MISIR
İSKENDERİYE
İskenderiye, Mısır'ın Akdeniz kıyısında bulunan ikinci
büyük şehridir.
M.Ö. 332 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuş ve
adını kurucusundan almıştır. Eski çağlarda dünyanın yedi
harikasından biri olan feneri ve zamanının en büyüğü kütüphanesiyle
tanınan İskenderiye, bugün Mısır'ın turizm açısından önemli
şehirlerden biri durumundadır.
Tarihi kentin iç kısımları gerçekten de hayallerdeki,
İskenderiye'yi dumura uğratıyor bir anda. Toz içindeki
sokaklar, yıkılacakmış gibi duran apartmanlar, sağdan
soldan yayılan iç bayıltıcı kokular ve trafiğin içinde
tıngır, mıngır giden at arabaları hiç yakışmıyor bu kentin
ruhuna...
İskenderiye için 'Mısır'ın İstanbul'u diyor gezenler.
Kahire'den 3 saat kuzeyde bulunan İskenderiye, caddeleri,
mimarisi, sanatı ile geçmişi ve şimdiki zamanı bir arada
barındıran bir kent. Akdeniz kıyısında, Büyük İskender'in
Kleopatra'yı tanıdığı, Helenistik Medeniyet'in temellerinin
atıldığı kent. Dünyanın yedi harikasından, bugüne kalıntıları
dahi ulaşmamış olan İskenderiye Deniz Feneri'nin olduğu
yerde bir kale bulunmakta.Kayıt Eşref Bey Kalesi. Giriş
ve çıkışlarında İngilizce ve Yunanca "Alexandria"
yazan tabelalar olan kentin görülesi yerleri: Kral Faruk'un
yazlık sarayı, 2001'de yeniden inşa edilen İskenderiye
Kütüphanesi ve Ebu Abbas Camii.
 İskenderiye Feneri
İskenderiye Feneri veya Faros Feneri, M.Ö.
3. yüzyılda Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki
Faros Adası üzerine yapılmıştır.
Büyük İskender'in ölümünden sonra güçlenen kumandan Ptolemy
Soter, İskenderiye'yi kendine başkent yaparak bağımsızlığını
ilan etti. Sostratus tarafından İskenderiye Kütüphanesi'nde,
açıktaki Faros adasına yapılmak üzere bir fener kulesi
tasarlandı.
Beyaz mermerden yapılan Fener, 120-130 metre boyundaydı.
Fener'in aynası, geceleri yaklaşık 50 km. mesafeden görülebilen
bir ışık saçıyordu.
Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri,
içlerinde günlük yaşam içinde kullanılmış olan tek eserdir.
Ayrıca yedi harika içinde ve gelmiş geçmiş tüm deniz
fenerlerinin içinde en yüksek olanı bu fenerdi.
Depremlerle yıkılarak kullanılmaz hale gelen fenerin
kalıntıları, Memlüklüler tarafından şehri korumak için
yapılan bir kalede kullanıldı ve 15. yüzyıla gelindiğinde
fenerden hiçbir iz kalmamıştı.
Tutankamon'un laneti (Yeni şafak 3 Kasım 2004)
Mısır gezisi boyunca kimi piramitlerde, kimi Kahire'de
kimi ise İskenderiye'de aradığını bulamayıp hayal kırıklığına
uğradı ama, tüm grubun hayran kalıp, mükemmelliyetliği
konusunda hemfikir olduğu bir yer vardı ki Kahire Müzesi.
Binlerce eserin sergilendiği bu müzeyi hakkıyla gezmek
iki tam gün istese de bizim iki üç saat içinde gördüklerimiz
hayretlere düşmemize yetti de arttı bile. Mumyalar ve
Eski Mısır uygarlığından kalan birbirinden değerli hazineler
bir yana müzenin en ilgi çeken kısmı 19 yaşında dünyaya
gözlerini yuman ve büyük bir ustalıkla gizlendiği için
mezarı yağmalanmayan tek firavun olan Tutankamon'la ilgili
bölümdü.
Oda içinde oda, tabut içinde tabut
Tutankamon'un mezarı 1922'de İngiliz arkeolog Huvard Karter
tarafından ortaya çıkarılmış. 15 yıl boyunca araştırma
yapıp kayda değer bir hazineye ulaşamayan Karter, tam
pes edip çalışmalarını sonlandırmak üzereyken bir giriş
bulmuş. Günlerce kazı yapıp girişi açtıklarında ise gördükleri
karşısında dilleri tutulmuş. Çünkü buldukları bir çok
odalı mezarın giriş kısmı bile hazinelerle doluymuş. İlk
odanın kapısını açtıklarında ikinci bir odayla karşılaşmışlar,
onu da açınca üçüncü bir oda bulmuşlar, bu odanın kapısı
da açılınca dördüncü bir oda çıkmış karşılarına. Dördüncü
odanın kapısını açtıklarında ise bir lahit görmüşler,
lahitin kapağını kaldırdıklarında, tahta bir tabut , tahta
tabutu açınca, altın bir tabut, altın sandukayı açtıklarındaysa
Tutankamon'un mumyasına ulaşmışlar. Mezarın bulunması
bütün dünyada yankı uyandırmış ve bir çok meraklı Mısır'a
akın etmiş. Ancak bu noktadan sonra esrarengiz ölümler
meydana gelmiş. Tutankamon'un mezarına girip çıkan ya
da bu işe karışan bir çok insan anlaşılmaz biçimde hayatını
yitirmiş ve bu esrarengiz ölümler 3 bin yıllık bir lanete
bağlanmış. Çünkü Tutankamon'un mezarının başında bulunan
yazıda 'Mezara dokunanlara ölüm gelecektir' yazıyormuş...
