğumu noktasına.
Mısırlıların yıldız kültürlerinde, güneş doğmak üzereyken,
ufuk henüz tam aydınlanmamışken son olarak görülen yıldız
ya da takımyıldızın ayrı bir önemi vardır. Bu durumdaki
yıldıza "heliak yükselişte" denir ve bu, Mısır'ın
hem takvimini hem de dinini etkileyen çarpıcı bir olgudur.
Örneğin, Mısır kültüründe Tanrıça İsis'i simgeleyen
Sirius yıldızı, yaz gündönümünde (21 haziran) şafak
öncesi görünmeye başlar ve bu tarih aynı zamanda Nil'in
yıllık taşma dönemlerinin de başlangıcıdır. Bu nedenle
Mısırlılar, yaz gündönümünü "yılbaşı" kabul
ederlerdi. Bu yaklaşım, ejiptologlarca Sfenks'in yapılmış
olduğu tarih olarak varsayılan İ.Ö 2500'de, ilkbahar
ekinoksunda "heliak yükselişe" başlayan takımyıldızın
incelenmesini ilginç hale getiriyor. Bauval ve Hancock,
bilgisayar simulasyonuyla o tarihte Boğa takımyıldızının
yükselişte olduğunu gördüler. Oysa Mısırlılar şekil
ve simgelere çok önem verirlerdi ve yaptıkları anıtlarda
buna çok dikkat ederlerdi. Yani, bu durumda Sfenks'in
aslan değil de boğa biçiminde yapılmış olması gerekmez
miydi? İki araştırmacı, bu kez ilkbahar ekinoksunda
aslan burcunun heliak yükselişe geçtiği tarihi araştırdılar
ve karşılarına "Orion Gizemi"ndeki o garip
yıl çıktı yine: İ.Ö 10.500.
Bütün bulguları, her ne kadar ejiptologlar ve ortodoks
akademisyenler bunları dikkate almak istemeseler de,
aynı "başlangıç tarihi"ne yönlendiriyor araştıranları.
Mısır uygarlığının İ.Ö 3100 yılında başladığı yolundaki
yaygın görüş dikkate alındığında, eski Mısırlıların
bir "şifre" gibi bıraktıkları "anıt bilmecesi"
acaba bilinenden en az 7000 yıl daha eskiye dayanan
helak edilmiş bir yitik uygarlığın izleri mi sorusunu
akla getiriyor.
GİZA PİRAMİTLERİ
Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde
yapıldığı zannedilen Gize piramitleri;Keops, Kefren,
Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından
yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir.Gize'de
sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce
irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Gize piramitlerini
öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı
bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır.
Piramitler yalnızca Mısıra özgü de değildir.Güney Amerika
kökenli Maya ve Azteklerde piramitler yapmışlardır.
Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da
zannedilmektedir.
ESKİ MISIRDA MUMYALAMA
Mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak
için yapılan bir dizi törenden sadece başlangıç olanıdır.Bu
işlem insanların yanı sıra boğa,timsah,kedi gibi hayvanlar
içinde yapılmaktaydı.Arapça ve Farsça'da "Mumiya"
doğada bulunan katran ve bunun karışımlarına denilir,ilaç
oalrak da kullanılırdı.Gerçekte ölünün bedenini konserve edercesine
korumak için yapılan "Tahnit" işleminde katranın
kullanılması,onu mumya ile eş anlamlı yapmıştır. Önce ölü
yıkanir. Burnundan sokulan aletlerle beyin boşaltılır. Göz
ve ağız boşukları,yağlı keten tamponlarla doldurulup göz kapakları
kapatılırdı. Rahip habeş denilen keskin bir opsidyenle vücüdun
sol tarafını açarak,içindekileri tamamen boşaltır ve bunları
"Kanopik" denilen çömlek ve vazoların içine koyardı.Boşalan
karın kısmı ve kadınların göğüs içleri,hurma şarabı ve kokulu
bitkilerle temizlendikten sonra, reçine, tarçın,soğan ve kokulu
mir ile karıştırılmış ağaç talaşı,yerleştirilirdi. Acılan
yerler dikildikten sonra Mısırlılar'ın "Net-jeryt"
denilen ve kahire yakınlarındaki bir vadide bulunan "Natron"
tozu sodyum karbonat ve ya Sodyum Klorit (tuz) ile karıştırılan
madde içinde 40 ve ya 70 gün(soylular için 272gün) bekletilirdi.Böylece
vücuttaki nem absorbe edilir,organik yapı antiseptik korumaya
alınırdı.Bir çeşit insan salamurası olan bu işlemin sonunda
eller göğüste veya karın üzerinde birleştirilerek vücüt yatar
durumuna getirilir ve kurutulurdu.
|