2002 yılında tekrar açılan İskenderiye kütüphanesi
M.Ö. III. yüzyılda İskenderiye'de kurulmuş olan kütüphane,
insanlık tarihinde meydana getirilmiş önemli eserlerden
biridir. Eski kaynaklar, burada 900 bin cilt el yazması
eserin toplandığını kaydeder.
İskenderiye şehri M.Ö. 382 yılında, Makedonyalı Büyük
İskender tarafından kurulmuştur. Onun ölümüyle imparatorluğun
dağılışı sonunda kumandanlarından Lagus'un oğlu Ptolemaeus'un
eline geçti. O da Mısır'da krallığını ilan etti. Mısır'da
300 yıl devam eden bu hanedanın ilk hükümdarı olup,
383 yılında 24 yaşında iken 24 yıl hüküm sürmüştür.
Savaşı sevmeyen Ptolemaeus, hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını
genişletmek hevesine kapılmadı. Bilim ve edebiyata düşkünlüğüyle,
Mısırlılar'ın gelenek ve göreneklerini, dinlerini benimseyerek
halkın sevgisini kazandı. Eski kanunları, dini törenleri
muhafaza etmekle kalmayıp, eski Mısır hükümdarlarının
lakabı olan Firavun ünvanını aldı ve onları taklit ederek
öz kızkardeşiyle evlendi.
Bu yeni devletin merkezi İskenderiye şehriydi. Yeni
firavun burayı baştanbaşa onarıp, genişleterek o devrin
en meşhur başkenti haline getirdi. Burada meydana getirdiği
en önemli eser ise müze ve buna bağlı olan kütüphane
idi. Kurulması için saray civarında ve güzel bir yer
seçildi. Müzede o devirde bilinen bütün ülkelerdeki
hayvan ve bitkilerin bir örneği vardı. Ayrıca botanik
bahçesi ve bir rasathane bulunuyordu. Otopsi yoluyla
insan vücudunun incelenmesi için bir anatomi salonu
açılmıştı. Bu bilim sitesinde fizik, kimya, tıp, astronomi,
matematik, felsefe, edebiyat, ve fizyoloji bilgileri
için evler yapılmıştı.
Müzenin en önemli bölümü kütüphanesiydi. Kütüphanenin
müdürü, bulabileceği her yazılı eseri alma yetkisine
sahipti. Mısır'a giren her kitabın buraya götürülmesi
mecburiyeti vardı. Kitabın burada bir nüshası çıkarılıp
sahibine verilir, kitabın aslı ise kütüphanede kalırdı.
Bir taraftan da yurt dışına gönderilen memurlar, başka
ülkelerde buldukları kitapları satın alıp, getirirlerdi.
Böylece, o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde
ve kaybolmaya mahkum durumda olan eserler emin bir yerde
toplanmış oldu.
Kütüphanenin Yıkılışı
Genel kanı bu kütüphanenin, çıkan çeşitli fanatik görüşler
nedeniyle, antik Pagan tapınakları ve yapıların imhası
sırasında Hıristiyanlar tarafından yakıldığı yönündedir.
Bu görüşe göre 391 yılında Bizans'ın Mısır Valisi Theophilos,
İskenderiye'de Mısır'ın eski din mensuplarına ait Osiris
tapınağının yeri olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi
için Hrıstiyanlar'a verdi. Burada yapılacak kilisenin
temel kazıları sırasında üzerinde eski dine ait yazılar
bulunan bir taş çıktı. Hıristiyanlar bunu bir alay konusu
yaptılar. Bu olay şehirde oldukça kalabalık halde bulunan
putperestleri kızdırdı ve sonunda İskenderiye'de dini
bir ayaklanma çıktı. İki taraf çarpıştı, insanlar kitle
halinde kılıçtan geçirildi. İskenderiye Kütüphanesi'nin
olduğu bölge yerle bir edildi. İmparator I. Theodosius,
valiye başka büyük şehirlere göre eski dinin İskenderiye'de
hala neden bu kadar canlı olarak devam ettiğini sorunca,
buna sebep olarak İskenderiye Kütüphanesi'nin eski putperestlik
kültürünü devam ettiren kitaplarını ileri sürdü. İmparator,
bunun üzerine hepsinin yok edilmesini emretti. İskenderiye
Kütüphanesi'ndeki tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak
yaktırıldı ve böylece insanlık tarihinin bu bilim ve kültür
hazinesi yok oldu.
Kütüphanenin Sezar tarafından, İskenderiye'yi kuşattığı
sırada yok eldiği görüşü de çeşitli tarihi eserlerde yer
almaktadır. Kütüphanenin varlığını 4. yüzyıla kadar sürdürdüğü
bilinmektedir. Sezar'ın kuşatmasında sadece bir bölümünün
zarar görmüş veya yıkılmış olduğu da düşünülmektedir.
Yakılan İskenderiye kütüphanesinin bulunduğu alanda yeni
bir kütüphane yapılmış ve 2002 yılında hizmete açılmıştır
|